İçeriğe geç

LEO’YU BUL

Bölüm 13 · 12 dk okuma

LEO’YU BUL

Bölüm 13

YANILGI

"Evren?" dedim şokla.

O dahil, diğer üç surat da bana döndü.

Allah kahretmesin.

"Lale?" dedi Evren. O da benim kadar şaşırmış gibiydi. Ağacın arkasından çıkmamı bekledi. Rezil kılığımı en az gösterecek şekilde ortaya çıkmaya çalıştım. Kendimi nasıl bu hale düşürmüştüm ben ya! Diğer üç kapüşonlu da yavaşça başlıklarını indirdi. Elbette mahşerin dört atlısının diğer üyeleriydi bunlar. Her zamanki yüz ifadelerini takınarak bana yaklaştılar.

Timur alayla gülüyordu. Koral tek kaşını kaldırmış ilginç bir ifadeyle pijamamı inceliyordu. Aksel ise bana tiksinirmiş gibi bakıyordu. Of bu çocuk cidden sinirlerimi bozuyordu. Hatta diğerleri de.

Timur saçlarını düzeltti. "Sevgilin sabah koşunda peşine düşmüş Evrencik."

Evren Timur'a dönüp ters ters baktı. Sonra da bana döndü. "Senin burada ne işin var Kızıl?"

Allah'ım bu nasıl bir ikilemdi! Buradakilerden biri Leoolabilir ve içten içe bana kıs kıs gülüyor olabilirdi ama ağzımı açıp tek bir kelime edemiyordum.

"Koşuya çıktım, ne var?" dedim huysuz bir şekilde.

Timur sırıttı. Koral da gülüyordu. Aksel gözlerini kıstı.

"Koşu kıyafetlerin de pek hoş." dedi Timur. Başımı kaldırdım.

"Siz kendinize bakın, kapkaççı gibi giyinip çıkmışsınız. Evimin yanındaki ormanda koşan sizlersiniz."

Koral kahkaha attı. "Ben de beğenmedim bu kıyafetleri."

Timur'un yüzündeki gülümseme biraz olsun soldu. Evren de gülmeye başladı.

"Bunlar özel tasarım, takım için hazırlattık. Bu orman okula da yakın biliyorsun, elemelerde önce kondisyon çalışmak istiyoruz."

"Lale Hanım'a açıklama yapma faslımız bittiyse devam edelim." dedi Timur.

Aksel'le göz göze geldik. Bu sefer kaşlarını çatmıştı. Bu tepki bana mı yoksa Timur'a mı anlayamamıştım. Ancak tepki veren Koral oldu.

"Kabalaşma bro. Belli ki sevgilisini görmek istemiş."

Ağzım şokla açıldı. Ellerimi açarak yardım dilenir gibi Evren'e baktım. "Ne sevgilisi ya?"

Evren elinin tersiyle terini sildi. "Ya bi sakin!"

"Kızıl," diyerek bana döndü.

"Çocuklar her şeyin farkında. Sana takılmayı seviyorlar."

"Kendi adına konuş." dedi Aksel. Sonra da Timur'un ayakkabılarını işaret etti.

Gözlerimi kıstım. İmasını anlamıştım. Pis tellek.

Burnumu daha dik tuttum. "Kızıl istersen seni eve bırakayım." dedi nazikçe Evren.

Timur ve Koral bir baş işareti yapıp geri çekildi. Koral da nazik sayılırdı. Ancak Timur hala abuk subuk bir tavır içerisindeydi. Anlamak güçtü. Aksel ise bence en tehlikelileriydi. Sinsinin tekiydi.

"Gerek yok." Dedim Evren'e. "Evim yakın."

Evren şimdi tamamen yanıma gelmişti. "İyi misin Kızıl, bir sorun yok ya?"

"Yok ya, uykum kaçtı, biraz hava alayım dedim, sonra ormana kadar yürümüşüm. Sizi görünce de tesadüf oldu tabii. Garip bir tesadüf."

"Anlıyorum." Dedi Evren. "Antreman bitince kahvaltıya gideceğiz. Katılmak ister misin?"

"Şaka mı yapıyorsun? Hadi Koral neyse ama o diğer iki sinir bozucu tiple hiçbir yere gitmem ben."

Evren güldü. "Koral'ın gamzelerine vuruldum deme."

"Ya saçmalama Evren ya! Beni hiç mi tanımadın? Koral en azından nazik. Diğerleri tam tellek."

"Tellek?"

"Boş ver, önemli değil."

Canım memleketimin ezgilerini bilmesine gerek yoktu.

"Timur'la Aksel de iyi çocuklardır. Tanısan seversin."

"Kalsın." dedim yüzümü buruşturup. Evren tekrar güldü. Uzaktan biri seslendi.

"Hadi Evren!"

"Sen git." dedim bir adım geriye çekilerek. Zaten hava iyice aydınlanmıştı. Babam birazdan kalkardı. Şu tipimle yakalanmasam iyi olurdu.

Evren başını salladı. Tam gidiyordu ki, geri döndü. "Şu Leonard Casey denilen tip seni hala rahatsız ediyor mu?"

Yüzüm şekilden şekle girdi. "Sen söyle. Telefonumun içine sızman çok da zor değil."

Güldü. "Sana bir söz verdim. Ben sözlerimi tutarım, telefonuna asla sızmam."

"Anlıyorum. Ancak bu konuda yorum yapmak istemiyorum. Bu gizemli Leo kişisi sen çıkarsan, kendime güldürecek daha fazla neden vermek istemem."

"Ne?" dedi şaşkınca. "Hala benden mi şüpheleniyorsun?"

"Herkesten şüpheleniyorum. Buna sen de dahilsin."

Evren kafasını yana doğru eğdi.

"Şüphecilik. En sevdiğim karakter özelliği."

"Hadi daha fazla gecikme." dedim ters yöne dönerek.

"Kızıl, fikrin değişirse numaramı biliyorsun."

Ben cevap veremeden Evren uzaklaştı.

*

Eve dönüşüm çok da şık olmadı. Bu Leo efendi hayatıma girdi gireli kendimi rezil edip duruyordum. Bu sabah da farklı değildi. Panduflarım ve kırmızı pijamamla sabahın ilk ışıklarında işine gitmekte ya da koşuya çıkmış olan dokuz kadar insanın şaşkın bakışlarıyla karşılaştım. Kondisyonum yazın yaptığım yürüyüşlerden dolayı iyiydi ama yine de ara ara dinlenerek koşarak eve ulaştım. Dönüş yolunda Murat Abilerin çiftliğinin kısa yolunu kullanmadım. Şansım bir kere yaver gitmişti ve yakalanmamıştım ama ikincisinin garantisi yoktu.

Bahçe kapısından içeri girdiğimde üzerime göz gezdirdim. Çamur içinde kalmış ev botlarım, ve kısmen ıslanmış pijamamla korkunç bir haldeydim. Telefonum yanımda olmadığı için saatten haberim yoktu ama babamın uyanmamış olması için dua ettim.

Dua ederken nokta atışı yapın diye boşuna dememişler. Tam o anda Çiçek Hanım dış kapıyı açınca yüz yüze geldik. Beni görünce şaşkınca ağzını açtı.

"Lale? İyi misin? Ne oldu böyle?"

Normalde açıklama yapmazdım ama gerçekten telaşlı görünüyordu. Hem evi ayağa kaldırmasını da istemiyordum.

"İyiyim, yok bir şey. Hava almaya çıktım ama gece yağmur yağmış, çamura bastım."

Başını salladı. Elini uzatınca refleks olarak geri çekildim.

"Saçında yaprak var. Onu almaya çalıştım." dedi sakince. Elini uzattığı tarafı kontrol ettim. Gerçekten bir yaprak saçıma takılmıştı. Yavaşça çıkarıp, içeri girdim. Çiçek Hanım daha fazla yorum yapmadı. Babama söyleyeceğini sanmıyordum. Söylese de bir şey değişmezdi gerçi. Ortada yanlış bir durum yoktu.

Odama çıktıktan sonra üstümdekileri kirli sepetine atıp temiz pijama giydim. Telefonumu elime alınca içim öfkeyle kabardı. Bugün karşılaştığım mahşer üyelerinden biri Leo'ydu. Nedense bundan ölesiye emindim artık. Evren'in hiçbir şeyden habersiz görünen tavrı, Aksel'in sessiz ve sinsi tavırları, Timur'un pervasız, Koral'ın ise dost canlısı tavırları... Hepsi bir şekilde Leo'yu işaret ediyor olabilirdi.

Seçmem gerekseydi aralarından en samimi gelen Evren ya da Koral'ı seçerdim. Tamam Koral'ın fazlasıyla dikkat çekici gamzeleri bu çıkarıma katkı sağlamış olabilirdi ancak diğerleri gibi bana uzak durmuyorlardı en azından.

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" diye yazdım öfkem yatışmadan.

Hemen cevap geldi.

"Ne oldu, mesaj sesine uyandım?"

"Sen söyle ne olduğunu."

"Hiçbir şey anlamıyorum Lale."

"Sabahın ilk ışıklarında kapımdan geçen, sonra ormanda diğer üç arkadaşınla buluşup kafamın içine eden sen değil misin?"

"Hayır."

"Mahşerin dört atlısından biri değilsin yani?"

"O ne gizli bir birlik falan mı? İlk defa duyuyorum."

"Unut gitsin. Sormadım farz et."

"Hadi ama asi kız, eğlenceyi bozma. Beni bulma girişiminde bulunduysan anlaşmamıza göre bana anlatmak zorundasın."

Gözlerimi kıstım. Rüyasında görürdü.

"Hayır." Yazdım.

Ardından rehberden Evren'in telefonunu bulup mesaj attım.

"Nereye geleyim?"

"İki saate hazır ol, ben seni alırım Kızıl."

Leo Bey'e bu sabaha kadar inanıyor olabilirdim. Ama artık inanmıyordum. En azından mahşerin dört atlısından biri olmadığına. Bunu bulmam için o değişik tiplerle takılmam gerekiyorsa.

Olsundu.

Leo mesaj atmaya devam etmesine rağmen bakmadım. Alarmımı 1 saat sonrasına kurup, yatağıma geri döndüm.

*

Uyanıp hazırlanmam çok uzun sürmedi. Bir kot ve sarı bir kazak giyip, kombine eşlik eden turuncu saçlarımla tam sonbahar renklerine bürünmüş oldum. Saat 9'a yaklaşırken Evren aradı.

"Aşağıda bekliyorum Kızıl."

Telefonu kapatıp sırt çantamı kaptığım gibi merdivenlerden indim. Çiçek hanım çoktan kahvaltı masasını hazır etmişti ama yine de solgun görünüyordu.

"Günaydın Laleciğim," dedi sabahki karşılaşmamızı unutmuş gibi.

Kuru bir şekilde karşılık verdikten sonra portmantodan spor ayakkabılarımı aldım.

"Ben arkadaşlarımla kahvaltıya gidiyorum. Babama iletir misin?"

Babam sanki adını duymuş gibi merdivenlerden indi.

"Hangi arkadaşmış o?"

"Evren." dedim saklamaya gerek duymayarak. "Hani çok onay veriyordun."

Babam bir anlık düşündü. Ardından başını salladı. Ben ne yaptım der gibi bir hali vardı. Çok tatlıydı kıyamadım.

"Yalnız olmayacağız grupça gidiyoruz." deyince yüzü aydınlandı.

"Aferin."

Göz devirip dış kapıyı açtım. Genelde evden çok gergin çıkardım ama bugün yüzümde bir gülümseme vardı.

Bahçe kapısından çıkınca Evren'in bizim mahallemize bile fazla kaçan arabasını gördüm. Beni görünce camdan başını çıkarttı. "Atla Kızıl."

Yolcu tarafına geçip aracın kapısını açtım. "Sen bu Amerikan filmlerini çok izliyorsun galiba. Atla Kızıl ne ya?"

Evren güldü. "Tam arızasın."

"Daveti geri çekmek için geç değil."

"Saçmalama. Çocuklar çok sevinecek."

Arabanın koluna sarıldım. "Haberleri yok mu geleceğimden! Ay hiç uğraşamam onlarla Evren!"

Evren gaza basınca itirazlarım da havada kaldı.

"Abartıyorsun, iyi çocuklardır. Biraz şımarıklar o kadar."

"Biraz mı?"

"Yani tamam biraz çok diyelim. Ama tanısan seversin."

"Öyle olsun." Dedim. Sonra ekledim. "Davet gecesi tanışmıştım aslında. Koral fena değildi. Timur bir garipti. Aksel de tip tip bakmaktan başka bir şey yapmadı."

Evren kahkaha attı. "Harika tespitler. Kendi aramızda böyle değiliz merak etme."

"Umarım." Dedim.

"Sahi sen ne yaptın şu nişanlılık meselesini. Yine kiralık sevgiliye ihtiyaç duymayacaksın değil mi?"

Evren'in yüzü biraz düştü ama hemen toparladı. "Sanmam. Öyle büyük bir sosyete krizine yol açtık ki, annem her gün cemiyete rezil olduğuyla ilgili nutuk çekip duruyor. Babam ise benimle konuşmayı reddediyor."

Bunları pervasızca söylemişti ama üzüldüğünü hissedebiliyordum.

"Kötüymüş." dedim "Ama zamanla düzelir."

Başını salladı. Sonra hafifçe bana döndü.

"Senin tarafta durumlar nasıl? Annen, baban?"

"Annem öldü." dedim hemen. "Babamla da tanıştın zaten."

"Başın sağ olsun." dedi dudaklarını büzerek.

Ona üvey annemden bahsetmek istesem de sustum. Evren Leo olmasa bile iyi biriydi. Ama ben bu durumu henüz kimseyle paylaşmak istemiyordum.

Bir süre yol devam etti. İkimiz de sustuk. Aslında Evren'e sormak istediğim sorular vardı. O yüzden sessizliği bozdum.

"Senin şu hackleme işlerin nasıl oluyor?"

"Aha! Ben de ne zaman soracaksın diye bekliyordum."

"Of dalga geçme!"

"Sözüm söz Kızıl. Bu sana bulaşan tip belli ki bu işlerden anlıyor. Kurduğu güvenlik duvarına daha önce rastlamadım ama araştırıyorum."

"Şimdilik araştırma." Dedim birden. Böylesi adil olmaz gibime geliyordu. Leo Bey hayatıma girdiği ilk anda beni şaşırtmış ve hazırlıksız yakalamıştı ancak şimdi öyle hissetmiyordum. Onu gizlice bulmak bir çeşit ihanet gibi geliyordu.

Evren şaşırdı. "Emin misin? Üzerinde biraz uğraşırsam hallederim."

"Hayır." Dedim tekrar. Eğer Leo Evren'se zaten hiçbir zaman kimliğini açık etmezdi. Bu söyledikleri sadece kurguydu. Ama en azından benim ona olan inancımı görebilecekti. Değilse de verdiğim karardan memnundum.

"Nasıl istersen Kızıl. İhtiyacın olduğu anda araman yeter."

"Sağ ol Evren." dedim içten bir şekilde.

Arabayı devasa bir çiftliğin önüne yaklaştırdığında tedirgin oldum. Murat Abilerin çiftliğe benziyordu ancak bir dört beş kat daha büyüktü. İçeride atların da olduğunu burnuma gelen kokudan anlayabiliyordum.

"Burası neresi?" dedim kemerimi çıkarırken.

"Kahvaltı mekanı." Dedi Evren.

Kaşlarımı çattım. "Sosyal tesis falan mı?"

"Öyle de denebilir Kızıl."

Arabadan ineceğimizi düşünmüştüm ama çiftliğin büyük kapıları açılınca Evren arabayı girişe sürdü. İçeride başka arabalar da vardı. Burası her neresi ise özel bir kulüp gibi bir şey olmalıydı çünkü girişteki araçlar Evren'inkinden farksızdı.

Sonunda arabadan indik. Evren ev mi yoksa tesis mi tam anlamadığım bir yapının yanından geçti. Ardından hemen solundan bir geçen yolu gösterdi.

"Buradan." Onu takip ederek mis kokulu ağaçların olduğu bakımlı bir yoldan geçtik. Az sonra denize nazır bir veranda önümüzde belirdi. Ortasında kocaman yuvarlak bir masa etrafında da mahşerin kalan atlıları vardı. Ya da yuvarlak masa şövalyeleri mi demeliydim.

Ha ha ha.

Beni gören diğer üyeler direkt gözlerini kıstılar.

Hepsi aynı anda.

Bu öylesine otomatik bir tepkiydi ki, onlar için refleks gibiydi sanki. Kendimi kutsal mabetlerini işgal etmiş gibi hissettim. Bunlar harbiden kendilerini şövalye falan mı sanıyordu? Toplantılarını mı bölmüştüm?

Ben rahatsız etmeyeyim tribine girmeden Evren'in yanında yürümeye devam ettim. Artık buraya kadar gelmiştim, geri dönmem anlamsız olurdu. Ayrıca içlerinde Leo olma ihtimaline karşılık bu dörtlüyü artık yakından izleyecektim.

Bu arada Leo Bey defalarca mesaj atmıştı ama henüz hiçbirini okumamıştım. Telefon cebimde titreyip durmuştu. Hem de araçtan indikten sonra. Aman ne harika. Evren'i resimden çıkaracak yeterli delil hiç olmayacak gibiydi.

Masaya yaklaşınca ilk konuşan Timur oldu. "Kahvaltıda sevgili yok kuralını unuttun herhalde? Onu niye getirdin?

Timur'la göz göze geldik. Yeşil gözlerini yüzüme sabitlemişti. Gıcık. Benle ne alıp veremediği vardı anlamıyordum. "Ağır ol bro!" dedi Koral. Evren de araya girdi. "Lale benim arkadaşım beyler, sakin."

Aksel ilk defa güldü "Sen eminsin ama biz değiliz."

Evren üzerindeki spor ceketi çıkardı. Hepsinin üstünü değiştirdiğini o an fark ettim.

"Lütfen geç Lale, bu kalaslara bakma sen." Dedi onlardan bıkmış gibi.

"Hop, benim için sorun yok, beni listeye alma." Dedi Koral.

Timur göz devirdi. "Nefes alan her şeye yürüdüğün için o, kardeşim."

Aksel yüzünü buruşturdu. "Cidden mi ya?"

Daha fazla sabredemedim. Dört atlıyla takılma fikri buraya kadardı.

"Sizin benimle derdiniz ne be?" dedim bağırarak.

Özellikle Timur'a döndüm. "Sen ne aşağılık kompleksi olan bir tipsin. Derdin ne senin?"

Timur pis pis sırıttı. "Tırnaklarını mı çıkardın küçük şey?"

"Ama sen fazla oluyorsun!" dedim öfkeyle. Önümde duran ilk şey bir bardak suydu. Kaldırdığım gibi suyu Timur'un suratına fırlattım. Yüzü şaşkınlıkla çarpıldı. Keşke elime geçen bir bardak sıcak çay olsaydı.

Sırt çantamı kaptığım gibi masadan kalktım. Bu kadar seviyesiz tiplerin arasında durmayacaktım. Evren beni durdurmak için kalktı ama Koral kolundan tuttu. Zaten benim de kimseyi bekleyecek halim yoktu. Bir an önce görüş açılarından çıkmak istiyordum. Yolun üzerinde merdiven görünce zıplayarak inmeye başladım. Merdivenler yine ağaçların içindeydi ve denizin tuzlu kokusu indikçe daha yakına geliyordu. İnşallah çıkmaz bir yere gitmiyorumdur diye dua ettim.

Sonunda dik merdivenler son buldu. Deniz artık çok yakındı. Derin bir nefes aldım. Etrafıma bakınıp çıkışı görmeye çalıştım. Ancak yol gösterecek kimse yoktu.

"Az önce ev sahibinin suratına bir bardak su fırlattın."

Sabırsızca arkamı döndüm. Vay be! Demek bu saray yavrusu bir tesis değil, özel konuttu.

"Hiç pişman değilim." Dedim ıslak tişörtüyle karşımda duran Timur'a.

"Özür dilememi zorlaştırıyorsun." Dedi dişlerinin arasından.

"Aaa, özür dileme şeklin servetini yüzüme vurmak mı?" dedim şaşırmış gibi yaparak.

Sert yüzü biraz olsun yumuşadı. "Sen ne biçim kızsın ya? Evren sende ne buluyor?"

"Hiçbir şey." Dedim. "Her ne kadar seni ilgilendirmese de biz sadece arkadaşız. Yine de senin Evren'in kız arkadaşlarına alerjin var gibi duruyor."

"Yalnızca ismi Lale'yse."

"Anlamadım." dedim yüzümü buruşturarak.

"Boşver."

"Aaa" dedim birden. Birden aydınlanmıştım. "Sen okulun ilk günü sana yüz vermedim diye mi bana takıksın?"

Kaşları çatıldı. Demek ki doğru noktaya parmak basmıştım.

"Çok özür dilerim Timur hazretleri!" dedim önünde eğilerek.

"Yüce süper egonuzu hor görme gafletinde bulunduğum için affedin."

Timur şimdi gerçekten rahatsız olmuşa benziyordu. Biraz da utanmış. Timur Azaklı'yı utandırmak kolay iş değildi. Hem şaşırdım hem de fazla mı ileri gittim diye düşündüm.

"Gösterin bitti mi?" dedi tatsız bir sesle.

"Sayılır. Tavrına bağrı. Pislik gibi davranmaya devam edecek misin?"

Yüzü tekrar gevşedi. "Hayır. Aşçımız çok güzel menemen yapıyor demeye gelmiştim. Bir de özür dilemeye."

"İşte şimdi konuşmaya başladın." dedim gülerek. "'Özür işi için biraz daha çalışman lazım."

Kaşları havalandı. "Denerim."

"Peki menemen soğanlı mı?"

İçten bir şekilde güldü. "Tabii ki soğanlı."

"O zaman özrünü kabul ediyorum." dedim karnımı tutarak. Gururum ve midem savaş halindeydi. Midem açık arayla kazandı.

Timur'la yaptığımız barışın ardından masaya geri döndük. Koral beni görünce göz kırptı. Evren de gülümsedi. Aksel ben neden buradayım der gibi bakıyordu. Özellikle onun yanına oturdum. Bugün bu gruptaki buzlanmayı çözmeye kararlıydım.

Açlıktan neredeyse öldüğüm için önümdeki çayı hemen yudumladım. Bir yandan da tabağıma kahvaltılık doldurmaya başlamıştım. Masa oldukça zengin görünüyordu. Alın size bir ironi daha.

"O benim çayımdı yalnız." Dedi Aksel.

"Artık benim oldu."dedim iyice önüme çekerek. Bu sefer Aksel dışındaki herkes güldü. Onun hala suratı asıktı. Aksel'e hafifçe yaklaştım. "Hiç şirinler izledin mi?"

"Anlamadım."

"Nesini anlamadın yahu? Hiç şirinleri izlemedin mi diyorum. Hani mavi küçük şirin insancıklar."

Göz devirdi. "Tabii ki izledim. Uzayda yaşamıyorum."

"Harika! O zaman oradaki Somurtkan Şirin'i de bilirsin."

"Eee?" dedi sıkkın bir şekilde.

"Aynı ona benziyorsun diyecektim. Sinir bozucu ve somurtkan."

Evren çayını püskürttü. Koral bu sefer kahkaha attı. Timur ben sana demiştim der gibi bakıyordu.

Aksel bozuntuya vermeden bana doğru eğildi. "Sen de Şirine gibisin. Aptal ve romantik."

Gözlerim parladı. Romantizm deyince bam telime bastı. Leo o olabilir miydi? Ama benim Leo'm bu kadar acımasız değildi. Bu kadar huysuz ve kaba da.

Koral araya girdi. "Birbirinizi öldürmeden ayrılsanız mı acaba?" Bu sefer gülmüyordu. Aksel'e kızmış gibiydi.

Yani sonuçta Koral da olabilirdi. Nazik ve güler yüzlüydü. Asla diğerleri kadar acımasız olmamıştı. Aksel geri çekilip sandalyesine yaslandı. Ben de tabağımdakileri yemeye başladım.

Sıcacık menemen geldiğinde bir süreliğine Leo Bey'i düşünmeyi unuttum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.