İçeriğe geç

Leyâlbâde

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Leyâlbâde

Bölüm 1

Yeni Ay: 1

Albüm yapraklarını bir bir çevirirken geçmişiyle yüzleşiyordu Aybars. Unutmak istemesine rağmen iliklerine kadar işlemiş olan geçmişiyle. Her bir yaprağında içinde bir volkan patlarken, o kenarında durup izliyordu sadece.

26 yaşında koca bir adam olmasına rağmen hala içinde o 6 yaşındaki çocuğun serzenişleri vardı.

Bir yaprağı daha çevirdi usulca. O adamın yüzünü görmesiyle beyninde şimşekler çakmıştı. Gözlerindeki 6 yaşındaki çocuğun merhameti ve masumluğu silinirken, yerini nefret ve intikam bürümüştü.

Annesinin katili, babasıydı.

Bunun yüküyle omuzları çökmek ve aynı zamanda hırsıyla yükselmek arasında kalmıştı. Canı yanıyordu, gözleri acıyordu, bakışları sertti ama arkasında bir çocuk saklıyordu.

Gözleri o fotoğrafı görmesiyle beraber zihni onu o çukura tekrar atmıştı.

Oyun oynadığı bahçeden güle oynaya içeri girmişti Aybars. Elindeki kırmızı futbol topu en az onun kadar ağırdı aslında ama birkaç dakika sonra omuzlarına yüklenecek olan o yükün yanında, bir hiçti belki de.

"Anne!" diye seslenerek mutfağa koştu. Annesi başında ucu oyalı yazmasının bir ucunu başının üstüne atmıştı. Belinde çeyizinden çıkarttığı mutfak önlüğüyle fırından bir tepsi çıkartıyordu.

Günün ikindi vakitleriydi. Küçük oğlunun kapıda belirmesiyle başını ona çevirdi. "Efendim paşam?" demişti tatlı, naif, pamuk gibi bir sesle.

Fırının sıcağından, beyaz teninde ve beyaz yanaklarında kırmızılık oluşmuştu.

Aybars annesinin bu haline gülümsedi, çok tatlı gözükmüştü gözüne.

Bir elini ağzına götürüp kıkırdadı, "Yanakların kırmızı kırmızı olmuş anne! Ama sana kırmızı renk çok yakışıyor!" dedi.

Annesi bu tatlı iltifatı karşısında oğlunun boyuna eğildi. Elindeki tepsiyi ocağın üzerine bırakmıştı.

"Bak sen şu işe! Benim küçük paşam büyümüş de annesine iltifat mı edermiş? Teşekkür ederim beyefendi, ben de sizin bu güzel iltifatınıza karşılık vermek isterim." dedi ve yerinden kalkarken oğlunun yanaklarını okşadı.

Tepside oğlunun en sevdiği kurabiyeler vardı. Tarçınlı küçük ağaç kurabiyeleri. Oğlu bunlar için yatıya bile giderdi.

Kurabiyeleri gören oğlu az önce aldığı kokuya yeni anlam verebilmişti. Gözleri parlayarak annesinin eteğine sarıldı.

"Oley! Tarçınlı küçük ağaç kurabiyeleri!" diyerek sevinç çığlığı atmıştı.

"Evet, hadi sen ellerini yıka, üzerini değiştir. Ben de ikindi namazımı kılayım. Sonra kurabiye yiyelim." dedi annesi.

Aybars onu onaylayarak koşarak mutfaktan çıkıp odasına girdiğinde kıyafet seçiyordu ki aşağıdaki kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Aybars'ın heyecanı içinde bir kağıt gibi buruştu, yüreği korkuyla atmaya başladığında minik elleri ve ayakları titremeye başlamıştı.

"Zeliha! Gel buraya! Sen ne halt yediğini sanıyorsun!" babası yine büyük bir öfkeyle eve gelmişti. Ama normalde bu kadar erken gelmezdi.

Aybars kuşkuyla sesleri dinlemeye devam etti. Annesinden ses gelmiyordu. Muhtemelen namaz kıldığı için cevap vermemişti.

"Bak bir de hala namaz kılıyor! Utanmıyor musun sen bu günahlarla Allah'ın huzuruna çıkmaya!" babasının sesi her geçen dakika gürleşiyor, gittikçe korkunç bir hal alıyordu. Bu sefer her zamankinden farklıydı.

"Utanmıyor musun sen evli halde elin adamlarıyla oynaşmaya!" diye bağırdı bu sefer babası. Aybars'ın çocuk aklı dediklerine anlam veremezken korkuyla olduğu yerde kalmıştı.

En sonunda annesinin sesi duyulmuştu.

"Ne diyorsun Arif? Ne yapmışım ben?" dediğinde babası yine gürledi. "Seni Mehmet'le görmüşler lan! Sen benim alnıma leke sürmeye utanmıyor musun?! Ne işin vardı o herifle senin pazarda?!" dediğinde babasının dediklerine yine anlam verememişti.

"Bağırma! Aybars korkuyor! Mehmet'le falan görüşmedim ben. Pazara Aybars'la beraber gittim. Ne elin adamıyla oynaşması?! Ağzından çıkanı kulağın duysun Arif!" demişti annesi bu sefer.

Babası hala öfkeliydi, "Anam söyledi lan! Anam! Anam yalan mı söyleyecek bana!" demişti babası yine aynı ses tonuyla. Yavaşca odasından çıktı Aybars. Minik adımlarla aşağıya indi. Merdivendeyken anne ve babasını görebiliyordu.

"Anan! Tabi ya anan! Bizi ayırmak için yedi köyü birbirine katan anan! Annen beni istemedi ki hiç! Çocuğum oldu, hala benimle uğraşıyor! Mehmet'le falan görüşmedim ben!" annesinin kaşları çatılmıştı. Yüzü öfkeden kızarmıştı bu sefer.

"Benim annem yalan söylemez! Yaptı diyorsa yapmışsındır!"

"Sen hep böyleydin zaten. Hep anam da anam! Yazıklar olsun, bu kadar mı tanımadın beni! Al ananı da başına çal! Aybars, hadi oğlum gidiyoruz!" dedi annesi Aybars'a bakarak.

Babası, "Sen nereye gidiyorsan git! Aybars burada kalıyor!" dediğinde Aybars arada kalmıştı.

"Hayır, oğlumu sana bırakmam!"

"Anam bakar oğluma! Sen gidebilirsin."

"Oğlumu ne sana ne de anana bırakmam!" dediğinde babası öfkelenmişti. Belindeki silahı çıkartıp çektiğinde Aybars'ın gözleri açıldı.

"Oğlumu götüremezsin!" dediğinde annesi silahı tutup göğsüne yasladı.

"Oğlumu sana bırakmaktansa ölürüm daha iyi. Yiyorsa çek vur!" dediğinde gözü oğluna takılmıştı. Küçük çocuk korkuyla bakıyordu olanlara. Annesi, "Yukarı çık oğlum!" dediğinde Aybars yukarı bir adım atmıştı.

Babasının öfkeden gözü dönmüştü. "Hadi erkeksen vurursun. Ananın da senin de canı cehenneme!" demişti yıllardır içinde biriktirdiği kini kusarak.

Öfkeli adam için bu son nokta olmuştu. Zaten emniyeti açık olan silahı hiç düşünmeden ateşlemişti.

Kadının küçük ve zarif bedeni bir tüy gibi yere düşerken Aybars korkuyla olduğu yerde kalmıştı. Annesiyle göz göze geldiğinde annesi gülümsemişti. Gözünden akan bir damla yaşla ruhunu orada teslim etmişti.

O sırada kapıdan içeri giren amcası ve halasıyla Arif'in bakışları oraya dönmüştü. Aybars ne olduğunu anlayamadan halası kucağına almıştı.

"Abi! Sen ne yaptın! Annem yalan söylemiş! Yengemin kimseyle görüştüğü falan yokmuş! Ne yaptın sen!" demişti. Aybars kaskatı kesilmişti, Arif de olduğu yerde, yerde boylu boyunca uzanan kadına döndü.

O an ne yaptığı daha yeni dank etmişti. Amcası ve babası çoktan Hakk'a kavuşan kadını alıp hastaneye götürürken Aybars halasıyla beraber evden çıkmıştı.

Annesini bir daha görememişti. Annesi orada melek olmuştu. Halası ağlayarak ona sarılırken, o ise olayın şokuyla annesinin o son bakışında kalmıştı. Üzerinde kırmızı vardı ama bu sefer yakışmamıştı.

Daha kurabiye yiyeceklerdi, annesi nereye gitmişti?

Albümü kapattı Aybars, gözlerini sıkıca yumarak başını geriye doğru attı. Başını duvara yaslayarak bir iki damla yaşın süzülmesine izin verdi.

Sabah ezanı okunuyordu. Annesi olsa kalkıp abdest alıp namaz kılardı. Hayatı boyunca namazı bıraktığı hiç yoktu, hep okur, hep zikir çekerdi. Yüzü nur gibiydi ve çevresindeki insanlar bu nurunu dinine olan bağlılığına verirlerdi. Çok güzeldi annesi, bu dünya için de çok fazlaydı güzelliği.

Aybars 15 yaşından beri ateistti. Annesi bu kadar bağlı olmasına rağmen bunca şeyi yaşarken Allah neredeydi? Neden korumamıştı annesini o adamdan? Bunlarla başlayan sorgulama yolculuğu hız kesmeden devam etti. Sonucunda inançsız biri olmuştu. Ölene kadar da inanmayacaktı.

Bölüm sonu

2 yorum