İçeriğe geç

let's roll | jaejaem

Bölüm 2 · 6 dk okuma

let's roll | jaejaem

Bölüm 2

everyone must stand alone

Sabah kalktığımda babam işe gitmişti, tam da tahmin ettiğim gibi. Kapı çaldığında mutfaktan yönümü değiştirip açtım. Kapının önüne bırakılmış siparişimi kucaklayıp ayağımla kapattım ve askılığın köşesine bıraktım. Annem bakışlarını televizyondan ayırdı. Bir eli çayındaydı.

"Ne aldın Jaem?"

"Bazı güvenlik önlemleri."

Odama geçtim. Kafamdan beyaz İsviçre tişörtümü geçirirken mavi soluk saçlarım önüme düştü. İsviçre tişörtü derken, özel el yapımı bir tişörttü denilene göre. Bana göre özelliği sadece kolundaki baskısıydı, baskısının çıkmaması hoşuma gidiyordu. Güzel mavi dalganın arkasında pembe arkaplanı en sevdiğim detaylardandı. Saçlarımı geriye ittim. Altımdaki şortu dışarıda giysem bir problem olmazdı. Patenleri alıp kapının önüne koyarken televizyonu kapatmış anneme şaşkınca bakıyordum şimdi.

"Ne oldu anne?"

"Asıl sana ne oldu?"

"Yemekten sonra bir kere merak ettiğim şehri turlamak istedim anne. Ne olabilir ki?"

Bir bardak çıkardı.

"İyi o zaman, geç otur bakalım."

İçindeki endişeleri: Dışarı çıktığımda mahal vereceğim aslında seneler önceki olaydı. Hâlâ o günkü kadar küçük ve korumasız olduğumu düşünmelerini anlıyordum. Babamın dışarı çıkmamamda ısrarcı olması ve olayın onda bir fobi haline gelmesi... Ya beni korkutuyor muydu dışarısı? Korkuyor muydum ben? Evet, korkmamam mümkün değildi. Ama patene baktığımda tüm kaygım, korkum uçup gidiveriyordu. O kadar geçe kalmazdım çıkabilirsem dışarıya.

"Telefonunu sakın ayırma, sessize alma."

Kafamı sallayıp pateni aldığım çantaya koydum. Sanki annem daha rahattı bu konuda. Dizliklerimi dahil etmiştim çantama. Bir çocuk gibi annem başımda durup beni kontrol ediyordu şimdi. Üstüne çantama bir biber gazı attı çıkmadan. Babamdan bir tık daha rahat olduğu kesindi, bence.

Dışarı çıktığımda ilk nereye gideceğim diye afallarken caddenin karşısına geçtiğimde bir çocuk gibi hissediyordum. Şehrin bana göre kocaman olduğu gibi hisler. Çocuktum ama kocaman bir çocuk. Bedenim ileri sürükleniyordu. Etrafı yeni keşfediyordum. Unuttuğum bakallar, marketler, tekeller, eczane yerlerinin içini daha yakından görüyordum. Yerine yıkılıp yeni yapılmış binalar... Okula giderken etrafı incelerdim ama derinlemesine değil. Elimden telefonu çıkartıp GPS'i açtım. Genç topluluğu yanımdan geçerken çarpmamak için çaba sarf ettim. Bir benzin istasyonunun önünde durup gideceğim yeri yazdım. Sağ yola sapıp 1,5 kilometre sonra solladığımda ve yine sola saptığımda karşımda olacaktı. Caddede tek yürümek garip histi. Soldan geçen bir adamın bana baktığını sanıp korkarak hızlandım. Göz kontağı kurmadan fark etmeden koşturuyordum. Ciğerlerim sıkışmıştı. Daha çok kalabalığa doğru geldiğimde rahatladım. Küçük kız çocukları erkeklere sataşıp bir oradan bir buraya koşturuyordu.

Karşılarına araba çıktığında "Dikkat edin." dememe gerek kalmadan arabadaki adam korna basıp cama çıktı.

"Caddenin ortasında koşturmayın bakayım! Çekil oradan."

Yoluma devam edip sokaklardan sonra merkeze geldiğimi fark ettim. Hemen beni kaykay parkı karşılıyordu. Biraz erken gelmiş olmalıydım, güneş tepedeydi. Tek buraya gelmek kötü hissettiriyordu. Yanımda bir bireyim olsa da bana sahip çıksa hissi kaplıyordu içimi. Yollardan geçerken çeşit çeşit insanlar beni korkutuyordu.

Kafamdaki kurgulara son verip içeri adımımı attım. Ölesiye heyecanım vardı, çocuksu sevincim. Başarmıştım; tekte, ilk çıkışımda gelmiştim buraya.

Beton kaplı uzun duvara oturup çantamı çıkardım ve yanıma koydum. Telefonu çantanın bölmesine koyup içinden dizlikleri çıkardım.Ve sonra güzel patenlerimi. İlk patenlerimi giyecektim, eğilip giymeye koyuldum. Hemen pateni geçirdim geçirmesine ama ayarlayamadım bir türlü. Çok zorlanıyordum. Terlemiştim gerçekten.

Vazgeçemedim ama yapamadım da. Ayarlayamadım. Alnımı kolumla silerken parkı yavaş yavaş dolduran çocukları fark ettim. Kaykaylarını, hoverboardlarını ve patenlerini süren binbir çeşit insan doldurmuştu.

Rezil olmaktan korkmuyordum, buradakilerin iyi davranacağına güvenim sebepsiz vardı. Giyemiyordum, ortada bir şey yoktu. Aslında giyilmesi kolay bir ayakkabı gibiydi paten ama zorlanıyordum.

Herkes arkadaşlarıyla eğlenirken ben sadece herkesi izledim. Kaykayını süren onlarca çocuk güvenlik önlemi almadan betonda zıplattırıyordu mereti ve şovlarına ara vermiyordular. İzleyerek bir günümü geçirirdim nasıl olsa.

Zaman su gibi akıp geçiyordu. Gözlerim kahverengi ama üstünde gökkuşağı çizilmiş bir patene kaydı. İpleri beyazdı. Ayaklarımı sallarken kayıyormuş gibi hissediyordum. Çok üzgün sayılmazdım, bugün istediğim her şeyi başaracağım diye bir kaide yoktu. Kafamda öyle şartlandırmamıştım tam. Evden çıksam ve şuan ayaklarımda patenim olsa, parkı görsem yeterdi. Ama biriyle tanışmak, bir kez olsun düşmek isterdim paten sürmeye çalışırken. Ve güneş batıyordu neredeyse.

Hırslanıp tekrar denedim. Yine terler dökülüyordu alnımdan. Yapamayıp bıraktığımda önümde kahverengi patenleriyle dikilen kişiyi gördüm. Dizlerinin çizilmesinden çekinmeyerek yere koymuştu bacaklarını ve bağcıklarımı açıyordu. Kendimi sosyal medyada paylaşılan deney videolarındaki oyuncu gibi hissettim. Düşünceme gülememek için kendimi tutarken bir soru yöneltti.

"Sıkıyor mu?"

"Hayır."

Bağlayıp diğer patene geçerken postuma karşılık veren kişiye içimden bir sürü kalpler yolluyordum. Bildiğim tüm kalpli emojileri akşam atacak ve neler olduğunu yazacaktım. Ben buraya gelebilmiştim, az da olsa sürüş denemeleri yapacaktım.

"Oldu, değil mi?"

"Evet, teşekkür ederim."

Tüm içtenliğimle gülümserken yandaki betona dokunup ayağa kalktı ve yanıma oturdu. Gözlerimi patenlerinden almak mümkün değildi. Üstüne uzun bir çorap çekmiş ve daha da estetik görünmesini sağlamıştı.

"Kendim boyadım, çok beğenmişe benziyorsun."

Kafamı sallayıp saygısızlık etmemek için bir kez gözlerimi gözlerine diktim.

"Evet, çok güzeller."

Kahverengi perma saçları aşağı süzülmüş ve tek tek ayrılmıştı. Kara balçık gözleri... tekte bir çizik atılıp tüylerle boyanmış kaşları vardı. Resim gibiydi. Hayalimdeki erkeği yaratabilsem ancak bu kadar düzgün olabilirdi.

Gözlerimi ayırıp çantamın ağzını kapatıp sırtıma geçirdim. Beni izliyordu.

Ayağa kalkmaya çalışırken sarsıldım. Kolumdan ve sırtımdan tutup dik durmamı sağladı ancak patenimle ayakta dikilmek hele ki ağırlıkla bir ileri bir geri gitmek dengemi kaybetmemi sağlıyordu. Kollarından tutup dönmeye çalışırken dümdüz betona yapıştım, amacım dönüp oturmaktı. Gülümseyip oturmamı sağladı betona geri.

"Sana paten sürmeyi öğretebilirim istersen, o kadar zor değil. Sakıncası yoksa."

Öğrenmek çok istiyordum. Hemen kabul etmek garip kaçar mıydı?

"Senin için sakıncası yoksa, nasıl..."

Telefonum çaldığında babamın beni aradığını gördüm. Elim bir anda titremeye başladı.

"Afedersin."

Ayağa kalkıp biraz ileriye doğru patenini sürüp dönüş yaptığını gördüğüm an hemen telefonu açtım. Bir süre ona dalmıştım, az daha telefonu açamıyordum.

"Neredesin sen Jaemin?! Saat yedi olmuş ve sen dışarıda hâlâ tek bir şekilde... benden izinsiz çıkıp gitmişsin!"

Babamın bağırması ile ürkmüş ve kendimi ortama yabancılamıştım. Babam daha da üstüme gelirken sadece dudaklarımdan "Geliyorum." kelimesi döküldü. Neredeyse kendi mahallemin ötesinde olan bir parkta bile güvende hissetmezken babamın üstüme gelmesiyle azmimi unutmuştum. O beni övmüyordu. Hastalığım olan şeyi yenmiştim neredeyse, öyle sanıyordum ama... Sadece koca bir hayal kırıklığı içimi kaplamıştı. Patenlerimin bağcığını çözmeye çalışırken ağlamamaya çalışıyordum. Elimden geldiğince hızlı hareket ederken kahverengi patenli önümde belirdi.

"Sanırım gidiyorsun."

"Evet, gidiyorum." diye donuk bir tonda toparlanırken ayakkabımı tam giyinmeden çantama patenimi sokuşturmuş, bir veda bile etmeden koşa koşa çıkmıştım parktan. Ağlama hissiyatı içimi dolduruyordu ama insanların bana baktığını hissettiğim için ağlamak istemiyordum. Koşarak ağlamak, dramatik. Korkmuştum, evimden 1,5 kilometre ötedeydim sadece. Ve bu korkuyu bana babam aşılamıştı.

Eve vardığımda hayal kırıklığını daha derinde hissediyordum. Babam kapıyı açıp bana bakarken içeri girdiğimde ayakkabılığa ayakkabımı rastgele yerleştirip daha fazla antrede kalmadan odaya girdim. Babamı dinlememiştim, odama kapanmak bana iyi gelecekti çünkü onu dinlersem daha karamsar bir insan olurdum. Korkuyor ve korku salıyordu. Ben bir insandım, burada daha kollarında ne kadar korunabilirdim? Çocukluğum bile korkuyla geçmişti. Top ardında koşturmamıştım. Kitap okumak hoşuma gitse de bilgisayarım kurtarıcı olmuştu. Çıkış yolumu videolarla bulurken babam bana bir engeldi. İleride bir işe sahip olduğumda yine babam elimden tutup işe bırakacak ve beni iş çıkışında geri mi alacaktı şirketten? İstediğim şeyleri bile yapamıyordum. Bir paten sürmek gibi basit fiili. Evimden 1,5 kilometre uzaklıkta olamıyorsam bu artık ciddi derecede bir sorun haline gelen ev hapsiydi.

Yatağıma uzanmadan önce balıkları izlerken biraz babama kulak astım. Benim için bir sorun arz etmemesi gerekirdi, bunu benim atlatamamam söz konusu olmalıydı. Babam benden çok travmanın içerisindeydi ve bana yardımcı olması gerekirken daha çok benim gireceğim bir batağın içindeydi.

Yatağa uzanıp kulaklığımı taktım, o devrede annemin konuya girdiğini duymuştum. Sanki daha öncesinde de beni korumuş ama babamın bu takıntılı tavırlarına karşı gelememiş gibiydi.

Kahverengi patenleri, özenle ayrılmış saçları ve kara balçık gözlerini düşündüm. İçim bir hoş oluyordu. Son cümlem aklıma gelmişti, beni anlamasını umdum. Bugünü güzel yapan bir şey varsa güneşin başrol oyuncusu, odak noktağı olan kahverengi patenli çocuktu. Babamın tek bir kelimesi beni artık cidden durduramazdı. Hayal gibiydi, ben dışarı tek başıma çıkıp istediğim noktaya varabilmiştim.

Ne babam ne başka bir şey, yapabilmek çok farklıydı ve farklı hissettiriyordu. Buraya gelirken olan duygularımı unutmuştum, babamın beni olumsuz etkilediği birtakım korku ve endişeler. Yeni bir amacım varsa paten ile hafif bir yol kat etmek ve onun adını öğrenmekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.