İçeriğe geç

Lanetli Kan

Bölüm 7 · 9 dk okuma

Lanetli Kan

Bölüm 7

5. Bölüm | Lanetli Sözler

Fahriye Hanım, salonda bulunan misafirlerine elindeki kısır tabağını götürürken Mercan'ın salon kapısının hemen önünde oyuncak kaplumbağası ile oynadığını gördü.
"Anneciğim, bu gün misafirlerimiz var, o yüzden de salon çok kalabalık. Sen biraz odanda oynamak ister misin? Ben sana kısırdan bir tabak getireceğim, tamam mı?"

Mercan, başını öylesine salladı. Oyuncağını kucağına alıp ayağa kalktı. Annesi kızının bir hayli üzgün göründüğünü fark edince hemen önüne geçip onu durdurdu.

"Anneciğim iyi misin?"

Mercan başını yavaş yavaş salladı. "Üzgün müsün?"

"Üzgün mü görünüyorum anne?"

"Üzgünsen üzgün görünürsün."

"Üzgün görünmek istemiyorum anne," dedi Mercan. "Gidip diğer oyuncaklarımla oynayacağım."

"Tamam, güzelim," diye mırıldandı Fahriye. "Kısırı getireceğim."

Fahriye kızının odasına girişini öylece izledikten sonra misafirlerinin yanına döndü.

Mercan, yumuşak ve desenli halısının üstüne oturduktan sonra yatağının altında bulunan küçük kutuyu çıkardı. İçinde rengârenk küçük toplar olan bu kutuyu eski bir alışveriş merkezinin çöp kutusundan aldıkları günü hala hatırlıyordu. Birkaç ay önce gerçekleşmiş bu olay, Mercan'ın bir kutu plastik topa kavuşmasına neden olmuştu. O gün doğum günüydü ve bu aldığı ilk hediyeydi.
Topları halının üzerine döktü, renklerine göre ayırdı.

"Bak yeşillik!" diyerek kaplumbağasına sarındı. "Sen yeşilsin, sadece yeşil topları alabilirsin. Bende pembeleri, sarıları ve mavileri alacağım, tamam mı?"

Mercan, Yeşillik kendisini onayladıktan sonra topların bir kısmını önüne koyarak onları sektirmeye başladı. Aklından, topları kaç defa sektirebildiğini anlamak için sayı sayıyordu ancak bir süre sonra takılıyordu. Okulda bu sayıların hepsini öğrenecekti, o günü sabırsızlıkla bekliyordu. Yeni arkadaşları, öğretmenleri olacaktı ve bir sürü yeni bilgi öğrenecekti. Yazı yazabilecek, kitap okuyabilecekti. En çokta kitap okuyabilmeyi istiyordu. Böylece Yeşillik'e, annesinin ona hediye ettiği çizgi romanları okuyabilecekti.

Elinde sektirdiği sarı top, parmağına çarpıp yerde yuvarlandı ve açık kapıdan koridora kadar sürüklendi. Duvara çarpıp yön değiştiren top küçük kızın görüş alanından çıksa da, topun boş koridorda yaydığı sesten durduğunu anlayabilmişti. Mercan, elinden kaçan topa kızgınlıkla baktıktan sonra yerinden kalkmak istemediği için önünde bir yığın olan toplardan başka birini seçiverdi.

Ancak aynı anda, Mercan'ın hiç beklemediği bir şey oldu. Koridorda ritmik bir ses duydu, tıpkı seken bir topun zemine çarpışında yaydığı ses gibiydi. Biraz sonra ise sarı top yuvarlanıp küçük kızın yanına dek ilerledi. Ayaklarına çarpıp durduğunda, Mercan aralanmış mavi gözleri ile öylece topa bakakaldı.

Top durduğu halde biranda kendiliğinden ayaklarına dek yuvarlanmış mıydı?
Hayır, sanki birisi onu itmiş gibiydi... Bile bile Mercan'a doğru yuvarlanmış gibi...
Mercan bakışlarını sarı toptan çekip açık kapıdan koridora baktı. Koridorda kimse yoktu, annesinin ve misafirlerin sesini hala daha salondan duyabiliyordu. Ancak topu birisi atmıştı, bunu biliyordu. Ve Mercan, topu kimin attığını da biliyordu. Oyun oynamak isteyen bir şey atmıştı.

"Oyun oynayalım Mercan." Kalika'nın o ürpertici sesinin odada yankılandığını duydu ancak kendisi görünürde yoktu.

Mercan Kalika ile oyun oynamak istemiyordu ancak bunu ona söyleyecek cesareti kendinde bulamadı.

Mercan hiçbir şey demeden, topu ileriye doğru attı. Top bir süre sonra durduğunda, aynı hızla Mercan'a geri geldi. Mercan hafifçe gülümsedi. Birisiyle oyun oynamak, bir çocuğa göre yalnız oynamaktan çok daha iyiydi.
Heyecanla topu yeniden attığında, Kalika ile oyun oynamaya başlamıştı.

Sonra Mercan, topu sektirerek atmak istedi. Topu hızla yere çarptığında top, aynı hızla havaya sıçradı. Ancak renkli top geri yere düşmedi. Belli bir yükseklikte, havada öylece asılı kaldı.
Mercanın mavi gözleri şaşkınlıkla açılırken dudakları da heyecanla iki yana kıvrıldı. Dudaklarından şaşkınlık nidaları dökülürken, gözleri de bir merakla Kalika'yı arıyordu. Topu doğaüstü bir şekilde havaya kaldıranın Kalika olduğunu biliyordu. Ancak Kalika'yı henüz görememişti.

Biraz sonra halının üstüne dağılmış rengârenk toplar birer birer havalanmaya başladı. Tüm toplar, birbirinden farklı yüksekliklerde öylece odanın ortasında asılı kaldı. Hepsi farklı bir köşede süzüldü.
Mercan bu güzel gösteriyi, kışın ortasında yağan karın aniden durdurulmuş haline benzetti. Gökyüzünden renkli kar taneleri saçılırken anı durdurabilmek yaşanılan en unutulmaz anlardan birisi olabilirdi.

Mercan heyecanlanmıştı. Hemen önünde duran küçük kaplumbağasını heyecanla yukarıya fırlattı. Oyuncak kaplumbağada tıpkı toplar gibi havada asılı kalınca, Mercan sevinç nidaları ile ayağa sıçradı. Parmak uçlarında yükselip, tepesinde dolanan toplara uzanmaya ve yakalamaya çalıştı.

Neşeli cıvıltıları, sevimli kahkahaları odasını doldurmuştu. Yerinde zıplayıp dönerek Kalika'nın bu büyülü yeteneğinin tadını çıkardı.

Başı dönecek ve ayakları birbirine dolanacak kadar uzun bir süre başı yukarıda toplar ile oynadı ve biraz sonra onu gördü. Yatağının üzerine çöreklenmiş karanlığın arasındaki o bembeyaz yüz dikkatle kendisini izliyordu.
Etrafındaki karanlığın saliseler aktıkça büyüdüğünü ve topların daha hızlı döndüğünü fark edemedi ancak Kalika gücüne güç katarcasına orada öylece ona baktı.

Mercan, Kalika'nın gerçekten kendisiyle arkadaş olmak istediğini o an anladı. Yalnızca oyun oynamak isteyen bir arkadaşı neden reddetsindi ki? Onun bu güzel davetini kabul etti.

"Hepsini havaya kaldır!" Eliyle masanın üzerindeki oyuncaklarını gösterdi küçük kız. Kalika, başını Mercan'ın gösterdiği yöne çevirince Mercan'da aynı yöne baktı. Bütün oyuncakları görünmez bir elin yardımıyla uçmaya başlayınca heyecanla ellerini çırptı. Şimdi odadaki her bir oyuncak havada dönüyordu. Bayram gününde gökyüzünden oyuncak yağmuru yağsa ancak bu kadar sevinirdi.

"Mercan?"

Odaya bomba misali düşen ve tüm büyüyü altüst eden ses ile Mercan telaşla arkasına döndü. Fahriye Hanım'ın narin sesinin ardından havada duran bütün oyuncaklar aniden yere düştü. Yeşillik, Mercan'ın hemen önüne düştüğünde Mercan'ın bakışları önce oyuncağını, sonra da kapıda merakla dikilen annesini buldu.

"İnanamıyorum! Tüm odayı dağıtmışsın. Seni küçük yaramaz!"
Fahriye Hanım, yüzündeki hoş gülümseme ile Mercan'ın yanına geldi ve kıvırcık saçlarını karıştırdı.

"Nasılda dağıtmışsın ortalığı böyle! Bunların hepsini sen toplayacaksın ama..." Fahriye Hanım'ın tehditkâr tavrı Mercan'ı telaşlandırmıştı. Gözleri önünde sallanan işaret parmağını hızla reddetti.

"Ama anne, odayı ben dağıtmadım ki!"
Mercan, telaşla söylediği sözlerin hemen ardından ellerini dudaklarına kapatarak yaptığı yanlışı nasıl örteceğini düşündü. Parmakları dudaklarının üstünde gezindi, gözlerini annesinin gözlerinden kaçırarak oyuncaklarına çevirdi.

"Hmm," diye mırıldandı Fahriye Hanım. Hafifçe eğilerek Mercan'a yaklaştı, kaşlarını yalandan çatıp dudaklarını büzdü. "Yoksa bu odada başka bir yaramaz daha mı var?"

Mercan, başını iki yana sallayıp Yeşillik'i yerden aldı. "Sadece arkadaşım."

Mercan'ın fısıltı gibi çıkan sesinin ardından Fahriye Hanım'ın yüzündeki gülüş aniden soldu. "Arkadaşın mı? Ne arkadaşı?"

Mercan, omuzlarını silkti ve sanki annesinin sorusunu duymamış gibi yatağının üzerine çıkarak tüm ilgisini küçük kaplumbağasına verdi. "Arkadaşın mı var?"
Fahriye Hanım, ağır adımlarla Mercan'ın yanına oturdu. "Peki, kim bu arkadaş?"

'Ona adımı söyleme.'

Mercan'ın zihninde yankılanan sesin sahibi belliydi, Kalika'nın yalnızca ona bahşedilmiş varlığı kendini gizlemek istiyordu.

"Sen onu tanımıyorsun."
Fahriye Hanım, kızının kısa saçlarını kulağının arkasına atarak saçını okşadı. "Peki, beni arkadaşınla tanıştırmak istemez miydin?"

Mercan, heyecanla başını kaldırdı. Başını hızlı hızlı aşağı yukarı salladı ve derin bir soluk aldı. Sonra aniden başını yeniden eğdi. "Sen onu göremezsin ki..."

Fahriye Hanım, yerinde kıpırdandı. Tedirgin tavrını oldukça hızlı bir şekilde örtüp ılımlı yaklaşmaya çalıştı.

Kızının bir hayali arkadaşı mı vardı? Bu da nereden çıkmıştı? Kızının bu aşamaya geleceğini hiç tahmin etmemişti.

"Neden göremiyorum peki?"

Mercan annesinden ve annesinin sorularından uzaklaşabilmek için yere oturdu ve etrafa saçılan küçük topları kutusuna doldurmaya başladı. Küçük parmakları ancak bir topu kavrayabildiğinden işi bir hayli uzun süreceğe benziyordu.

"Anneciğim, bana anlatmayacak mısın? Neden arkadaşını göremiyorum?"

"Çünkü o benim arkadaşım."

Fahriye Hanım, kısa bir süre kızını izledikten sonra içerideki misafirlerini umursamadan kızının yanına oturdu ve ona yardım etmeye başladı. "Ona benimde arkadaşım olup olamayacağını sorabilir misin? Belki böylece onu görebilirim." Mercan gülümsedi ancak bir şey söylemedi. Kızı günlerdir kâbuslar görüyor, canavarın kendisi için geleceğini söyleyerek sürekli ağlıyordu. Kâbuslarından kurtulalı birkaç gün ancak olmuştu ve şimdi... Şimdi ise kendisinin göremeyeceği bir arkadaşı olduğunu söylüyordu.

Hayali arkadaş...

Bu gerçekten nereden çıkmıştı? Baba yoksunluğu ya da okul stresi olabilir miydi? Parka gitmek istememesinin nedeni neydi? Ve şimdi neden hayali bir arkadaş edinmişti?
Kızının durumunun iyi olmadığını fark edebiliyordu. Ona hem annelik, hem de babalık yapmak zorunda kalmıştı ancak artık görevini yeterince yerine getiremediğini düşünüyordu. Kızı, bir şekilde babasızlığın verdiği o kötü hissin altında eziliyordu.

Kızının küçük zihni annesinin veremediği o güven ve şefkati başka türlü arıyor, kendi kendini korumaya çalışarak yeni kişiler üretiyordu. Bunun farkına erken varabildiğini ve kızını bundan kurtarabileceğini umdu.

"Peki, nasıl tanıştınız?"

Mercan, göz ucuyla annesine baktı. Ona anlatmalı mıydı? Kalika ona kızar mıydı?

"O bana geldi anne. Sadece benimle arkadaş olmak istediğini söyledi. İlk önce korkmuştum ama korkum geçti. O benim arkadaşım."
Fahriye öylesine bir mırıltı çıkardı, tek kaşı ağırca havalandı. "Peki, birlikte neler yapıyorsunuz?"

Genç kadının tuzak sorusu bu küçük yavru tarafından fark edilmemişti bile.

"Daha yeni tanıştım anne ama onunla çok güzel şeyler yapacağız!"

"Fahriye," diye mırıldandı bir kadın. Fahriye gözlerini kırpıştırıp kapıdan kendisine seslenen kadına baktı. "Efendim Ayten?"

Eşarbını düzelten kadın, oyuncaklarını toparlayan küçük kıza gülümsedi, sonra da elindeki meyve suyunu küçük kızın yanına koydu. "Misafirler söylenmeye başladı canım, hadi gel de şunların ağzına laf vermeyelim."

Ayten Hanım'ın fazla bir şey söylemesine gerek kalmadan Fahriye onu onaylayıp ayağa kalktı. Altı yıldır hiçbir komşusu ile görüşmediği ve çocuğu olmasına rağmen parka çıkmadığı için yıllardır hakkında pek çok dedikodu oluşmuştu ve şimdi, birkaç gün önce ayağını kıran çocuğa hızlı bir müdahalede bulunduğu için hakkındaki dedikodular biranda ılımlı bir hale çevrilmiş ve Fahriye'nin evine hoş bir davette bulunmuşlardı.

Bu, Fahriye'nin onca yıllık küskünlüğünü anında silip atabilecek çok önemli bir fırsattı ve bunu iyi kullanmak istiyordu. "Geldim, geldim," dedi. "Anneciğim, sen buraları topla. Sonra da kısırını ye olur mu? Tabağını bitirmeni istiyorum, akşama kadar vaktin var."

Mercan başını sallayarak annesini onayladı ve meyve suyundan bir yudum aldı.

"Arkadaşın hakkında da daha sonra konuşacağız."

Fahriye ve Ayten tuhaf bir bakışma yaşadıktan sonra yeniden salona geçip misafirleri ile muhabbet etmeye devam ettiler. Mercan da dağılan oyuncaklarını toplamaya devam etti. Eline aldığı mavi topu kutuya koymak için taşırken parmakları arasındaki top biranda kendiliğinden havalandı ve usulca kutunun içine kondu.
Görünmez bir el tekrar harekete geçmişti...

Etraftaki tüm renkli toplar birer birer havalanıp karton kutuya doluşurken, Mercan aralanmış pembe dudakları ile öylece bakakaldı. Odasındaki eşyalar kendiliğinden toparlanıyor ve ağır ağır eski yerlerine yerleşiyordu. Ayıcıkları ve tavşanları dolabın üstüne dizilirken diğerleri çekmeceli masanın üzerine sıralandı. Yalnızca birkaç dakika içinde tüm odası toplanmış ve eski haline dönmüştü. Hem de hiçbir kuvvet etki etmeden.
Kalika göründü, çevresindeki kara dumanlar bu sevimli odada kara delik gibi aydınlandı. "Bunu nasıl yapıyorsun?" diye merakla sordu Mercan, ağır adımlarla Kalika'ya yaklaşırken.

Kalika süzüldü ve iki küçük kız yatağın üstüne oturdu. Yan yana geldiklerinde birbirlerinden oldukça zıt iki varlığı yansıtıyorlardı.
Küçük insan yavrusu bembeyaz teni, kıvrım kıvrım kısacık sarı saçları ve masmavi gözleri ile sevimlice gülümserken, ne kadar bakımlı ve temiz olduğunu fısıldıyor; küçük varlık ise çevresindeki kara dumanları, havada dalgalanan uzun siyah saçları ve koyu gözleri oldukça donuk bakarak, ne kadar ürpertici ve soluk olduğunu haykırıyordu.

"Senin için her şeyi yapabilirim," diye fısıldadı Kalika.

"Her şeyi mi?" diye heyecanla ellerini çırptı Mercan. "Benim için yapabilir misin?"
Kalika başını salladığında saçları hareketlendi ve neredeyse tavana değen siyah dumanları da beraberinde savurdu. Alnındaki deri çatladığında, altından simsiyah yeni bir deri belirdi ancak biraz sonra çatlayan beyaz ten yeniden birleşti.

"Peki, sen benim için ne yapabilirsin Mercan?"

"Senin için bir şey yapmamı ister misin?" dedi küçük kız. Küçücük parmağını çenesine yaslayıp hafifçe ritim tuttu. "Ne ya-pa-bi-li-riiim..." diyerek mırıldandı ve etrafına bakındı.

"Tüm oyuncaklarımı seninle paylaşıp, birlikte evcilik oynamanın en önemli noktalarını anlatabilirim."
Kalika'nın ifadesiz suratı, Mercan'ın mutlu yüzünü soldurdu. "İstemiyor musun? Başka ne yapabilirim?"

"Senden bir şey isteyeceğim," dedi Kalika. "Bunu arkadaşın için yapabilir misin?"
Mercan başını olumlu anlamda salladı ancak henüz neyi onayladığını bile bilmiyordu.

"Arkadaşlar birbirleri için her şeyi yapmalı!" diye şakıdı biranda. Yataktan indi, elbisesini düzeltti. "Senin için bir şey yapacağım," dedi ellerini çırpıp.

"Söz mü?"

"Söz..."

Mercan, Kalika gibi bir varlığın kendisinden neler isteyeceğini bilse, 2008 yılının toyluğuna rağmen asla bu sözü vermezdi. Bu söz onun lanetli anlaşması oldu.

İnstagram adresimize tanıtım videomuzdan kesitler, alıntılar ve karakter çizimleri gelmiştir.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

8. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

12 yorum