Sabırsızlanıyorum. Jaehyun'un göğsüne yaslanarak uyuduğum sabahki yolculuğumuz göz açıp kapayıncaya dek sürüyor. Huzurla uyyduğum anlardan biri. İki saatlik uykum on saatlik uykuya bedel.
Kumsala yerleşmek için eşyaları aldık ve koşa koşa içeri girdik. Çok, çok güzeldi. Hatırladığımdan daha güzel, düşündüğümden daha güzel. Bugün epey iyi geçecekti.
Yerlere serdik havluları. Şemsiyeler altında sürü şeklinde dizilmiştik. Dondurucu kutudan içecekleri çıkardık, yolda gelirken yemeyenler yani ben ve birkaç kişi atıştırmalarımızı yedik. Sıcak havada bu bile tokluk hissi yaratıyordu bende.
Güneş kremlerini yenileyip sürerken Ten güneşten baya rahatsız olmuştu.
"Bu saatler çok sıcak oluyor umarım yanmam. Seulgi deli misin kızım güneş kremini sürsene."
"İşine bak sen."
"Düşünmeye de gelmiyor seni."
Johnnyler denize girip zaman geçirmeye başlarken ben ve Eric, korkularımızı konuşmaya başladık. Sohbetimiz baya sarmıştı.
"Peki ne zamandan beri var bu korkun?"
"12 yıldan fazla oldu."
"Tetikleyen bir şey mi oldu?"
Soğuk içeceğimden içip kafamı salladım.
"Korkunun üstüne git! Kolay değil ama beraber yapabiliriz. Ben de balıklardan çok korkuyorum. Yaklaşık 8 senedir denize giremedim. Bence canlı olduklarından dolayı yaklaşmaya korkuyorum. Bir de çizgi diziler beni çok etkiledi. Filmlerdeki veya haberlerdeki gibi balıklar ya beni ısırırsa?"
"İnan bana hissetmiyorsun, kaçıp gidiyorlar."
Jaehyun baktı ki iyi anlaşıyoruz bunu söyleyip yanımızdan ayrıldı. İlk korkumu Eric ile yeneceğimi hiç hayal etmemiştim, öyle oldu. Jaehyun ile oysa ne hayaller kurmuştum.
Eric ile beraber koşarak denize girdik. Çok tuhaf hissettim. Seneler sonra acı yerine mutluluk hissetmek. Eric de iyi biriydi, hüsrana uğramadım. soğuk su ilk titretti ikimizi de.
Eric daha ileri gidemedi. Yere bakıp duruyordu. Elimi suya sokup sırtına dokundum ve ittirdim.
"Yap bunu. Hadi bana da cesaret ver. Yüzmeyi biliyor musun? Göster bana. Balıklar senden korkuyor zaten. Kocamansın."
Eric durdu, durdu ve derinlere gidip aniden yüzmeye başladı.
"Hatırladım!" bana doğru böyle bağırdığında gülümsedim.
Johnny de oradaydı. Beğeni işareti gönderdim. Yerinde duramıyordu, Johnny'nin sırtına çıktı ve Johnny onu gezdirdi.
Ben de iki adım attım. Johnny ile konuştuğu için beni aniden unuttu Eric. Etrafıma bakındım Jaehyun'u fark etmek için. Göremedim. Aniden bacağımı tutan birisi olunca çığlığı bastım. İki santimlik yerde yüze yüze gelmiş yanıma ruh hastası.
"Biraz daha düşünceli ol! Korkuyorum."
Jaehyun ayağa kalktı.
"Aman canım, sadece bir şakaydı."
Aklıma gelenle gülümsedim.
"Sen beni mi kıskandın?"
Jaehyun kaşını çattı.
"Çok ayıp sevgilini arkadaşından kıskanman aptalca bir şey..."
Mırıldanarak devam ederken "Hayal dünyan genişmiş Jaemin." diyerek beni tersledi.
"Hadi ama! Senin de tepkini ölçmeye gelmiyor."
"Biz klasik ilişkisi olan insanlardan değiliz."
Bunu gözüme sokması ile günüm alt üst oldu.
"Evet Jaehyun, biz klasik ilişkisi olan insanlardan değiliz."
Bunu söylediği için alınmıştım çünkü ilk baktığımda yanlış anlaşılıyordu benim tarafımdan. Gerçekten alındığım için çocukça davranıp ortalığı terk etmedim. Ama rengimden belli oluyordu.
Onun gerçek yüzü patenindeki kadar renkli gelmiyordu. Sanırım bir yerde doğruları söylemesi beni fena üzmüş ve hakkındaki düşünceleri değiştirmişti. İlişki ilerledikçe onu tanıyacaktım, baştan bana böylesine ciddi yaklaşmasını anlamsız buldum. Tadım kaçmıştı.
"Hadi ilerle! Benimle konuşup konuşup buraya bensiz girdin."
"Ne yani? Bunun için sözleşme mi yaptık benim haberim yok?"
"Beraber aşacağız derken şaka yapmıyordum sana."
"Ne fark eder? Neden bu kadar kırıcısın bugün Tanrı aşkına?! Alttan almaya çalıştım ama şu an resmen saçma sapan belirsiz bir şey yüzünden üstüme geliyorsun. Eric ile korkumuzu aşmaya çalışırken sana gelme mi dedim? Ortalıktan kaybolup giden sendin! Neyse ne, bunu sana anlatma gereği duymuyorum. Benim gördüğüm Jaehyun bunu düşünecek kapasitede."
Denizden çıkıp havluya sarındım. Hep bu deniz bende tatsız anılar ve izler bırakıyordu. Birbirimizden ayrı geçireceğimizde ve öfke dolu anlarımı dindireceğim en azından sohbetiyle beni güldüren birileri vardı.
Jaehyun gününü kumsalda benden uzakta geçirirken ben de Ten ile şemsiyenin altında oturmuş herkesi süzüp güneşleniyordum.
"Olur öyle kavgalar. Hayatta hep iyi şeyler yaşayacak değilsin. Hayatın yükselişteyken bir anda bir kötü anla inişe geçebilir. İnişe geçtiği gibi de yükselebilir. Veya hep kötüyse bir anda iyileşir ve bu hep farklı çizgilerde devam eder. Canını sıkma. Yine bunları atlatacak kişi sensin, senin güçlü kişiliğin. Düşüncelerin de çok önemli. Her durumda olumlu yanıt ara kendine. Bak denize girdin ve benimle oturuyorsun şu an."
Fazlasıyla iyilik perisi gibi yaklaşan Ten'in cümleleri nedense pek kale almamamı sağladı. Herkes sevgilisi ile tartışırdı saçma sapan şeyler için, değil mi?
Deniz kokusunu içime çekerken önümden geçen çocuklar dondurmalarını yiyiyor, kendileri için yer arıyordu. Gözümün önüne gelen korkunç bir görüntü tüylerimi diken diken etmişti.
"Merhaba çocuklar."
Elindeki dondurma ile uzaktan bana gülümsüyordu. Ve bir anda kayboldu. Gün boyunca tedirgin oldum, betim benzim attı. Yanlış görmemiştim.
Ten kolumdan tutup denize girmek için zorlarken ağlamaya başladım.
"Gelmek istemiyorum. Lütfen." bıraktığında dönüp kimsenin olmadığı yerde tek kalamayacağımı anladım. Ten'in yanına gidip bir ricada bulundum.
"Benimle kalabilir misin?"
Çok korkuyordum. Kimsenin yanından ayrılmak istemiyordum ama denize de girmek istemiyordum.
"Neler oluyor Jaemin? Az önce girebilmiştin? Jaehyun yüzünden mi? Birisi mi seni rahatsız etti?"
Jaehyun uzaktan bana bakarken Johnny onu itip benimle ilgilenmesini diyor ve çok kötü olduğunu söylüyordu. Birkaç şey gevelerken, dikkat çekiyorum diye sustum. Akan burnumu içime çekip serbest bırakılan kolumla geri gittim.
"Önemli değil, afedersin."
Tam bir kargaşaya yol açmıştım ve günlerini berbat etmiştim. Ten denize girmekten vazgeçmişti, ben ısrar etmemiştim ama benim yanımda durdu. Çok şaşkınım, bir süre sonra Yuta da geldi.
"İlgi çekmek için yapmıyorum, yemin ederim."
Bir anda öyle hissettiğimden konuştum. Xiaojun "Salla gitsin, burada kimse senin hakkında öyle düşünmüyor zaten. Aptal Jaehyun her tartışmada böyle yapmaz normalde, ilişkisini ciddi gördüğünden kesin yaptı." diyerek kolasını kafaya dikti. Ten tekrar bana aynı soruyu yöneltti. Merak etmesini anlıyordum.
"Neden korktun aniden bu kadar Jaemin?"
Ellerimle kumu kaldırıp indirdim. Tırnaklarımın arasına kum tanecikleri giriyordu. Uzatmanın bir manası yoktu, onlara anlatsam iyi olacaktı.
"Küçükken mahallede bir olay yaşadım. Yakın gördüğüm bir abim vardı, onunla beraber dışarıda geç saatlere kadar oynardık."
Yüzü gözümün önüne gelince dudaklarım titredi. Yutkundum. Ellerimle jestler yaparken sallanıyordum olduğum yerde.
"Yukarı mahallelerde artan... arttı çocuk kaçırma olayları. Çocukların ölü bedenleri hep deniz kıyısında bulunuyordu."
Derin bir nefes aldım, ağlamamak için savaş veriyordum. Bu olayı tekrar günyüzüne çıkarmak, birilerine anlatmak... bende yıkım etkisi yaratıyordu. Karşımdaki denize baktığımda sanki o çocukların ölü bedenlerini görüyordum.
"Yakın olan abimle benim aramda iki yaş vardı. Beş yaşlarında falandım, oyun parkı evimize biraz uzaktı. Beraber sallanmak için o gün gittiğimizde mahallemize kırmızı bir kamyonet tarzı araç geldi."
Sanki kendimi o telaşlı odada hissediyordum. Gözlerimi kapatıp anlatmaya devam ettim. Günü tekrar yaşıyordum.
"Araçtan bir abi indi, saçları biraz uzundu. Üstünde siyah bir gömlek vardı, içinde beyaz bir tişört. Altındaki pantolon eski buz mavisiydi. Boyu kamyonet kadardı, çok havalı bir abiye benziyordu. Ortalama 25 yaşında vardır. Parkta sadece biz vardık. Bize bir yer sordu, en yakın bakkalı. Jungwoo abi tarif etti. Ama adam anlamadı. Beraber gitmeyi teklif etti. Jungwoo abi de kabul etti."
Buradan sonrası benim için kabus gibi olduğundan mideme kramplar girdi. Çok kötü hissediyordum.
"Bana geleceğini dedi. O tanımadığımız adam benim de gelmemi teklif etti. Ödül olarak geri döndüğünde bir dondurma verecekmiş bize. Ama ben gitmek istemedim, zaten yakındı ve Jungwoo abi hemen gösterip gelirdi. Arabasına bindi."
Dişlerimi sıktım.
"Bir daha dönmedi. O arabanın izine kimse ulaşamadı ama Jungwoo abinin bedeni bir deniz kıyısında bulundu. O yaşlarda hep adamın geleceğini düşünüyordum ve hala düşünüyorum. Dokuz yaşında iken Jungwoo abinin bir istismara kurban gittiğini kendi başıma öğrendim. Ama bedeninde bulunan meni kime ait bulunamadı. Ailem bu olaydan sonra daha çok korumacı hale geldi. Ölü çocuk bedenlerinin faili hala ortalıkta. Ama şükür ki bir daha beden bulunmadı."
Ağladığımı fark ettiğimde rahatlamış hissediyordum.
"Jungwoo abiyi hep görüyorum. Sürekli beraber konuşuyoruz. Ben çok özledim onu, şimdi yaşasaydı nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Belki ikimizin de yaşamı çok farklı olurdu. Sadece o adamın hala bulunamaması çok... yaralıyor beni. Korkuyorum. Her zaman. Eskiye kıyasla modern bir zamanda yaşıyoruz, kameralar var."
Bedenimin üstünden bir ağırlık kalktı sanki. Onlar bana sarıldığında çok iyi hissettim. Uzun zamandır buna ihtiyacım var gibi.
Sorduklarına soracaklarına bin pişman olmuş olduklarını ilk düşündüm ama onların bana yardımcı olduklarını görünce...
"Teşekkür ederim."
"Üzgünüm seni yargıladığım için gerçekten büyük bir suçluluk hissediyorum Jaemin."
"Bu iğrenç bir şey. Neden destek almadın ki Jaemin? Senin ve ailenin psikolojisini bozmuş."
"Bilmiyorum, gerçekten..."
"Bu adam uçmuş mu peki buhar olup? Nasıl bir kanıt olmaz ki? İhmal var olayda, bir sürü cinayet ve istismar varsa... Kaçırma olayı da var. Ah vah denilecek değil herhalde."
"Kim bilir nasıl korkmuşsundur. Geri dönecek diye sürekli diken üstünde olan ailen ve sen, düşünmek bile istemiyorum. Lütfen biz varken kendini güvende hisset Jaemin."
Ellerimi tutup sıktı Xiaojun.
"Keşke her şey hemen geçebilseydi. Keşke meçhul kişi direkt enselenseydi. Arkadaşım gibi birçok çocuğun elinden hayalleri alınıp vahşice öldürüldü. Bu denizde. Gazetelerdeki sansürlü fotoğraflar zihnimin hep bir parçasında kazılı şekilde duruyor. Arkadaşımın cansız bedeni de öyle sansürlü... Ben ölmedim, istismara uğramadım ama hep bunun düşüncesi ile mideme ağrılar girdi. Eve hapis oldum, beni etkilediği gibi ailemi de etkiledi bu olay. Altüst olduk."
Yüzümü sildim.
"Ama sizinle tanıştım. Jaehyun sayesinde..."
Sessizlik oluştu. Herkesin morali bozuk gibiydi. Hava kararırken eşyaları toparladık. Konu hakkında pek konuşmadık çünkü epey üzüldüğümü kendimi daha da üzmemek adına sustuklarını biliyordum.
Yuta sinirlendiğinde sinirini kusamıyorsa ancak sebepsiz yere patlayınca rahatladı. Onu yakından tanıyordum artık.
"Aramızdaki ilişkiye karışma hakkın yok. Siktir git canımı sıkma benim."
"Kafana esince böyle istediğin gibi davranamazsın beyefendi. İyi alışmışsın pohpohlanmaya. Dünya patlasa umrunda değil, sevgilinin sabahtan beri ne derdi var hiç düşündün mü? Sikik lanet herifin tekisin."
Araya girip susturmaya çalıştım.
"Dünya benim etrafımda dönmüyor ya Yuta, bırak. Ne derdim varsa hallettim işte."
"Ha şöyle, hiç konuşmayacaksın sandım. Sevgilimle aramdaki konuya girme sen işine bak."
Yuta Jaehyun'a dönüp "Allah belanı versin lan." diyerek yüzünü ovuşturdu. Johnny ikisine gülüyordu. Jaehyun bir anda beni kollarının altına aldı, herkes önden ilerlerken. Ona hala kırgındım.
"Seni seviyorum."
Ensemden saçlarıma doğru eli ulaştı. Bir öpücük kondurdu. Kendine sımsıkı çektikçe çekti.
"Ben varken senin kılına bile zarar gelemez."
Bunu söyleyince geçtiğini mi sanıyordu?
"Özür dilerim."
Kafamı kaldırıp çehresine baktım. Canımın sabahtan beri ne kadar yandığını fark etmemiş gibi...
"Vicdanın mı zorluyor seni?"
Sesim titredi.
"O saatten bu yana neyi düşündün sen? Ben orada harap bir haldeyken sen aldırış bile etmedin."
Jaehyun'un kolundan ayrıldım.
"Teşekkür ederim, saniyesinde içimi rahatlattın."
Kolunu hala tutuyordum. Bırakamadım.
"Ne yapacağımı bilseydim çoktan yanında yer alırdım. Başından geçmiş o kadar olayı duymak beni mahvediyor Jaemin. Çaresiz olmak beni suçlu hissediyorken bunları duymak beni de seni de yaralıyor."
"Bir hata mı yaptım açılarak? Hep içimde mi tutsaydım?"
"İçinde tutup seni yaralayacağına beni delik deşik etsin."
Kolundan eline kaydı elim.
"Bak Jaehyun, ben artık bunları seninle aşmak istediğimi diyorsam, sen de bunda ciddi isen..."
"Aptallık ettim."
Sarıldığımda sırtını sıvazladım.
"Seninle ayrılırsam dünya başıma yıkılır gibi hissediyorum."
"Beni bir daha senin gibi seven çıkar mı? Seni sevdiğim gibi başkasını sever miyim? Seninle bu ilişkimiz öylece sönüp giderse ikimizde de bir iz bırakır Jaemin. Eski olayının izleri gibi."
"Bırakmamaya çalışalım o zaman."
"Ulan hadi! Arabayı çalıştıracağım sizin okşaşmanızı bekliyorum."
Benden ayrıldı. Yuta'ya el hareketi çekip beni öpmeye başladığında Yuta "Yürüyerek gelin lan! Aptallar." diye gaza bastı. Jaehyun benden hızla ayrıldığında aval aval suratına baktım.
"Aptal orospu çocuğu."
Elimi tuttu.
"Hadisene, Yuta salağı ileride duracak."
"Ne?"
"Koş!"
Beni sürükleyerek koşmaya başladığında ağrılar girene kadar kahkaha attım koşarken. Balıklarımı Eric'e vermeyi düşündüm. Ben hayatım boyunca hiç bu kadar eğlenmedim. Eskiler, eskiler... Ve yeniler.
"Kahverengi pateninin üstündeki gökkuşağı deseni, kendi elleriyle çizmişti. Hayranlığımı gizleyemedim. Kibarlığı karşısında düşündüğümden çekingen davrandım. Bugün benim zaferimdi, kendime ve diğerlerine karşı beyaz bayrağımı sevinçle sallıyordum."
Ve kahverengi pateninin üstündeki gökkuşağına kadar onu sevmiştim.