İçeriğe geç

Lanetli grup

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Lanetli grup

Bölüm 1

SABRİNA'NIN HİSLERİ

Sonbaharın o tipik, melankolik ama bir o kadar da davetkar havası tüm şehri sarmıştı. En sevdiğim renklerin ortaya çıktığı mevsimdi hemde en sevdiğim bayramlardan biride gelmişdi. Halloween, çocukluğumdan beri en sevdiğim gündü. Eğlenceli, ürkütücü ve hepsinden önemlisi, arkadaşlarımla bir araya gelip hâlâ çocukça hissedebildiğimiz o çılgın kostümleri giyebildiğimiz tek zamandı. Sınavlarım ve teslim etmem gereken projelerim ani bir kararla ertelenmişti. Okulda birbiri ardına çıkan gizemli yangınlar yüzünden rektörlük okulu geçici olarak tatil etmişti.

“sabrina luka yı bu gece dışarı çıkarmayı unutma tamam mı?”

kadın elindeki çamaşır sepetini yatağa bıraktı, Sarı ama aralara hafif griler karışmış kısa saçlarıyla, yaşından bağımsız olarak herkesin hayran kalacağı türden havalı bir anne imajına sahipti.

“tamam anne unutmadım..siz nereye gidiceksiniz? babam yine neler planlıyor merak ediyorum” hafifçe sırıtarak baktım anneme, Babamın doğuştan gelen, kelimelere dökülmesi zor bir romantik olma yeteneği vardı. Hiç çaba sarf etmiyormuş gibi görünür ama günün sonunda bir şekilde her zaman annemi dünyanın en mutlu kadını yapmayı başarırdı.

kadın elini salladı alaycı şekilde.“Bana da söylemedi. Zaten gün boyu okulda yeterince öğrenciyle ilgileniyor, sanırım bu gece çocuk sesinin olmadığı, sessiz sakin bir yerde olacağız." Odadan çıkmadan önce bana sıcak, sevgi dolu bir gülümseme yollamayı da ihmal etmedi.

iç çektim,odadan çıktım ve luke’un odasının kapısına geldim. kapı birkaç kırmızı pastelboya ile uzaylı yada artık ona nerdesiniz, o tarz karalamalar ile doluydu. Luke dokuz yaşındaydı; fazlasıyla hareketli, oyuncu ve aklına ne gelirse filtresiz bir şekilde pat diye söyleyen bir çocuktu. Bazen onun bu bitmek bilmeyen enerjisiyle uğraşmak gerçekten çok yorucu olabiliyordu ama her şeye rağmen evin neşesiydi. Kapısını tıkladım ve içeri girdim.

"hey luke, bu gece için kostümünü seçtin mi?"

Luke yatağında heyecanla zıpladı ve poz verdi.“tabiki, batman olucam! dışarıda joker görürsem senide koruyabilirim"

hafifçe güldüm başımı sallayarak. “içim çok rahatladı biliyor musun”

bazen bende tekrardan dokuz yaşıma dönsemde saçma sapan davransam diye düşünmeden edemiyorum cidden, ama yapıcak yetişkin işlerim var.

...

Saat akşam altı yedi civarı, sonbaharın erken kararan kızıllığı sokağa çöktüğünde insanlar da yavaş yavaş dışarı çıkmaya, kapı önlerindeki bal kabaklarının içindeki mumları yakmaya başlamıştı. Sokak şimdiden birkaç çocuğun sesleriyle dolmuştu, annem saçlarını acele ile aynada tarıyor ve dört belkide beşinci elbisesini bana gösteriyordu. İki çocuk doğurmasına rağmen bu kadının formunu nasıl bu kadar kusursuz koruyabildiğini, zamana nasıl böyle meydan okuduğunu gerçekten bilmiyordum.

“anne, bütün dolabı mı giyiceksin? melek kostümün cidden güzel” pembe sandalyeğe ağırlığımı verirken ona baktım.

"biliyorum sanırım melek kostümünde kararımı verdim” kadın kendine aynada bakarken uzun ince beyaz elbisesini düzeltti. Sırtına iliştirilmiş küçük, zarif beyaz kanatları ve kafasında hafif parlayan beyaz taç ile tekrardan gençliğine dönmüştü. Babam beetlejuice kostümü ile kapıya geldi. Uzun boyuyla hem komik hemde iyi duruyordu.

“hadi tatlım andrew bizi bekliyor”

Sonra bana dönüp sırıttı: "Bu gece mekanın müzik seçimini kesinlikle bana bırakacağını söyledi, gerisini siz düşünün!”

Hafifçe gülmeden edemedim, babamın müzik zevki...birnevi başkaydı.

kadın son bir kez aynaya baktı, başımın üzerine sevgi dolu bir öpücük kondurdu. "hazırım, hazırım. sabrina unutma geç saate kadar durmak yok, ve luke’a fazla şeker verme. zaten yeterince günde birsürü cips tüketiyor.”

Onlar babamla birlikte merdivenlerden aşağı doğru inerken, arkalarından koridora doğru seslendim: "Tamam anne, merak etme! Size iyi eğlenceler!

Saate baktım ve benimle hazırlanma zamanımın geldiğini farkettim. Odama girdim ve aklımda kalan kostümleri dolaptan askıyla çıkardım.

Jane the killer, silent hill nurse ve çığlık kostümü.

Aslında ilk başta çığlık olucaktım ama fazla sıradan durmaya başladı. "Sanırım Jane olacağım," diye mırıldandım kendi kendime. zaten Creepypastayı bilen nadir bir topluluk var, en azından arkadaş falan edinirim. siyah saçımı hafif bağladım ve mini blackberry marka telefon ile arkadaşım avia yı aradım. birkaç çalışta açıldı, arkadan gürültülü bir şekilde Britney Spears şarkısı yükseliyordu. Ses kalitesinden dolayı ne söylediği pek anlaşılmıyordu, sadece basları ve ritmi zar zor duyabiliyordum.

"hey sabs, hazır mısın ne giyiceksin?? Bak kesinlikle resmimi çekmelisin yanıma dijital kameramı alıcam, Austin beni tekrar stalklayabilir.”

Telefonu kulağımla omzum arasına sıkıştırıp aynada makyajımı hafifçe yaparken konuştum: "Jane olmaya karar verdim ya, böylesi daha kolay"

"ah güzel seçim, ben draculara oldum!“ Yüzüme biraz pudra sürdüm, siyah elbisemi giydim.

“harika, kıyafetleri nerden buldun?”

"Aslında bulamadım, heryere bakındım. sonra neden kendim dikmiyorum dedim, sonuçta anneden gelen bir terzi genim var” kız hafif kendini överken müziğin sesini kapattı.

"Yetenklisin cidden. neyse seninle sonra partide görüşürüz, luke’u biraz dolaştırcam sonra geliriz”

"Ow minik adam ne olucak?” dedi gülerek.

"Batman olucakmış, şanslısın ki Austin eğer canını sıkarsa yanında bir batman var”

"O benim canımı sıkamaz ben onu sıkarım"

"Biliyorum," dedim ve hafifçe güldüm. Masanın üzerinde duran plastik oyuncak bıçağımı alıp belimdeki kemere taktım. Aynadaki yansımama son bir kez baktım; yüzümdeki solgun pudra, koyu göz makyajım ve siyah elbisemle cidden Jane the Killer’a benzemiştim. Kostümün son parçası olan beyaz maskemi de yatağın üzerinden aldım.

“sonra görüşürüz sabss muah” diyerek kapattı avia telefonu. Siyah bir küçük askılı çanta aldım, İçine sadece telefonumu ve cüzdanımı attım. Tabii bir de kulaklığımı... Onsuz dışarıda bir dakika bile hayatta kalamazdım, maskemi elime alıp odamdan çıktım; alt katta beni bekleyen küçük bir Batman vardı.

...

tak tak

“şeker mi şaka mı!” Luke, sesini olabildiğince kalınlaştırıp Bruce Wayne gibi konuşmaya çalışıyordu ama o minik boyuyla bu çabası sadece durumu daha da komik ve sevimli hale getiriyordu. Yaşlı kadın elindeki şeker tabağı ile güldü ve luke’un uzattığı torbaya şeker koydu.

"İşte sana güzel şekerlerden genç adam” dedi kadın ve el sallayarak kapıyı kapattı. Luke heyecanla merdivenlerden koşa koşa indi ve bahçenin çimenliğine doğru bir çizgi film karakteri gibi atladı. Torbasını bana doğru sallayarak, “kostümüm çok gerçekçi sanırım herkes bana hayran”

“tabiki öyle” onun saçını okşadım ve yürümeye devam ettik, çocuklar etrafda koşuyor, Arada bir, mahallenin güvenliğini sağlamak için devriye gezen polis araçlarının yanıp sönen mavi-kırmızı ışıkları sokak lambalarının arasından süzülüyor, ardından yavaşça gözden kaybolup diğer ara sokaklara sapıyordu. Yılın bu zamanlarında bazı ergenler sorun çıkarabiliyordu.

"Başka ev kalmadı. Avia da bizi bekliyor zaten; hem orada biraz dinlenirsin, sana güzel bir vişne suyu da alırız, ne dersin?”

“tamamdır” diye boğuk sesle konuştu, Ağzındaki kocaman şekeri çiğnemeye çalışırken elimi sıkıca tuttu. Sonunda partinin yapıldığı eve geldik, Bahçe duvarlarından taşan bas sesleri ve müzik, sokağın sessizliğini dağıtıyordu. Ev doğal olarak kalabalıktı, dans edenler, bağırarak konuşanlar..kalabalığın arasından yürüdüm. Luke’un elini sıkıca tuttum ve avia’nın bulunduğu bahçe kısmına ilerledim. luke’a bakmak için hafiften başımı yere eğmiştimki ani bir sertlikle birine çarptım. elim içgüdüsel olarak onun gögsüne gitti, hissetiğim anda başıma elektirik çarpmış gibi hissettim, gözümün önüne kırmızı bir sembol geldi..bunun pentegram olduğunu anlamıştım ama hemen daha idrak bile edemeden gözümü açtım.

"Ah tabiki sende burdaydın, jane” gri gözlerim tanıdık oyunbaz sese baktı. karşımda Rory, herzamanki siyah emo tarzında saçları ile, Jeff the Killer olmuştu. Jane ve Jeff... Farkında olmadan kostümlerimizin bu şekilde eşleşmiş olması onun ne kadar gıcık ve sinir bozucu bir tip olduğu gerçeğini değiştirmiyordu elbette. Normalde ona lafı yapıştırırdım ama kafam hâlâ az önce gözümün önüne gelen o kan kırmızı sembole gidip geliyor.

"Başka karekter olamazdın heralde değil mi?” hala luke’un elini tutarken Rory’ye ters bir bakış attım.

"En sevdiğim karekter çünkü, aslında sana… jane olmak yakışmış” diye süzdü benim. Ama bu sefer nedense biraz daha derin, çıkan tonu görmezden gelmeye çalışarak yanından dik bir yürüyüşle geçtim. “senin fikrin benim için pek önemli değil aslında”

serin havaya çıktık, Avia çimenlerin orda içkisini içiyordu, sarı saçlarını gizlemiş ve dracularanın peruğundan takmıştı. "Sonunda geldinn, bak neler göstericem” diyerek baktı bana, avia bazen fazla enerjik biriydi. Luke'da yere oturdu ve şeker yerken cebinden çıkardığı minik ekran pixel futbol oyununu oynamaya başladı bile.

Avia bana dijital kamerasındaki birkaç resmi gösterirken, benim gözüm istemsizce partinin yapıldığı evin kalabalık içeriğine doğru kayıyordu. Az önce ne olduğunu gerçekten anlayamamıştım.

“hey sabs, iyi misin?”

Avia' nın sesiyle ona baktım. Maskemi yüzümden çıkardım. “evet ssdece... az önce Rory ile karşılaştım, ve bişi oldu gibi”

Avia kaşını çattı, telefonu kaparken. “ne? bak bu emo suratlı sana laf ettiyse onunla konuşurum“ Onun omuzlarında tuttum, kısık güldüm kısa şekilde. “hayır bir sakin ol, ve dişlerini kendine sakla. Gelirken ona çarptım ama…” ne diyeceğimi düşünürken dudagımı ısırdım. “yani biran sanki başka bir evrene ışınlanıp gelmiş gibi oldum”

“luke ile gezmekten yorulmuşsundur, yada o emo sana büyü yaptı”

"Bunu söyleme bu korkunç” onu hafif ittim, göz devirerek.

“tamam sadece şakaydı, gel hadi resim çekinelim.”

...

“lavaboya gidip gelicem, luka bakar mısın?” diyerek ayağa kalktım ve siyah elbisemin üzerindeki çimenleri hafifçe silkeledim.

"bakarım merak etme” dedi avia luke’un ekranda ne yaptığını izlerken güldü. Bahçeden çıktım. Evin içine, o gürültülü kalabalığın arasına döndüm. üst kata çıktım, lavabo kapısını tıkladım, dolu olduğunu belirten ses gelince duvara yaslandım ve bekledim. Odaların birinden Kulağıma birkaç konuşma sesi gelince duraksadım. Normalde başkalarının ne konuştuğu beni zerre ilgilendirmezdi ama seslerin arasından Rory’nin o kendine has sesini ayırt ettiğimde istemsizce kulak kabarttım ve adımlarımı yavaşça o kapıya doğru yaklaştırdım. Kapı hafifçe aralıktı

“bu gece yapmamız lazım ethan cidden korkuyor musun?” Rory, odadaki açık pencerenin önünde durmuş, elindeki sigarasından derin bir nefes çekerek konuşuyordu. Tam karşısında dikilen Ethan ise huzursuzca kıpırdandı ve elini anlına koyarak başını salladı sağa sola.

"korkmak değil, daha çok aptalça bir fikir olduğu için böyle söylüyorum” ethan kahverengi kısa saçlarını eliyle düzeltirken, iskelet kostümü ile ciddi duruşu komik duruyordu.

“hadi ama sadece eğlence için. ormana gidicez, ve çağırıcaz zaten olmazsa dönücez abartma” diye devam etti Rory sigarsını söndürdü ve camdan aşağı attı. diğer sarışın açık tenli arkadaşı zack ise omuz silkti.

“bencede eğlenceli olucak, kameraya kesinlikle çekicem. youtube da insanların tepkilerini öğrenmek için sabırsızlanıyorum ve ünlü bile oluruz.”

“yada ezik oluruz daha 12. Sınıftan mezun olmadan hemde” ethan mırıldandı.

yaklaştıklarını duyunca hemen kapıdan uzaklaştım ve eski yerime döndüm, sanki hiçbirsey duymamışım gibi Cebimden Blackberry’mi çıkarıp ekrana baktım ve rol kestim.

“Jane, koridorda pusuya yatmış beni öldürme planları falan mı kuruyorsun acaba?”

ona baktım. sesimi alaycı tutarken. “plastik bıçağım olmasaydı belki düşünürdüm.

Rory bu cevabıma karşılık kısaca ve hafifçe güldü. "Eminim öylesindir," dedi, gözlerindeki o oyunbaz parıltıyla aşağı indi. Ethan ve zackde aşağı indi. Dudağımın içini ısırdım, Ne çağırmayı düşünüyorlardı bu aptallar? İçimdeki o amansız merak duygusu yine mantığıma baskın gelmeye başlıyordu. Normalde arkama bakmadan Luke'u alıp eve gitmem gerekirdi ama biryandan o pentegram görüntüleri kafamda dolaşıyordu.

"Öğrenicem"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.