İçeriğe geç

LEYLA

Bölüm 9 · 5 dk okuma

LEYLA

Bölüm 9

b�l�m dokuz

9. Bölüm

2015, Ankara

Yazarın Anlatımıyla

Şubat ayının yağmurlu bir günüydü Ankara'da. Seyit Alp sırtında çantası ile dershaneden çıkmış öylece eve doğru yürüyordu, saat akşam sekiz gibiydi. Üniversite sınavına hazırlandığı dönemdi, daha on yedi yaşındaydı o zamanlar.

Artık günler günleri kovalıyordu, çok da mutlu olduğu bir dönemde değildi, kendini sadece derslerine vermişti, adeta tarihten haberi yoktu. İstemsizce aklına gelmişken bugünün ayın kaçı olduğunu kontrol etmek istedi ve telefonunun ekranını açtı, gördüğü tarih aklında bir şimşeğin çakmasına sebep oldu. Ayın 28'iydi, Leyla'nın doğum günü.

Hâlâ unutmamıştı Leyla'nın, çocukluk aşkının doğum gününü. Leyla muhtemelen onun varlığını bile çoktan unutmuştu ama o hâlâ onu hatırlıyordu, hatta çocukluğunda onunla yaşadığı anıları tekrar rüyalarında görüyordu.

İç çekti, otobüs durağında beklemeye başlarken telefonundan onun güncel bir fotoğrafını açtı. Beyza gidip Ayşe'nin sosyal medya hesabını bulmuştu ve burada Leyla'nın fotoğrafları da vardı. Bir gün gelip ona rastgele o ailenin fotoğraflarını gösterdiğinde Seyit de kendini sosyal medyada Leyla'yı aramaktan alıkoyamamıştı. Leyla o dönemde kendisi sosyal medya kullanmıyor gibi görünüyordu, bu yüzden Seyit de Ayşe'nin, yani Leyla'nın annesinin hesabına girdi.

Bu şekilde birkaç senedir ara ara bu hesaba ve Yavuz'un hesabına girmekten kendini alıkoyamıyordu, çocukluğuna dair her şeyi aklından sildiğini sanıyordu ama rüyalarında bile bu insanları ve anne babasını görürken bu nasıl mümkün olabilirdi?

Leyla'nın fotoğrafına dalıp gitti, aklından tonlarca anı geçti. Otobüs beklerken telefonu cebine koyup sigara paketini çıkardı ve bir tane yakıp dudakları arasına yerleştirdi.

"Hâlâ bu kıza aşık olmam mümkün mü?" diye geçirdi içinden. Sekiz yıl olmuştu, sekiz koca yıl onu görmeyeli. Siyah saçları, yeşil gözleri, güzeller güzeli yüzü... Ne kadar yıl geçerse geçsin onun gözünde Leyla hâlâ dünyanın en güzel kızıydı. Çocukluğu da güzeldi, şimdi daha da güzel olmuştu.

"Onu uzaktan uzağa izlemeyi, düşünmeyi bırakmalıyım artık..." diyerek iç çekti. Onu bir daha asla görmeyeceğine bile emindi. Kendisi Balıkesir'e ayak basmıyordu, Leyla Ankara'ya gelse de koskoca Ankara'da karşılaşacaklarını da düşünmüyordu.

Karşılaşsalar bile ne olurdu ki? O değil miydi her şeyi çöpe atmaya çalışan, her şeyi, olduğu kişiyi değiştiren... Tek o biliyordu hâlâ hiçbir şeyi aşamadığını... Arkadaş çevresinin hayatına dair neredeyse hiçbir fikri de yoktu zaten.

Ama biliyordu. Hiçbir zaman ne o Leyla'nın karşısına, ne de Leyla onun karşısına çıkmalıydı. Çünkü biliyordu ki, aşık olurdu. Ona yeniden aşık olurdu. Ve yine biliyordu ki, Leyla ona anne babasını hatırlatacaktı ve bu onu iyi etkilemeyecekti. Kendisi de acıyla başa çıkma yönteminin çok garip olduğunu ve belki de yanlış olduğunu biliyordu ama o da böyleydi işte.

Yine de "İyi ki doğdun Leyla," diye geçirdi içinden sanki içinden geçirdiği bu cümleler Leyla'ya ulaşabilir gibi. "Bir yaşın daha benden uzakta geçti, umarım en azından sen, bir yerlerde mutlusundur ve hep mutlu olursun."

Fakat bugün, on beşinci yaş günü Leyla için kötü geçmişti. Leyla bugün sevdiği çocuğun sevgilisi olduğunu öğrenmişti. İlk kez birinden hoşlanmaya başlamıştı ve bunu öğrendiği an dünyası başına yıkılmış gibi hissetmişti. Üstüne üstlük de her şeyi içinde yaşıyordu, ne o çocuğu sevdiğini ne de o gün aşk acısı çektiğini biliyordu çevresi. Ailesiyle vakit geçirip doğum gününü kutladıktan sonra odasına kapanmış, dakikalarca, belki saatlerce ağlamıştı. Belli etmemek için kırk takla attığı duygular göz yaşlarıyla boşanıyordu gözlerinden. Ağlaya ağlaya uyuyakalmıştı.

Bir rüya görmüştü, sanki ona uzaklardan bir mesaj getirir gibi bir rüya...

Rüyasında Leyla çocuktu. Altı, hayatındaki büyük değişimin olduğu o yaşındaydı. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu, Leyla ise ağlayarak koşuyordu, sadece koşuyordu.

Koşarken en sonunda yere düştü, ağlaması yaşadığı acıyla daha da arttı. Sırılsıklamdı ve yağmur yağmaya devam ediyordu ama bir anda kesildi sanki... Hayır, Leyla başını yukarı kaldırdığında anlamıştı ki yağmur kesilmemişti, bir şemsiye vardı üzerinde.

Şemsiye, onu taşıyan kişiyi saklıyordu fakat vücudu hafif göründüğünden bu kişinin de bir çocuk olduğu belliydi. Leyla'nın bakışları şemsiyeyi üzerine tutan çocuğun ayakkabılarına kaydı sebepsizce...

Yüzü gözükmese de çocuk şemsiyenin arkasından, "Geç mi kaldım acaba?" dedi. "Umarım kalmamışımdır, neyse... Seni çok özledim, seni gerçekten çok özledim. N'olur artık ağlama, üzülme. Doğum günün kutlu olsun Leyla..."

Leyla rüyanın bu anından sonra şok içinde uyanmıştı. Rüyanın içindeyken o kişinin kim olduğunu anlamasa da ayakkabıları gördüğü ânı hatırladı. Leyla'nın, Alp'in doğum günü için seçtiği, üzerinde Beşiktaş'ın logosu olan ayakkabılardı bunlar, kendisi Galatasaraylı olmasına ve sırf gıcıklık olsun diye Alp'i bu konuda sinir ederek kavga çıkarmasına rağmen Alp bu takımı tutuyor diye bu ayakkabıları seçmişti. Sene, yaşları, ve hatta sesi... Bu bir tesadüf olamazdı, rüyasında gördüğü kişi Alp'ti, mazide kalan o küçük çocuktu.

Derin bir nefes aldı. Nasıl olabilirdi bu? Ne zamandır aklında bile olmayan bir insan bir anda neden rüyasındaydı, hem de bu şekilde? Kalkıp mutfağa gitti ve bir bardak soğuk su içti. Saatin gecenin üçü olduğunu gördüğünde, uykusu da biraz dağılmış olduğundan gidip soğuk suyla bir abdest aldı ve teheccüd namazı kıldı. Rabbi'yle buluşmaya, konuşmaya ihtiyacı vardı.

Alp onu hâlâ hatırlıyor, aklına mı getiriyordu, hatta özlüyor muydu? Bu rüya bu anlama mı geliyordu yani?

"Allah'ım," dedi. "Neden böyle oluyor? Ben onu kaybettiğimde çok zor alıştım yokluğuna. Yıllardır ne bir haber var ne bir iz... Şimdi ben bir acı içindeyken, birini kaybettiğimi düşünüyorken neden kaybettiğim başka birini hatırlıyorum ki? Bunun hikmeti ne? Yardım et bana!" Konuştukça konuştu, ağladı.

Bir yandan da şükretmişti çünkü aslında bu rüya iyi de gelmişti, sanki üzülmemesi için bir mesaj gibiydi. Bol bol dua etti ve aklındaki düşüncelerle tekrar uyumaya gitti fakat sabah uyandığında yaptığı ilk iş bir sosyal medya hesabı oluşturmak oldu, çünkü onu bulmak, en azından sadece görmek istiyordu. Gidip onu ekler ya da ona yazar mıydı, bilmiyordu fakat en azından görmek istedi.

Evet hesabını oluşturmuştu fakat "Alp Kahraman" adını yazdığında çıkanların hiçbirinin o olma ihtimali yoktu. Bu konuyu daha fazla kurcalamayarak rüyayı unutmaya çalıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.