İçeriğe geç

LEO’YU BUL

Bölüm 6 · 6 dk okuma

LEO’YU BUL

Bölüm 6

DAHA YAKIN

Makarnamı daha hızlı yemeye başladım. Bir an önce karnımı doyurup masadan kalkmak istiyordum. Bu zamana kadar ikisine de herhangi bir saygısızlık etmemiştim ancak bazen sinirlerimin patlayacağı noktaya geliyordum.

Babam ve Çiçek hanım sohbete dalmışken, son lokmamı ağzıma attım. Allah için çiçek hanımın yemekleri oldukça lezzetliydi ancak yemeklerin tadına tav olma yaşımı çoktan geçmiştim. Lokmamı çiğneyip yuttuktan sonra, peçeteyle ağzımı sildim. Sohbetlerini bölmek istemesem de yarın akşam evde olmayacağımı söylemem gerekiyordu. Boğazımı temizleyince ikisinin de dikkati bana yöneldi.

"Ben yarın akşam yemeğinde bir arkadaşımda olacağım." dedim ciddi bir tavırla.

"Özay mı?" dedi babam hemen. Neden sorduğuma bile şaşırmış gibiydi.

"Hayır." dedim "Okuldan başka bir arkadaş."

Aslında Özay'ı bahane olarak kullanabilirdim ancak hem bize çok yakın oturuyordu, hem de çok sır saklayacak bir tip değildi. Eninde sonunda ağzından bir şey kaçırırdı.

"Kimmiş?" dedi babam hemen dikleşerek. Erkek arkadaş sinyali almış gibi olduğu yerde kabardı.

"Evren'lere gideceğim." dedim tek solukta.

.

"Evren Akgül mü?" dedi babam kaşlarını çatarak. Başımla onayladım.

"Ne sıfatla onlara gideceksin kızım?"

"Arkadaşım baba." Dedim göz devirerek.

"Bak Lale," dedi babam. "Biliyorum artık küçük değilsin, erkek arkadaşın olabilir. Benimle paylaşmak istemiyor olabilirsin. Ama artık Çiçek var." Çiçek hanımın elini tuttu. "Ona her şeyi anlat ki, benim de içim rahat etsin."

Babam çıldırmıştı! Çiçek hanıma selamı zor veriyordum. Bir de oturup erkek arkadaşlarımı mı anlatacaktım?

"Erkek arkadaşım yok baba!" dedim resmen dişlerimin arasından. "Yarın Evren'le ders çalışacağız, annesi de yemeğe davet etmiş."

Babam iç çekti. "Tamam o zaman. Seni ben bırakır, işiniz bitince de alırım."

"Gerek yok." dedim hemen. "Evren alacak zaten. Geç olmadan da dönerim."

Babam gözlerini kıstı. "Ehliyeti var mı onun?"

"Baba okulda arabası olmayan bir ben, bir de Özay var farkında mısın? Herkesin ehliyeti var."

"Tamam, tamam." dedi babam geçiştirmek için.

"Yalnız yarın sen çıkmadan tanışalım şu Evren paşa ile."

Derin bir of çekip odama yöneldim. Yaz tatili başında sade, karmaşadan uzak olan hayatım şimdi büyük bir kaosa sürükleniyordu. Merdivenleri çıkmadan girişte bıraktığım okul çantamı aldım. Odamın kapısını açtığımda çantadaki telefonum titriyordu. Açınca üç mesaj olduğunu gördüm. Hepsi sabahki numaradandı. Çok yakında kim olduğunu öğreneceğim numaradan.

15:00

"Seni korkuttum mu?"

...

15:10

"İstediğinin bu olduğunu sanıyordum."

...

16:30

"Evren'in sana istediğini verebileceğini sanmıyorum."

Son mesajı okuyunca gözlerim kocaman oldu. Bu nasıl bir manyaktı da Evren'le görüştüğümü bile biliyordu? Çok dikkatli olmalıydım ama kafam karman çorman olmuştu.

"Sen kimsin? Beni tanımıyorsun bile, istediğimi nereden bileceksin? Ayrıca oradan okulu yakacak kadar manyak birine mi benziyorum?"

Mesajı yazarken ellerim titremişti, öfkeyle gönder tuşuna bastım. Anında cevap geldi.

"Sanırım seni korkuttum."

Haklıydı. Ödüm kopmuştu. Ama bunu ona söyleyecek değildim.

"Beni takip etmekten vazgeç." Yazdım.

Cevabı gecikmedi. "Sadece yardım etmek istiyorum."

"Yardıma ihtiyacım yok."

Numarasını engellemek için mesajın üstündeki rakamlara tıkladım. O sırada yeni bir mesaj geldi.

"Okulu yakmak sadece bir metafordu. Seni bundan daha zeki sanmıştım. Ayrıca okuldaki son senen ama kendine itiraf edemesen de bir şekilde bela arıyorsun. Elinde yasak bir kitapla ortalarda dolanıyor, eskiden oldukça nazik biriyken artık sözünü saklamıyorsun. Dikkat çekmek istediğini düşündüysem kusuruma bakma."

Gözlerimi kıstım. O az önce zekamla alay mı etmişti?

Mesajı tekrar okudum. Haklı olduğu yönler yok değildi. Ama yine de beni böylesine gözlemlemiş olması çıplakmışım gibi hissettirmişti.

"Gizli mesaj aldığım birinden gelen ironiyi göz ardı ettiğim için beni affet. Okulu yakma fikrinde olan bir manyak olmadığına göre, takipçi bir sapık olduğunu mu farz etmeliyim?"

Birkaç dakika sonra cevap geldi.

"Hayır. Sadece gözlem yeteneğim iyi diye düşünebilirsin. Kaçıncı sayfadasın? Sindirerek okuduğunu tahmin ediyorum.

...İzliyorum. Etrafımdaki herkesi. Bazılarının başında boynuzlar, yüzlerinde şeytani bir gülümseme var. Bana yaklaştıklarında ateşe tutulmuş gibi oluyorum. Kaçmak istiyorum ama kahkaha atıyorlar. Bana gülüyorlar. Kaçamıyorum."

Bunlar gerçekten Leo Bey'in sözlerine benziyordu. Hızla çantamı karıştırıp, çantanın iç gözünde sakladığım kitabı çıkardım. İşte oradaydı. Sayfa 98, 6 Nisan 2002 tarihli günlük. Aynı cümleler.

"Sayfa 98." Yazıp yolladım.

"Leo ile ortak bir yanımız var. Çarpıcı iç dünyalarımız. Şeytan başlı insanlar bence her yerde. Sen ne görüyorsun?"

Derin bir nefes aldım. Gerçekten Leo Bey'in anlattıkları hem felsefik hem de iç karartıcıydı.

"Kendimi bu kadar karamsar görmek istemiyorum. Ben sadece..." yazdım ve yolladım. Devamında ne yazmak istediğimden emin değildim. Neden hala cevap yazdığım ya da neden bu saçma sapan duruma kafa yorduğumdan da emin değildim.

"Sen sadece?"

"Korkuyorum." Yazdım. Bir çırpıda. Sanki tuşlar parmaklarımı yakıyor gibiydi.

Cevap yine gecikmedi.

"Neden korkuyorsun? Ya da neyden?"

"Bilinmeyenden, hazırlıksız olunandan." Bunlar aylardır kendime bile itiraf edemediğim şeylerdi.

"Sence Leo seni bunlara hazırlayacak güçte mi?"

"Ben de bunu bilmek istiyorum." Dedim derin bir nefes daha vererek.

"Bunu ararken sana yardımcı olabilir miyim?"

O an beni ne dürttü, fikrimi ne değiştirdi bilmiyordum. Telefonumu ebediyen kapamam, numaramı değiştirmem, hatta kitabı yakıp yok etmem gerekirdi. Tüm bunlar yerine gizemli numaraya cevap yazdım.

"İsterdim. Ama sapık olmadığından hala emin değilim. Aynı okulda olduğumuzu tahmin ediyorum ancak sapık bir güvenlik görevlisi ya da okul kameralarını hackleyenbir manyak da olabilirsin. Senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum ve bu adil değil."

" :) haklısın. Daha adilhane olması açısından sana birkaç ipucu vereceğim. Ama sadece bu kadar. Leoimajımın zarar görmesini istemiyorum."

Güldüm. Neden güldüğümü bile bilmiyordum. Hemen ardından yeni bir mesaj sesi geldi.

"Aynı okuldayız. Herhangi bir sabıka kaydım yok. Teknoloji konusunda iyi olsam da hacker değilim. Ve bana artı puan kazandıracaksa belirteyim, gülümsemeni seviyorum."

Yabancı birinden aldığım iltifat için kızardığıma inanamıyordum. İltifatını görmezden gelmeyi tercih ettim. Daha önemli sorularım vardı.

"Biraz fiziksel detay fena olmazdı." Yazıp yolladım.

"Fiziksel detayları beni merak ettiğin için mi, yoksa kafandaki ihtimalleri elemek için mi soruyorsun?"

Gülümsedim.

"Kafamın içinden çık! Tabii ki ihtimalleri elemek için soruyorum."

Aslında çok geçmeden kim olduğunu öğrenme şansım vardı. Yarından sonra Evren'den öğrenecektim. Ancak o an yanımda, kafamı oyalacak, açıkça her şeyi konuşabileceğim biri varmış gibi hissediyordum.

Bir sonraki mesajı görünce kahkaha attım.

"Ayakkabı numaram 43.5"

"Bu aydınlatıcı bilgi için teşekkür ederim. Yarın seni ilk görüşte tanıyacağıma eminim."

":) Ben de öyle düşünmüştüm."

"Başka bir detay var mı? Kan hücre sayın, DNA dizilimin ya da ne bileyim ayak parmakları uzunluğun? Bunlar da oldukça yardımı dokunacak bilgiler."

Cevap hemen gelmedi. Kaşlarımı çattım. Beş dakika kadar bekledikten sonra kafama dank etti. Ben ne yapıyor? Ne saçmalıyordum? Ancak o sırada telefon titredi.

"Bir süre gülmek için kendime izin verdim. Ardından yazacak daha zekice bir şey aradım ama bulamadım."

"Zekamla seni alt ettiğimi bilmek güzel derdim ama sadece mizah yapıyorum."

"Hepsinde iyi olduğunu düşüyorum."

"Acaba Leo'yu falan bahane edip, bana yürümeye çalışıyor olabilir misin?"

Allah'ım böyle bir mesajı nasıl yollamıştım! Ben böyle şeyler söylemezdim. Kendime inanamıyordum!

"Seninle flört etmeye başladığımda anlarsın. Şu an sadece yardımcı olmaya çalışıyorum."

Karşımdaki her kimse kendine oldukça güvendiği belliydi. Aklımdan Timur'un ukala gülüşü geçti ama tahminim ne kadar doğru emin olamadım. Ben düşünürken o bir mesaj daha yolladı.

"Peki bakalım, Leo gibi asi olmak için ne gibi planların var?"

Gülümsedim. Yarın ki yemek tam da düşündüğüm etkiyi yaratabilirdi.

"Tahmin bile edemezsin."

"Bir dene." dedi ama tabii ki ona bir şey anlatmayacaktım. Gülüşüm derinleşti.

"Bu gizli bilgi. Üzgünüm. Bak şimdi aramızdaki bilinmeyenler eşitleniyor gibi."

":) Akıllıca. İyi geceler Lale"

"İyi geceler ... ben sana ne diye sesleneyim?"

"Bence Leo makul."

"Pekala. İyi geceler Leo"

Yatmadan önce telefonumu elimde çevirdim. En sonunda pes ederek bilinmeyen numarayı "Leo Bey" diye kaydettim. Artık hem kitapta hem de gerçekte bir Leo Bey'im vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.