Ben Lale.
On yaşından beri annesiz bir dünyaya uyanıyorum. Aradan sekiz yıl geçti. Sekiz yarım yıl. Güneşin ışığı hala biraz eksik, bazı cümleler yetersiz, bazı yemekler tatsız, bazı zamanlar koca bir boşluk...
Yine de her güne, annemin hatıralarından, babamın beni saran güçlü kollarından destek alarak başlıyorum.18 yaşımın verdiği enerjiyi, annemden kalan çiçeklere, babam için yaptığım yemeklere, üniversite için kurduğum hayallere harcıyorum. Babamla kendime kurduğum küçük dünya, benim için evrenin tamamına bedel.
Ama işte tüm bunlar, bir anda tepetaklak oldu. Sakin doğama, olgunluğuma ve erkenden sorumluluk almama rağmen şu an ağır bir ergenlik bunalımı geçiriyorum. Aslında nedeni çok aşikar ama kimse anlamıyor. Bir çocuk için annesiz kalmak tam kalbinin ortasına çakılmış hain bir kazık. Öyle eksik, öyle boş, öyle şanssızsınız ki... Bu acıya alışmak, küçük kalp için bile seneler alıyor. Ve en sonunda, tam da babanızı hem anne hem baba olarak kabullenmişken, ikinize ait minik hayatı benimsemişken, bir anne geliyor.
Üvey.
Babanız artık sizin gözünüzün içine bakmıyor. Beraber kurduğunuz o küçük dünya yavaş yavaş değil, bir anda yıkılıveriyor. Daha bu durumu pkabullenemezken, bir de bu üvey anne nazik ve tatlı oluyor. Onunla konuşmak istemiyor, kendi bencil dünyanız içinde kalmak istiyorsunuz ama o çabalıyor. İşte tam burada benim sorunum başlıyor.
Ben Lale Sancaklı. Koca bir evim, genç bir babam ve yeni bir cici annem var.
Kapana kısılıp kalmış gibi hissediyorum. Sanki bir kutuya kilitlendim ve anahtarı kimse bulamıyor gibi.
Sonra gizemli biri giriyor hayatıma, kimliği belirsiz.
Adım Leo diyor. Bir kitap karakteriyim.
Anahtarın bende.