İçeriğe geç

let's roll | jaejaem

Bölüm 6 · 9 dk okuma

let's roll | jaejaem

Bölüm 6

i'm down on my knees, i wanna take you there

İnternet sayfasında birkaç şey yazarak ilerlemişti günlerim. Modern zamanın prensi nerede kalmıştı?

Babam iki gün sonra ancak yanıma uğradığında bir sessizlik oluştu. Genelde kapım yemek zamanı için açılıyordu ve onunla hiç konuşmadım.

Onunla ölsem konuşmazdım çünkü akıl almaz bir şeydi yaptığı. Karşında yedi yaşında çocuk varmış gibi odayı kitlemesi ve hiçe sayması hastalıktı. Bu bir takıntı haline gelmemeliydi.

İçim yanıyordu. Aynı zamanda kendime de kızıyordum. Ama elimden bir tepki vermek gelmiyordu.

"Şu an evden çekip gitmiyorsam sebebi hala hatrınız olmasındandır." dedim sessizliği bozup. Anladım ki konuşmayacak, kendimi ifade etmek istedim. Buradan gidip devlete sığınabilecek çok sebebim vardı, açıkçası buna yaşamak bile denemezdi. Ama ben onları seviyordum, annem ve babamı çok seviyordum. Her ebeveynin bir hatası olurdu. Onların tek çocuğuydum. Bunu da düşünüyor ve işi fazla ileriye sürüklemek istemiyordum. Kafamın içinden neler geçtiğini bilselerdi... Senelerce kutunun içinde tıkalı kalmam onların suçu olamazdı elbette. Ama sürekli kendimle ruhen tartışmalar içindeydim ve dışarı da taşıyordum kendimi tutamayıp. Babam da nasibini alırdı annem de eğer tam anlamıyla taşsaydım.

"Sanki onlarca olayı yaşayan siz gibi davranıyorsunuz. Bir evin içinde tıkalı kalmak ne demek farkında mısın baba? Elime tonlarca para versen bile hayatta bu eve tıkalı kalmazdım eğer iyi olsaydım, şu an çok iyiyim. O zaman küçük bir çocuk olarak korkularım olabilirdi. Benim de özgür olmaya hakkım var, her insanın hakkıdır açık havada nefes alabilmek. Bu yüzden, beni düşünüyorsan sadece doğrumu bulmama bu şekilde yardım etme bana. Daha çok zarar veriyorsun.

Her insan kendi doğrusunu zamanla buluyor. Düşünmeme izin ver, doğal hakkımı kullanmama izin ver. Mutlu olmam önemli. Bu önlemlerin işe yaramaz.

Bu yaşımda bile bir ortama ait değilim. Arkadaşım yok, diğer gençler gibi yaşayamıyorum. İstiyorum, ben de bir şeyleri öğrenmek ve görmek istiyorum. Lütfen buna izin ver diye yalvarmak yanlış olur, yetişkinliğe adım atan bir birey olarak bu doğal ihtiyacıma karşın abartılı tepkileri bir kenara bırakmanı istiyorum, sana karşı saygımı elden bırakmadım. Senden isteğim sadece bu.

Ben iyiyim, ebeveynlerime artık ihtiyaç duymak istemiyorum. Bir yetişkin olduğumu hissetmeliyim. Öyle hissettirin, ebeveyn olarak göreviniz."

Babam pür dikkat beni dinliyordu. Sözlerimi bitirdiğimde ayağa kalktı ve odadan çıktı. Kapıyı kitlememişti.

Odadan çıktığımda yatak odasının kapandığını gördüm. Sessizce hırkamı alıp dışarı çıktım. Ayın ortasında üşümüş hissediyordum.

Dışarı çıktım çünkü Jaehyun'u çok merak ediyordum. Ya o beni merak ediyor muydu? Hala o parkta beni bekliyor muydu? Yuta orada mıydı?

Kalbimdeki gümbürtü adım attıkça çoğalıyordu. Parkın önünde durduğumda hava kararmıştı. Sokak lambaları parkı aydınlatırken banklardan birine oturdum. Kimse yoktu. Jaehyun'u göreceğimi düşünmüştüm. Yuta her akşam bu köşedeyim derken yalan mı söylemişti?

Birkaç saat daha bekledim orada. Ama kimse gelmedi. Gerçekten geleceklerini mi düşünmüştüm?

Onlarca insan yürüyüş için geldi ama onlar gelmedi. Ayağa kalkıp evin yolunu tuttum. Hayal kırıklığı yaşayacağımı tahmin edemezdim. Evden içeri girdiğimde odama bu sefer kendim kapandım. Bir daha çıkmaya cesaret edemeyecek kadar üzülmüştüm. Bir yere gittikleri aklıma gelmedi, bahane üretemedim kendime.

Zaten Jaehyun beni düşünseydi mesaj çekerdi diye düşündüm. Telefonunun başına bir şey geldi ise... beni seviyorsa neden beni o parkta beklemiyordu? Başına bir şey mi gelmişti bilmiyordum. Belki farklı şartlar altındaydı. Çoğu şeyi düşünüp bencillik etmemeye çalıştım. İki gün geçmişti sadece.

Ama ben de birini bekleseydim- bekliyorum ve üzülüyorum. Sosyal medya hesaplarımı kapattım, kendimi hobilere verdim. Hep kendimi yordum Jaehyun'u düşünmemek için. Düşündükçe kendimi hüsrana uğratacağımı biliyordum. Durumum eskisini andırıyordu ama yine de kendimi zorluyordum. Bir şeyleri merak ediyordum. Bu konuda rahattım.

Sezonun bitmesine bir buçuk hafta vardı, kendimi boşlukta hissediyordum. Patenlerime baktıkça içimi kara bir hüzün kaplıyordu istemeden. Beni teşvik eden bir video veya insan yoktu. İstesem kendimi zorladım.

Bugün ise oda bana basık geliyordu, hep öyle olmaz mıydı zaten yazın son günleri? Sıcaktan nefes alamıyordum. Dışarı çıkmak için yeltendiğimde annemin fotoğrafları karıştırdığını gördüm. Fotoğrafların arasındaki Jungwoo abiyi görmem bir olmuştu. Kendimi kötü hissetmek için birkaç bahane aramak, bir şeyler bulmak veya birilerini suçlamak yerine yine o fotoğrafı görmenin bende yarattığı his yetti.

Yeşil ayakkabılarımı giyip merdivenlerden seri indim. Demir kapıyı çektim. Nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm. Cebimde üç beş kuruş vardı ama bu tanıdık sokaklardan asla çıkamazdım. Sonuçta evde giydigim kaprinin cebinde ne kadar taşımam beklenirdi ki? Unutulmuş iki kağıt parçası.

Yoldan çocuklu bir kadını durdurup parkı sorduğumda aşağıda kaldığını söyledi. Aynı yere gideceğimiz için götürmeyi teklif ettiğinde teşekkür edip onları takip etmeye başladım.

Kafam çok doluydu, neden o parka gitmek istiyordum yine? Ne görmeyi bekliyordum ya da ne yapmayı? Geldiğimizde kadına teşekkür edip çocuğu tembihledim.

"Sakın annenden uzaklara gitme, anlaştık mı?"

Çocuk uslu bir şekilde kafasını salladığında bu park yerine koruluğa gitmeyi tercih ettim. Oturmak iyi olacaktı. Koruluktaki bir banka oturdum ve yüzümü ellerimle kapattım.

Babam bırakmıştı, çok şaşırmıştım. Kabulleniyordu, Jaehyun'u kaybettikten sonra ne işe yaramıştı? Jaehyun'a niye bu kadar bağlandığımı bilmiyordum, Ten denen çocuk bile beni dışlıyor ve yapmacık buluyordu. Onların üstünden geçmişti ama atlatamıyordum.

Çok erken konuşuyor olmalıydım.

"Jaemin?"

İsmim tekrarlanınca kafamı kaldırdım.

"Jaemin! Nerelerdeydin?"

Yuta oldukça değişmişti. Saçları mor ve kısa iken farklı birine dönüşmüştü sanki.

"Kendi kendimeydim. Başka bir yerlerde değildim."

Uzun süre geçmişti aslında, bana öyle geliyordu ya da günler çok uzundu, Yuta'nın tepkisi beni sadece yıkmıştı.

"Seni çok bekledik. Jaehyun'un telefonlarına bile cevap vermemişsin."

Doğru! Telefonum, eve geldiğimde alınmış ve değiştirilmişti babam yüzünden. Bunu ne şekilde söylemeli idim bilmiyorum. Üstelik bunun için uzun süredir Jaehyun'u da suçlu buluyordum. Hepsi benim ahmaklığım yüzünden.

"O gün mü bir şey oldu yoksa?"

"Telefonum değişti de. Ailem..."

Yuta "Biliyordum." dediğinde geri yaslandım. Kasmaya gerek yoktu, Yuta yabancı değildi artık. Ben söylemeden anlamıştı. Kısa bir sessizlik sonrası konuştu.

"Bir arkadaşını mı bekliyorsun?"

"Hayır."

"Sana bir limonata sözüm vardı. İyi ki buradasın."

Elindeki kaykayı diğer kolunun altına yerleştirdi ve beni kaldırdı.

"Hadi, sana sürprizim var."

Merakla peşinden sürüklendim. Beni otantik bir kafeye götürdü. Taeyong abi bizi karşılayınca öylece kaldım.

"Jaemin! Hoş geldin! Alındığına çok korktuk, özür dileriz o gün için bize darıldığından mı gelmedin?"

Yuta, Taeyong'a çarptı.

"Müşteri nasıl karşılanır müşteri mi öğretecek sana?"

Taeyong, Yuta'yı umursamayıp bana sarıldığında çok tuhaf hissettim. Samimiyeti derinlerime işliyordu.

"Ya, bir bilsen neler olduğunu... ama anlatırsam da bu sefer darılır bizimki."

"Patron, lak lak edeceğine getir iki limonata şuraya. Adamı delirtme şikayet ederim seni herkese bak."

"Kaşınma."

Taeyong, bu kafenin sahibi miydi?

"Abine söyle getirsin menü falan canının istediği bir şey varsa bedava bak."

Taeyong "Karekodu okutun ya da ben direkt söyleyeyim sana, şu an sadece gördüğün tatlılarımız mevcut, çilekli ve karpuzlu limonatalarımız bulunuyor çeşit olarak ve bil bakalım kim yaptı onları? Ben! Sen tuzlu veya başka bir şey istersen her şeyi getirtebilirim şimdi. Aç mısın?" dediğinde ellerimle geri ittim.

"Yo, hayır. Amacım yemek içmek değil. Teşekkür ederim, beni küçük erkek kardeşiniz gibi görüyorsunuz. Çok sağolun. Beraber oturup konuşmak bana keyif verir. Ambiyansa bayıldım."

"Normalde Taeyong'un annesi vegan restoran açmak istiyordu. Ama Taeyong böyle saçma işler sevdiği için, bak görüyorsun, tropik tatlıların olduğu çakma Tayland dondurmalı bir dükkan açtı. İçecekleri tek limonata değil, daha çeşit var. Üstelik bunları uygun fiyata satacak, statüden kazanmayı amaçlıyor. Bir de konsept dikkat çekici ya uğrak bir yer olacak, fotoğraf falan paylaşsınlar diye daha da özendi. Restoran olsaydı paraya para demezdik. Ben bir şey demiyorum."

"Yeni açıldı."

"Evet, yeni. Sen yok iken iki gömü çıkardı Taeyong ve annesi, hemen öyle açtı. Vegan restoran olsaydı her şey güzel olurdu da..."

Yuta iç çeke çeke dedikten sonra "Hani nerede benim her zamankinden?" dediğinde Taeyong "Bok iç orospu çocuğu." diyerek içeri geçti. Sanırım beni bile unutmuştu. İçeriye Doyoung girdiğinde selamladım.

"Hoş geldin Jaemin." Hal hatır soramadan Yuta'nın üstüne doğru yürüdü.

"Yuta, niye hevesini kırıyorsun oğlum deli misin lan sen? Bela mısın başımıza?"

Yuta omuz silkti.

"İçimde mi kalsaydı?"

"Evet! Kalsaydı. Defol git bırak burada Jaemin'i."

"Ağlıyor mu?"

"Döverim seni. Defol gözükme gözüme."

"Aman aman. Sevgilisine kimse bir şey demesin beyefendinin."

Yuta göz devirirken ben "Çok güzel bence ortam da düşünülmüş. Restoran olsaydı daha ağır bir havası olurdu, bu tarz kafeler de rağbet görüyor. İnternette yayılması için ben de yardım edebilirim." diyerek araya girdim. İçeriden Taeyong abinin duyup gelmesi ile olay daha çok büyümeden böylelikle kapandı. Gözlerini silip bana sarıldı ve Yuta'yı görmezden geldi.

Doyoung ile Taeyong abinin sevgili olduğunu yeni duyuyordum. Açıkçası birbirlerine karşı atışmaları dışarıdan gerçek olduğunu düşündürse de olayın iç yüzü farklıymış demek.

"Özür dilerim Taeyongcum kalbini kırmak istemedim."

"Bir daha yaparsan ben kafanı kırarım Yuta. Nerede kaldı bizim limonatalar?"

Kollarını benden çekip sadece saçlarımla oynadı. İçeriden meşhur limonatalar gelirken garson Jaehyun'a baktım.

"Garson Jaehyun'un güzelliği. Lan, bu bandana benim değil mi? Sende ne işi var?"

"Şimdi limonatana tükürürüm Yuta."

"Herkes de bana deli oluyor diyorum işte."

Masaya limonataları bırakırken "Hoş geldin." dediğinde utanarak kafamı salladım. Taeyong çekildiğinde bana sarıldı. Çok sıcak bir sarılma idi. Öylesine utanmıştım ki herkesin ortasında neredeyse eriyecektim.

"Jaemin ile konuşman gereken şeyler varsa gidebiliriz ya da siz çıkabilirsiniz. Ben size paket yapabilirim dışarıda içmeniz için."

Taeyong abi kibarca sorduğunda Jaehyun benden cevap bekliyormuşçasına baktı. Yeni çiftler gibiydik ve öylesine utanıyordum ki ağzımdan bir kelime bile çıkamadı. Benim yerime "Evet." diyen Jaehyun ile beraber plastik bardaklarımıza soğuk limonatalar döküldü ve pipetle dışarı postalandık.

Jaehyun elimden tutup yol üstünde yürümeye devam ederken benim ağzımı bıçak açmıyordu.

"Seni bir daha göremeyeceğimi sandım. Telefonlarıma bile cevap vermedin. Neler oluyor Jaemin, anlatmak ister misin?"

Ona anlatmalıydım. Biliyordum bu sonsuza dek ailem ile ben arasında bir sır olarak kalamazdı. Beni ailem dışı artık merak eden arkadaşlarım vardı. Ve daha resmileşmemiş bir sevgilim.

"Eğer devam edeceksek, anlatabileceğimi düşünüyorum."

"Ne bakımdan devam etmek?"

Elimdeki plastik kapla oynayıp bir yudum aldım limonatadan. Orijinalliği ve keskin tadı hoşuma gitmişti. Aslında içtiğim en iyi limonata diyebilirim, ne çok ekşi ne de çok tatlıydı. Parçacıkları dahi yoktu. Ben parçacık pek sevmezdim. Damağıma uygun ev yapımı bir limonataydı.

Bunu daha önce başka limonata için söylemiş miydim?

"Sen ve benim aramdaki..."

"İlişki."

Ona baktığımda gülümsüyordu.

"Benimle çıkar mısın?"

İçeceğimi yarılayıncaya kadar ancak "Evet." diyebildim. Çok sade bir şekilde gelişen her şey artık resmileşmişti. Anlatmamı bekliyordu artık, sabırsızlığı her halinden okunuyordu. Merak etmişti neler olduğunu ve nasıl olduğumu, neden bir anda ondan uzaklaştığımı... Biz çıksak bile birbirimizden uzak olacaktık ailem dolayısıyla.

Olayı tek bir cümle ile sonuçlandırmıştım, çok basitti.

"Ben aslında senelerdir burada oturuyorum Jaehyun."

Jaehyun elindeki plastik bardağı sıktı.

"Agorafobim vardı. Kimseye güvenemiyordum bu yüzden ilişkilerim sıfırdı insanlarla. Hiç dışarı çıkıp dolaşmamıştım bu zamana kadar, okula hep ailem bırakırdı. Hastaneye de öyle. Sadece alışveriş merkezine gidiyordum annem ile. Ve ailemin bu konuya karşın görüşü de normaldi.

Ev dışı ailemle hep çıkma dürtüsü var içimde. Hiçbir ortam güvenli gelmiyordu, ailem varsa iş değişiyordu. Okula zamanla alışmıştım. Tam sıkıntım o mu teşhisi elbette ben koyamam ama görünen o ki öyle..."

Ona her şeyi anlattım, her buluşmamızda yaşadığım şeyleri ve en son buluşmamızı. Çöpe atmadan plastik bardakla nötr bir ifade ile bakıyordu. Jaehyun'dan korkmuyordum. Jaehyun'un vereceği ifade zerre beni korkutmuyordu. Onu tanıyordum, tanıyorsam bana bu güveni veriyordu.

"Ne kadar ailemi sevsem de uyguladıkları psikolojik istismarı görmezden gelemem."

Jaehyun benim için tehlike taşımıyordu. Artık kafamda deli seneryolar kurmuyordum, ataklarım zaman zaman devam etse de kendim bir şeyleri başarabiliyordum önümde engel olmadan.

Agorafobim yoktu belki de, ailem bana bunu aşılamaya çalıştığından ortaya çıkan bir sorundu. Kafamda uzun süredir böyle şeyler dönüyordu, sürekli olarak düşünüp araştırıyordum.

"Peki senin böyle olmanı tetikleyen bir olay mı vardı? Anlatma zorunluluğun yok Jaemin, inan artık bu durumun değişmesi için sen ne istiyorsan elimden geleni yapacağım."

Düşünüyordum şimdi tekrar.

"Anlatacağım Jaehyun, zamanı geldiğinde her şeyi anlatacağım."

Emin olduğumda anlatacağım, kendime söz veriyorum. Artık dışarı doğru kustuğum, her geçen saniye eziyet haline gelen bu olayı anlatacağım. Ben gerçekten hasta mıyım değil miyim? Netleşsin Jaehyun, sana tekrar döneceğim.

"Jaemin, balıkları sever misin? Hadi onlarla yüzelim!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.