İçeriğe geç

LEO’YU BUL

Bölüm 3 · 5 dk okuma

LEO’YU BUL

Bölüm 3

EN YAKIN ARKADAŞ

O hafta oldukça çabuk geçti. Sanki bütün yaz bunalım bir şekilde oturmamın yerini dolduracak gibi bütün hafta test çözüp, ders çalıştım. Babam Özay'la görüşmeme izin vermeyince tek yaptığım annemin bahçesine bakım yapmak, Leo beyi okumak ve ders çalışmaktı. Bir de geçen seneki formalarımı terziye götürüp biraz daraltma işlemi gerçekleştirmiştim. Bu arada Leo'nun iç dünyası çok da açık değildi. Daha çok benzetme kullanmış, yaşına rağmen günlükleri felsefi bir dille yazmıştı.

Okulun başladığı sabah beni okula Çiçek Hanım bıraktı. Babam bir önceki gece iş seyahatine çıkmıştı. Elimde değildi sinir olmuştum. Bu sene gerçekten hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Okulun başlangıç gününden belliydi. "Başarılar Lale'ciğim" dedi Çiçek Hanım nazikçe. "Çok başarılı bir öğrenci olduğunu biliyorum, eminim bu sene de harika iş çıkaracaksın."

Çiçek Hanıma her zamanki tepkimi gösterdim. Cevap vermedim.

Okulun büyük bahçesinden içeri girerken derin bir nefes aldım. Okul formamız beyaz gömlek siyah kazak ve siyah gri pötikareli pileli etekten oluşuyordu. Bence sade ve kullanışlıydı. Tabi çoğu arkadaşımın aksine benim eteğim daha usturupluydu, bu durumdan oldukça memnundum. Erkeklerin kısa etekli piliçler listesine, evet böyle bir liste vardı, girmeye hiç meraklı değildim. Saçlarımın rengi belli olmasın diye sıkı sıkıya örmüştüm.

Tabi benim kamufle olma çabalarım bahçeden girip, son sınıfların bulunduğu sıraya yönelmemle, Özay'ın "Laaalee!! Bu sen misin kızım?!!!" diye bağırmasıyla son buldu.

Tüm gözler bana döndü. Bozuntuya vermeden yürümeye devam ettim. Özay'ın yanına vardığımda, ağzı açık bana bakıyordu. "Ne oldu sana?

"Hiç" dedim gülümseyerek. Sınıftaki kızlar da Özay'ın yanında toplanmıştı.

Ahu hemen atladı. "Lale ne diyeti uyguladın hemen söylüyorsun bak diyetisyen adını da istiyorum fiyatı önemli değil."

Halbuki Ahu'nun diyete falan ihtiyacı yoktu.

Ben cevap veremeden Burcu atıldı. "İnanılır gibi değil kızım, bizim tontiş Lale gitmiş, yerine bambaşka biri gelmiş!" Saçlarıma dokundu. "Hele ki bu renk. Nereden aklına geldi böyle iddialı bir şey? Halbuki sen biraz muhafazakar takılırsın."

Sağ ol Burcu. Neden boyattığımı duysan inanmazsın.

Sırayı bir erkek sesi böldü. "Kızlar, kızlar! Bu ne gürültü sabah sabah ya. Beynimizi..."

Ozan beni görünce olduğu yerde durdu sonra da ıslık çaldı. Uzunca. Gözlerimi deviresim geldi.

"Sınıfımıza yeni teşrif eden bu afet-i devran da kim ola ki?"

Ozan bizim sınıfın en yakışıklı ama en cıvık çocuğuydu. Derin gamzeleri, buğday teni ve siyah bukleli saçlarıyla gerçekten tatlı çocuktu. Ancak gözümün önünde o kadar çok kıza asılmıştı ki, onu görünce gram etkilenmiyordum.

Melis güldü. "İlahi Ozan, bizim Lale bu."

Ozan'ın gamzeler soldu, ağzı net bir şekilde açıldı. "Bizim Lale derken, kollarıyla şişko bir bedeni resmetti. "O Lale mi?"

Sağ ol Ozan. Bugün iki oldu.

Kızlar gülünce, ben de hafifçe gülümsedim. "Neyse" dedi Özay, "Hadi kızı daraltmayın, yeter."

Halbuki amacı beni kenara çekip detay almaktı ama, tam o sırada okulun gözde grubu içeri girdi.

Derken nefesler tutuldu. Nasıl bir araya geldiklerine dair en ufak bir fikrim olmayan dört erkek bahçe kapısından geçerken herkes aralarında konuşmaya başladı.

Timur, Koral, Evren ve Aksel.

Timur, tüm ergen kitaplarında görebileceğiniz, deri ceketli, motorlu ve yakışıklı kötü çocuk karakteriydi. Mavi gözlü, iri dişli, köşe çeneli, sarı saçlıydı. Her zaman arkasında hayali bir fan grubu var gibi yürürdü.

Salak.

Tamam yakışıklıydı, zengindi ama. Mor dağları da o yaratmamıştı yahu. Neydi o hava.

Koral ise onun değişik bir versiyonuydu. Basket takımı kaptanımız, okulumuzun çapkını. Amigo kızların gözdesi, Özay dahil okuldaki her kızla çıkan ama yine de popülaritesini kaybetmeyen arkadaş. Dudağının üstündeki beni, kumral saçları ve ince atletik fiziğiyle yürek hoplatan okul temsilcimiz. Duyduğum kadarıyla salağın tekiydi. Derslerde çakıp duruyordu ama basket kariyeri onu kurtarıyordu. C sınıfında olmasına şaşmamalıydı. Aptallara katlanamıyordum.

Söylemeyi unuttum. Ben okulda eşit ağırlık derece sınıfındaydım. A sınıfı. B sınıfı orta kararların, C sınıfı ise zorlu tiplerin sınıfıydı. Ve bu gelen dörtlü C sınıfı üyeleriydi. Onlarla hiçç işim olmazdı.

Ardından gelen Evren değişik bir vakaydı aslında. Çocuk tam bir bilgisayar dehasıydı. Diğerleri kadar uzun sayılmazdı ama tipi de düzgündü. Ve bildiğim kadarıyla hepimizi satın alacak kadar parası vardı. Neden C sınıfında ve eşit ağırlık bölümünde olduğu, ya da yanındakilerle neden takıldığı hakkında bir fikrim yoktu.

Ve Aksel. Hepsinden uzun boylu olması dışında görüşünü hakkında pek bir şey bilmediğim, güneş gözlüklerinin ardını göremediğim, saçlarının rengini bile pek anlayamadığım arkadaş. Aksel okula geçen sene transfer olmuştu. Geldiği gibi C sınıfında ve eskiden üçlü olan şu anki dörtlünün arasında yerini almıştı. Onu bu üçünün dışında kimseyle görmemiştim. Sanırım o da gizemli çocuk kartını oynuyordu. Pek merak ettiğim de söylenemezdi.

Muhteşem (!) dörtlü C sırasına doğru ilerledi. Özay'ın hala aklı Koral'da olduğu için başı o tarafa döndü. Ben de nispeten iyi anlaştığım Cansu ile konuşmaya başladım. Sınıftan arkadaşlarım hala selam verirken şoklarını dile getiriyordu. Günü böyle geçireceğim anlaşılmıştı.

İlk iki dersimiz edebiyattı. Hoca sağ olsun hiç hoşbeş etmeden derse girişmişti. İlk ders dayandım ama ikinci ders tek isteğim, dün akşam bir gününü yarım bıraktığım Leo'nun günlüğüne devam etmekti. İkinci ders sonuna doğru kitabımı kazağımın içine sakladım. Ardından hocanın yanına gidip, iyi hissetmediğimi, revirden ilaç alacağımı söyledim. Edebiyatçı çok memnun olmasa da izin verdi. Hızla merdivenleri inip, revirin arkasındaki gizli bölgeye ilerledim. İnşaatı babam yaptığı için okulun neresinde gizli saklı bir yer var biliyordum. Bu zamana kadar pek ihtiyaç duymamıştım ama ne zaman gerekeceği belli olmazdı. Reviri geçince göz önünde olmayan bir kapı vardı. Bu kapı merdiven boşluğuna, merdivenler de bahçenin kullanılmayan bir kısmına açılıyordu. Merdivenlerden inerken hem heyecanlı hem de korku doluydum. Bu güzeldi. Farklı hissettiriyordu.

Bahçe kapısını girebileceğim şekilde açık bırakıp çimlerin üzerine oturdum. Dizlerime kadar siyah çorap giymiştim. Keşke kilotlu çorap giyseydim diye hayıflandım. Neyse burada beni görecek kimse yoktu zaten. Bacaklarımı uzatıp, kitabı çıkardım. Kaldığım kısmı açtım ve okumaya başladım. Birkaç dakika sonra burnuma sigara kokusu geldi. Acaba temizlik görevlileri burayı sigara içme meskeni mi bellemişlerdi? Çaktırmadan etrafıma bakınca onu gördüm. Dörtlüden biri. Elindeki sigara izmaritini parmakları arasında ezip yere fırlattı. Onu görmek yeterince kötüydü ama bir de yalnız değilse, oluşacak kaosu düşünemiyordum. Bana yaklaştı. Kıpırdayamadım. Yerimde kalakaldım. Hem arkasından diğerleri çıkacak, hem de ne yaptığımı anlayacak korkusuyla kalbim delicisine atıyordu.

"Şişt, yeni kız," dedi özel gülümsemesiyle. "Burada gizli saklı ne okuyorsun?"

Eyvah! Leo beyle basılmıştık!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.