Carmen ile ağacın altında dururken bana ardı ardına sorduğu soruları yanıtlamaya çalışıyordum.
"Neredeyiz ve hangi yıldayız? Neden buraya gönderildik? Profesörler seni buna nasıl ikna ettiler? Neden buraya gelmeyi kabul ettin?"
Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım.
"Bin sekiz yüzlerin İngilteresindeyiz. Mürebbiye olarak girdiğim şu karşıdaki malikanede küçük bir kız var. Onun boynundaki kolyeden taşı almalıyız. Daha sonra geri döneceğiz. Başka iki yere de gitmemiz gerek. Üç taş profesörleri ölümsüz yapacakmış. Öyle dediler."
Eve baktım. Birinin uyanmış olmamasını diliyordum. Carmen'i eve nasıl sokacaktım? Aklıma bir fikir geldiğinde gülümsedim ve Carmen'e döndüm.
"Sen gerekli eğitimi aldın ve beni bulmak için buraya geldin. Tesadüfen burada karşılaştık ve seni gece eve aldım. Sen de Nora'nın eğitimine yardım edeceksin."
Carmen başını salladı ve birlikte eve doğru ilerlemeye başladık. Titreyen elimle anahtarı deliğine soktum. Kapıyı yavaşçs ittim. Etrafta dolaşan kimse yoktu. Carmen ile birlikte sessizce yukarı çıktık. Odama girdiğimizde kapıyı kapattım. Carmen yatağa oturdu.
"Bu elbiseyi hiç sevmedim. Ben elbise giymem ki." Dedi elbisesine bakarak. Yanına oturdum.
"Merak etme. Taşı aldığımızda gideceğiz zaten. Sen geldiğine göre işim daha kolay. Kolyenin aynısını alıp orijinalini almalıyız. Sonra geri dönebiliriz. Tabi iki taşı daha almamız lazım."
"Neden polise haber vermiyoruz? İki manyağın isteklerini yapmak zorunda değiliz ki. Geri dönünce onları oyalayıp polisi arayalım. Zorunda değiliz abla." Dedi bana bakıp. Yutkundum. Polisi ararsak işin içine annemin intiharı da girerdi. Carmen'e cevap vermeyip yatağa uzandım.
"Uyuyalım artık. Sabahları erken kalkılıyor burada."
Carmen yanıma uzandı ve bana sarıldı. Elimi kızıl saçlarına götürdüm. Bu hissi çok özlemiştim. Kardeşimin kokusunu içime çektim ve gözlerimi kapattım.
Sabah olduğunda uyanmış odada volta atıyordum. Carmen'in burada kalmasını sağlamalıydım. Başka bir yerde kalamazdı. Dışarıdan sesler gelince odadan çıktım. Bay Bruce geçiyordu.
"Sizinle bir şey konuşmam gerek." Dediğimde durup bana baktı.
"Elbette Arven."
Birlikte alt kata inerken konuşmaya başladım.
"Kardeşim Carmen gece buraya geldi. Ona burada iş aradığıma dair mektup yazmıştım. O da benimle aynı eğitimi aldı. On altı yaşında. Nora'nın eğitimi için bana yardım edebilir. Geç vakitte geldiği için eve aldım. Burada kalabilir mi?"
Bay Bruce bana baktı. Bir süre düşündü.
"Olabilir. Sana yardım eder. Bu arada iki gün sonra ilk maaşını ödeyeceğim." Dediğinde gülümsememe engel olamadım. Bu sahte kolyeyi alabileceğimiz anlamına geliyordu. Sadece iki gün kalmıştı. Bay Bruce aşağıya inmeye devam ederken hızlıca odama girdim. Carmen uyanmış odadaki tabloları inceliyordu.
"Burada kalmana izin verdiler. Gel, seni Nora ile tanıştırayım." Dedim hevesle ve birlikte Nora'nın odasına gittik. Nora beni görünce gülümsedi ama Carmen'i görünce kaşlarını çattı. Biraz öne çıkıp konuşmaya başladım.
"Kardeşim Carmen geldi Nora. Eğitimine yardım edecek."
Nora, Carmen'i süzdü.
"Saçların çok güzelmiş." Dediğinde Carmen her zaman verdiği cevabı verdi.
"Kendi rengi bu."
Nora şaşkın bir yüz ifadesiyle ona bakıyordu. Bu zamanda boya yoktu ki. Boğazımı temizledim.
"Bazı yerlerde bitkisel karışımlar kullanılarak saç rengi açılıyormuş. Öyle elde etmedim demek istedi." Dedim ve Carmen'e uyarıcı bir bakış attım. Gözlerini devirdi. Nora kapıya yöneldi. Biz de arkasından dışarı çıktık.
"Başka bir çağdan gelmiş gibi konuşmaktan vazgeç." Diye fısıldadım Carmen'in kulağına.
"Zaten başka bir devirden geliyorum." Dedi isyan eder gibi. İçimi çektim. Carmen ile uğraşacakmışım gibi görünüyordu. Birlikte yemek masasına ilerleyip yerlerimize oturduk. Bay Bruce kahvesini içiyordu. Bakışlarını Carmen'e çevirince gerildim.
"Kaç yaşındasınız?" Dedi Carmen'e bakarak.
"On altı, efendim."
Bay Bruce gülümsedi.
"Ablanıza yardım edersiniz. Nora'nın da daha az canı sıkılır. Herhangi bir eğitim aldınız mı?"
Carmen'e korkuyla baktım. İçimden umarım saçmalamaz diye geçiriyordum.
"Pek fazla değil. Yaşım genç sizin de bildiğiniz gibi. Tecrübe ederek öğrenmeye karar verdim. Ablam bana da öğretebilir." Dedi ve bana bakıp gülümsedi. Tam olarak çağa uygun konuşmuştu. Ben de gülümsedim.
"Haklısınız. Afiyet olsun." Dedi Bay Bruce ve masanın kenarında duran gazetesini alıp salona geçti. Biz de keyifle yemeğimizi yedik.
Nora kitabını okurken Carmen yanıma yaklaşıp sessizce konuşmaya başladı.
"Kız kolyeyi hiç çıkartmıyor mu?"
"Sadece banyodayken. O zaman da Bayan Grace geliyor."
"Uyurken alamaz mıyız?" Dediğinde başımı iki yana salladım.
"Uykusu çok hassas. Hemen uyanıyor. Tek çare sahte kolye alıp o banyodayken kolyeleri değiştirmek."
Nora kitabın sayfasını çevirirken bakışlarını kısa bir süre bize çevirdi.
"Evimiz hakkında sıkıcı bir konuşma yaptık canım." Diye yalan söyledim. Kitabını okumaya devam etti. Carmen bir süre daha yanımda oturdu. Daha sonra kalkıp kitaplığın önüne gitti. Ben de onu izliyordum. Eline camdan bir kelebek alınca Nora bağrınmaya başladı.
"Bırak onu! Annemindi o."
Carmen'in elindeki kelebek telaş yaptığı için havalandı. Tam yere düşecekken son anda tuttu. Nora koşarak yanına gitti ve kelebeği kopartırcasına ondan aldı. Neden böyle davrandığını anlamamıştım. Yerimden kalkıp yanlarına gittim.
"Nora neden bu kadar sert tepki gösterdin?" Dedim ona bakarak. Elindeki kelebeği ovuşturuyordu.
"Annemin kelebeğini kıracaktı." Dedi üzgün bir sesle.
"Sen bağırmasaydın yere düşme tehlikesi geçirmeyecekti. Sadece inceliyordu." Dediğimde bana döndü.
"İncelemesini istemiyorum. Benim eşyalarıma dokunmasını istemiyorum. Daha fazla sevdiklerimi çalmasını istemiyorum."
Kelebeği yerine koydu ve gidip yatağına oturdu.
"Sevdiklerini çalmak mı? Ne saçmalıyorsun sen?" Dedi Carmen kaşlarını çatarak. Birazdan kavga çıkacağını hissediyordum. Nora, Carmen'e nefretle baktı.
"Arven ablam beni çok seviyor. Sen gelip onu benden ayıramazsın." Dedi bağırarak. Kaşlarımı çattım. Neler diyordu böyle? Carmen onu süzdü.
"Bak sen şuna. Ablamı birinden çalmama gerek yok, çünkü o zaten bana kanıyla bağlı."
Derin bir nefes alıp araya girdim.
"Yeter! Saçma sapan kavganıza son verin. İkinizi de seviyorum. Şimdi biraz hava almam lazım."
Kaçarcasına odadan çıkıp merdivenlere yöneldim.
Bakışlarımı gri gökyüzüne çevirdim. Yağmur her an yağacak gibiydi. Berbat hissediyordum. Hector'u çok özlemiştim. Buradan ne zaman kurtulacağımızı bilmiyordum. Daha iki yere gidecektik. Eve gidip uyumak istiyordum. Uyumak ve her şeyi unutmak. Ağlamaya başladım. O anda yağmur çiselemeye başladı. Carmen ve Nora'nın kavgası iyice sinirlerimi bozmuştu. Biri gelip arkamdan sarılınca önüme uçuşan kızıl saçlardan Carmen olduğunu anladım. Başını omzuma yasladı.
"Özür dilerim abla. Çocukça davrandım. Nora seni çok sevmiş. Zaten seni herkes sever. Canını sıktığım için üzgünüm." Dedi hüzünlü bir sesle. İçimi çekip bakışlarımı bahçedeki çiçeklerde gezdirdim. Kırmızı yapraklarına değen yağmur taneleri güzel bir görüntü oluşturuyordu.
"Hector'u özledim. Evde film izlemeyi de. Eve gidip uyumak istiyorum. Her şeyi unutmak istiyorum." Dedim çaresizce. Carmen önüme geçip gözlerime baktı.
"Sana yardım edeceğimi biliyorsun. Artık yalnız değilsin. Gidip o kolyenin aynısını bulacağız. Çizim yeteneğim var. Sen bana kağıt kalem bul. Uygun zamanlarımda kolyeyi çizeceğim. Aynısını bulacağız."
"Ya çok pahalıysa? Maaşlarımız yetmezse?"
"O zaman çalarız. Kötü bir şey ama mecburuz abla. Nora'nın o kolyeye ihtiyacı var. Gerçek olmadığını bilmese de."
Başımla onayladım. Hiç yapmak istemesem de eğer paramız yetmezse çalmaya mecburduk. Yine de bir çıkar yolu bulacağımıza inanıyordum.
Akşamüzeri üçümüz birlikte bahçede piknik yaptık. Hava kapalıydı ama yağmur yağmıyordu. Carmen'in bakışları kolyedeydi. Nora görmeden onu dürttüm. Kahvesini içmeye başladı. Bense aklımdan kaç para maaş alabileceğimizi hesaplamaya çalışıyordum. Kolyeyle ilgili Nora'ya soru sormaya karar verdim.
"Annenin kolyesini baban mı ona almıştı?" Dediğimde Nora kolyesine baktı.
"Hayır. Anneme annesi doğum gününde vermiş. Zenginmişler. Bu kolyenin ucundaki taş yakut."
Sertçe yutkundum. Yakut kim bilir kaç paraydı? Şimdi bile çok pahalı olan mücevherler eskiden belki de daha pahalıydı. Carmen'e imalı bir bakış attım.
"Çok güzel görünüyor." Dedi Carmen. Ben de başımla onayladım. Aslında bu devirde de sahte kolye üretenler olmalıydı. Yakut almak zorunda değildik. Biraz daha oturduğumuzda Nora biraz uyuyacağını söyledi ve içeri girdik. O odasına girdi. Biz de kendi odamıza. Kapıyı kapattığımda Carmen çekmeceden çizim kağıdını çıkarttı.
"Şu detayı iyice ezberledim." Dedi ve çizimdeki bir yeri düzeltmeye başladı. Ben de oturup Hector'a mektup yazmaya başladım.
'Hector,
Şu anda bin sekiz yüzlerdeyim. Kulağa delice geliyor, biliyorum. Her şey o kadar farklı ki. Rahatsız edici, uzun bir elbise giyiyorum. Merdivenlerden yuvarlanıp düşmediğim için çok şanslıyım. Etrafta dolaşacak pek vaktim olmadı. Sevgililerin birbirlerine nasıl davrandığını bilmiyorum. Söyleyebileceğim en net şeyse eğer bu dönemde yaşıyor olsaydık yine sana aşık olurdum. Seni çok özledim. Sen de beni özledin mi? Senin için geri döneceğim. Ne kadar zor olursa olsun.
Seni daima sevecek olan Lavinia'n.'
Hector'a mektup yazmak içimi bir nebze de olsa ferahlatıyordu. Carmen çizimini bitirip bana gösterdi. Kolyenin birebiriydi. Rahatlıkla sahtesini bulabilirdik.
"Bence gidip aynısından var mı diye bakalım abla. Yoksa da sipariş veririz. Maaşımızı alınca da alırız kolyeyi." Dedi Carmen. Bakışlarım yırtık dizime kaydığındaysa gülümsedi.
"Dikmem iki dakikamı almaz. Unutma, ben moda tasarımcı olmak istiyorum." Dedi gülümseyerek. Dediği gibi yırtık yeri hemen onardı. Birlikte Bayan Grace'i bulup dışarıya çıkacağımızı söyledik. Gitmemize izin verdi ama bir şartla; fazla geç kalmayacaktık ve çok karanlık sokaklarda gezmeyecektik. Bana annemi hatırlatmıştı. Carmen ile evin alt yolunda yürürken sokağı izledim. Her şey ne kadar da farklı görünüyordu. Hava yeni karardığı için her şey henüz netti. Sokak lambaları yoktu haliye. Onların yerine insanlar ellerinde kandillerle dolaşıyordu. Biz de evden bir tane almıştık. Keşke profesörler beni elektriğin daha çok geliştiği zamana gönderselerdi. Böyle geceleri çok can sıkıcı oluyordu. Carmen ile hızla yürümeye devam ediyorduk. Çarşı yakın demişti Bayan Grace. İnsanlar çoğalınca çarşıya yaklaştığımızı anladım. Zaten hemen sonra da dükkanlar görünmeye başladı. Birlikte ilk gördüğümüz kuyumcuya girdik. Kuyumcuların tarihteki hali diyebiliriz. Sahibi bizi görünce hemen yanımıza geldi.
"Hoş geldiniz hanımlar. Nasıl yardımcı olabilirim?" Dedi nazikçe. Carmen elbisesinin cebinden çizimini çıkarttı.
"Bu kolyeye benzer kolye var mı elinizde?"
Satıcıya kalbim hızla çarparak bakıyordum. Satıcı bir süre çizimi inceledi. Sonra ilerdeki kapıdan içeri girdi. Geri döndüğünde elinde kolyenin aynısını tutuyordu. Gülümsememe engel olamadım.
"Bunun bir yakut olanı, bir de sahte olanı var. Yakut olan sekiz yüz sterlin. Diğeri elli sterlin."
Yutkundum. Kaç para maaş alacaktık acaba? Satıcıya bakıp konuşmaya başladım.
"Bu kolyeden başka var mı? Henüz maaşımızı almadık." Dediğimde gülümsedi.
"Yakuttan sınırlı sayıda var ama sahteden her gün bulabilirsiniz."
Nefesimi sakince dışarı verdim.
"Teşekkürler." Dedim ve dışarı çıktık. Carmen bana yüzünde zafer ifadesiyle baktı.
"Yakında buradan kurtuluyoruz." Dediğinde gülümsedim.
"Evet, kardeşim." Dedim mutlulukla. Geriye iki yer kalıyordu. Yakında bu işten tamamen kurtulacaktık. Normal hayatımıza döneceğimiz zamanı sabırsızlıkla bekliyordum.