sosyal ilişkilerde başarısız biriydi min yoongi. huysuz, sıkılgan, vurdumduymaz, gamsız, sıkıcı, sinirli, dengesiz, uyumsuz ve daha birçok olumsuz sıfatla tanımlanabilirdi. çok okumaz, araştırma yapmaz, telefona bağımlı yaşardı. çok uyurdu, eskiden de şimdi de çok uyurdu. eskilerde -bundan 4 ay kadar önce- uyumadığı her an aylak arkadaşlarıyla aylak aylak tüm gün gezerdi, her anını bomboş geçirir ve kendini yormaya, tekrar uyumak için tüm enerjisini tüketmeye çalışırdı. olmak istediği yüzlerce şey varken kendine ait tek bir düşüncesi olmayan bomboş bir genç olmayı seçmişti.
bu bir seçimdi, büyüdüğü aileyi, kısıtlı çevresini suçlamaya kalktığı an karşısına ablası çıkıyordu ve tüm bahaneleri çöp olup, buharlaşıyordu. onun ilk evden kaçmasını kapı pervazı arkasından izlerken 13, tüm katı ailesine rest çekip istediği hayatı yaşamasını izlerken 14 yaşındaydı. ondan farklı bir boyutta olmayan odasının içine onlarca kitap sığdırmıştı, tek kendi için değil onun içinde ama o ona okutulan dışında okumamıştı, annesinin görünce çılgına döndüğü onlarca posteri ve heykeli odasına sıkıştırmıştı. kız ve erkeklerle beraber oluşu, sarhoş eve dönüşeri, korkunç renkli makyajları, ilginç arkadaşları ve eve dönmeyişleri. gençlik kitaplarıyla haşır neşir büyümüş her gencin hayalini kurduğunu yaşıyordu belkide. günlerce odadan çıkmayı reddedişinden tutunda tek başına ülkenin bir ucuna kaçışına kadar gerçek bir main karakterdi o. ölümü bile onlarca yaşamı etkisine alıp rayından çıkarmaya yetmişti.
hoseok onu dinlerdi, sessizliğinden veya huysuzluğundan sıkılmazdı, şımarık hallerini tatlı bulur ve bununla uğraşırdı. hoseok, misaki'nindi. hiçbir zaman onun arkadaşı olmayı seçmemişti. misaki'nin zavallı kardeşine acımış ve zaten gideceği bir ülkeye onu da peşinden sürüklemişti, biletler hazırdı o misaki'nin yerine Malta'ya uçmuştu.
"...sonra içinde mayonez sıkıyoruz," dedi hoseok kameraya gülümseyerek, "mayoneze kimler bayılır?" yoongi'den onay istercesine kafasını geriye atıp ona döndü, "min yoongi'ler!"
"min yungi," dedi sesini tekrar edip sinirli bir ifadeyle tahta kaşığı sostan çıkartıp bıcak gibi ona tuttu, "min yoongi min yoongi."
"üç kere min yoongi derseniz geceleri kaşıkla küçük mandelina adamlar sizi kovalar çocuklar!"
sonra ise büyü yaparmışcasına adını üç defa tekrar etti sonra ise puf diye bir ses çıkartıp parmağını havaya salladı, "bu gece yatağımın altını kontrol edip uyuyacağım."
kafasını onaylamazcasına iki yana salladı yoongi, "aptal herif."
gece saat 1 buçuğu geçiyordu ve ikili bira içerek hoseok'un blue isimli -çalıştığı mekandan esinlenip bu adı koymuştu- 100 izleyicili devasa YouTube kanalına yemek hazırlamalı sohpet videosu çekiyordular.
hazırladığı mayonezli garip sosa parmağını daldırdı yoongi ve ekşi karışıma dilini değdirdi, "olmuş bu."
az önce yoongi'nin yaptığı şeyi tekrar etti hoseok ve keyifle kafasını salladı. birasından bir yudum daha alıp kameraya sosu gösterdi, "işte bu çocuklar, işte bu hoseok sosu."
"neden senin adını alıyor ben yaptım bu sosu!" diye kısık sesle bağırdı yoongi.
"tamam tamam yoongi'li hoseok sosu olsun."
"sevimsiz herif," dedi kafasını iki yana sallayarak ve savsak adımlarla birasını eline aldı, yeşil bir örtü serili koltuğa oturup kahverengi tahta masaya ayaklarını uzattı. kamera açısına sadece ayakları çıkıyordu şimdi.
"tadı acı pornosu gibi."
"ayıp," diye uyardı yoongi biradan bir yudum alırken, "13 yaşındaki kızlar izliyor seni."
"13 yaşındaki kızların küçümsendiğini düşünüyorum," dedi o da tezgaha yaslanıp birasını içerken, "bence tüm sistemlerde çok etkililer."
"pedofili olduğun için öyle düşünüyorsundur, ahmak."
"neden aslında çok başarılı olucak şeyleri 'bunu 13 yaşındaki kızlar izliyor/dinliyor/ okuyor' diye küçümsüyoruz ki, tüm büyük kadınlar bir zamanlar 13 yaşındaydı. "
"toxic fan kitleleri genelde 13 yaşındaki kızlardır çünkü. 13 yaşında olan kimsenin mantıklı fikirleri yoktur."
"bu onların bir birey olmadığı anlamına gelmez, 13 yaş kitlesi cidden güçlü, asker gibi bir kitle."
göz devirdi yoongi, "bir editi hakettin bak."
"asıl sen bir sigma editini hakettin, ahmak," dedi onu taklit ederek. her geçen gün birbirine benziyordular. konuşma tarzları, düşünceleri birbirine karışıyordu.
hoseok elinde cips sosuyla bir kase patates cipsiyle yanına doğru yürüyüp hepsini ayaklarını uzattığı sehpanın üzerine dizdi, bunu yaparken bacağına bir tekme atmayı ihmal etmemişti. hoseok geri dönüp kamerayı alıp karşılarına sabitledikten sonra tekrar yanına oturdu yoongi'nin. eline cips kasesini alıp hoseok'a iyice yaslandı yoongi ve soslu cipsi önce kendi sonra hoseok'un ağzına tıkıştırdı.
ablası onu terkederken ona bir hayat hediye etmişti. beraber yemek yapabileceği, sahilde eğlencebileceği, bir müzik grubu hakkında sohpet edebileceği bir arkadaş -belki de daha ilerisi- olan bir hayat hediye edip gitmişti.
ona bir not bırakmasını isterdi, çocukluğundan beri onu sevdiği, değer verdiği, yalnız bıraktığı için üzüldüğü, kendine dikkat etmesi hakkında uzun olmasına gerek yok sadece 2 kelimeden oluşan bir not bile olsa bırakmasını isterdi. bırakmamıştı. hayatı bir not bırakmaya değer görmüyordu belkide.
göğsünü sevgi beklercesine hoseok'un göğsüne dayayıp gözlerini kapattı, beklediğini verip temiz eliyle tişörtünün üstünden karnını ovuşturmaya başlamıştı hoseok.
videosu için ikiside konuşmadı, sessizce kameranın karşısında oturup televizyonsuz duvarlarını izlemeye devam etti. kucaklarında ki cipsi yeme sesleri dışında küçük evin içinde ses kalmamıştı.
huysuz, sıkılgan, vurdumduymaz, gamsız, sıkıcı, sinirli, dengesiz, uyumsuz ve daha birçok olumsuz sıfatla tanımlanan biriydi min yoongi. hoseok onun huysuzluğunu, şımarıklığını sever, geceleri evde uyumak için onu bekleyen çocuğu bekletmeyip eve erken saatlerde dönerdi. ona göre huzurlu bir hayatları da vardı.
yakında yoongi de bir işe başlıyacaktı, beraber dilini az çok konuşabildikleri bir ülkede para kazanıp başka bir ülkeye gidecektiler, sonra oradan başka bir ülkeye ve oradan başka bir ülkeye. yeni insanları, yeni yaşamları, yeni dünyaları en önemlisi ise kendilerini tanıyacaklardı. hoseok buna inanıyor ve koynunda uzanan küçük oğlana merhamet duyuyordu.
"bu akşam," dedi hoseok cipsini sosa bandırırken, "sana ingilizce çalıştıralım."
"diyorsun?"
"diyorum," dedi başını sallayarak. temiz elini karınından çekip çenesinin altına gelen saçların içine daldırdı, "tembel herif tüm gün ders çalışman gerek senin."
"istemiyorum," diye mızmızlandı yoongi.
"istersin, istersin," yoongi'nin ağzına bir cips tıkıştırdı, "konuş bakayım."
"I don't happy because I'm live. I very very sad. The sad story of a teenager."
"süpermiş," gülmemek için kendini kastı hoseok " mcr'de dinliyor musun?"
"tüm gerçek emolar Britney Spears dinler hobi."
"hayır Taylor swift dinler." dedi gülümseyerek, " ve bu videoyu editlemeden atıcağım, özel olsun."
"tüm videolarını öyle atıyorsun," dedi kafasını onaylamazca sallarken.
"özel oluyor işte."
"edit yapmayı bilmiyorsun hobi."
"biliyorum!" diye itiraz etti yüksek sesiyle.
"aynen," dedi soslu cipsi tekrar önce kendi sonra hoseok'un ağzına tıkarken. "tadı gerçekten acı pornosu gibi."