Sabahın erken saatleri okula hazırlanmak için kalkmıştım. Sabahları kalkmak benim için ölüm gibi bir şeydi ama lavanta bahçesinde çalışmaktan alışıktım. Yürüyerek gittiğim için acele ediyordum ve bir anda telefonum çalmıştı. Arayan kerem idi. Telefonu açtığımda neşeli bir şekilde konuşuyordu.
- günaydın Gökçe okuldan sonra müsaitsen seni bir yere davet etmek istiyorum ne dersin?
- gerçekten mi neden ve nereye davet ediyorsun?
- bana ikram ettiğin çöreklerden sonra ben de seni davet etmek istiyorum kırma beni.
Bu içten daveti kırmam mümkün bile değildi. Onayladım ve gideceğim adresin konumunu atmasını istedim.
Öğle arası olmuştu telefona baktığımda keremden bir yeni mesaj gelmişti.
" Geleceksin değil mi ? "
Evet yazarak onayladım.
Okuldan çıkma saatine yaklaşmıştık. Attığı konuma doğru ilerliyordum. Gittiğim yer önceden arkadaşlarımla gittiğim bir mekandı. Karşıda bir masada oturduğunu görüyordum. Yanına gittim beni neşeli bir şekilde karşılamıştı.
- hoşgeldin gökçe sana kahve ısmarlamak istiyorum, yanında ne yersin? Cheesecake, brownie, ekler...
- teşekkür ederim ama sadece kahve yeterli.
- olur mu öyle şey brownie söylüyorum o zaman ikimize.
- ah peki :)
Derin sohbetler ediyor çok iyi zaman geçiriyordum. Yarım saat sonra iki kız ( keremin arkadaşları) kereme doğru gelip hal hatır sormaya başlamıştı. Bana garip garip bakıyorlardı, sadece onlara gülümsüyordum.
Bana bakıp;
- kerem gül gibi güzel kızdan ayrılıp bu kızla mi çıkıyorsun gerçekten. Kriterlerini düşürmüşsün hahahah.
Şok geçirmiştim. Yüzlerine sadece bakakalmıştım.
Kerem;
- ya hayır tabiki çıkmıyoruz o sadece benim arkadaşım saçmalamayın.
İkinci bir şok geçiriyordum. Gerçekten beni çirkin mi buluyordu. Zaten çıkmıyorduk bunu demesine tabiki üzülmemiştim fakat demekki beni çirkin buluyordu. Kızlar gittiğinde hiç bir şey konusmamıştım.
- gökçe iyi misin browniene hiç dokunmadın.
Sadece yüzüne baktım;
- beni arkadaşlarınla ne kadar da güzel ezdin bir de konuşmamı mı bekliyorsun. Bana çirkin derken ne kadar rahatsın öyle.
diyerek masadan kalktığım gibi mekandan çıkıyordum.
Arkamdan sesleniyordu;
- gökçe nereye! Sen beni yanlış anladın gelir misin buraya? GÖKÇE !
Arkama bile bakmadan yürüyordum. Üzülmemiştim fakat kırılmıştım. O sinir ile eve 15 dakika da gelmiştim.
Telefonuma mesajlar geliyordu. Baktım keremdendi. Mesajlara bakma tenezzülünde bile bulunmadan telefonu kapatmıştım.
Bu sefer arıyordu. Reddettikçe devam ediyordu ve en sonunda açtım.
- ne var kerem arama beni!
- gökçe sen iyi misin bugün arkana bile bakmadan gittin.
- evet bana bunun hesabını mı soruyorsun bir de?
- özür dilerim sen yanlış anladın gerçekten.
Yüzüne kapatmıştım. Çok sinirlenmiştim.
Telefonu tamamen kapatıp uykuya dalmıştım.
-2 BÖLÜM SONU-
✨

