İçeriğe geç

LEO’YU BUL

Bölüm 12 · 6 dk okuma

LEO’YU BUL

Bölüm 12

ENOLA 2

Sabah ezanının sesine uyandım. Çok susamıştım ama komodinime uzandığımda her zamanki pet şişem orada yoktu. Hafiften ayılınca suyu gece bitirdiğim ve yenilemediğim aklıma geldi. Hiç istemeyerek yataktan kalktım. Panduflarımı giyip merdivenlerden inerken çatı penceresinden havanın güzel rengini seçebiliyordum. Birazdan şafak sökecekti. Mutfağa girip suyumu alırken her zamanki savunma mekanizmamı takınamadım. Yine kör gözlerle odağıma damacanayı alıp çıkmam gerekirdi ama uykum olmasına rağmen, buzdolabının üzerindeki magnetleri fark ettim. Sonra damacananın üzerindeki annemin diktiği örtüyü... Pencerenin önündeki menekşeleri ve annemin çok severek aldığı meyve sepetini fark ettim. Ama ilginç bir şekilde hiçbirinin yeri değiştirilmemişti. Hepsi Çiçek Hanım eve gelmeden nasıl duruyorsa hala öyleydi. Bu farkındalıkla küçük bir sarsıntı yaşadım. Bunca zaman mutfağa girmeyi reddetmiştim ama Çiçek Hanım annemin mabedine saygı göstermişti. O kadar şaşırdım ki, olduğum yer dar geldi. Hole ilerleyip dış kapıyı açtım. Kendimi bahçeye atarken duygularım karmakarışıktı. Çiçek hanıma çok mu önyargılı davranmıştım, ya da davranıyordum? Ama hayatımı mahvetmişti, her şey tepetaklak olmuştu. Hoş geldin, iyi ki rezil ettin her şeyi mi deseydim?

Birkaç adım attım. Annemin çiçeklerine baktım. Dün suladığım için bu sabah sulamama gerek yoktu. Gökyüzünün renkleri tatlı tonlara bürününce başımı kaldırdım. Karışık düşüncelerimin içine bir de Leo Bey sızdı. Tam da bu saatlerde mi geçiyordu kapımın önünden. Kapının korkuluklarından mı görüyordu beni? İçeriye uzaktan mı bakıyordu yoksa yakına gelip özellikle mi beni izliyordu? Sorulacak ve yanıtlanacak ne çok soru vardı...

Ellerimi yüzüme kapadım. Serin havayı içime çektim. Nefes almaya, doğru düşünmeye çalıştım. Üzerimde sadece pijamalarım olduğu için soğuk hafiften ısırıyordu ama düşüncelerimi netleştirene kadar içeri girmek istemiyordum. Durdum, nefes aldım ve yavaşça açan çiçekleri, yeni uyanan böcekleri, yeni bir günün getirdiği tazeliği düşündüm. O an bahçem, mahallem, hatta tüm dünya öylesine sessizdi ki, kısacık da olsa huzurun pençesini yakaladığımı hissettim. Sonra ayak seslerini duydum. Belki o kadar odaklanmasam duyamazdım. Ama işte duymuştum. Tempolu bir adım sesi kapımın önünden hızla geçti. Durmamıştı. Kapımdan içeri bakmamıştı. Başka biri olabilirdi. Ya da şansıma oydu ve dünkü konuşmamızdan sonra artık ifşa olma riskine girmiyordu.

Öğrenmenin tek bir yolu vardı.

Kılığıma aldırmadan bahçe kapısına koştum. Kapıyı hızla açıp kendimi sokağa attım. Köşeden dönen siyah şortlu, üzerinde de siyah kapüşon olan bir figür gördüm. Leoolabilirdi ya da tamamen bir saçmalığın peşinden koşuyordum. Ama denemeye değerdi. Hava henüz aydınlanmamıştı ama bizim muhitte öyle kötü olaylar olmazdı. Umarım.

Panduflarımın sağlam kalması için dua ederek yola atladım. Tamamen gözden kaybolmadan ona ulaşmak istiyordum. Belki de çoktan tanıyordum onu. Kulüplerden birinde tanışmıştık ya da ne bileyim bir etkinlikte beraber çalışmıştık. İlla mahşerin dört atlısından biri olacak diye bir şey yoktu. Koşmaya başladım. İşin güzel yanı ayağımdaki ev ayakkabıları hiç ses çıkarmıyordu. Kılığım pek hoş sayılmazdı. Üzerimde beyaz puantiyeleri olan kırmızı bir pijama vardı. Neon tabela gibi ilerliyordum ama neyse ki sokaklarda henüz kimse yoktu. Takip ettiğim kişi erkekti bundan emindim. Boyu kısa değildi ama tam ölçü veremezdim. Benden oldukça uzaktaydı. Eğer Leo Bey ise koşmak için ormana gideceğini bildiğimden kestirme yol düşündüm. Eh, ben yıllardır bu muhitte oturuyordum. Biz buraya ilk taşındığımızda her yer ormandan ibaretti. Babam evimizi yapana kadar yerleşim bile yoktu. O yüzden hangi yol nereden kestirmeye çıkar hepsini biliyordum. Şansımı denemek istedim. Siyah kapüşonlu sola dönerken ben sağa döndüm. Murat abilerin çiftlik evinin arka bahçesi ormana açılırdı. Murat abi babamın iş yaptığı arkadaşlardan biriydi. Biz buraya yerleştikten sonra o daha büyük bir yatırım yaparak burada bir çiftlik kurmuştu. Annemin sağlığında oraya çok giderdik. Arka kapının şifresi hala aynıysa bir şansım olabilirdi. Sabahın beş buçuğunda pijamalarla başka birinin bahçesinde yakalanmak da bir olasılıktı tabii ki. Ama bunu yapmazsam bütün gün kendimi yiyecektim.

Ara sokaktan dolanarak, yeni yapılmakta olan villaların önünden geçtim. Sonunda Murat abilerin arka bahçesinin yüksek çiti göründü. Kapıdaki şifre kutusu zamanla oldukça eskimişti. Hala çalışıyor mu bilmiyordum. Yılın bu zamanlarında Murat abiler daha merkezdeki evlerine geçerdi, bu çiftlik boş kalırdı. İçeride bir iki çalışan olurdu. Hala böyle miydi onu da bilmiyordum. Vakit kaybetmeden tuşların üzerine bastım. Bu eski bir tekerleme gibiydi benim için.

Üç beş, şakayı kes, dört sekiz her yer temiz.

Rakamlara basınca, eskiden aşina olduğum klik sesi geldi. Neredeyse ellerimi çırpacaktım. Kapıyı yavaşça açıp, gıcırdamamasına özen gösterdim. Çiftlikte birileri varsa da,henüz herhangi bir ışık yanmıyordu. Eski yolu takip ederek, ormana ulaşan kapıya doğru ilerledim. Ormana ulaşmak normal yoldan 700 800 metre ise, buradan ancak 200 metre kadardı. Nefes nefese kaldım ama orman kapısına çabuk ulaştım. Kapı içeriden rahatça açıldığı için bu sefer herhangi bir şifreyle uğraşmadım. Adımımı çiftlikten dışarı atarken kapıyı arkamdan kapattığıma emin oldum.

Nihayet ormanın içindeydim. Solumda ormanın giriş tarafı kalıyordu. Tam patikanın kenarında durdum. Bu halde onunla yüzleşecek değildim ama yine de kim olacağı konusunda bir ipucum olma ihtimalini elemek istemiyordum. Bir ayak sesi duyduğumda geriye çekildim. Gizlenmeye çalıştım. Ancak siyah kapüşonlu yerine orta yaşlı bir adam geçti. Neyse ki beni fark etmedi. Hava yarı aydınlıktı şimdi. Belki de tamamen paranoya yapıp buralara kadar gelmiştim. Biraz daha bekleyip sonra gitmeye karar verdim. Az sonra tekrar ayak sesleri duydum. Siyah kapüşonlu sonunda önümde belirdi. Başı yere dönük koştuğu için hiçbir şey göremedim.

Ama bu durum gerçekti. Yani az önce bana birkaç metre uzakta koşan kişinin Leo olma ihtimali vardı. Kılığım burada olmaya o kadar müsait değildi ki peşinden koşup onu takip etmek istedim ama hava birazdan tamamen aydınlanacaktı ve kabak gibi ortaya çıkacaktım. Ama ona bu kadar yakın olma ihtimali de içimi kemirip duruyordu. Hem temposu çok da yüksek değildi belki biraz daha takip edebilirdim. Bu orman tüm yaz benim kaçış noktam olmuştu. Belli ki Leo Bey'in de öyleydi, beni burada fark etmişti. O yüzden kestirme yol artık işe yaramazdı.

Yürüyüş yolunda değil de, ağaçların arasında kalmaya özen göstererek takibe devam ettim. Yaklaşık 50-60 metre ilerimdeydi. Hala görüntüsü konusunda bir ipucu vermiyordu. Biraz daha yakın olabilmek adına bacaklarımı daha çok açtım. Tabi ağaçların içinde koşmak kolay değildi. Bir iki kere kolum dallara takıldı ama kurtardım. Ayağım bir çukura battığında ise o kadar şanslı değildim. Bütün üstüm balçık oldu. Kırmızı pijamam şimdi yer yer koyu kahve çamur olmuştu. Geceden yağmur yağdığı toprağın neminden belliydi ama çukura denk geleceğim hiç aklıma gelmemişti. Şahtım şahbaz olmuştum. Daha fazla devam etmenin bir anlamı yoktu. Zaten şimdi, takip ettiğim siyah kapüşonlu, ormana uzanan diğer yolları bağlayan ayrıma gelmişti. Orada ağaçlar pek sık değildi. Beni görme olasılığı yüksekti. O yüzden geri dönmeye karar verdim. Çamura bulanmış, leş gibi olmuş ve sabah uykumdan feragat ettiğim halde Leo adına hiçbir gelişme kaydedememiştim. Enola Holmes'culuk oynamaya kalkışmıştım ama sonuç hüsrandı.

Tam dönmeye karar verdiğim esnada orman yolunun sol kısmında başka bir hareketlilik oldu. Az önce takip ettiğim kişiyle aynı kıyafette biri daha koşuyordu. Yol ayrımına gelince az önce takip ettiğim kişini yanında durdu. Şaşkınca olanları izliyordum. Olduğum yerde kalakaldığım için adeta hareket edemiyordum. İkisinin de kapüşonu kapalıydı. Şaka mıydı bu?

Ama dahası vardı. İki dakika geçmeden diğer yoldan koşarak inen iki kapüşonlu daha geldi. Dördü de aynı kıyafetlerle aynı yerde durup birbirlerine baktılar. Konuşmaya başladılar. Aralarından biri kapüşonun iplerini çekiştiriyor ama açmıyordu. Başka biri eğilip ellerini dizlerine götürdü. Yorulmuş görülüyordu. Ardından kapüşonunu açtı. Kalbim ağzımda önümdeki garip sahneyi izliyordum.

Kapüşonun altından çok da yabancı olmayan bir yüz çıktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.