Çocukken, gerçi pek de uzaklaşmış sayılmazdım o zamandan yine de asırlar gibi geliyor, mahallemizin çocukları sürekli beni dışarı çağırırdı. Fakat önümde bir engel yerine iki engel vardı. Korkularım ve ailem.
Odamdan dışarı çıkacağım anda bilgisayarıma gözüm takıldı.
"Biriyle tanıştım. Beni çocukluğumdaki bataktan yavaş yavaş çekiyor. Çok acı çekiyorum ama bunun sonunda güneşi göreceğim çıplak gözlerimle. Belki denize de girerim. Paten sürmeyi pek beceremedim ama yapacağım. Çok güzel hissettiriyor."
Bilgisayarı kapatıp odadan çıktım. Ilık bir duş almak geldi aklıma.
Duşun altına girdiğimde her şey normal ilerliyordu. Ta ki bazı şeyleri düşünene dek. Dün olan şeyler tek tek aklıma hücum ediyordu. Şampuanı sert bir şekilde kafama vura vura köpürtüyordum. Gördüğüm resim, patenin üstünde aniden hatırladığım deniz. Su her omzumdan aşağı aktığında vücudum daha çok titriyordu. Bir kez daha tekrarladım. Sanki boğuluyor gibi hissediyordum. Vücudumu kazıya kazıya temizlerken akan suyun her bir damlası o kadar ağır geliyordu ki... Bana denizi hatırlatıyordu.
Titreyen elimle hemen suyu kapatıp bornozumla beraber kendimi zar zor dışarı attım. Ben asla denize giremeyecektim.
Odamın kapısını sert bir şekilde kapatırken camımı sonuna kadar açtım. İçeriye şiddetli bir rüzgar esiyor, ben ise çırılçıplak yatağımın üstünde nefes almaya çalışıyordum.
Babamı böyle bir adam olarak bilmiyordum. Daha doğrusu bu yüzünü yeni yeni görüyordum. Küçüktüm, ilk defa ona karşı çıkıyordum.
Düzene girdiğimde yatağa uzandım. Jaehyun'u düşünüyordum şimdi. Dünün en güzel yanı, saf ve tertemiz gördüğüm Jaehyun. Bakışları kalbime tek tek nakış gibi işleniyordu. Gamzesi, güzelim parlak saçları. Bana kıvırmadan söylediği apaçık cümleleri ile farklı olduğunu anlıyordum.
Aniden dikilip kıyafetimi kaptım. Hala saçlarım sırılsıklamdı. Bugün bir defa deniz kenarına gidecektim. Az önceki ataklarıma karşı omuz silkercesine giydiğim kıyafetlerimle dışarı uçtum. Babamlar ya öyle ya da böyle alışacaktı benim çıkmalarıma.
Telefonumla GPS'i açıp yürümeye başladım. Da ben burayı bilmeden nereye gidiyordum? Mapogu köprüsünü görecektim ama böyle yürüyerek nasıl gidebilirdim? Geri dönmek de istemedim. Yürüyerek parka doğru gittim. Yorulmuştum, bir bankta oturup soluklandım. Koruyu dolaştım, burası skateparka çok yakındı. Skateparka gidip gitmemekte kararsızdım. Yanımda patenim yoktu, uzaktan Jaehyun oradaysa izlemek güzel olurdu.
Bu düşünceyle yürüdüm. Gördüğüm şeyle duraktım. Bir kızla el ele tutuşup sürüyordu patenini. Dönüp topluluğun önünde eğildi, gülüştüler. Kızın elini bıraktığında kız eliyle poposuna bir şaplak geçirdi. Arkadaş olmalıydılar, yakınlıklarını izlerken gözü bana döndü. Tesadüf eseri beni fark etmişti. Arkadaşları onu sarstığında dönüp bir şeyler söyledi ve bana doğru gelmeye başladı. Hepsi şimdi bana bakıyordu.
''Jaemin, merhaba!''
''Merhaba Jaehyun.''
Kendini frenleyip karşımda durdu.
''Nasılsın?''
''İyiyim ya sen?''
Gülüp ''Seni görünce çok daha iyi oldum. Patenini getirmemişsin, hadi gel seni arkadaşlarımla tanıştırayım.'' dediğinde arkadaşlarına baktım. Çok çekiniyordum, hepsi ilgisini bana vermişti.
''Aa' teşekkürler, bugün ben yürümek için çıkmıştım. Sadece buraya da uğradım. Seni hayal kırıklığına uğratmak istemezdim ama.''
''Zamanın mı yok?''
Bir arkadaşı yanımıza geldiğinde ''Jaehyun, arkadaşın bizimle tanışmayı mı reddediyor? Doğrusu ben bunu hak etmedim. Biz tanışabiliriz, diğerlerini unut. Ben Yuta.''
Elini uzattığında elimi üstümde silip tuttum.
''Jaemin.''
Bir anda elektrik çarptığı için elini çekip tuttu.
''Senden bir elektrik aldım.''
Jaehyun, Yuta'nın kafasına geçirip:
''Git işine oğlum. Uza.''
''Sana ne lan...''
Küfürünü yuttu. Bana bakıp geri Jaehyun'a baktı.
''Afedersin, küfür alışkanlığım var. Jaehyun sürekli küfür ettiğinden oldu. Kerataya çok yüz verdik.''
''Önemli değil.''
''E' hadi seni bizimkilerle tanıştıralım.''
Elimi boynuma attım.
''Seni kırmak istemezdim ama başka zamana. Hava kararıyor.''
Küçük bir gülümseme sunduğumda ''Ben seni elinden tutarak ailene teslim ederim.'' diyerek saçını düzeltti. O sırada araya Jaehyun girdi.
''Gitmeye niyetin var mı?''
''Sen de ne ısrarcı çıktın. Neredeyse çocuğun üstüne atlayıp benim malım diyeceksin. Gidiyorum, sonra görüşürüz Jaemin. Sana bir limonata ısmarlamak istiyorum bunu yaz kafaya. Bu köşemdeyim akşam sekizde, her gün.''
Eliyle gösterdiği yere acı acı baktım. Benim sekizden sonra dışarda olmam denizde yüzmem demekti. Kafamı sallayıp ''Görüşürüz.'' dedim.
Öpücük gönderip el sallayarak gitti yanımızdan. Geri Jaehyun'a döndüğümde rahatlamış gözüküyordu. Aynı zamanda tercüme edemediğim ilk defa görebildiğim o bakışları.
Jaehyun saçlarımı tutup ''Bunlar niye ıslak?'' dedi.
''Kurutmadan çıktığımdan dolayı.''
Elleriyle dağıttı.
''Bekle, çantamda temiz havlu olacaktı."
Gidecek iken iki adım koşarcasına atıp elini tuttum.
"Buna gerek yok."
"Hayır, gerekli. Saçlarını kurut, başın ağrır.''
"Şimdilik değil. Bırak da konuşalım."
Gülümsedim, aşık hayallerine daldım gittim. O da bana gülümsedi. Koyu kahverengi gözleri en güzel bakışları bahşediyordu bana. Daha önce birisi gördü ise üzülürdüm, çok özeldi çok.
''Bana Mapogu'yu tanıtır mısın?''
Ansızın söylediğim şeyle Jaehyun şaşırdı. Bunu beklemiyordu.
''Gerçekten mi?''
Kafamı salladığımda gururla ''Doğru kişiye geldin. Tabii tanıtırım!'' diyerek yanaklarımı sıktı.
''Teşekkür ederim."
"Ne demek, bu bana bir ödül. Çok kıskanacaklar beni. Ne zaman?"
"İşin olmadığı yakın bir zamanda. Telefonla haberleşebiliriz."
Gözleri parıldadı.
"Jaemin, çok mutlu oldum. Her seferinde beni şaşırtıyor, mutlu ediyorsun. Ayrıca merakta bırakmayı da başarıyorsun."
Gözlerim arkadaşlarına kaydı.
"Seni bekliyorlar, haberleşiriz."
Kafasını sallayıp "Haberleşiriz!" diyerek onların yanına gitti. Yavaş yavaş - onlardan gözümü ayırmak mümkün olmamıştı, böyle eğlenceli bir ortamdan mahrum kalmak beni üzüyordu- parktan çıkacak iken hepsini yanımda bulmayı beklemiyordum.
"Mapogu köprüsüne gidiyoruz Jaemin, geliyor musun?"
Yuta göz kırptığında derin bir nefes verdim, düşünmeme fırsat vermeden başka bir cümle işittim başkasından.
"Hem bizimle tanışmadın!"
"Bizden mi kaçıyorsun Jaehyun'dan mı?"
"Korkma biz Jaehyun değiliz, yemeyiz seni."
Kalabalık gülüş beni epey terletti. Olmaz olduğunu baştan biliyordum ama gitmek kısmetimde olduğu için mi "Tamam! Geleceğim." dedim bilmiyorum. Ama sonuçlarına paşa paşa katlanacaktım.
Benim sonucum babam olduğundan az da böyleydim, koskoca çocuktum ama baba korkum hala içimde vardı ve şimdi gece yarısı eve varsam bir prenses gibi kulemde bekleyemezdim prensimin gelmesini. Sallandıracak bir saçım yoktu, prensim ise bilmiyordu ki bu durumları. Tam da prensim değildi aslında ama... Elimden tuttuğunda öyle hissetmedim. O benim gerçekten prensimdi.
"Güzel bir gün geçireceğiz Jaemin, prensin yanında korkma!"
"Katar prensi olsan bari de çocuğun işine yarasan. Anca içi boş laflar..."
"Benim gönlüm zengin abi, biz aşkla besleniyoruz."
Sanki duyuyordu iç sesimi ama bu kadarı fazlaydı. Arkasındaki uzun boylu çocuk öne gelerek "Ne zaman fakirin ekmeği aşk oldu?" dediğinde Jaehyun omuz silkti.
"Ben modern fakirim."
"Beyaz atın da patenlerin, bir bacak sen sür diğer bacak Jaemin. Bu arada ben Johnny, umarım rahatsız olmuyorsundur böyle konuşmamdan. Bizimkinin tek doğrusu sen olacaksın."
Kafamı iki yana sallayıp gülümsedim.
"Rahatsız olmuyorum ama Jaehyunla aramızda gerçek bir ilişki yok. Sadece takılıyoruz. Yani... öyle."
Elimi çekip ona baktığımda geri elimi tuttu. Onun da cevabı buydu.
Nerede kalmıştım, babamın kasırgası tüm zamanın en felaket afeti olacaktı. Görünüşe göre bitmiş, dağılmış bir kalastan başka bir şey olmayacaktım. Sonu dört gözle beklerken bu beraberlik işi benim korkularımı, travmalarımı yenmemi sağlayacak mıydı? Öyleyse Jaehyun benim rastladığım en iyi prens olacaktı.