Naber?
İyi okumalar.
☆☆☆
Beyaz tenli beden telaşla arabayı evinin önüne park etmiş, hızlıca arabadan inmiş ve arka tarafın kapısını açarak hala baygın olan bedene bakmış ve zaman kaybetmeden Jimin'i kucaklayıp ardından arabanın kapısını kapatmış ve eve yol almıştı. Evden içeri giren iki Dünya dışı varlık salona geçmiş ve Yoongi Jimin'i koltuğa bırakmış, mutfağa gitmişti. Bir kabın içine su doldurmuş sonra temiz beyaz bir bez alıp tekrar koltukta baygın yatan bedenin yanına gitmişti.
Neden diye düşündü Yoongi, neden aşık olmak için tekrar beni seçtin? Milyarlarca kişi ve beden arasında neden tekrar ben? Gerçekten birbirimizin kaderi miyiz? her nerde, hangi zaman da ya da evrende olurlarsa olsun daima ilk aşıkım Jimin olacak sanırım dedi, düşünceleri arasında bir çok şey geçerken bir yandan da ateşi olan güzeller güzelli bedenin ateşini düşürmeye çalışıyordu. Bezi alnından almış tekrar ateşini ölçmek için elini alnına koymuş ama eli suya sokup çıkarttığı için soğuktu o yüzden tam anlayamamış ve dudaklarını Jimin'in alnına bastırmıştı. bunu yapmasıyla Jimin kıpırdanmış ve ateşin verdiği mayışması ile biraz savsaklamıştı.
Gözlerini hafif açmış ve üstüne yarım uzanmış bedenin sadece çene hattından aşağısını görebiliyordu, Yoongi geri çekilmiş yarım açık olan ve bilinci tam yerinde olmadığı tipinden belli olan çocuğa bakmış "Duş almalısın, ateşin çok yüksek havale geçirebilirsin." Demişti Yoongi. Jimin hala ne olduğunu kavrayamamış bir şekilde." Öyle mi? benim yıllardır ateşim var ama bunu duş değil sen söndürebilirsin." Jimin söylediklerinden sonra kıkırdamış ve kollarını Yoongi'nin boynuna sarmış burun buruna gelmelerini sağlayıp fısıldamıştı, "Ateşimi aşkınla söndürsene Min Yoongi." Yoongi diyemedi 'zaten yüz yıllardır hatta sayamadığım yıllardır aşığım sana, aşığız birbirimize' diye.
"Olmaz Tanrı'nın oğlu sen baban tarafından yuvandan buraya atılmışken, ben sevdiğim sen için düşmüş melek olarak Dünya'ya atılmışken olmaz, eğer yine aynısı olursa bu sefer ne olacak, ya sana bir şey yaparlarsa yine ya başımıza daha kötü bir şey gelirse ya koparırlarsa yine seni benden yaşayamam ben bu sefer." Yoongi konuşurken aklında canlanmıştı tekrar o zaman hissettiği acı, hüzün ve yas nedeni belliydi bu hislerin, sevdiğinden ayırılmanın getirisi idi bunlar hem de en adi şekilde.
Oysaki sevmek suç muydu hem de çok sevmek, değer vermek, canından çok sevip saymak ama Jimin'in babası öyle düşünmüyordu demek ki onların birbirlerine olan aşklarını öğrenmiş ve Jimin'in hafızasını silip şuan ki yaşadığı ailenin yanına atmıştı, Yoongi'yi ise cehennemden kovmuş ve bu yüzden düşmüş melek olarak Dünya'nın bir ucuna atmıştı yüce tanrı. Bilmiyordu ki yine birbirlerini bulacaklarını ve belki de tekrar o aşk çukuruna düşeceklerini.
Jimin'in bilinci gidip geliyordu, Yoongi daha fazla beklememiş ve Jimin'i kucaklayıp banyoya götürmüştü. Banyoya giren Yoongi Jimin'i klozete otutturmuş ve üstunü çıkarmaya başlamıştı. "Neden soyuyorsun beni?" Jimin ima ile sırıtmış ve Yoongiye yarım yamalak bakmıştı. "Hayır aklından geçenler olmayacak ateşin çok yüksek ve eğer böyle giderse havale geçirebilirsin o yüzden ılık bir duş aldıracağım. Ayrıca hala eskisi gibi arsızsın." Güzelce üstünü çıkarıp suyu hazırlamış ve Jimin'i tekrar kucaklayıp küvete koymuştu Jimin ilk başta mızmızlanmış ve geri çekilmeye çalışmıştı ama Yoongi buna izin vermemiş güzelce yıkayıp havluya sararak kucaklayıp kendi odasına götürmüş ve kendi dolabından bir kaç kıyafet seçip Jimin'e giydirmişti.
Jimin iyice mayışmış ve Yoongi onu giydirirken uyuya kalmıştı. Yoongi üstünü giydirdikten sonra yatağına uzandırmış ve yorganı üstüne örtmüştü. Gece boyunca aralıklı olarak ateşini ölçmüş ve sevdiği adamın başında beklemişti Yoongi .
(Ertesi Gün)-Jimin-
Yüzüme vuran ışık ile tek gözümü açtım ve ne olduğuna bakmıştım, güneş sanırım gözümü sikmeye çalışıyordu 'Ahh! Tanrım böyle mi uyanmak zorundaydım yani ne var film veya dizilerdeki gibi olsaydı' diye içimden isyanımı etmiş ve hafif doğrulup etraf bakmıştım evimde değildim burası benim yatak odam değildi.
Oturmuş sırtımı yatak başlığına yaslamıştım yan tarafıma kafamı çevirmiş ve Yoongi'yi görmüştüm. "Ayyy aşkım nasıl da güzel uyuyor. Ya! kediciğim benim." Biraz daha bakmış ve... "Ne Yoongi mi? lan onun evindemiyim. Dur! dün ben bayılmıştım, tabi ya simdi parçalar yerine oturdu. Ahh çok saçmalamışım, salak Jimin." kendi kendime söylenirken tabi ben içimden konuştuğumu sanıyordum. "Çenen açıldığına ve beni uykumdan uyandıracak kadar gürültülü olduğuna göre iyileştin var sayıyorum." Gözleri halla kapalı ama konuşan Yoongiye kafamı çevirmiştim, gözlerini yavaça açmış "İyi misin? Düştü mü ateşin." Benden cevap beklemeden elini kaldırıp alnıma koymuştu gözlerimle ellini takip ettiğim için yukarı bakar şekilde şaşı olmuştum. "İndir gözlerini öyle kalacaksın. Ateşin yok bu iyi, şimdi gidip elini yüzünü yıkıyorsun ve koridorun sonunda sağa sapıyorsun salon ve mutfak birleşik zaten ben de o sırada kahvaltıyı hazırlamış olurum hadi." Ben birşey demeden kalkmış banyoya girmiş ve işini hızlıca halledip hem banyodan hem odadan çıkmıştı.
Ben de fazla oyalanmadan işimi halletmiş kendime çeki düzen vermiştim. Onun dediği gibi yapmıştım ve mutfağa gidip ne yaptığına baktım basit bi' kahvaltı kazırlamıştı. "Otur hadi fazla birşey hazırlamadım ama zaten pek birşey yapmayı bilmiyorum, kusura bakma."
"Yok önemli değil sıkma canını zaten dünden beri fazla yük oldum sana." doğruydu dediklerim. "Hayır saçmalama seve seve bakarım sana yük felan olmadın hem benim yüzümden o hale geldin." ikimizde bir daha konuşmamıştık.
Sakince kahvaltımızı yapmış ve etrafı toplarken telefonum çalmıştı biraz aradıktan sonra koltuğun arasına sıkışmış olarak bulmuştum ve nerdeyse kapanacağı zaman açmıştım seokjin hyung arıyordu kesin onlar da endişelenmişlerdir.
"Alo hyung?"
"Nerdesin sen? arıyorum arıyorum açmıyorsun bayılmışsın? Ve bir çok şey oldu hemen sana attığım konuma gel. Jeongguk'u bulmuş olabiliriz."
"Hemen geliyorum!."
sorgulamadım ya da uzatmadan kapattım telefonu gelen bildirimle yoongi'ye döndüm "benim gitmem gerek sonra konuşalım." telefon numaramı vermiştim ve çıkmıştım.
°°°°
Herşeyin başladığı yerdeleri üç arkadaş o ara sokağın yanındaki kaldırımda. Jimin geleli bir saat olmuş o yokken olanları Hoseok anlatmış ve ardından iki arkadaş Jimin'i soru yağmuruna tutmuştu, Jimin üstü kapalı anlatmış ve hızlıca konuyu kapatıp asıl olaya gelmelerini sağlamıştı "Eeee geldik buraya şimdi ne yapacağız. Ben hala o kadının size anlattıklarının ve sizinde bana anlattıklarınızın bir kelimesini bile anlamadım." grubun en küçüğü -tabi bu boy olarak öyleydi sadece- ve meraklısı Jimin etrafına bakmış ve hala yanıt alamamasıyla hyung'una dönmüştü Jin arkadaşına bakmış ve nerdeyse Hosoek'un beşinci anlatışından sonra kendisinin ikinci anlatışını gerçekleştirmeye hazırlanmıştı. "Bak Jimin son kez anlatıyorum, Jeongguk buradan kaçırıldı ve falcı kadın ise yakında burda portal açılacağını söyledi, Gguk büyük ihtimal buradan gelecek. Falcı kadın Gguk'un çok yorgun ve bitkin olacağını söyledi o yüzden onu aldığımız gibi Moro'ya götüreceğiz." Deyip tekrar Jimin'e bakmıştı bu sefer anlaması için tane tane anlatmış ve artık anlamzsa dövecekti.
"Anladım ama biz şu Moro denilen şeyi nerden bulacağız o da mı normal birisi değil, hah? Neden hiç normal birileri ile karşılaşmıyoruz eski monoton hayatımı özledim." Jimin kendı kendine hayıflanmış ve geri Jin'e dönmüştü. Jin yine sabırla ve tane tane anlatmaya başlamıştı "Falcı kadın bize onu bulabilmemiz için bir karışım verdi onu içtiğimiz de biz yolu bulacakmışız, öyle söyledi. Ayrıca mızmızlanmayı bırak aynısı bizim başımıza gelse Jeongguk terettüd etmeden aynılarını yapardı." Jimin, Jin'in Bir anda olan çıkışından korkmuş ve gözlerini kocaman açmış ürkek bir şekilde bakıyordu. "Tamam ya neden çıkıştın bu kadar. Hem ben de yaparım arkadaşım için tabi, sadece artık yoruldum." Jimin'in sesi kısık çıkmıştı -Jinden ürktüğü için- ama neyseki Hoseok araya girmiş ve asıl amaçlarına odaklanmalarını sağlamıştı. " Buraya sizi dinlemeye mi geldik. İşimize bakalım daha falcının dedikleri doğrumu onu bile bilmiyoruz hem ben o kadına güvenmedim çok korkutucuydu."
Hoseok'tan sonra kimse birşey dememiş sadece beklemeye başlamışlardı falcının dediği portalın açılmasını.
***
Jeongguk
Uyanmıştım, bir kaç dakika olmuştu uyanalı. Ve...
Ben...
Herşeyi...
Hatırlıyorum...
Hem de herşeyi, yaşadıklarımı, yan tarafta hala yatan bedenle bu hale gelmeden önceki konuşmamızı... Hepsini hatırlıyordum eksiksiz. Ama ben herşeyi hatırlıyorsam bu Taehyung'un da herşeyi unutmuş olduğu anlamına mı geliyordu? Tabi başka ne anlama gelecekti ki.
Yan tarafındaki hareketlenme ile düşüncelerimden sıyrılmış ve oturduğum yerden kafamı o tarafa çevirmiştim. Uyanmıştı hisslerimin doğruluğunu anlamam sebep olan o an yaşanmadan önce kendine gelmeye çalışmış ve geldikten sonra etrafına bakarken göz göze gelmiştik ve ilk o an da bana bakan yabancı gözleri ardından tüm gözlerinin sarısına kadar siyaha bürünmesi. O eşsiz gözler bir tek çok sinirlendiğinde siyaha dönerdi bana karşı bunu hiç göstermemişti ama başkalarına gösterirken görmüştüm ve şimdi bana bakarken öyle simsiyah olan gözler hem içimi yakmış hem kalbimi alevler içinde acılara bırakmıştı. Seviyordum bu zamana kadar anlamasam da bu hissi ya da kendime itiraf edemesemde yüce Ailum kralı benim azrailim aynı zamanda gönlümün fethi Kim Taehyung'a aşıktım ben. Bu bakışlarla çok derinden yaralamıştı beni. Unutmuştu, nefretle bakıyordu bana.
Ama bilmediğim şey o hep beni bir yerlerde sakladığıydı hep vardım onun içinde.
Selam bir bölümün daha sonuna geldik nasıldı beğendiniz mi?
Sizi seviyorum
•Tatiana•