Groya şehri yakınlarındaki eski handa her zamanki gibi bir gündü. Mekanın eski püskü bir yer olduğu her halinden bellidir. Hanın sahibi gaddarlığı ve acımasızlığıyla bilinen emekli bir şövalyedir. Bu kötü şöhretinin arkasında yatan sebep ise savaş esirlerine uyguladığı insanlık dışı işkencelerdir. Saray mahzenlerinin korkulan yüzüdür. Yıllarca sürdürdüğü şövalyelik görevi ve esirlere uyguladığı acımasız işkencelerden mütevellit yüzünde en ufak bir iyilik kırıntısı yoktur. Souta ise Fier-sama'nın kölesi olan bir savaş yetimidir.
Efendisinin geçmiş yaşantısı hakkında duydukları her seferinde tüylerini diken diken etmektedir. Efendisi Fier-sama her biri imkansız olarak görülen pek çok savaşa katılmış ve hepsinde üstün başarılar elde etmiştir. Bütün bu başarılarını ise tüm dünyada oldukça nadir rastlanan bir yetenek olan “Tungleat” yeteneği sayesinde elde etmiştir. Anlatılana göre bu yetenek kullanıcısına bütün vücudunu tungsten kadar dayanıklı hale getirme imkanı vermektedir. Bu sayede Fier-sama girdiği bütün savaşlardan tek bir yara dahi almadan dönmüştür. Buna karşın Souta ise hala yeteneğini açığa çıkartamamıştır. Bu nedenle çevresindeki herkes tarafından dışlanmaktadır.
Daha 6 yaşındayken ülkesi Rolwia ile Brouster Krallığı arasında amansız bir savaş patlak vermiş ve Souta’nın yaşadığı kasaba Brouster kuvvetleri tarafından darma duman edilmişti. Yaşadığı yeri kaybetmesi yetmezmiş gibi tüm ailesi; annesi, babası ve kız kardeşi gözlerinin önünde katledilmişti. Bütün bunları ona yaşatan Brouster askerlerine karşı olan nefreti o denli büyüktü ki bunca zaman ailesinden bile gizlediği ve yeteneği olduğunu düşündüğü şeyi açığa çıkarmıştı.
Bu kısma kadar olanları hatırlıyordu fakat sonrası Souta için bir gizemdi. O andan sonra neler yaşandığı hakkında herhangi bir fikri yoktu. Sanki o zaman dilimi boyunca derin bir uykudaymış ve hiçbir şey görmemiş gibiydi. Hatırladığı bir şey varsa o da çığlık sesleriydi. Sadece acı dolu çığlık seslerini hatırlıyordu. Gözlerini tekrar açtığında karşısında ona korku dolu gözlerle bakan bir grup Brouster şövalyesi vardı. Ellerindeki kılıçlar krallığın büyüleri ile güçlendirilmiş olmasına rağmen klıcı tutan elleri tir tir titriyordu. Nedenini bilmiyordu fakat ondan korktukları ortadaydı. Henüz 6 yaşında olduğundan anlam veremiyordu. Üstelik karşısındaki bu insanlar onun ailesini, sevdiklerini öldürmüşlerdi. Yaşadığı kasabada taş üstünde taş bırakmamışlardı. Buna rağmen şimdi hepsi dehşet içindeydi. Souta bir şeylerin yanlış olduğunun farkına vardı.
O bunları düşünmeye kendini kaptırmışken birinin sesini duyar gibi oldu. Duyduğu ses boğuk geliyordu fakat kelimeleri az da olsa anlayabiliyordu.
- İstediğin şey bu değil, biliyorsun değil mi?
Bunun ne demek olduğunu anlamamıştı Souta. Soutordu. a’nın içindeki Brouster nefreti her geçen an büyüyordu. Bütün bu olanların sorumlusu onlardı.
- Ne yapmak istediğini biliyorum. Bana izin ver, hepsini yok edeyim.
Bu ses her ne ise Souta hariç kimse duymuyor gibiydi. Souta annesini düşündü. Ona her zaman nazik olmasını söylerdi. Her zaman iyi bir çocuk olduğunu söylerdi. Ama annesi artık yoktu. Karşısındaki bu adamlar annesini ondan almışlardı. Tüm ailesini ondan almışlardı. O an bir kez daha farkına vardı. Artık ailesi yoktu. Artık nazik davranmasına da iyi biri olmasına da gerek yoktu.