İçeriğe geç

LEO’YU BUL

Bölüm 9 · 8 dk okuma

LEO’YU BUL

Bölüm 9

KIRK ÜÇ BUÇUK

Öğle arasına çıktığımız anda Özay bana döndü. "Haydi Lale, bugün hamburger yiyelim, yemekhanenin yemekleri berbat. Sandal sefası ne ya? Bildiğin tavuklu kabak işte."

"Ben seviyorum o yemeği." dedim esnerken. Sıraya yayılmıştım. Özay ayaktaydı ama benim kalkmaya niyetim yoktu. Belki sınıf tamamen boşalırsa mektubu açabilirdim. "Ben buradayım ya gelirken bana da bir şeyler alsana." Cüzdanımdan para çıkarmak için arkamı döndüm. "Of ya Lale, Ahu ile bırakma beni. Yine kinoalı diyet salatasıyla iştahımızı kaçıracak."

Güldüm. "Bir şey olmaz. Sen de karşında hamburger ye Burcu gibi, yutkunup dursun."

Özay güldü. "Bir hafta sağlıklı yiyeceklerle ilgili nutuk veriyor sonra. Ben en iyisi Burcu'yu bulayıp ayrı oturayım."

"Sen bilirsin. Bana da bir şeyler al yeter."

Ben parayı uzatırken Ozan sınıfa girdi. "Ooo Özay sultanla afet-i devran da buradaymış.

Özay suratını buruşturdu. "Sultan ne be? Muhteşem Yüzyıl'ı mı izliyorsun hala sen?"

"Napim kızım, 10 yaşından beri izliyorum hücrelerime yerleşti." Özay'a dönüp sırıttı. "Önceden açık ara Hürrem'i sana benzetirdim ama şimdi Lale de büyük aday. Malum saçlar."

Elimi saçıma götürdüm, cidden Hürrem kızılıydı bu renk. "Uf Ozan saçmalama!" dedim sıramdan kalkmayarak.

"Neyse" dedi Ozan, arka sıraya geçip çantasını açtı, hızlıca cüzdanını çıkardı. "Haremi bırakıp gitmek istemem ama çocuklar bekliyor."

"Iyy" dedim "muhabbete bak. Kaybol Ozan ya!"

Ozan gamzelerini göstererek sırıttı. "Çıkışta C sınıfıyla maç var kızlar. Takımınızı desteklemeye gelin."

"Ponpon kızları çağır bizimle ne işin var?" dedim.

Güldü. "Onlar zaten orada olacak, ne kadar kalabalık o kadar iyi."

Ozan sınıftan çıkınca Özay'ın gözlerinin parladığını fark ettim. Açıkçası benim hiç gitmeye niyetim yoktu. Sonuçta bütün gün Leo Bey'in bana bıraktığı mektubu merak ederek geçirmiştim. Tek istediğim bir an önce eve varmak, odama kapanıp mektubu açmak ve bana bıraktığı ipuçlarını kovalamaktı.

Öğleden sonraki dersler çok hızlı geçti. Bunun nedeni dersleri tam olarak dinleyememiş olmam mı yoksa ilk defa zamanın benden yana ilerlemesi mi bilemiyordum. Çıkış zili çalar çalmaz çantamı topladım ve yüzümdeki hasta ifadesini bozmayarak sınıfın kapısına yöneldim.

Özay her ne kadar Ozan'ı terslese de, tüm öğle sonrası maça gitmemiz için başımın etini yemişti. Aslında ona hak veriyordum sonuçta C takımının ve okul takımının kaptanı Koral da bugünkü maçta başrol olacaktı. Bir yandan onun bu bitmeyen takıntısı için üzülürken bir yandan da kendini frenlemediği için kızıyordum. Ben kapıdan çıkmak üzereyken Özay bir kez daha yalvardı. Bizim arkadaşlığımız ne ara onun bana yalvardığı duruma gelmişti bilmiyorum ama hala garipsiyordum. Geçen seneki balık etli Lale'den bu sene dikkat çeken Lale haline gelmiş olmam mı değiştirmişti her şeyi? Biraz da suçlu hissediyordum. Sonuç olarak gerçekten karnım ağrımıyordu. "Hadi Lale ya! Öğleden sonra ağrım azaldı demiştin. Ne olur yarım saatçik duralım. Öğle yemeğinde de beni ektin."

Sanıyorum Özay arkadaşlığımız süresince bana hiç bu kadar ısrar etmemişti. Leo Bey'den bir yarım saat daha ayrı kalabileceğimi düşünerek sonunda "tamam" dedim. Özay neredeyse yerinde zıpladı. Ne aşkmış arkadaş!

Bahçeye indik. Özay teşekkür için iki sıcak çikolata alıp geldiğinde basket sahasının tribünlerinde yerimi almıştım. Ponpon kızlar tabii ki sahada gösterilerine başlamıştı. Kızların lideri elbette Ahu'ydu, bir tanesinin de ismi Arzu'ydu ama diğerlerini tanımıyordum. Bizim sınıftan kimse böyle bir oluşumun içerisine girmek istememişti. İçten içe Özay'ın bu grupta olmak istediğini düşünüyordum ama hiç sesle dile getirmedim. Zaten bizim sınıfımız biraz daha inek tiplerden oluştuğu için, kimsenin buna ayıracak vakti yoktu. Şimdi bile tribünlerden onları izlerken, çakma bir Amerikan filmindeymiş gibi hissediyordum. Özay da benim gibi düşünmüş olacak ki yanıma oturduğu anda eleştirmeye başladı. "Şu Ahu'ya bak, 32 bedene düşeceğim diye açlıktan ölecek gibi duruyor."

"Öyle ama, gördüğün gibi kız gayet fit. Bizim gibi devamlı hamburger yemiyor. " dedim omuz silkerek .

Aslında ben de Özay gibi düşünüyordum ama onunla biraz uğraşmak istedim. Özay düşündüğüm gibi sinir oldu. "Yapma Lale sen böyle tiplerden nefret edersin."

Aslında cümlenin sonunda sen de geçen seneye kadar 40 bedendin diye eklemek istemiş olabilirdi ama kendini tuttuğuna emindim.

Sıcak çikolatanın yarısına gelmişken, bizim takım sahaya çıktı. Ozan her zamanki havasıyla tribünlerdeki tek tük insanlara sanki binlerce kişiye selam veriyorcasına selam verdi. Özayla gülmeden edemedik. Bizim takımda Taha, Ozan, Batu, Celil ve Sedat vardı. Birden içime bir his doğdu. Mektuptan sonra birkaç kez mesajlaştığım LeoBey'in son mesajına baktım. Mektubu eve gidince açacağımı söylemiştim. O da başka planım olup olmadığını sormuştu. Tabii ya! Leo Bey belki de bu maçtaydı ve maça kalıp kalmayacağımı öğrenmek istemişti. Derin bir nefes alıp, düşüncelerimi sıralamaya çalıştım. Allah'tan Özay pür dikkat C sınıfının çıkışını bekliyordu da bana bakmıyordu.

Önce Koral sahaya çıktı. Üzerinde kırmızı parlak bir forma vardı. 19 numarayı giyiyordu. Yaşına atıfta mı bulunuyor merak ettim. Acaba bizden büyük müydü?

Dikkatle Koral'ı izleyen Özay'a döndüm. "Koral neden 19 numarayı giyiyor?"

Özay tereddüt bile etmeden cevap verdi. "19 Haziran'da doğdu da ondan."

Göz devirdim. "İnsan annesinin ya da ne bileyim kız arkadaşının falan doğum tarihini giyer. Kendini bu kadar sevmek de ne bileyim."

"Öyle deme ya." Dedi Özay hülyalı bakışlarının arasından. "Uğurlu geliyordur belki."

"Hı hı." Dedim.

Alnına renkli bir bandana takmıştı. Bu haliyle hem çekici hem de yaramaz bir çocuk görüntüsü veriyordu. Eğer dün gece onunla sohbet etmemiş olsaydım tamamen görüntüden ibaret bir profil olduğunu düşünürdüm. Ama tüm bu yapay görüntüsüne rağmen kafasının çalıştığını kanıtlamıştı.

Timur'un da sahaya çıktığını görünce afalladım. Özay'a döndüm. "Nasıl ya? Timur ne zamandır basket takımında?" Özay da şaşırmıştı. "Ben de anlamadım Lale. Daha önce Timur'un hiç C takımıyla maça çıktığını görmedim." Timur'un arkasından Evren ve Aksel de sahaya çıktı. Evreni görünce daha çok şaşırdım. Özay "Evrenin ne işi var? O basket oynamaz ki!" dedi. "İlginç" diye mırıldandım. C sınıfı çıkar çıkmaz, ponpon kızlar da coşmuştu. Özellikle Ahu, izin verse Timur'un ağzına girecekti. Yazık dedim içimden. Evren tribünlerin önüne gelip bana selam verince herkesten bir "oooo" sesi geldi. Özay imalı bir şekilde güldü. "Hayırdır? Evren sana niye göz kırpıyor?"

"Kütüphanede karşılaştık geçenlerde. Kafa çocuk, arkadaş olduk."

Özay kaşlarını kaldırdı. "Allah Allah, hani Timur desen anlayacağım da. O grubun en asosyali Aksel, ki onu da okula sonradan gelmesine bağlıyorum, sonra da Evren. Kızım o çocuk bilgisayardan başını mı kaldırıyor ki. Maça dahil olmasına bile şaşırdık."

Omuz silktim. "Ben ne bileyim Özay ya! Muhabbeti güzeldi diyorum. Hiç de anlattığın gibi değildi.”

"İyi tamam, yorum yapmıyorum." dedi Özay. Gözü hala Koral'daydı.

Maç başlamadan Melis ve Burcu da yanımıza geldi. "Ahu yine şov yapıyor." dedi Burcu. Özay'la güldük. Melis de meraklı bir şekilde sordu. "Timur ile Evren ne zamandan beri takımla basket oynuyorlar?"

Aslında benim de Evrenin oynayıp oynamadığından haberim yoktu. Ama bana takım etkinliklerini sevmediğini, bireysel takıldığını söylemişti. Anladığım kadarıyla onun tek takım etkinliği mahşerin dört atlısına dahil olmaktı.

Sonunda maç başladı. Telefonumu elime aldım. Ne yapacağımı tribüne geldiğimden beri planlıyordum. LeoBey'le mesaj kutumuzun tıkladım. En son mesaj benden gitmişti. Parmaklarım tuşların üzerinde hızla hareket etti.

"Bana bu maçta olmadığını kanıtlamak için beş dakikan var." yazdım.

Böylece Leo'nun kim olduğu ihtimallerini tam 10 kişiye indirmiştim. Hatta Taha'yı çoktan elediğim için 9 kişiydi. Bizim sınıfı saymazsak da 5.

Tam 300 saniye boyunca tırnaklarımı kemirdim. Maçı izlemeye çalıştım ama aklım tamamen Leo'daydı. C sınıfı şimdiden önde gidiyordu. Bizim takım 11, onlar 16 sayı yapmıştı. Koral hızlı bir basket attı. Alkış koptu. Gerçekten çok estetik ve iyi oynuyordu. Timur daha çok savunma yapıyor, ancak ilginç bir şekilde takımın üçlüklerini Aksel atıyordu. 6 sayı Aksel'e aitti. Takımın gizli silahı gibiydi. Yalnız basketleri sonrası tribünlere dönmek yerine başını öne eğiyordu. Koral'ın aksine. Evren ise diğerlerine nazaran kısa kalan boyuyla, top çalma işini üstlenmişti. Telefonuma baktım. 4 dakika olmuştu. Leo Bey genelde cevap vermekte gecikmezdi.

Asla.

Gözlerimi kıstım. Sahadaki her oyuncu üzerinde gözlerimi gezdirdim. Telefonuma tekrar baktım.

"Mola!" dedi Özay heyecanla. Başımı kaldırıp tekrar sahaya bakındım. Oyuncular kenara çekildi. Pür dikkat onları izledim. Birkaçı telefonunu çıkardı. O sırada beden eğitimi hocamız onları etrafında topladı. Ayağa kalktım. Kimlerin elinde telefon vardı görmem lazımdı.

Mesaj geldi.

Tam 5 dakika dolduğunda.

"Anlamadım. Bugünkü basket maçını mı diyorsun?"

Gözlerimi kıstım. Hiç inandırıcı gelmemişti. Leo Bey, tam da molada cevap vermişti.

"Ne yapıyorsun?" dedi Özay. Heyecanla ayağa kalktığımı gördüğünde. "Molayı kim istedi?" dedim hararetle. Şaşkın şaşkın yüzüme baktı. "Ne diyorsun Lale?"

"Ya Özay, molayı kim istedi diyorum!"

"Ne bilim kızım görmedim!"

Çantamı topladım. Özay şaşırdı. Diğer kızlar da merakla bana bakıyorlardı. "Ben gidiyorum."

"Neye kızdın Lale? Bekle, beraber döneriz."

"Yok benim gitmem lazım. İyi hissetmiyorum." dedim.

Özay istemeyerek de olsa sordu. "Ben de geleyim mi? Gidebilecek misin?"

"Giderim, giderim." diye cevap verdim.

Kızlara el sallayıp tribünün merdivenlerini hızlıca indim. Gideceğim yer belliydi. Hazır herkes sahadayken, soyunma odasının yolunu tuttum. Erkeklerin soyunma odası basketbol sahasına yakın bir konumdaydı. Herkesin görüş alanından çıktıktan sonra bahçe duvarının kenarından eğilerek soyunma odasına çıkan koridorun kapısından geçtim. Neyse ki içeride kimse yoktu. Nefeslerim heyecandan hızlansa da durmadım. Ayağımdaki ayakkabıların çıkardığı ses şimdi sinir bozucu olmaya başlamıştı. Soyunma odasının kapısından girdiğim an burnumu kırıştırdım. İçeride ağır bir koku vardı. Nefes ihtiyacımı en aza indirip, içeriye doğru birkaç adım attım. Oda birkaç bölmeden oluşuyor, her bölmede sporcuların dolabı bulunuyordu. Dolapların önünden geçtim. Tek tek isimleri kontrol ettim. C sınıfı basket takımının dolapları yan yanaydı. Aklımdaki ilk adayın, yani Timur'un dolabına dokundum. Bir an vazgeçerek elimi geri çektim. Ne yani 43,5 numara ayakkabı arayarak mı bulacaktım Leo Bey'i? Bir de onu arama girişimlerimin hepsini ona anlatacağıma söz vermiştim. Yüzümü buruşturdum. Yaptığım tam bir rezillikti. Pek ala tüm takım 43,5 numara ayakkabı giyiyor olabilirdi. Her neyse, buraya kadar gelmiştim. En azından bakabilir, birkaç ipucu sahibi olabilirdim. Yavaşça dolabın kapağını açtım. Kalbim dört nala atıyordu. İki bölmeli dolabın alt kısmında okul ayakkabıları duruyordu. Yavaşça elimi uzattım. İçimde hırsızlık yapıyormuşum gibi kötü bir his vardı ama artık dönülmeyecek noktaya gelmiştim. Ayakkabıyı kavradım. Altını çevirdim, numara yazmıyordu. Yüzümü ekşitip bu sefer de içinde yazan numaraya bakmaya çalıştım. Işıklar kapalı olduğu için çok karanlıktı. Telefonumun ışığından faydalanmak için elimi çantama attım. Feneri açtım ve ayakkabının içine tuttum. Of! Yabancı numaralar yazılmıştı. Hiçbir şey anlamadım. Muhtemelen ayakkabı yurtdışından falan alınmıştı. Fotoğrafını çekip sonra araştırmak üzere telefonumu ters çevirdim. Daha sonra geri kalan 8 kişinin dolaplarına da bakacaktım. Bizim sınıftakiler de dahil. Ancak ben daha kamerayı açamadan arkamdan bir ses geldi. Panikle hem ayakkabıyı hem telefonu elimden düşürdüm. Ellerimi yüzüme kapadım ve derin bir nefes aldım. Normal şartlarda oto kontrolü yüksek olan bir kızdım ben. Kendimi her ne duruma soktuysam üstesinden gelirdim.

"Sen burada ne yapıyorsun?" dedi beni suçüstü yakalayan.

Arkamı döndüm. Yavaşça telefonumu yerden alıp kırık var mı diye kontrol ettim. Ardından az önce elimde olan Timur'un ayakkabısına benle hiç ilgisi olmadığını kanıtlamak ister gibi şaşkın bir bakış attım. Sonra da yapmacık bir şekilde gülümsedim.

"Selam. Sanırım biz tam olarak tanışmadık."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.