Ayyy inanamıyorum okunmaa sayısı 1 bin olmuşşş teşekkür ederim aşklarımmm sizce gerçek ailem yazmalı mıyım bir daha sizceee
Lütfen yorumlarr daa belirtinnn aşklarımm
__________________________________
Kaçışın Ardından – Lara & Timur
Gece ilerledikçe kulübenin içindeki hava ağırlaşıyordu. Dışarıdaki rüzgârın uğultusu, sessizliğin içinde yankılanıyor, içimde bir huzursuzluk hissi bırakıyordu. Kaçışımızın üzerinden saatler geçmişti ama sanki zaman durmuştu.
Timur, pencerenin önünde durmuş dışarıyı izliyordu. O kadar sessizdi ki nefes aldığını bile zar zor duyabiliyordum. Elindeki silahı sıkıca kavramış, en ufak bir tehlikeye hazır bekliyordu.
Ben ise battaniyenin altına gömülmüş, düşünceler içinde kaybolmuştum. Kaç gündür doğru düzgün uyuyamamıştım. Beynim her şeyi analiz etmeye çalışıyor, olup bitenleri mantıklı bir çerçeveye oturtmaya uğraşıyordu. Ama tek hissettiğim şey karmaşaydı.
Timur başını hafifçe çevirdi, bakışları benim üzerimdeydi. "Uyumuyorsun."
Başımı iki yana salladım. "Uyuyamam."
Sandalyeye oturdu, gözlerini gözlerime dikti. "Beni dinle Lara… Artık güvendesin. Seni buraya boşuna getirmedim."
Kendimi rahatlatmak için söylediklerini anlamaya çalıştım ama içimde hâlâ bir huzursuzluk vardı. "Bu işin sonu ne olacak Timur? Ne kadar kaçabiliriz?"
Timur derin bir nefes aldı, yüzüne keskin bir ifade yerleşti. "Kaçmayacağız."
Gözlerimi kırpıştırdım. "Ne demek istiyorsun?"
Bana daha da yaklaştı, sesi alçak ama keskin bir tonla konuştu. "Ben hayatım boyunca kaçmadım, Lara. Bu kez de kaçmayacağım. Beni bulmaya çalışanların kim olduğunu biliyorum. Ve bu işi bitireceğim."
İçimde bir ürperti hissettim. "Bunu tek başına mı yapacaksın?"
Gülümsedi. "Ben hiçbir şeyi tek başıma yapmam."
Bu cümlesinde bir anlam vardı. Benden bahsediyor olabilir miydi? Onun için ne ifade ettiğimi bilmiyordum. Ama şunu biliyordum ki, ne olursa olsun yanımda olmasını istiyordum.
Uyuyamayacağımı anlamıştım. O yüzden yavaşça yerimden kalkıp pencerenin önüne yürüdüm. Dışarıda her şey karanlıktı. Rüzgâr ağaç dallarını sallıyor, uzaklardan gelen dalga sesleri kulübeyi sarıyordu.
Timur’un sesi arkadan geldi. "Ne düşünüyorsun?"
Başımı çevirmeden konuştum. "Senin kim olduğunu."
Sessizlik.
Ardından derin bir iç çekiş.
Timur arkamdan yaklaşıp tam yanıma durdu. Geniş omuzları, kaslı kolları ve güçlü duruşu beni tamamen gölgesinde bırakıyordu.
"Benim hakkımda ne biliyorsun Lara?" diye sordu.
Düşündüm. Onun yeraltında güçlü bir adam olduğunu, hapiste olduğunu, düşmanlarının her yerde olduğunu biliyordum. Ama kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.
"Bildiğim tek şey, seni anlamaya çalıştığım." dedim dürüstçe.
Başını hafifçe salladı. "Beni anlaman için… benim dünyama girmen gerekir."
Yutkundum. "Peki… izin verecek misin?"
Timur hafifçe gülümsedi ama bu gülümsemede her zamanki gibi acı vardı. "Zaten içindesin, Lara. Farkında değilsin ama bu dünyanın içindesin."
O an içimde bir şeyler düğümlendi. Haklıydı. Onun hayatının içine sürüklenmiştim ve artık geri dönüşü yoktu.
Saat ilerliyordu. Hâlâ konuşuyorduk ama bazı kelimeler havada asılı kalıyordu.
Bir noktada Timur gözlerini gözlerime kilitledi. "Lara… bana neden güveniyorsun?"
Soru beklenmedikti ama cevabını biliyordum.
"Çünkü senin yalan söylemeyeceğini biliyorum."
Gözleri kısıldı. "Sence ben doğru bir adam mıyım?"
Başımı iki yana salladım. "Hayır. Ama doğru olabilirsin."
Bu sözler bir şeyleri değiştirdi. Gözlerinin içinde bir şeyler yandı. O an, onun ne kadar karmaşık bir adam olduğunu, içinde nasıl savaşlar verdiğini hissettim.
Aramızdaki mesafe kapanmıştı.
Gözlerimi ondan ayırmadan nefesimi tuttum.
O da benim gibi, bu ana teslim olmuş gibiydi.
Yavaşça elini kaldırdı, parmak uçlarını yanağıma dokundurdu. O an içimden bir kıvılcım geçti.
"Lara…" diye fısıldadı.
"Evet?"
Bir an durdu, sonra başını hafifçe eğdi. "Senin bu işin içinde olmanı istemiyorum."
"Ama ben buradayım." dedim.
O an her şey değişti.
Ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
---
Fırtına Öncesi Sessizlik
Sabah olmak üzereydi. Ama biz hâlâ uyumamıştık.
Timur, dışarıdan gelen bir sesi duyup hemen pencereye yöneldi. Telsizini açtı, bir şeyler dinledi. Yüzü hafifçe gerildi.
"Bizi bulmak üzereler." dedi.
İçim buz kesti.
"Ne yapacağız?" diye sordum.
Gözlerini bana dikti. "Ben seni buradan çıkaracağım."
"Peki ya sen?"
İç çekti. "Benim bu savaşı bitirmem gerek, Lara."
Gözlerimi ona diktim. "Ben olmadan mı?"
Timur bir an sessiz kaldı.
Sonra elini tuttu.
"Hayır, artık bensiz değilsin."
O an içimde bir şeyler çözüldü.
Bu sadece bir kaçış değildi.
Bu, kaderin bizi bir araya getirme şekliydi.
Ve şimdi, ya birlikte hayatta kalacaktık.
Ya da birlikte kaybolacaktık.
Fırtınanın İçinde – Lara & Timur
Dışarıda rüzgâr hızla esmeye başlamıştı. Kulübenin ince tahta duvarları titriyor, camlardan sızan ay ışığı içeriye loş bir aydınlık katıyordu. Gece ilerliyordu, ama benim için zaman durmuş gibiydi. Timur’un sözleri kafamda yankılanıyordu.
"Artık bensiz değilsin."
Bu cümle, içimde hem korku hem de garip bir huzur uyandırmıştı. Kaç gündür yaşadığımız kovalamacalar, tehlikeler ve belirsizlikler arasında bu kadar net bir şey duymak... Bana ilk kez kendimi güvende hissettirdi.
Ama bu güven ne kadar sürecekti?
Timur, elini elimden çekti ve tekrar pencereden dışarıya baktı. "Zamanımız daralıyor. Buradan çıkmalıyız."
Ona yaklaştım. "Peki ya nereye gideceğiz? Sonsuza kadar kaçamayız, değil mi?"
Bana döndü, gözleri ciddiyetle parlıyordu. "Hayır, kaçmayacağız. Ama bu savaşı kendi şartlarımla bitirmem lazım. Eğer şimdi kaçarsak, peşimi asla bırakmazlar. Senin için de bu böyle olacak."
İçimi bir ürperti kapladı. "Benim için mi?"
Timur derin bir nefes aldı, sonra ağır adımlarla yanıma geldi. "Lara… Onlar artık seni de biliyor. Beni yakalayamadıkları sürece, seni kullanacaklar. Bu işten çıkamazsın."
Boğazım düğümlendi. Kaçırıldığım andan itibaren bunun bir ihtimal olduğunu biliyordum ama onun ağzından duymak farklı bir etki yaratıyordu.
"Beni de mi hedef aldılar?"
Derin bir nefes aldım, korkumu belli etmemeye çalışarak. "O zaman seninle kalıyorum."
Timur'un yüzündeki kaslar gerildi. "Lara, bu işin içine girersen bir daha çıkamazsın. Hukuk dünyasında bir avukattın. Temizdin. Ama bu dünyaya adımını atarsan, geri dönüşün olmayacak."
Bir an durdum.
Evet, temizdim. En azından, öyle olduğumu sanıyordum. Ama içimde bir yerlerde, artık o eski Lara’nın olmadığını biliyordum. Şimdi önümde iki seçenek vardı: Ya eski hayatıma geri dönecek ve sonsuza kadar hedef olarak kalacaktım, ya da Timur’un yanında kalıp savaşacaktım.
Başımı kaldırdım, gözlerimi onun gözlerinden ayırmadan. "Zaten çıkışım olmadığını söyledin. O zaman bunun içinde olmayı kabul ediyorum."
Timur, bir an hiçbir şey söylemeden bana baktı. Gözlerinde anlık bir şaşkınlık gördüm, sonra yerini derin bir kararlılığa bıraktı.
"Peki öyleyse."
---
Gece Yarısı Kaçışı
Hızla eşyalarımızı topladık. Timur, sakladığı silahları ve cephaneleri bir sırt çantasına koydu. Her hareketinde kararlılık ve yılların verdiği deneyim vardı. Ben de ona yardım etmeye çalıştım ama içimde hâlâ bir korku vardı.
Dışarıdan gelen motor sesleri beni irkiltti. Timur hızla pencereye yöneldi.
"Lanet olsun. Bizi buldular."
Yutkundum. "Ne yapacağız?"
Silahını beline yerleştirdi ve gözlerini bana dikti. "Sakin ol. Buradan çıkacağız. Ama söylediklerimi harfiyen yapacaksın."
Başımı salladım. "Tamam."
Kapıya yöneldiğinde, bileğimi tuttu. "Eğer işler ters giderse, kaç. Ve arkana bakma."
İçimde bir öfke yükseldi. "Beni burada bırakacağını mı sanıyorsun?"
Timur’un gözleri bir an parladı, sonra sertleşti. "Bunu tartışacak vaktimiz yok."
Kapıyı açtığında, bizi bekleyen karanlığa doğru ilk adımı attı.
---
Silah Sesleri ve Kaos
Kulübenin önünde üç siyah SUV duruyordu. Adamlar arabaların yanında tetikte bekliyorlardı. Ellerinde ağır silahlar vardı.
Timur elini beline götürdü, silahını çıkardı ama henüz ateş etmedi.
"Buraya neden geldiniz?" diye sordu, sesi tok ve meydan okuyan bir tonla.
Öndeki adam adım attı. Orta yaşlı, keskin yüz hatlarına sahip biriydi. Gözlerinde acımasız bir ifade vardı.
"Patron seni istiyor, Timur. Ve avukatı da."
Tüm vücudum gerildi.
Timur hafifçe başını yana eğdi. "Bu kadar adamı bir avukat için mi getirdiniz? Fazla cömertsiniz."
Adam, dudaklarını büzdü. "O artık bir avukat değil. Senin zayıf noktan."
Bu sözler mideme bir yumruk gibi indi.
Timur’ın parmakları silahının tetiğine sıkıca bastı. "Ona dokunursanız, bu gece buradan sağ çıkamazsınız."
Herkes bir an dondu. Sonra işler koptu.
Silah sesleri havayı yardı.
Timur beni hızla yere çekti. Kalbim deli gibi atıyordu. Kurşunlar kulübenin duvarlarına saplanırken, Timur'un sesi duyuldu. "Lara! Arka tarafa koş!"
Ama ben yerimde çakılı kalmıştım.
Şimdi buradan kaçarsam, onu yalnız bırakacaktım. Ve ben bunu yapamazdım.
"Hayır! Beraber çıkacağız!"
Timur’un yüzündeki sertlik çözülür gibi oldu. Ama buna vakti yoktu. Beni bileğimden tutup hızla arka kapıya doğru çekti.
Koşarken kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
Kulübenin arkasındaki ormana daldığımızda, silah sesleri geride kalmaya başladı. Ama hâlâ peşimizdeydiler.
Koştuk.
Hızla, nefes nefese, durmadan koştuk.
Sonunda, Timur bir an durup arkasına baktı. "Şimdilik bizi kaybettiler."
Etrafımıza bakındım. Ormanın içindeydik. Her yer karanlıktı.
"Peki şimdi ne yapacağız?"
Timur, elini çenesine götürdü. "Sana daha önce söylemiştim, bu savaşı kendi şartlarımla bitireceğim."
Gözlerini gözlerime dikti. "Ve bunu yapmak için önce benim dünyama tamamen girmen gerekecek."
Yutkundum.
"Nasıl?"
Gözleri kısıldı. "Beni içeri atmalarını sağlayan adamın kim olduğunu öğrenmemiz gerek."
İçimi bir ürperti sardı.
Bu artık sadece bir kaçış değildi.
Bu, gerçek bir savaşın başlangıcıydı.
Ve ben, bu savaşın tam ortasındaydım.
DEVAM EDECEK…