4. BÖLÜM
"Ve Allah, şükredenleri yakında mükafatlandıracaktır."
(Al-i İmran, 144)
Balıkesir
2006
"Bana ne, bana ne, gir-miii-cemmm!" diyerek zıplıyordu minik Leyla. "Ben çamur oynamak istiyom!"
"İyi," dedi annesi en sonunda. "Ne hâlin varsa gör! Ne yapacağım ben seninle?!"
Pislik içindeydi, sokaktan çamur oynayarak gelmiş, üstünü başını kirletmişti. Annesi de onu banyoya sokmak istiyordu ama o girmek istemiyordu. "Ne hâlin varsa gör!"ü olumlu bir cümle gibi algılayıp neşe içinde tekrar dışarı çıktı ve çamurunun başına döndü. "AAAAALP!"
Alp onu umursamadı bile, bir köşede arkadaşlarıyla bir çesit kart oyunu oynuyordu. Kızların hepsi de çamurla oynamayı bırakmış, temizlenmiş ve şimdi bir köşede bebeklerle oynuyordu. Çamurun içinde debelenmeye devam eden sadece Leyla'ydı. "AAAAALP!" dedi bir kere daha kalın a ile.
"Adımı doğru söyleyene kadar bak-mi-cağm!" dedi Alp de bu kez.
"Benimle çamur oyna Aaaalp!" dedi bu kez Leyla elinden geldiğince doğru söylemeye çalışarak. "Kimse benlen çamur oynamıyo!"
Çocuklar oyuna ara vermişti, Alp de fırsat bilerek Leyla'nın yanına geldi. "Iyyyy!"
"Gel, yardım et! Pasta yapalım!"
"Ben dokunmam ona, çok pis!" dedi Alp, Leyla'nın tepesinde dikilerek. "Şu hâline bak ya!"
"Ne varmış ya?!"
"Of ya, bizimkiler de futbola başlamış şimdi!" dedi Alp bir anda diğer arkadaşlarını görünce. Futbol oynamayı pek sevmezdi ama arkadaşları oynayınca sıkılmamak için bazen oynardı.
"Alp bişi dicem." dedi Leyla ayağa kalkarak. Ellerini beline dayadı ve son derece ciddi bir şekilde sordu. "Sen kız mısın?"
"Ne alakası var ya?" dedi Alp göğsünü kabartarak. "Erkeğim tabii!"
"E niye futbol oynayamıyon?" dedi küçük kız.
Alp'in ise "Kız mısın?" sorusu ağırına gitmişti. "Oynayabiliyorum," dedi. "Sadece çok sevmiyorum."
"Oynayamazsın ki!" dedi Leyla da. Adeta delirtiyordu Alp'i.
"Sen görürsün şimdi kızım!" Gaza gelmişti, hemen gitti ve diğerlerinin arasına katıldı. Leyla da eğlence çıktı kafasıyla kızların yanına koşturdu.
"Bakın, buraya bakın! Maç yapacaklar, hadi gidip izleyelim! Tezahürat yaparız!"
Kızlar ilk başta "Biz bebeklerle oynuyoruz." deyip pek oralı olmadılar fakat Leyla ne yapacağını çok iyi biliyordu.
"Siz bilirsiniz," derken gider gibi ve umursamaz gibi yaptı. "Alp de oynuyomuştu aslında ama neyse..."
"Alp mi?" dedi kızlardan bir tanesi. Hepsi heyecanlanmıştı. "Gerçekten mi?"
"Hee," dedi. "Gerçekten. Belki en çok tezahürat yapanınızla evlenir."
"Benimle evlenicek!" dedi kızlardan biri. Öteki de, "Hayır, benimle!" diye ekledi. Leyla hepsini ayarttıktan sonra onları peşine taktı ve erkeklerin olduğu yere geldiler. Mahallenin kızlarının Alp'e hayran olduğunu biliyordu. Ama tümünün aksine Alp'e en yakın olan da oydu, çünkü aileleri çok ama çok yakındı. Yine de Leyla o kızlara sürekli böyle şeyler söyleyerek hepsini Alp'in başına toplamayı çok seviyordu. Bu onun için niyeyse çok komik ve eğlenceliydi. Önce Alp'i sonra kızları gaza getirmişti. Gerçekten de mahallenin küçük cadısıydı.
Hepsi birlikte çocukların oynadığı alana geldiler. Leyla kızlara döndü. "Üç dicem tezahürat yapıcaz, tamam mı?"
"Tamam, ama ne dicez?"
"Bilmiyom ki."
"Siz Alp'e bağıracaksanız bağırın," dedi kızlardan biri. "Ben Hasan'a bağırcam!"
Tezahüratlar başladı, kimi kişi adı vererek yaptı kimi de takımlara isim vererek. Ama kızların çoğunun adını sürekli geçirdiği biri vardı, o da Alp. Çocuk olmasına rağmen gerçekten güzel bir çocuktu, yakışıklıydı. Ağırbaşlılığı, olgunluğu kızların hep hoşuna gidiyordu. Ama Alp hiçbiriyle ilgilenmiyordu.
Maç bitmişti. Alp'in oynadığı takım kazanmıştı. Leyla, Alp'e seslendi. "Alp! En çok tezahüratı sana Kübra yaptı. Evlen onlan!" Bir de kıkırdadı.
Kübra utanıp gülümserken Alp onlara aldırış etmedi. Leyla ise herkesin içinde kendince bu oyuna devam ediyordu. "Tamam, Esra da olur!"
"Kapa çeneni artık!" diye bağırdı Alp de uzaktan. Neden uzaktan uzağa konuşuyorlardı, onu da bilmiyordu ama tüm çocuklar şu an ikisini dinliyordu. "Ben hiçbiriyle değil, seninle evlenicem!"
Alp normalde böyle bir şeyi asla söyleyemezdi ama şu an Leyla'yı utandırmak istemişti. Aslında yalan değildi, Alp'in gerçekten de oradaki hiçbir kız umurunda değildi. Leyla hariç... Cadı, erkek gibi, her türlü şeyi başının altından çıkaran o kız onun umurundaydı. Aslında cidden ileride onunla evlenmek istiyordu ama bunu Leyla'ya söyleyemezdi. Ağırbaşlı bir çocuktu ve böyle şeylerden utanırdı Alp. Şu an ne olduysa onun yaptığını ona yaparak onu utandırmak istemişti ki başarılı da oldu.
Bu esnada tüm çocuklar şok içindeydi. Leyla ise o kadar çok utanmıştı ki... Kendisinin de bir kız olduğunu o an Alp yüzünden fark etmişti. Onun için sanki diğer kızlar onunla evlenmek isteyebilir de o bunu yapamaz gibiydi ama şimdi Alp'in bu söylediği onu gerçeklerle yüzleştirmişti.
Bunun üzerine bir de oğlan çocukları gülerek, "Sevgililer! Sevgililer! Alp'le Leyla sevgililer!" diye şarkı uydurunca iyice yanakları kızardı ve hiçbir şey demeden koşarak oradan uzaklaştı.
Akşam olmuş, hava kararmıştı ama Leyla hâlâ ortalıkta yoktu.
"Yavuz nerede bu çocuk?" dedi Ayşe panikle. "Artık endişelenmeye başlıyorum. Kızdığımda fırlayıp gitmişti, küstü mü ki? Normalde akşam ezanını hiç geçirmezdi!"
"Sakin ol hayatım," dedi Yavuz da. "Bir sakin ol bakalım. Alp'in haberi vardır. Ben bir İlhan'ı arayayım. Hem bugün onlar bize gelmeyecek mi?"
"Evet birazdan gelirler ama ben çocuğum için o zamana kadar bile bekleyemem Yavuz!" dedi Ayşe, çok gergindi. "Hava çoktan karardı. Nereye gider bu kız?"
"Alo? Kardeşim nasılsın?" Yavuz, İlhan'ı aramıştı bile. "Ya bizim kız hâlâ ortalarda yok. Alp yanınızda mı yoksa o da mı yok? Hmm, peki biliyor muymuş nerede olduğunu? Allah Allah, bugün bir şey mi olmuş? Nereye gidebilir peki biliyor mu?"
"Allah'ım sen yardım et!" Ayşe çoktan dua etmeye başlamıştı. "Allah'ım beni kızıma kavuştur! Allah'ım koru onu!"
"Polise gidelim Yavuz!" dediğinde Yavuz bir saniye der gibi işaret parmağını gösterdi.
"Hmm, tamam. Tamam, bir mahalleyi arayalım önce."
Hepsi birden çıktılar ve mahallede Leyla'yı aramaya başladılar. Alp de onlarla beraber çıkmıştı. Bir ara, "Şu tarafa bakacağım." diyerek babasının yanından ayrıldı.
Beraber sıkça gittikleri bir parka geldi. Burada yok gibiydi fakat bir hıçkırık sesi duyar gibi olduğunda hemen kulak kabarttı. Kaydırağın üst kısmına, yani kaymadan önceki oturulabilecek kısmına saklanmış olabileceğini düşünerek merdivenlerden çıktı. Evet, gerçekten de burada yüzünü kapatmış bir kız çocuğu vardı. Eğildi ve yavaşça kolunu çektiğinde yeşil, ona bakan bir çift güzel yaşlı gözle karşılaştı. "Leyla?" Alp bu gözlere kıyamıyordu, içi titriyordu böyle yaşlı görünce.
Leyla utanıp yüzünü çevirdi. Alp ise şaşkınlıkla sordu. "Ne yapıyorsun burada?"
"Hiç."
"Tamam, hadi ağlama artık." dedi Alp. "Ayşe Teyzeler seni çok merak etti. Herkes seni arıyor."
"Gerçekten mi?" dedi ona bakarak, koluna da yüzünü sildi. Salya sümük ne varsa artık kolundaydı.
"Gerçekten. Hem sen niye ağlıyorsun?" Ne olursa olsun Alp bu minik kızın ağlamasına hiç dayanamıyordu. Onun yanında sanki büyümüş de küçülmüş gibi, olduğundan daha olgun olurdu çünkü hep onu korumak zorunda gibi hissederdi. Kızın daha yeni silmesine rağmen bir kere daha akan gözyaşını sildi.
"Çok utandım," dedi küçük kız. "Saklanmak istedim."
"Tamam," dedi. "Özür dilerim. Şaka yaptım ben. Seni kızdırmak istedim sadece. Bu kadar ağlayacağını bilsem yapmazdım.
"Ağlanacak bir şey yok aslında," dedi Leyla ondan beklenmeyecek bir olgunlukla. "Ama... Bilmiyorum..."
"Tamam," dedi Alp. "Barıştıysak hadi kalk artık." Ayağa kalkıp onun da kalkması için küçük kıza elini uzattı. Leyla da onun elini tutup ayağa kalktı ve peşine takılarak ailesinin yanına döndü.
"Kızım yüreğime indirecektin benim!" dedi Ayşe ona sıkı sıkı sarılırken. "Neredeydin?"
Leyla'yı azarlamalarını istemediği için soruyu Alp cevapladı. "Benim suçum Ayşe Teyze. Kızdırdım onu. Kızmayın ona lütfen!"
"Tamam belki Ayşe, Leyla'ya kızmaz ama ben sana kızacağım!" dedi Oya. "Naptın sen kıza da böyle küstü, saklandı?!"
"Oya Teyze, sen de kızma!" dedi bu sefer de Leyla. "Biz barıştık!"
Bunun üzerine herkes gülüştü ve eve gittiler. Ayşe, Leyla'yı herkes sofraya oturmadan önce yıkamak zorunda kaldı tabii. Leyla da temizlenip paklanınca herkes huzurla sofraya oturdu.