İçeriğe geç

League Of Legends Macerası

Bölüm 1 · 6 dk okuma

League Of Legends Macerası

Bölüm 1

1. Bölüm/ Kaza

Günlerden pazartesi idi. New York sokakları oldukça kalabalıktı. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. İş hayatı bu kadar kalabalık olmayan biri vardı ki; bir kaldırım taşına oturmuş, telaşlı telaşlı sağa sola koşan insanları izliyordu.

"Bir gün benim de böyle koşturabilecegim bir işim olacak! İşte o zaman göreceksin New York, sen mi büyüksün, ben mi?..."

Boşluğa doğru konuşup sinirli bir şekilde afra tafra yapıyordu. Saat 8'i 5 geçerken ayağa kalktı, ve telefonuna uzun uzun bakıp düşüncelere daldı.

İsmi Felix'ti. Yaklaşık 22-23 yaşlarında bir genç kızdı. Her zaman bir modelist olmak istese de, bir türlü işi yaver gitmiyordu. Hep kafe kenarlarında sürünüyor, emeğinin karşılığını alamadığı yerlerde çalışıyordu. Oldukça sorumluluk sahibi olsa da bazen agresifliğinin önünde taş bile tuzla buz olabiliyordu.

Düşüncelerinden sıyrılıp yürümeye başladı. Daha geçen hafta başladığı garsonluk işinden şimdiden sıkılmıştı. Aptal sokak kenarlarının, aptal dükkanlarında iş yapmak kolay fakat aptal dükkanların aptal patronlarıyla uğraşmak oldukça zordu. Ona göre, istediğini yapamadiktan sonra yaşamanın ne anlamı vardı ki? Yine de yaşıyordu işte.

Uslu uslu açtığı kapıyı içeri girip nazikçe kapattı. Tezgahın arkasına geçip meyve baskılı oldukça eski bir önlüğü alıp boynuna geçirdi. Başına bir bandana geçirip, maskesini taktı. Lavaboda ellerini yıkayıp kuruladıktan sonra, güzelce eldivenlerini giydi ve etrafın tozunu alıp dezenfekte ettikten sonra müşterileri beklemeye başladı. Aptal bir sokakta, aptal bir dükkanda, aptal bir patronun emrinde çalışmak ona göre oldukça tuhaf geliyordu. Emegini alamamaktan korksa da yine de çalışıyordu. Paraya ihtiyacı vardı. En azından ev kirası için. Dışarıda aniden bastıran yağmur ile oturduğu yerden kalkıp dükkanın kapısının önündeki yağmuru engelleyen aparatı açtı ve kapıyı kapattı. Böyle bir yerde çalışmak zaten ona aptalca geliyordu, bir de dükkan sular altında kaldığı için temizlemek istemiyordu. Tezgaha hafifçe yayıldı, sağ elini çenesinin altına koyup dışarıdaki yağmuru seyretmeye başladı. Kapıyı kapattığı için mutluydu, dışarıda yoğun bir rüzgar havası da vardı. Aldığı ufak şeyleri ucurup götürüyordu. Felix bi'an kendisini bir poşet olarak hayal etti. Amacını bitirdikten sonra çöpe atılmak için dışarı çıkardıkları bir poşetin ağırlıklardan kurtulup sağa sola uçması ve rüzgarla işbirliği yapıp daha uzaklara gitmesi. Felix hafif kıkırdadı. Düşündüğü şeyler bazen ona tuhaf gelse de, arada ilham vereceklerini de umut edip bir şeyler karaliyordu. Tezgahın altından bir kağıt çıkarıp kalem ile üstünü karalamaya başladı. Poşetten bir elbise? Rüzgar adam? Podyum starı rüzgar girl! Çizdikleri ona fazla komik geliyordu. Birden kahkaha atmaya başladı. Egleniyordu. Tam kaş göz cizecekken, birileri elinden kağıdı alıp buruşturdu, ve Felix'in önüne attı.

"Sana bunun için para ödemiyorum! Dükkanın içi su alıyor! Bu aparatı açmayı bilmiyor musun?"

Car car öten şey oranın patronu, bayan Ally'di. Yaptığı işe göre oldukça disiplinli ve saçma çıkışları vardı. Felix ondan hiç haz etmiyordu fakat geçen hafta ondan para alabildiği için ona güveniyordu. Ne kadar kızsa da sövse de susuyor, onu dinledikten sonra yine bildiğini yapıyordu. Önemli olan paraydı. Diğerleri gibi 2. Hafta ücret vermemezlik yapabilecek birine benzemiyordu fakat Felix yine de o kadının hareketlerinden ürküyordu. Diğer yandan kaybedecek hiçbir şeyi de yoktu. Çünkü koca New York'ta bir sürü çalışabileceği kafeler vardı. Sürünebilmesi mümkün başka kafeler.

Düşüncelerinden ayilip kapıya yöneldi Felix. Elindeki paspas ile içeriye giren hafif su birikintisine haddini bildirip kapısını kapatacak, tekrar tezgahın arkasına geçip başka hayâller kurmak adına rüyalara dalacaktı. İşini bitirip paspasi bir kenara koydu. Dışarıyı seyretmeye başladı, olduğu yerden. İnsanlar yağmurdan mı kaciyorlardi, yoksa bir yerlere mi yetişmeye çalışıyorlardı. Belli değildi.

Patronunun sesini bir kere daha duyması ile yerinden sıçradı.

"Efendim, bayan Ally?"

Sinirli bir ses tonu ile karşılık verdi, bayan Ally..

" Senden bir şey isterken kaç kere seslenmek gerekiyor! 2 mi? 3 mü? Derhal caddenin karşısında, yolun ilerisindeki marketten bir torba şeker al! Hemen!"

"Pekâlâ, bayan Ally! Özür dilerim.."

Ömründen ömür gitmiş önlüğünü çıkarıp bir kenara bıraktı, Felix. Eldivenlerini çıkardı, bandanasını da bir kenara koyarak, kasadan bir miktar para aldı. Oflaya puflaya kapıya yöneldi. Çok fazla yağmur yağıyordu ve hava dondurucu bir güce sahipti. Felix, sabah hava güzel olduğu için hiç kalın bir şey giyme gibi bir zahmete girmemişti. Pişmanlık duyuyordu. Bundan sonra durduk yere çantasının içine yağmurluk koyacağına söz verdi. Belki de bir mont koymalıydı. Kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Kapıyı nazikçe kapattı. Kapının önündeki aparat, sel sularına dayanamıyor, kendi kendine kapanıyordu. Önüne bir taş koyup yoluna devam etti.

" Söndön bör şöy östörkön, Koç körö söslönmöm görököyor? Ökö mö öç MÖ?!?!?! Gerçekten mi? Bağıramayacak kadar yaşlıyım demiyor da... Neyse.."

Söylenmesi bittiğinde plan yapmaya başladı. Market caddenin karşı kaldırımındaydı. Tam önünden karşıya geçebilmek için binaların altından yürüyecekti. Ardından otobüs duraklarında dura dura karşıya geçecekti. Hem az ıslanacak hem de sabahın köründe kalkıp fönlediği saçları bozulmayacaktı.

"Bendeki şanssızlık kayada olsa, tuzla buz olmuştu!"

Binaların altından sakince ilerledi. Rüzgar bir sağdan bir soldan gelip, Felix'in dengesini bozuyordu. Felix'in tepkileri ise hiç gecikmiyordu..

"Başlarım marketine de, şekerine de!"

Market göründüğünde derin bir soluk alıp, en yakın durağa kadar koştu. Durakta pek insan yoktu, bu nedenle yağmurdan sığınması kolay oldu. Gözüne karşı kaldırımdaki durağı kestirdi. Sağa baktı. Sola baktı. Yola atlamaya yeltenirken, bir korna sesi duydu.

Korna sesinin geldiği yöne baktığında, taksi görünümlü bir aracın, durmakta zorlandığını gördü. Bir sağa bir sola kaya kaya geliyordu. Yolun ortasında ise karşıya geçmekte olan, kalıplı uzun boylu biri vardı. Felix dehşetle olacakları aklından geçirdi. Kendini tutamayıp bağırmaya başladı.

"LAN! DİKKAT ET! ARABA! YOLDAN ÇEKİL! BENİ DUYMUYOR MUSUN? KOŞSANA BE ADAM!"

Yağmura aldırış etmeden yola fırladı. O adama yetişecek ve onu yolun kenarına çekecekti. Yol boyunca sadece koştu. Bağırıp nefesini tüketmek istemiyordu.

Adama yaklaştığında göz ucuyla hâlâ arabanın duramadığını gördü. Bir adım kala ayağı kaydı ve ayak bileğinde korkunç bir acı hissetti. Acıya rağmen sıçradı ve cüsseli adamı yolun kenarına ittirdi. Kendisi için gücü kalmamıştı. Öylece gelen araca baktı...

Aracın sert bir şekilde çarpması ile Felix, bir müddet sürüklendi ve yolun kenarında durdu. Sırt üstü yatıyor, nefesine hakim olmaya çalışıyordu. Kalbinin ilk defa bu kadar hızlı attığını hissetti. Saçları, su birikintisinde adeta dans ediyordu. Belirli yerlerinde çizikler oluşmuştu. İçindeki acı çok büyüktü. Bir süre gözlerini kapatıp etrafta olan biteni duymaya çalıştı. Duyamıyordu. Gözlerini açtığında, bir kalabalığın başının ucunda ona üzülerek baktıklarını gördü. O cüsseli adam başucuna eğildi. Korkmuş görünüyordu. Felix gülümsedi. Cüsseli adam şapkasını çıkarıp onu Felix'in yüzüne siper etti. Felix bayık gözlerle gülümseyerek adama seslendi.

"Hey... Senin kedi gibi kulakların var... Biliyor musun? Her zaman kedimin bir insana dönüşebilmesini dilerdim. Tabii o zamanlar çocuktum... Ve kedimden başka kimsem yoktu.."

Cüsseli adam elini kızın yüzüne koydu ve yeni değmiş yağmur tanelerini eli ile silerek kızın yüzünü temizledi.

"Sorun değil, yağmuru seviyorum..."

Cüsseli adam dehşetle bağırıyordu.

"Beni duyuyor musun! Bana bak! Gözlerini aç! Uyanık kalman lazım! Sesimi duyuyor musun?"

Felix, içinde oluşan yoğun acıyı daha sert hissetmeye başladı. Gözlerinden yaş süzülüyordu. Kimseyi duymuyor fakat konuşmasını da durduramıyordu. Gözlerini kapattı. Titremeye başladı. Vücudunda oluşan yaralardan süzülen kan, yağmur sularıyla akıp gidiyordu. Hava daha fazla soğumaya başlamıştı.

"Biliyor musun kedicik?... Böyle öleceğimi tahmin bile... Edemezdim.."

Kafası, baygınlığın verdiği rahatlıkla omzuna düştü. Artık ne konuşuyor, ne de nefes alıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.