Soğuk bir kış sabahıydı. Hastanenin gri koridorları, pencereden sızan soluk güneşle donuk bir ışıkla aydınlanıyordu. Edward, 20’li yaşlarının başında, ince yapılı, hafif dalgalı sarı saçları ve endişeli bakışlarıyla annesinin odasına sessizce girdi. Annesi, yatağın üzerinde soluk yüzüyle yatıyordu, elleri örtülerin altına gizlenmişti. Edward yanına yaklaşırken kalbi sıkıştı; bu soğuk ve steril odada zamanın ağır aktığını hissediyordu. Annesinin yatağının kenarına oturdu ve titreyen ellerini nazikçe tuttu. Annesinin cılız parmakları onun avuçlarını sardı; o an Edward, hayatın kırılganlığını ve annesinin ölümcül hastalığını bir kez daha derinden hissetti. “Anne,” dedi fısıldar gibi, “buradayım, seninleyim canım annem...” Gözleri doldu, ama yüzüne zorla bir tebessüm kondurdu. Sesinde sahte bir neşe ile konuştu. “Oliver hazırlıkların tamamlandığını söyledi anne. Bunu tüm ülkeye duyurunca kolay para kazanacağız.” Annesi, Edward’ın elleri arasında kaybolmuş gibi duran ellerine sıkıca sarıldı, gözleri yavaşça kapanırken ufak bir tebessüm kondurdu dudaklarına. “Oliver’a çok güveniyorsun birtanem. Biliyorsun kimse ona güvenmiyor, ama sen ona çok güveniyorsun.” Edward bir an için kalbinin derinliklerinde o sonsuz korkuyu hissetti; annesinin yüzündeki kırılganlık ve hastalığın acı gerçeği… Ama sonra derin bir nefes aldı, annesine umut vermek için gülümsedi. Odayı terk ederken Edward konuştu, “Sana söz veriyorum anne. Şu deney zırvalığı bitince ilaç paranla ve ilaçlarınla döneceğim. Hatta döndüğümde koca bir ziyafet çekeriz!” Kapıdan çıktı, kışın keskin rüzgârını hissederek dışarı çıktı. Her adımı, annesine tekrar dönme sözüyle ağırlaşmıştı; kar taneleri saçlarına düşerken içindeki endişe ve sevgiyi bir arada taşıyordu. Arkasında bıraktığı annesinin o narin, ama sevgi dolu elleri, onu bir daha asla bırakmayacakmış gibi görünüyordu. Ayakları adeta bir navigasyon gibi Oliver’ın Laboratuvarına doğru yola koyuldu. Oliver kapıda Edward’ı bekliyordu. “Hoş geldin Edward.” dedi Oliver. “Hoş buldum Oliver.” Dedi gergin ve tedirgin bir ses tonuyla. Oliver’ın laboratuvarı, soğuk metal ve neon ışıklarla dolu, klinik bir düzenin içinde kaotik bir enerji barındırıyordu. Duvarları monitörlerle kaplıydı; ekranlarda deneyle ilgili veriler sürekli akıyor, kırmızı uyarı ışıkları arada bir titriyordu. Bu da Edward’ın endişesini daha çok tetikliyordu. Edward, laboratuvarın ortasında, Oliver’ın son hazırlıklarını yapmasını izliyordu. Sararmış saçları önüne düşerken, gözleri hem heyecan hem de korkuyla parlıyordu. “Her şey hazır,” dedi Oliver, titrek bir sesle ama kendinden emin bir tavırla. “Edward, senin rolün kritik. Bu deney, insanlığın ikinci bir evi olursa, doğru kişilerle iletişim kurmamızı sağlayacak. Sadece bir televizyon kanalına ışınlanacaksın… geçici ve kısa süreliğine.” Edward başını salladı, ama içinde bir huzursuzluk vardı. “Sadece kısa süreliğine, Oliver…” diye mırıldandı kendi kendine, ama sözleri havada asılı kaldı. Oliver, kontrol paneline doğru yöneldi; kollarını mekanik kollar gibi ekranlar arasında hareket ettirerek ayarları yaptı. Edward’a kapsüle girmesi için başıyla komut verdi. Edward endişeliydi ama cesur gözükmek için elleri terleyip, bacakları titremesine rağmen kapsüle girdi. Birden, odadaki hava değişti. Soğuk bir elektrik yükü gibi bir gerilim laboratuvarı doldurdu. Edward’ın kalbi hızla çarptı; gözleri kapsülün içinden ekranlara kilitlenmişti. Oliver bir düğmeye bastı, enerji dalgaları odada bir fırtına gibi dolaştı. Edward’ı çevreleyen hava yoğunlaştı, vücudu hafifçe yükseldi, gözlerini kapadı ve ardından bir ışık patlaması… Ama bir şey ters gitmişti. Edward açtığında kendini televizyon kanalının canlı yayın stüdyosunda değil, ekranların ve sinyal kablolarının içinde sıkışmış gibi hissetti. Etrafı tuhaf bir enerjiyle doluydu; görünmez bir alan, onu adeta bir kafes gibi sarmıştı. Her hareketi, ekranlarda görüntü parçalanmalarına yol açıyordu; sesleri bozuluyor, konuşmaları yankılanıyordu. “Oliver!” diye bağırdı, sesi dijital bir yankı olarak geri döndü. Ama Oliver’ın laboratuvarında onu duyan yoktu. Kontrol panelleri titriyor, uyarı ışıkları kırmızıdan daha koyu bir kırmızı tonuna, bordoya dönüyordu. Deney, planlanandan farklı ilerliyordu. Edward, ışınlanmanın beklenen “canlı kanala aktarılma” kısmında sıkışmıştı ve artık oradan çıkmak kolay değildi. Etrafındaki sanal ve fiziksel sınırlar birleşmiş, onu bir çeşit dijital hapsin içine kilitlemişti.
Bölüm 1
Bölüm 1: Veda
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.