Yağmurlu bir gecede, eski bir malikanenin kapısında duran genç kadın, sert rüzgarın çığlıklarını dinliyordu. Etrafı hüzünlü bir sessizlikle doldurmuştu. Elindeki eski anahtarla kapının kilidini açtı, ancak kapı direnç gösterdi. Sonunda kapıyı zorlayarak açtı. İçeri adım attığında tüyleri diken diken oldu; her yer toz ve ölüm kokuyordu.
Malikanenin içindeki karanlık koridor boyunca yavaşça ilerledi. Her adımda ayağının altında inleyen ahşap zemin, yüreğini daha da hızlı attırıyordu. Koridorun sonundaki bir odaya ulaştığında, odağın içinde bir kırık pencere gördü. Yağmurun içeri sızdığı pencerenin önünde bir sandalye duruyordu.
Kadın, pencereye yaklaşarak dışarıya bakmaya çalıştı. Ancak yağmur ve rüzgar, pencereyi doldurmuştu. Birden, arkasından bir nefes duydu. Kalbi duracak gibi oldu, döndüğünde ise hiç kimseyi göremedi. Odada sadece onun olduğunu fark etti.
Yavaşça geri döndüğünde, pencerenin yanındaki sandalyede bir eldiven olduğunu fark etti. Elindeki anahtarı sandalyenin üzerine bırakarak eldiveni aldı ve tekrar koridora doğru ilerledi.
Tam kapıya ulaştığında, arkasında bir ses duydu: "Nereden geldiğini biliyorum." Ancak bu sesi tanıyordu; bu ses, yıllar önce kaybettiği annesinin sesiydi.
Gergin bir şekilde arkasını döndüğünde, hiç kimsenin olmadığını gördü. Sadece eldivenin yanında eski bir fotoğraf albümü duruyordu. Albümü açtığında, içinde çocukluk fotoğrafları ve ailesine ait eski fotoğraflar buldu.
Aniden, albümdeki bir fotoğrafta, malikanenin yanındaki eski mezarlığın görüldüğünü fark etti. Fotoğrafın üzerinde bir tarih yazıyordu: 13 Nisan 1923.
O gece, malikane ve albüm hakkında daha fazla bilgi edinmeye karar verdi. Ancak bilmeden, malikanenin karanlık sırlarının içine doğru sürükleniyordu.