Merhaba. 🩷 Ben çizgi studio'da yeni sayılırım da... Ben bölüm yükleyince size bildirim geliyor mu? Lütfen bana geribildirim verin, hem bu sorum hem de hikaye için. 😊
6. BÖLÜM
~Yıllar geçse de unutulmayan kişiler vardı, kendisi gitse de kalpte izi kalırdı.~
Bu... Bu gerçekten o muydu?
Beni gördüğünde kafasını hafifçe sağa doğru kaldırdı, kaşları çatılmıştı. Peki ya bu beni düğünde gördüğü için miydi yoksa beni Leyla olarak hatırladığı için mi? İkincisi olduğunu hiç sanmıyordum. Çünkü o gün beni tanısaydı elbette bir şey söylerdi. Söylemez miydi? Çöpe mi atmıştı tamamen o yılları? Silmiş miydi aklından? Aklından silse de kalbinde kalmamış mıydı hiç? Bu adam çocukluğunu tamamen silmiş miydi? O yüzden mi Alp değil, Seyit'ti şimdi?
En garibi de bu isim başından beri kimliğinde vardı da kullanılmıyor muydu yoksa sonradan mı ekletti bilmiyordum. Eğer sonradan olan bir şeyse, ekletmek yerine ismi değiştirmek ve Alp'ten kurtulmak daha mantıklı değil miydi? Kafamda deli sorular...
Bakışlarımı kaçırdım ve ilgilenmiyor, umursamıyor gibi yaptım. Kaldığım yerden yürümeye devam ettim ve Elif'in yanına geldim. "Bir sorun mu var Leyla? Bir duraksadın."
"Yo... Yok, yok yani, hiçbir şey yok."
Dudak kıvırdı. "Peki..."
"Şu inşaat başlamadan bir çözüm bulunması lazım," dedim. "Bunun önlemini alırlar herhalde, değil mi? Yani çocukların o alana girmemesi lazım. Çocuk aklıyla bir de... Çok tehlikeli! Çocukların oraya girmesini engelleyecek bir şey lazım."
"Merak etme ya," dedi Elif. "Bence onlar bunu düşünmüştür."
"Bunu gidip konuşmalıyız bence. Emin olmalıyız."
"Tamam, istersen gidip soralım."
Bir anda aralarında onun olduğu gerçeği tekrar aklıma gelince duraksadım. Gerçekten gitmeli miydik?
Ben bunu düşünürken Elif çoktan ayaklanmıştı, yani laf ağızdan çıkmıştı bir kere.
"Ama," diyerek onu durdurdum. "Gidip sadece bunu mu soracağız? Yani, garip olmaz mı?"
"Hoşgeldiniz, der ve devam ederiz. Laf arasında da sıkıştırıveririz işte. Bahsederiz endişemizden."
"Tamam."
Ayaklarım geri geri gidiyordu sanki. Neden gidip sormayı önermiştim ki? Alp oradaydı, orada! Beni tanımamış ve kötü davranmış o garip adam bu-ra-daydı!
Onun hâlâ Alp olduğuna inanamıyordum, olamazdı. Ya gerçekten o değildiyse? Ya o adamın Seyit Alp isminde çocuğu falan vardıysa... Belki de o gerçekten Alp değildi. Kimi kandırıyorum diye düşündüm, onun Alp olduğuna emindim.
Bir bahane bulup oraya gitmemeliydim. Onunla yüzleşmek, konuşmak istemiyordum. Bir yandan da istiyordum. Allah kahret(me)sin, onun gibi biriyle konuşmamalıydım ama içten içe bunu istiyordum.
Gözleri üzerimdeydi, gözleri üzerimdeydi! Yanlışlıkla oraya bakmıştım ve o zaten çoktan bana bakıyordu! Kendimi ergen gibi hissetmeden önce bu tuhaf bakışmaya son vermeliydik. Ya, ya beni tanıdıysa?
"Hocam, gitmeyelim."
"Gidelim gidelim, haklısın, öğrenmeliyiz. Elbette ki öğrencilerimizi düşüneceğiz." Düşüneceğiz düşüneceğiz de...
"Merhaba, iyi günler," Gelmiştik, diğerleriyle beraber bizden tarafa döndü. "Mimar siz misiniz?" diye ekledi Elif, Alp'e dönerek.
"Evet benim," dedi o da kollarını göğsünde bağlarken. "Buyrun."
Bense Elif'in arkasında saklanıyor gibiydim. Korkan küçük bir çocuğun annesinin arkasına saklanması gibi komik gözüktüğümü düşünerek bir adım öne geldim.
Bakışları tekrar bana kaydı ve sonrasında Elif'e döndü. Elif de "Öncelikle kolay gelsin. Biz bu okulun öğretmenleriyiz ve aslında bir konu hakkında bilgi almak istedik." dedi.
"Dinliyorum." derken yine bir bana, bir ona baktı.
"Biz aslında çocuklar için gerekli önlemler alınacak mı diye endişeliyiz. Biliyorsunuz, okul bahçesinde, okullar henüz açıkken inşaat olması küçük yaştaki öğrencilerimiz için tehlikeli olabilir."
"Endişenizi anlıyorum ve takdir de ediyorum," dedi kollarını açarak, elleriyle bir çeşit jest yapıyor, bizi ikna etmeye çalışıyor gibiydi. "Ama endişelenmeyin, güvenlik önlemlerini alacağız. Aşılması zor şeritler olacak. Ayrıca okulun o tarafından olan girişler de kitlenecek, merak etmeyin."
"Tamamdır, öyleyse size kolay gelsin."
"Kolay gelsin." dedim ben de, yani en azından bunu bari söylemek zorundaydım. Gitmeye yeltendiğimde bir ses duydum.
"Sen..." Ben mi? Hayır, olamaz. Duymazdan gel Leyla.
"Leyla, mimar sana mı sesleniyor sanki?"
"Başkasınadır." deyip Elif'in koluna girerken bir ses daha duyuldu.
"Gerçekten duymuyor musun?" Alp resmen onunla konuşayım diye her yolu deniyordu!
Arkaya döndüm. "Bana mı dediniz?"
"Evet, sana dedim."
"Tanışıyor musunuz siz?" dedi Elif de sessizce.
"Hayır, yani, sanırım... Sen git, ben geliyorum."
"Tamam o hâlde."
Geldiğim yolu geri dönerek tekrar onun karşısına geldim. "Buyrun."
"Tanımazdan mı geliyorsun?"
"Tanıyordan mı gelmeliyim? Aa, bak tanımazdan gelmemin bir nedeni var! Sanırım pek iyi tanışmamıştık, ha? Ne dersin?"
Tam yine dönmek üzereyken, "Dinle." dedi.
Ona döndüm. "Tamam," dedi. "Kabul ediyorum, hatalıydım. Öyle davranmamam gerekirdi. Özür dilerim."
Gerçekten beni hâlâ tanımamıştı, hâlâ sadece o düğünde karşılaştığı kızdım onun için. Hâlâ Leyla değildim! Oysa ki tanınmayacak kadar değişmemiştim. İçten içe ona o kadar kırgındım ki...
"Peki, tamam."
"Ne yani?" dedi. "Bu mudur? Başka bir şey demeyecek misin?"
"Ne bekliyordun? Neyse, başka bir şey yoksa, işimin başına döneceğim."
Bir anda arkadan ona doğru gelen toptan dolayı refleksle "Alp!" diye bağırdım.
Bağırmaz olaydım...
O da benim uyarımla başını çekip kurtarmıştı ve ikimiz de birbirimize öylece bakakaldık. Pot da kırdığıma göre hızlıca kaçtım oradan. Hiçbir şey diyemedi bile, soramadı.
***
Akşam olmuştu.
Dünden kalan yemekleri ısıttıktan sonra tam sofraya oturmuştum ki birden kapı çaldı. Alelacele etrafa bakındım. Böyle kapı çaldığında hiçbir zaman ortalıkta baş örtüsü olmazdı zaten! Gördüğüm seccadeyi kafama alıp elimle de tutarak kapıya ilerledim. Üstümdekiler ise kapalıydı zaten.
Açtığımda gördüğüm manzara beni şok etmişti.
Bu Alp'ti, ya da Seyit'ti... Artık her kimse, ama oydu. Ve o da şok olmuş gibi görünüyordu. "Sen... Alt komşum musun?"
"Bilmem," deyiverdim. "Alt komşun muymuşum?"
"Not bırakan... Sen miydin?"
Gözlerim açılıverdi. "Çarpıştığım sendin!"
"Evet, sen olduğunu fark etmiştim ama alt komşumun sen olduğunu da düşünemedim. Her neyse, yemek teklifin hâlâ geçerli mi? Dün yiyip gelmiştim."
"Sen gerçekten diğer ismini nasıl bildiğimi sormayacaksın yani?" Çok göz teması kurmadan konuşmaya çalışıyordum ama yine de soru sormadan da edemiyordum.
"Duymuşsundur bir yerden."
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun ya?! Yeter ama, benim ya ben, L-"
"Leyla." Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Biliyordu, tanımıştı beni! Bir anda öyle panik oldum ki ne yapacağımı bilemeyip kapıyı pat diye yüzüne kapatıverdim. Birkaç saniye öylece kalakaldım kapıya yaslanarak. Sonra kapıyı tekrar açtım.
"Sen-"
"En başta," diye cevapladı ben daha sormadan. "Düğünde seni ilk gördüğüm anda tanıdım seni. Seni tanımamamın mümkün olduğunu mu düşünüyorsun?"
Dudaklarım aralanmış, kaşlarım çatılmıştı. Oldukça kafam karışmıştı.
Devam etti. "Bugün bana öyle seslenene kadar beni tanımadığını düşünüyordum. Ama muhtemelen yine de benim seni tanımamdan sonra anladın, ha yanlış mıyım?"
Öylece dalıp gitmişken yıllar öncesinden bir anı hafızamın gömülü yerlerinden çıkıverdi birden. Şu ana kadar varlığından haberdar olmadığım bir anı...
Henüz beş yaşındayken sırf sıkıntıdan annemin makyaj malzemelerini alıp yüzüme gözüme bir şeyler sürmüş, üstüme başıma garip şeyler geçirmiştim. Neredeyse tanınmayacak bir hâle getirmiştim kendimi, palyaçoya dönmüştüm.
Ve utanmadan öyle mahalleye çıkmıştım annemlerden gizli gizli. Dışarıda oyun oynayan Alp'in arkasından gelip gözlerini kapattım ve sesimi kalınlaştırarak "Bol bokolom bon komom?" diye sordum sonra. O kadar emindim ki bilemeyeceğine.
"Bilmem, tanımadım." Bir yandan bilemeyeceğini düşünüyordum bir yandan da bilmesini, tanımasını istiyordum. Bu yüzden moralim bozuk bir şekilde ellerimi çekip önüne gittim.
"Sen de kimsin? Çirkin şey!" Sırf onu ölçmek için sustum. "Git buradan! Ben seni tanımıyorum ve çok çirkin olmuşsun!" Ne kadar da kibar bir çocuktu ama(!)
Yüzümün asıldığını görünce dayanamamış, "Ya kızım sen saf mısın? Böyle şeyler giyince seni tanımam mı sandın cidden?" demişti.
"Tamam o zaman, adım ne benim?"
"Leyla, tabii ki!"
"Yaşasın!"
"Daldın gittin." Söylediği beni tekrar ana döndürdüğünde bana güldüğünü fark ettim.
"Tarzın güzelmiş." Görünüşe göre kafamdaki seccadeyi ancak fark etmişti.
"Yaa ne demezsin." dercesine gözlerimi kıstım. "Neyse," dedim. "Sana yemek vereyim o zaman."
İkimizin de sormak ve konuşmak istediği bir sürü şey olduğuna emindim ama ikimiz de bunu yapmıyorduk. Evden tabaklara yemeklerden doldurduktan sonra ona getirdim. "Yine de dün gelsen daha iyiydi, yeni pişmişti. Şimdi dünden kalan yemeği yiyeceksin."
"İdare ederiz artık, ne yapalım?"
Kaşlarımı çattım.
"Şaka ya!"
"İyi akşamlar!" Cevap vermesine kalmadan kapıyı kapattım. Neden her şey çok normalmiş gibi davranıyordu? Neden sanki yeni tanışıyormuşuz gibi davranıyordu, neden? Ona sormak istediğim o kadar soru vardı ki ama hiçbirini sorabilecek gibi de hissetmiyordum. Ona delicesine öfkeliydim ama bir yandan onunla konuşmayı da istiyordum. Allah'ım, yardım et!
Neyse, en azından beni tanıdığını öğrenmiştim... İlk gördüğü anda... Benden daha iyiydi. Ben ismini duymasam onun o olduğunu hiç anlayamayacaktım bile ama buna rağmen onu beni tanımamakla suçlayıp durdum. Peki neden o zaman tanıdığını hiç belli etmemiş ve öyle kötü davranmıştı? Al işte, bir soru daha...
Gittim ve akşam namazını kılıp zikir çektim, biraz da tefsir okudum. Bir anda telefonum çaldı. Bu Elif'ti.
"Efendim?"
"Canım biz bahçeye çıkacağız, gelmek ister misin?"
Bu teklif kaçmazdı çünkü biraz sosyalleşmem lazımdı. "Tabii," dedim. "Gelirim."
Üzerime hemen bir şeyler giyindim ve aşağıya indim. Site bahçesindeki masalardan birine geçmiş olmalıydılar. O an elim boş gittigimi ancak fark edebildim çünkü onları gördüğümde termos ve yiyecekler getirdiklerini gördüm.
Yanlarına gittim. "Selamün Aleyküm."
"Aleyküm Selam." Elif dışında üç kız vardı burada. Üçü de kapalıydı.
"Hoşgeldin," dedi aralarından biri. "Büşra ben."
"Ben de Meryem."
"Ve ben de Sare."
"Hoşbuldum," dedim ben de. "Ben de Leyla. Tanıştığıma memnun oldum."
"Biz de," dedi Büşra. "Elif senden çok bahsetti. Yeni atanmışsın. Kaç yaşındasın? Unuttum."
"Yirmi iki," dedim. "Siz? En küçük ben miyim?"
"Yok yok," dedi Büşra. "Yirmi ikiyim ben de."
"Ben Elif'le yaşıtım," dedi Meryem. "Yirmi altı yani."
Sare de gülümseyerek ekledi. "Ben de 24 yaşındayım."
"Ee," dedim. "Siz de iş için mi buraya geldiniz, yoksa buralı mısınız? Evli misiniz bekar mısınız?" Bir anda duraksadım ve mahcupça ekledim. "Ben çok konuşuyorum ve meraklıyım galiba..."
"Estağfurullah," dedi Meryem gülerek. "Olur mu öyle şey! Ne güzel, tanışıyoruz işte. Ben hemşireyim, aslen Bursalıyım, üç yıldır burada çalışıyorum ve bekarım. Aramızda bir tek Elif evli. Yusuf Enişte'yle de tanıştırır seni!" Son cümleyi söylerken sırıtmış ve Elif'i dirseğiyle dürtmüştü.
"Ben," dedi Büşra da. "Yedi göbek Ankaralıyım valla. Angara bebesiyiz yani!" Güldük. "Baba mesleğinden devam ediyorum, öyle çalışıyorum işte babamın ayakkabı mağazasında, ya da aslında dükkanında desem daha doğru olur..."
"Bu arada," dedi birden Sare. "Sen nerelisin Leyla?"
"Ben Balıkesirliyim, babam da oralı ve orada doğdum, büyüdüm. Ama annem Ankaralı, burada akrabalarım var ve çok yabancı değilim buralara."
"Balıkesir güzel yer!" dedi Sare ve devam etti. "Sıra bende sanırım. Ben Sivaslıyım ve diş hekimiyim, Meryem'le aynı hastanede çalışıyoruz."
Tüm bunlar konuşulurken gayri ihtiyari yukarı baktım, benim evimin olduğu kısma. Birden üst balkonda birini gördüm ki kim olduğu aşikardı, Alp'ti bu. Aşağıya doğru hafif sarkmış sigara içiyordu ve birden, uzak olduğu için çok emin olmamakla birlikte, bizden yöne baktığını anladım. Benim onu fark ettiğimi görünce sigarasını söndürüp hızla içeri girdi.
"Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!" (Ankebut Suresi, 64. Ayet)