İçeriğe geç

LEO’YU BUL

Bölüm 10 · 11 dk okuma

LEO’YU BUL

Bölüm 10

BELKİ

Bu seneye kadar, on sekiz yıllık hayatımda genel bir analiz yapsanız rezil olduğum ya da kendimi zor bir duruma soktuğum ana pek rastlamazdınız. Çiçek Hanım'ın hayatımıza girmesiyle başlayan aykırılık serüvenim, şimdi de Leo Bey'in gizemiyle yeni bir boyuta ulaşıyor, kendimi rezil rüsva etmeme neden oluyordu.

"O ayakkabıyla ne yaptığını sormak istiyorum ama..."

Sonra yüzünü buruşturdu. "Neyse ya da sormak istemiyorum. Timur'un ayakkabısına olan fetişinle ilgilenmiyorum."

Grubun en asosyali Aksel, şak şak lafını sokup, dolabına yönelirken, ağzım iki metre açık kalakaldım. "Ben, ben.."

"Yorma kendini." dedi bana bakmadan. Dolabının kapağını açıp, üstündeki formayı çıkardı. 4 numara giyiyordu. Sırtını görünce ebleh ebleh baktığım için derhal diğer tarafa döndüm. Sanıyorum temiz bir tişört giydi. Bu sefer gerçekten yüzüme baktı. Gözleri ne kadar güzeldi! Onu ilk defa bu kadar detaylı inceleme fırsatı bulduğum için bakışlarımı kaçırmadım. Beyaz bir tişört giymişti. Halbuki az önce ne saçmalıyorsun sen diye bağırmayı düşünüyordum.

Kaşlarını kaldırdı. " Birazdan takımın kalanı da gelecek. Yakalanmak istemiyorsan bir an önce git."

"Yanlış anladın." dedim bu sefer.

"Sanmıyorum." dedi ve banka oturup ayakkabılarınım bağcığını çözmeye başladı. Yine göz temasını kestiği için öfkelenmiştim. Kendimi açıklarken yüzüne bakmak istiyordum. Gerçi ne açıklayacaksam.

"Ayakkabıyı da al derdim ama Timur onu özel siparişle aldı. Yokluğu onu üzebilir."

Bu sefer yüzümü buruşturdum. Fazla oluyordu Aksel efendi. "Ne diyorsun sen ya? Ayakkabısını ne yapayım ben Timur'un? Ben buraya.."

"Sen buraya ne?" dedi tek kaşını kaldırarak. "Ben" dedim derin bir nefes aldım. "Buraya Evren için geldim. Dolabını arıyordum. Benim için bir şey bırakacaktı."

İnanmadığını çok net bir şekilde gösteren bir ifade takındı. "Ne bırakacaktı?"

"Seni ilgilendirmez!" dedim kuyruğu dik tutarak. Aksel bana bakmadan güldü. " İyi peki, ne aradığını biliyorsan sorun yok."

"Ayakkabı numaran kaç?" dedim gözlerimde bir ışıltıyla. Bir şey aradığımın farkındaydı. Eğer Leo Aksel ise soruya cevap vermese bile en azından bir afallardı. Ancak Aksel bana uzaylı görmüş gibi baktı. "Ayak fetiştin olmadığına emin miyiz?"

Sabır toplamak için bir nefes aldım. "Eminiz. Ne bileyim sanki ayakların boyuna göre biraz küçük."

Hay dilimi eşek arısı soksun. Konuyu değiştirmek için aklıma ilk geleni söylemiştim. Halbuki ayaklarına dikkat etmemiştim bile.

Gözlerini kıstı.

"Sen bana cinsel ima mı yapıyorsun?"

Neredeyse çığlık atacaktım. "Ne! Asla! Saçmalama!"

Aksel'in hem kafası karışmış hem de eğlenmiş gibiydi. Kaşlarını yine ukala bir tavırla kaldırınca, yüzüne kürekle vurmak istedim. Rezil olduğum yetmemişti bir de bakışlarıyla alay ediyordu.

Kıpkırmızı olmuştum. Gerçekten de, konuşurken bu kadar saçmaladığım bir anım daha yoktu, emindim. "Neyse boş ver sormadım farz et. Görüşürüz! " dedikten sonra orayı öyle hızlı terk ettim ki, Aksel'in "deli galiba" bakışını son anda şans eseri yakalamıştım.

Okuldan ışık hızıyla çıkıp eve yürümeye başladım. Aklımda hala zarf vardı ama bir yandan da Aksel'e nasıl rezil olduğumu düşünüp, kendime kızıyordum. Leo Bey hayatımın zeminiyle oynamış gibiydi. Her an kayıp düşme eğilimim vardı sanki. Sabit duramıyordum.

Evimin bahçesine girdiğimde bacaklarım yanıyordu. Normalden çok daha hızlı yürümüştüm. Çiçek Hanım'la karşılaşıp modumu hemen bozmamak için, bir süre çiçeklerimi sevdim. Neyse ki bahçeme çok fazla karışmamış, annemin hatırası olduğu için sulamanın ötesine geçmemişti. Annemin en sevdiği çiçek olan eflatun sümbüllere doğru eğilip kokusunu içime çektim. Ne enfes,ne muazzam bir çiçekti.

Annem "bahar gibi kokuyor Lale!" derdi coşkuyla. Gerçekten de baharın habercisiydi sümbül. Hava soğuduğunda bile kolay kolay solmaz, kış gelene kadar dostun olmaya devam ederdi. Annemin bu sümbülleri sonbaharda da açardı. Kokularını derin derin içime çektim. Annemin hatıralarıyla tüm endişelerim, korkularım ve öfkem bir anlığına yok oldu. Onu öyle özlemiştim ki...

Keşke yanımda olsaydı. Keşke ona olanları anlatabilseydim. Keşke başkaları ne düşünecek diye endişelenip, sırf Çiçek hanıma benzememek için saçımı boyatmasaydım. Oysa saçlarım en çok anneme benzerdi benim. Hatta ikimizin de saçının aynı model olduğu bir fotoğrafımız vardı. Annemin küçük klonu gibiydim. Öyle güzel bir anıydı ki.

Canım annem... Onun güzel hatıraları serin bir nefes gibi yine sarmaladı beni. Ferahlattı, tüm kötü düşünceleri sevgiyle uzaklaştırdı zihnimden. Parmaklarım sümbülün ipek kadar narin yapraklarına değdikçe canımı sıkan her bir kötü düşüncenin kaybolduğunu hissettim. Annem ne kadar uzakta olursa olsun, beni korumaya devam ediyordu.

"Sümbüller genelde ilkbaharda açar, sonbaharda açanlar için çok özel derler."

Çiçek hanımın ince sesini duyunca tüm huzurum, yangın var! der gibi kaçtı. Cevap vermek yerine ipek yapraklara dokunmaya ve sakinleşme çabalarıma devam ettim. Elbette annemin sümbülleri özeldi. Tüm bunalımıma rağmen onlara gözüm gibi bakmaya, mevsimleri geçince topraklarını kurutmamaya özen göstermiştim.

"İyi misin Lale?" dedi Çiçek hanım ben cevap vermeyince. Bu yeni bir durum değildi. Ona genelde cevap vermezdim.

Derin bir nefes aldı. "Laleciğim, beni kabullenemediğin hatta istemediğinin farkındayım."

Çiçek hanıma 10 puan. Sandığım kadar ebleh değilmiş demek ki.

"Seni anlıyorum ve senin açından bakınca gerçekten hak veriyorum. Hayatına çok hızlı girdim. Seni hazırlıksız yakaladım."

Gerçekten mi Çiçek Hanım? Bu konuşmayı şimdi, annemin sümbülleri karşısında mı yapacaktık?

Yine cevap vermedim ancak ben de sıkıntılı bir nefes alıp doğruldum. Sümbüller arkamda kaldı.

"Bu konuşmayı yapmak istediğine emin misin?" dedim ters bir sesle.

"Bünyene ağır gelmesin."

Çiçek hanım zoraki gülümsedi.

"Bence vakti geldi. Benim yüzümden bu kadar huzursuz olman beni çok üzüyor."

Kahkaha attım. Kendimi tutamamıştım.

"Huzursuz mu? Senin huzursuz halin her gün gülücük saçarak cici anne rolü oynamak mı?"

Bu sefer gülüşü biraz daha acıydı. Ya da bana öyle gelmişti.

"Farklı türlü davranırsam baban üzülecek Lale. İkimizin arasında kalacak. Huzuru ve neşesi kaçacak. Bunu asla istemem. Sen öyle düşünmesen de ben babanı gerçekten seviyorum."

Gözlerim doldu. Beni babamdan vurması adil değildi. "Babamı gerçekten seven tek insan annemdi!" diye bağırdım. Babam evdeyse de umurumda değildi. Bu kadın karşıma geçip bana babanı düşün kartını oynayamazdı.

"Elbette annen babanı çok sevdi. Ve bence her neredeyse hala da çok seviyordur. Baban sevilmeyi gerçekten hak eden biri Lale. Gerçek sevgi fedakarlık gerektirir. Paylaşım gerektirir. Gerçek sevgi bencillikten uzaktır."

Çiçek hanımın karşısında ağladığım için kendimden iğrenmiştim. Hele de sözlerinde doğruluk payı olduğu için. "Doğruyu söylesen bile bu kişi sen değilsin." Dedim ona tiksintiyle bakarak.

Çiçek hanım bu sefer gerçekten de üzülmüş göründü. "Ama baban beni seçti Lale. Ben de onu."

Bu durumu bana üstünlük kurmak için değil de, bir gerçeği anlatmak ister gibi söylediğini fark ettiğimde daha fazla orada duramadım. Ona bağırmak söylediklerini inkar etmek istedim ama hep gücüm hem de sarf edecek cümlelerim yoktu.

Eve bir hışımla girip merdivenlerden yukarı çıktığımda arkamdan kimse gelmedi. Demek ki babam evde değildi. Bencil yanım, evde olmasını ve bu kaosu görüp beni ne kadar üzdüğünü fark etmesini diledi. Diğer yanım ise Çiçek hanımın sözlerine kulak asmam ve artık çocukluğu bırakmam gerektiğini söylüyordu. Ellerimle yüzümü kapayıp gözyaşlarımı sildim. 18 yaşında biri için hayatım ne kadar da zordu.

Telefonumu çıkarınca ekrandaki mesaj simgesini gördüm. Birden tüm gün verdiğim savaşı hatırladım. Burnumu çektim.

Leo beyden tek bir mesaj vardı.

"Her şey yolunda mı?"

"Evet."

Yazıp yolladım. Normal koşullarda çoktan zarfı açıp içinde ne olduğuna bakmam gerekirdi ama henüz açamamıştım. Yaptığımız anlaşmaya göre bu zarf karşılığında bugünkü rezil denememi Leo Bey'e anlatmam gerekiyordu. Ama tabii ki anlatmayacaktım. Ya da bilmiyorum, zarfı açtıktan sonra karar verecektim.

"Bana mı kızdın?"

"Tanımadığım birine kızmak pek mümkün olmuyor." Yazıp yolladım.

"Yine başa mı dönüyoruz asi kız?"

Derin bir iç çektim. Haklıydı. Daha yeni anlaşma yapmıştık ve ben kabul etmiştim. Her gün şikayet edeceksem gizemini çözmek için meydan okumamın bir anlamı yoktu.

"Hayır. Üzgünüm. Kötü bir gün."

"Anlatmak ister misin?"

"Hayır."

Bir an duraksadım. Karşı tarafta, cevap yazdığını gösteren üç nokta belirmişti.

O cevap vermeden yazdım.

"Aslında isterim ama nasıl anlatacağımı bilmiyorum."

Tekrar iç çektim.

"Penceren nereye bakıyor?" yazdı.

"Ne?"

"Penceren nereye bakıyor? Gökyüzündeki gökkuşağına benzeyen bulutu görebiliyor musun?"

Neredeyse koşarak pencereye gittim ve perdemi çektim. Güneş batmak üzereydi ve gerçekten gökyüzünden buluta yansıyan renkler, bulutu gökkuşağının renkleriyle çevrelemişti.

Şaşkınca telefona sarıldım. "Aynı gökyüzüne mi bakıyoruz???"

"Sen söyle, görüyor musun?"

"Evet. Bu beni evime kadar izlediğin anlamına mı geliyor?"

"Hayır, sadece sana yakın olduğum anlamına geliyor. Anlaşmamız henüz başlamadı ama yine de sana biripucu daha veriyorum."

"Seni bulmak için okuldaki herkesin adres bilgilerine erişmemi mi bekliyorsun?"

"Bilmem. Sonuçta ortağın bu konuda becerikli biri."

"Evren olmadığını anlatma şeklin mi bu?"

"İnandırıcı oldum mu?"

"Hayır... Hala herkes olabileceğini düşünüyorum."

"Aferin benim asi kızıma."

Gülümsedim. Kalbim heyecanla atmaya başladı. Anında kendimi tokatlamak istedim. Bir kez daha hayali bir kitap karakteri, hatta kimliği belli olmayan biri için kalp çarpıntısı yaşıyordum. İçimden binlere kez kendime aptal diye söylensem de, yine aptal kalbim hevesle atmaya devam ediyordu.

"Sadece bir kitap karakteri olduğun için "benim asi kızım" ifadeni kabul ediyorum." Yazdım.

":) satırlarda seni böyle görmek hoşuma gidiyor."

"Satırlar genelde hoştur zaten Leo Bey."

"Bana Leo Bey mi diyorsun sen?"

"Leo efendi de diyorum bazen."

"Şaka yapıyorsun."

"Yoo çok ciddiyim."

":) zihninde nasıl canlanıyorum merak ettim."

"43.5 numara olarak."

"Hahaha. Bunun bugün erkekler soyunma odasına yaptığın baskınla ilgisi var mı?"

"Allah kahretsin. Bunu da mı öğrendin?"

"Kısmen. Anlatman için zarfı açmanı bekliyordum."

"Zarfı açmayacağım. Kimliğin sır olarak kalsın."

" :) Hazır olduğunda yaz. Bekliyor olacağım."

Somurttum. Eninde sonunda zarfı açacağımı biliyordu. Daha bir haftadır hayatımda olan gizemli bey tüm hareketlerimi tahmin eder olmuştu.

Cevap vermek yerine gökyüzünü izledim. Gökkuşağı kılığına giren bulutun kaybolmasını seyrettikten sonra duş alıp pijamalarımı giydim. Ne yemeğe inesim ne de ev halkının yüzlerini göresim vardı. Karnım bu duruma isyan edercesine guruldadı ama aldırış etmedim.

Bağdaş kurup yatağıma oturdum ve biraz önce yastığın üzerine koyduğum zarfı elime aldım. Kahverengi zarf kapalıydı. Tutkallı kısımları yapıştırılmıştı. Acaba bunu suyla mı ıslatarak yoksa geleneksel metot ile, yani tükürükle mi yapmıştı merak ettim. Hani gelenekselliğe itirazım yoktu ama yine de liseli bir öğrencinin zarf yaladığını düşünmek komik geliyordu. Tabi bunu ona sormak yerine tırnak törpüsünü kullanmak vesilesiyle zarfın üst kısmını açtım. Ardından merakımı dizginleyemeyerek içine baktım.

İki parça kağıt vardı. Biri beyaz bir kağıdın üzerinde bir not, diğeri ise bir fotoğraftı. Önce notu okumak istiyordum ancak parmaklarımın arasında duran yıpranmış fotoğraf ona bakmam için yalvarıyordu sanki.

Kalbimin atışı boğazıma ulaşırken kağıdı kendime çevirdim. Siyah beyaz bir çocuk fotoğrafıydı bu. En fazla 3-4 yaşlarında, kıvırcık saçlı oldukça güzel bir çocuğun fotoğrafıydı. Göz rengi ya da saç rengi pek seçilmiyordu. Fotoğrafın tonu koyuydu. Kız mı erkek mi olduğunu da kestirmek zordu ancak saçlarında toka olmayışından erkek olduğu çıkarımını yaptım. Fotoğrafın arkasında kısa bir yazı vardı.

2005, canım oğlum.

Doğru tahmin etmiştim. Leo Bey bu fotoğraftaki çocuk muydu şimdi? Verdiği ipucu hiçbir yere çıkacak gibi değildi ancak yine de o kadar tatlı bir şeydi ki şikayetedemedim. Hem belli ki annesinden hatıra olan bir fotoğraftı bu. Kalbim ince ince sızladı. Ayrıca bu fotoğraftaki tatlı çocuk şüphelendiğim herkes olabilirdi. Nokta bakmadan önce telefonumu elime aldım.

"Bu senin çocukluğun ise, oldukça tatlıymışsın."

Hemen cevap geldi.

"Evet, benim. Teşekkürler."

Gülümsedim. Fotoğrafa biraz daha bakıp, şeker çocuğun yüzünde parmak uçlarımı gezdirdim. Leo'yu kafamda cisimleştirmemiştim ama her kim olursa olsun böyle bir çocukluk fotoğrafına sahip olan biri kötü olamazdı. Fotoğraf öyle masumdu ki, gözlerim uzun süre siyah beyaz renklere hapsolmuş minik bedende takılı kaldı.

"Bu bir ipucu değil." Yazdım birkaç dakika sonra.

"Göreceli. Bence benim hakkımda fikir sahibi olmana yeter."

"Ha ha, şu an kıvırcık mı saçların?"

"Yorum yok."

Küçükken herkes kıvırcık saçlı olurdu. Tamam pekala ben değil. Ben oldum olası pırasa saçlıydım. Yine de yeterli bir kanıt değildi. Sonuçta okulda erkeklerin saç uzatması yasaktı bu da gözlem şansımı sıfıra indiriyordu ve kıvırcık saç pek ala büyüdüğünde düzleşebilirdi. Leo bey yine beynimi yakmıştı.

Fotoğrafı özenle bir kenara bırakıp notu aldım. Bitişik ama karakteristik bir el yazısı ile yazılmıştı.

"Keşke çocukluğuma seslenebilsem...

Annene daha yakından bak. Ninnilerini daha çok dinle. Kucağında daha fazla uyu. Öpücüklerine daha fazla karşılık ver. Daha çok kokla. Daha çok gör. Daha çok işit. Daha çok sev."

Leo'nun Günlüğü

Leo beyin kendi el yazısıyla yazığı satırları okuduğum an tüylerim diken diken oldu. Boğazıma aniden oturan yumru o kadar beklenmedikti ki, bir an nefes almak için öksürmek zorunda kaldım. Aynı anda birkaç duyguyu birlikte yaşadım.

Şaşkınlık, acı, üzüntü ve empati... Benim ne hissettiğimi, ne yaşadığımı ya da neden pişmanlık duyduğumu nasıl bilebilirdi? Ayrıca Leo'nun Günlüğü'nü bitirmek üzereydim ve böyle bir alıntıya denk gelmemiştim. Kitaplığımdan kitabı almak için hızla kalkınca başım döndü. Yine de,neredeyse zıplayarak kitabı aldım ve hızla sayfalarını çevirdim. Haklıydım, böyle bir sayfa yoktu.

"Kitapta böyle bir bölüm yok?" yazdım.

Heyecanla cevabı bekledim. Leo bey yine hızlıydı.

"Sendeki baskıda yok."

"Sende hangi baskı var??"

"Orijinal baskılarından biri."

Birkaç saniye sonra, yolladığı alıntının İngilizce'sinin yer aldığı sayfanın fotoğrafını paylaştı.

Bir an için kendimi eksik hissettim. Biraz da kıskanç. Kitabın tamamına sahip olmak sanki benim Leo'mun kim olduğunu ortaya çıkaracaktı. Artık konu günlüklerin sahibi Leo'yu anlamaktan çok Leo'yu bulmaya dönmüştü.

Hangi ara benim Leo'm olmuştu ki hem?

"Ne hissettiğime nasıl ayna olabiliyorsun? Nasıl doğru zamanda doğru şeyi söyleyebiliyorsun?"

Kalbimdeki ince sızı geri döndü. Elimi göğüs kafesimin üzerine getirip pencereden bakmaya gittim. Gökyüzü şimdi pembe ve mor renklerin dansıyla karanlığa koşuyordu. Dışarıda, çok da uzakta olmayan bir yerde, birinin benimle aynı hisleri yaşaması ya da beni anlıyor olması öyle kıymetliydi ki...

"Özel bir şey yapmıyorum asi kız. Her nasılsa ruhumu sana açtığımda yansımamı görüyorum. Ancak benim içim biraz karanlık. Sen parlak kalan taraftasın."

Cevabı telefonumu parmaklarım arasında sıkmama neden oldu.

"Bu gözlerin karanlık bir şey barındırdığını sanmıyorum." Yanıtımı yazarken tekrar çocukluk fotoğrafına baktım. Öyle sevimliydi ki.

"Bu alıntı sadece senin için değil. Benim için de. Leo'nun karanlığını taşıyorum ben. 19 yaşındayım ama içimde yaşlı ve huysuz siyah bir leke var. Gittikçe büyüyor sanki..."

Sözleri sızlamakta olan kalbimi sıkıştırdı. Cevap vermeden önce pencereyi açıp derin bir nefes aldım.

Telefonum titredi.

"Seni korkuttum mu?"

"Hayır." Yazdım hemen.

"Korkmuyorum. Hala aynı fikirdeyim."

İlginçti ama bu gizemli beyden korkmuyordum. İçimde bir şey ona doğru akıyordu ve bir şekilde yolunu buluyordu. Engel olamadığımı hissediyor, buna rağmen müdahale etmiyordum.

"Sen bana iyi geliyorsun Lale." Cevabını okurken kalbim istemsizce temposunu arttırdı.

En iyisi işi şakaya vurmaktı.

"Sen bana yine yürüyor musun?"

Gülerek cevabını bekledim.

Mesaj yazdığını belli eden üç nokta ortaya çıkıp kayboluyordu. Aradan birkaç dakika geçince kaşlarımı çattım. Yazdığıma pişman olmuştum. Tam şaka yaptığımı söylemek için mesaj yazacaktım ki, cevabı zaten açık olan pencerede belirdi.

"Belki."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.