Yetimhanenin kasvetli ve döküntü kapısına tekrar baktığımda iç geçirmeden edemedim. Sonuçta burada acısı ve tatlısıyla on sekiz yılım geçmişti. Aklıma küçüklüğümden beri dört duvar arasına yapayalnız kalmam gelince kafamı iki yanıma sallayıp def etmeye çalıştım. Yeni bir sayfa açmak için bir fırsattı bu, bunu iyi değerlendirecektim.
Son kez Yetimhane binasına baktım ve geçmişime sırtımı dönüp uzaklaştım. Bazen geçmişini arkanda bırakman gerekir, bırakasın ki geleceğe daha iyi bakabilesin. Bende aynen bunu yapıp geçmişimi arkamda bırakmaya karar verdim.
İçimden bir ses 'Senin geçmişin hayatının bir parçası.' diyor. İçsesime içten içe inanırken isteklerim tersini söylüyordu. Bazen içsesime sağır olabiliyordum.
Otogara vardığımda otobüsüm kalkmak üzereydi. Hemen valizimin kulpundan tutup koşmaya başladım. Nefes nefese kapının önüne geldiğimde biletimi gösterip adamın valizimi bagaja koymasına izin verdim.
On beş yaşımdan beri çalıştığım için paramın bir miktarını kullanarak Cotswolds kasabasında küçük iki katlı bir ev satın almıştım.
Cotswolds kasabasına trenle gidilemiyordu. Hava kirliliği yapmasını önlemek adına tren yolları döşenmemişti. Bu yüzden kasabaya ya otobüsle ya da kendi aracınla gidebilirdin.
Yolun çoğunu kitap okuyarak ya da müzik dinleyerek geçirdiğim için hemen zaman geçmişti. Şuan ise kasabanın sararmış kireç taşından oluşan evlerine hayranlıkla bakıyordum.
Etrafıma bakarak evime geldiğimde çok fazla ev vardı. Orta meydan da ise çok fazla dükkan ve barlarla dolu sokaklar. Cotswolds kasabasının daha lisesini görmedim ama onunda güzel olduğuna eminim.
Evimin önüne geldiğimde anahtarımı çıkartıp kapıyı açtım. Eşyaları önceden aldığım için rahattım. Yukarı kata çıkıp çantamı ve valizimi odama koyup tekrar aşağı indim ve televizyonun karşısındaki koltuğa oturdum. Telefonumdan saate baktığımda akşam beşti. Yetimhaneden çıkışım, yol derken fazlasıyla eve geç gelmiştim.
Acıktığımı hissederek koltuktan kalktım ve mutfağa doğru adımladım. Buzdolabını açtığımda bomboştu. Tabi buraya ne zaman geleceğimi hesap edemediğim için doldurma gereği duymamıştım. Ne güzel şimdi meydana gidip alışveriş yapmam gerekiyor.
Üstüme göz gezdirdiğimde beyaz bir tişört altımda ise kot şort vardı. Bence bunlar dışarı çıkmak için ideal. Hemen cüzdanımı, telefonumu ve anahtarımı alarak evden çıktım ve kapıyı kapatıp yokladım.
Bu kasabaya gelerek iyi yaptım galiba çünkü herkes dışarıdaydı ve birbiriyle sohbet ediyordu. Bazı kişiler bana bakıp kötü bakışlar atıyordu ama her zaman yaptığım gibi takmıyordum.
Meydana indiğimde bu kasabanın çoğunluğunun gençlerle dolu olduğunu anladım. Gençler şu an her yerdeydi. Alkol alanı mı dersin? Kenarda öpüşenler mi dersin? Ya da çetesiyle korku salanlar mı dersin?
Özgüvenli adımlarımı küçük bir markete doğru gitmeye başladım. Beni dikkatle izleyen gözleri hissedebiliyordum ama fark etmemişim gibi yapıyordum.
Önüme sarışın mavi gözlü bir genç çıkınca ister istemez adımlarımı durdurdum. Arkasında da iki tane genç daha vardı. Ona 'Ne yapıyorsun?' der gibi tek kaşımı kaldırarak baktım. Çocuk anlamış gibi sırıtmaya başladı. "Bu kasabada yenisin galiba küçük." dedi sorarcasına.
"Küçük?" dedim. Bana daha çok yaklaştı ama ben geri adım bile atmadım. Alayla "Evet küçük, beğenemedin mi?" dedi. Kafamı sağ sola sallayıp onu onaylamadım.
Bende onun gibi sırıtarak "Benimde sana isim takmamı ister misin?" dedim. Sırıtması genişledi ve kafasını salladı. "Bence sana en iyi takma isim ergen olabilir. Çünkü şu an çok ergence davranıyorsun. Senin yaşın kaç on beş falan mı?" dedim. Sırıtması yavaş yavaş solarken onun yerine kaşlarını çatmaya başladı. Sinirlendi mi? Kusura bakma gerçekler acıdır.
Tam yanından geçip gidecekken kolumdan tutup sertçe duvara yasladı. İşte şimdi sert oynarım.
Kolumu tutan kolunu tutup büktüm. Diğer kolumu ise boğazının altına koyup yerlerimizi değiştirdim. Şimdi duvara yaslanan oydu. Sinirle "Sakın bir daha bana dokunayım deme." deyip onu bırakıp markete yürüdüm ve seri adımlarla içeri girdim. Çocuk sinirimi bozmuştu!
Bir sepet alınca içini yiyeceklerle doldurmaya başladım. Sepet ağzına kadar dolunca kasaya adımladım. Yiyecekleri poşete doldurduğum da iki poşet anca çıkmıştı. O kadar yemek yiyen biri değildim zaten, hatta bazen unuturdum bile yemek yemeği.
Poşetleri alıp marketten çıktım ve eve doğru yürümeye başladım. Önümü kesen çocuklar görünürlerde yoklardı. Bu benim işime gelir.
"Alex'e iyi dersini verdin." diyen sesle sağıma döndüm. Meydana indiğimden beri beni izlediğini düşündüğüm gençlerden biriydi. "Alex ?" diyerek salak ayağına yattım. Tabi ki de Alex'in kim olduğunu anlamıştım. Önümü kesen ve bana küçük diyen ergendi.
"Daha demin çevik hareketlerle duvara yasladığın çocuk." diyerek sağ elimde tuttuğum poşeti aldı. Ona dönüp "Gerek yok ben taşırım." diyerek almaya çalıştım ama benden uzaklaştırdı.
"Şimdi gerek olmadığını biliyorum ama eve kadar ellerini mahvedecek." dedi. Haklıydı. Pes ederek taşımasına izin verdim. Madem taşımak istiyor taşısın.
Bir süre ikimizde sessiz kaldık. Ben ne konuşacağımızı bilmezken o aramızdaki sessizliği bozudu. "Ben Jordan, Jordan Rayn." dedi. Nedense değişik bir şey hissediyordum ona dair ama ne olduğunu bilmiyordum.
Zaman kaybetmeden "Linda Carter." dedim kendimi tanıtarak. Jordan gülümsedi ve "Linda, güzel isim." dedi. Ona dönerek "Seninki de güzel." dedim.
Jordan yüzünü buruşturarak "Güzel mi? Ben hiç sevmiyorum." dedi. itiraf ederek "Ben de kendi ismimi sevmiyorum." dedim. Jordan hızla bana dönüp "Saçmalama senin ismin çok güzel." dedi.
Önümü dönerek "Linda isminin güzel olduğunu biliyorum ama sorun isimde değil koyan kişide." dedim. Jordan da bana bakmayı kesip önüne döndü "Özel değilse anlatabilirsin." dedi.
Yeni tanıştığım birine her hangi bir şeyimi mi anlatayım? Bence gerek yok çünkü ben bunca zaman kimseye bir şeyimi anlatmadım. Ona bakmadan "Ben kendimle ilgili bir şey anlatmayı sevmem." dedim.
"Sorun değil. Anlıyorum." dedi. Anlıyor mu cidden?
Evimin önüne geldiğimizde poşeti aldım. Düz bir sesle "Teşekkür ederim bana eşlik ettiğin için." dedim. Jordan'a bakmak için kafamı kaldırmak zorundaydım. Boyu bir hayli uzundu.
Jordan yüzüme doğru eğilip "Biraz gülümse." dedi. Şaşkınca yüzüne baktım. Gülümseyeyim mi? Jordan gülerek "Yol boyunca hiç gülümsediğini görmedim biraz gülümse." dedi.
"Gülümsemeyi sevmem." dedim. Jordan geri çekilerek "Peki Linda, sen bilirsin." diyerek yanımdan geçip gitti. Neydi bu şimdi?
Kendime gelip eve girdim. Nedense o değişik his kaybolmuştu. Bu his neden birden ortaya çıktı ki?
Kafamı iki yana sallayıp düşüncelerimden kurtulmaya çalıştım. Sonuçta çıkardı kokusu. Poşetteki yiyecekleri dolaba bazılarını ise kaplara doldurup raflara kaldırdım.
Düzenleme işi bitince dolaptan uzun makarna aldım. Tencereye su doldurup kaynatmaya başladım. Su kaynarken Bende yoğurt çıkartıp maraknanın üstüne dökmelik sos hazırlıyordum. Şu hayatta en sevdiğim yemek makarnadır. Elimde olsa her öğün makarna yerdim.
Kaynayan suya makarnaları ekleyip beklemeye başladım. Yoğurda mayonez ekleyip baharatlarda koydum ve işte sosum hazırdı. Makarnanın olmasına da az kalmıştı.
Makarna olduğunda tabağa doldurup üstüne sostan gezdirdim. Televizyon karşısına geçerek tabağımı elime alıp kanalda olan filmi izlemeye başladım.
"Hayır, sakın onun kanını emeyim deme!" tek gözüm kapalı televizyonu izlerken filmdeki vampire sövüyordum. Gencecik kızı öldürecekti.
Vampir, kızın boynuna dişlerini geçirip kanını emmeye başladığında gözümü kapattım. "Hadi ama! Ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun?" dedim. Sinirlenip kumandayı elime aldım ve televizyonu kapattım.
Ayağa kalkıp çoktan bitmiş olan tabağımı mutfağa götürerek makine koydum ve elimi yıkadım. Mutfaktan çıktığımda oturma odasını es geçerek kendi odama çıkmaya karar verdim.
Odama geldiğimde odayı havalandırmak için camı açtım ve yatağıma geçip sırtımı başlığa yasladım. Acaba bu kasabanın eğlencesi nasıl? Merakıma yenik düşerek giyinme dolabımın önüne geçtim. Üstüme, omuzlarımı açık bırakan beyaz uzun kollu bir crop giyip altıma ise siyah bir İspanyol paça pantolon giydim.
Makyaj masamın karşısına geçip saçlarımı taradım ve üsten atkuyruğu yaparak topladım ve önden iki küçük tutam çıkardım. Yüzüme de sade bir makyaj yaparak sonlandırmıştım.
El çantamı alıp içine anahtarımı, telefonumu ve cüzdanımı alıp açık olan camı kapattım ve odadan çıktım. Aşağı indiğimde kapıyı kilitleyerek yokladım ve evden de çıktım.
Evden çıktığım gibi etrafa baktığımda sokak lambaları sokakları çok iyi aydınlatmıştı. Çok güzel bir görüntüydü.
Meydana inmeye başladığımda ilerdeki evlerden üç kız çıktı. Seslerini duyabiliyordum. Sarışın olan "Bu gün çok eğleneceğiz!" diye bağırdığında yanındaki kumral saçlı kız onun ağzını kapatarak "Sussana geri zekalı herkesi uyandırmak mı istiyorsun?" diye çıkıştı.
Sarışın ağzındaki elden kurtularak "Sus be! Sen hiç aldatılmadığın için böyle konuşuyorsun." dedi. Evlerinin önünden geçeceğim de geldiğimi hissetmiş gibi kafaları bana döndü.
Sarışın kızın gözleri üzerimdeyken konuştu "Oha lan bu kız ise ben neyim?" dediğini duyduğumda yüzümde hafif bir tebessüm oldu. Güzel olduğumu biliyorum, teşekkürler.
Sarışın olan kız hemen yanıma gelip "Hey selam! Ben Zoe. Zoe Evans." dedi elini uzatarak. Tatlı bir kıza benzediği için elini tutup sıktım. Düz sesimle "Linda Carter." dedim.
Zoe bakışlarını benden çekip gökyüzüne çevirerek "Ya niye bütün kötü kızlar beni bulur? Tanrım karşımda taş gibi kız dururken niye Jessica gibi kızı karşıma çıkardın?" diye yakındı. Kumral kız Zoe'nin yanına gelerek bana gergince gülümsedi, "Kusura bakma sevgilisinden yeni ayrıldı." dedi. Zoe kumral kızın omzuna başına koyup ağlamaya başladı. Kumral olan "Biraz morali bozuk." diye eklediğinde anlayışla başımı salladım.
Kızıl olan kız yanıma gelip "Emma, Emma willson." dedi kendini tanıtarak. Bende ona dönüp "Linda, biliyorsun zaten." dedim. Kızların hepsi birbirinden samimiydi.
Kumral olan bana elini uzatarak "Olivia Barnes." dedi. Elini sıktım "Linda." diyerek kısa kestim.
Zoe, Olivia'nın omzundan kafasını kaldırarak bana baktı. " Cotswolds kasabasının meşhur barına gidiyoruz gelmek ister misin?" dediğinde cevap olarak "Ben de bir bara gidiyordum zaten." dedim.
Zoe sevinçle koluma girerek "Yaşasın! Hadi sarhoş olmaya gidelim." dedi. Sorun şu ki ben sarhoş olmuyordum. Fazla içtiğimi sanarak az mı içiyordum? Bilmiyordum ama asla sarhoş olmuyordum.
Kızlarla bara geldiğimizde bir masaya geçerek garsonu çağırdık. Garson yanımıza gelerek gülümsedi "Bu güzel bayanlara ne getireyim?" dediğinde yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tuttum.
Zoe garsona gülümseyerek "Dört tekila lütfen." dedi. Garson gittiğinde Emma, yüksek sesten dolayı masaya yaklaşarak "Tekila biraz ağır gelmez mi sizin için?" dedi.
"Benim için sorun yok ben sarhoş olmam zaten." dedim. Emma bana şüpheci bir bakış atıp "Hiç sarhoş olmadın mı?" dediğinde kafamı iki yana salladım. Olivia da masaya eğilerek "Sizi bilmem ama Zoe fena sarhoş olacak." dediğinde Emma ile onu onayladık.
Zoe yanıma gelerek kafasını omzuma koydu. Üzgün çıkan sesiyle "Linda senin sevgilin var mı?" dediğinde şaşırmıştım. Neden sordu da? Kafamı iki yana sallayarak "Hayır." dediğimde üzgün suratı bir anda değişti. Sevinçle "Yes be!" dedi.
Ben ona şaşkınca bakınca Emma kulağıma eğilerek "Lezbiyen değilsen Zoeye dikkat et derim çünkü kendisi lezbiyen." dediğinde şaşırmadım, zaten jessica diye bir kızdan bahsedip bana taş demesinden anlaşılıyordu.
Zoe merakla "Peki yönelimin ne?" diye sorduğunda. "Lezbiyen değilim." diye itiraf edince Zoe'nin suratı düştü. Eski yerine dönerek "Beni kim evimden çıkardı ya? Ne güzel dondurmam ve drama filmlerimle mutluydum ben." dedi üzgün suratıyla.
Kızlara suçlulukla baktığımda 'Senin suçun değil.' dercesine kafa salladılar. Olivia "Kafa dağıtırsın diye biz çıkardık seni Zoe. Bırak artık şu kızı alt tarafı bir hafta çıktınız." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. Sadece bir haftalık olan sevgilisine mi üzülüyordu?
"Bir hafta mı?" diyerek konuya dahil oldum. Emma bıkkın bir şekilde nefes vererek "Maalesef." dedi. Zoe kollarını göğsünde birleştirerek "Ama bana bir asır gibi gelmişti." dedi.
"Bak Zoe evet aşk acısı çekiyor olabilirsin ama bu kimse için kendini üzeceğin anlamına gelmez. Bu aşklar gelip geçicidir. Hem iyi tarafından bak sana uygun kişiyi daha bulamamışsın demek ki." dediğimde Zoe'nin kırmızı gözleri beni buldu.
Ne yalan söyleyeyim bu konuşmayı bende kendimden beklemiyordum.
Zoe akmaya hazır olan göz yaşlarını silerek doğruldu. "Haklısın kendimi üzmeye değmez." dedi gülümseyerek. Olivia ona ağzı açık baktığında Emma da ondan farksız değildi.
Olivia sinirle "Sen ciddi misin?" dedi. Emma, Olivia'nın konuşmasını devir alıp devam etti. "Biz evde seni teselli edeceğiz diye götümüzü yırtalım sen ise Linda'nın bu moral konuşmasına hemen ikna mı oldun?" dedi.
Zoe omuz silkip "Linda çok akıllıca cümleler seçip beni teselli etti. Siz akıllı değilseniz bu benim suçum değil." dediğinde gülmemek için tuttum kendimi.
Tekilalarımız geldiğinde Emma ve Olivia'nın Zoe'ye attığı kötü bakışları bitmiş oldu. Ben bardağıma uzanacağım da garson benim bardağımı uzattığında ellerimiz birbirine değmiş oldu. Bozuntuya vermeden normal bir şey olmuş gibi garsona bakmayıp bardağımı aldım ve bir yudum aldım.
Garson gittiğinde Olivia bana dönüp "Bildiğin garson seninle flört etmeye çalıştı." dedi. Normal bir şeymiş gibi omuz silktim. "Olabilir ama benim ilgimi çekmiyor." dedim.
Zoe Olivia'ya eğilip kulağına sessizce "Bu kız idolüm olmaya başladı." dedi. Galiba kimsenin duymadığını düşünüyordu ama ben duymuştum.
"Sana kaç defa dedim Olivia? Yanınızda biz olmadan dışarı çıkmayın diye." diyen kişiyle kafamı ona çevirdiğimde Olivia'nın erkek versionu ile karşılaştım. Olivia bıkkın bir şekilde arkasını dönerek "Hadi ama ikiz biz kendimizi koruyabiliyoruz." dedi.
"Sarhoş olarak mı?" diyen bir başka kişiyle Olivia'nın erkek versionu olan kişinin arkasına baktığımda daha önce karşılaştığım siyah gözler ile karşılaştım.
Olivia "Kızların yanında ben varım Jordan. Biliyorsun ben fazla içen biri değilim." dedi hafif kaşlarını çatarak. Jordan ve arkadaşı bizim masaya otururken Jordan benim içkimi. Olivia'nınkini ise ikizi aldı.
Jordan bana bakarak bir yudum aldı. Bende ona bakarken göz temasını bozmadım. Bardağı masaya koyarak "İçki seni boza bilir dikkat et Linda." dedi kahvelerime gözlerini dikmiş bir şekilde.
Masadaki bardağı alıp yarım olan tekilayı kafama diktim. Boş bardağı masaya koyarken sarhoş olmayacağımı bildiğim için rahattım. Jordana dönüp "Asıl sen dikkat et. Hep sarhoş olan kızlar değildir." dedim kendimden emin bir şekilde.
Olivia "Siz tanışıyor musunuz?" dedi bize bakarak. Gözlerimi Jordan'dan çekip Olivia' döndüm. "Bu gün evime giderken bana eşlik etti." dedim.
Olivia'nın ikizi "Seni ilk defa görüyorum. Yeni mi taşındın?" dedi şüpheci bir şekilde. Kafa sallayarak "Evet, bu gün taşındım." dedim. Zoe bardağı kafasına dikerek bardağı masaya sertçe koyarak "Bende diyorum seni niye önceden görmedim." dedi. Harika! Zoe şimdiden sarhoş olmuştu.
Olivia ikizini göstererek bizi tanıştırdı. "Linda bu benim ikizim Oliver. İkiz bu da Linda." dedi. Oliver gözlerini benden çekmeden Oliviaya yönelik konuştu. "Ne ara arkadaş oldunuz. Olivia dışarıdan gelen kişileri biliyorsun. Kimseye güvenemezsiniz." dedi sinirle.
"Merak etme kardeşini ve arkadaşlarını öldürecek halim yok. Bu kadar da açık sözlü olmana da gerek yok." diyerek ayağa kalktım. Oliver dahil masadakilere göz gezdirdim ve "Size iyi eğlenceler. Benim hevesim kaçtı." dedim Oliver'a son bir bakış atarak.
Bardan çıktığımda derin bir nefes aldım. Oliver'ın böyle tepki vermesi doğaldı. Sonuçta ikizi ve arkadaşları söz konusuydu ama bari benim yanımda böyle konuşmasaydı.
Sinirle evime doğru giderken derin nefesler almaya çalışıyordum. Hayatım boyunca hep ailesiz büyüdüğüm için ya dışlanmıştım ya da zorbalık görmüştüm. Ama kötü biriymişim gibi muamele görmek çok sinir bozucuydu.
Arkadan küçük bir patlama sesleri duyduğumda sokak karanlığa boğuldu. Arkaya dönüp sokak lambalarına baktım. Benim çevremde olan sokak lambaları patlamıştı.
Şaşkın bir şekilde etrafıma baktığımda belli bir yere kadar sokak lambaları patlamıştı. Ne oldu birden? Yavaşça adımlarımı hızlandırdığımda evime gelip kapıyı kapattım ve iyice kitlitledim.
Odama çıkıp hemen banyoya girdim ve üstümdekilerden kurtulup kendimi duşa kabine attım. Soğuk suyu açıp kendime gelmeye çalıştım. Daha demin ne olmuştu cidden? Ben yapmış olamam değil mi? Hayır bu saçmalık ben yapamam. Elektriklerde bir sorun vardı. Evet ben yapmadım.
Duştan çıkınca iç çamaşırlarımı giyip üstüme gri eşofman takımı geçirdim. Yatağıma oturup telefonu elime aldım. Kızların numaralarını almamıştım. Neyse belki sonra görüştüğümüzde alırdım.
Telefonumu yatağın yanındaki komodine bırakıp yeni okumaya başladığım kitabı alıp okumaya başladım. Kitap okumayı çok severdim. Kitap okurken kendimi başka birinin bedenine girip onun hayatını yaşıyormuşum gibi hissederdim.
Sabah uyandığımda şaşırmıştım. En son kitap okuyordum. Ne ara yatağın içine girdim ben? Galiba dün akşam çok uykum geldiği için hatırlamıyorumdur.
Yataktan kalkıp hemen banyoya gittim ve elimi yüzümü yıkayarak kendime gelmeye çalıştım. Harika okulun ilk günü uykumu alamadan gidiyordum. Banyodan çıkıp gardırobumun önüne geçtim. Üstüme Beyaz göğsümün altında crop ve siyah kot ceketimi giydim, altıma ise yüksek bel kargo pantolon geçirdiğimde hazırdım.
Makyaj masamın önüne geçtiğimde belime kadar gelen kahverengi saçlarımı taramaya başladım. Düzleştiriciyi fişe takıp ısınmasını bekledim. Düzleştirici ısınınca saçlarımı bozulmayacak şekilde düzleştirdim. Makyaj yapma gereksinimi duymadan masadan kalktım.
Çantama defter, kalem, silgi, cüzdan koyup sırtıma taktım. Elime ise beyaz nike aır ayakkabılarımı alıp aşağı indim. Ayakkabılarımı giyip dışarı çıktığımda kapıyı kilitleyip anahtarı çantama attım.
Okul evime yakındı. Yürüyerek yirmi dakika sürüyordu sadece. Yirmi dakika sonra okula geldiğimde okulun baya büyük olduğunu fark ettim. Müdürün odasına giderken nedense çok değişik hissediyordum. Jordan ile hissettiğimden daha güçlüydü bu his.
Müdürün odasına sora sonra bulduğumda kapıyı tıklayıp içeri girdim. Müdür bana bakmak için kafasını kaldırdıktan sonra tekrar önündeki dosyalara bakmaya devam etti.
"Hocam ben yeni öğrenciyim ama." diyebildim bir süre sonra. Müdür bana bakmadan "Onu görebiliyorum." dedi. Kollarımı göğsümde birleştirip "Görüyorsanız o zaman sınıfımı söyleyin de gideyim." dediğimde kafasını kaldırdı. Beni baştan sona süzdüğünde duruşumu bozmadım.
Ruhsuz bir şekilde sınıfımı söyleyerek kafasını tekrar dosyalara gömdü. "Sağ olun ya." diye homurdanarak odadan çıktım.
Sınıfa giderken gördüğüm kadarıyla okulun forması yoktu. Bu işime gelirdi. Forma giymeyi hiç sevememiştim.
Sınıfı bulduğumda kapıyı içeri girdim. Harika! Kızlar, Jordan ve Oliver ile aynı sınıftaydım. Zoe beni gördü ve el salladığında bütün gözler bana döndü. Zoe'ye zoraki bir gülümsemeyle el sallayıp cam kenarı en arka boş sıraya geçtim. Kızlar ve Jordan gil duvar kenarı en arka üç sıraya oturmuşlardı. En arkada Jordan ve Oliver otururken Emma ve Olivia onlarında önündeydi. Olivia gilin önünde ise Zoe tek oturuyordu.
Dikkatimi çeken şey Jordan gilin yanındaki orta sırada iki kişi var ve onlar dikkatli bir şekilde bana bakıyorlardı. Umursamayarak çantamdan cüzdanımı çıkardım ve sınıftan çıkarak sora sora kantini bulmaya çalıştım.
Kantine geldiğimde sıra olmadığı için şanslıydım. Abiden kahve isteyip kahvemi beklemeye başladım. Kahvem geldiğinde elime alıp sınıfa çıkmaya başladım. Sınıfıma geldiğimde yerime geçip kahvemden içerek pencereden dışarıyı izlemeye başladım.
"Sen yeni öğrenci olmalısın." bir kadın sesi duyduğumda gözlerimi ağaç dalında muhteşem sesiyle öten kuştan çekip sınıfa ne zaman girdiğini anlamadığım hocaya çevirdim. Elimdeki bitmiş kahveyi sıranın altına koyup ayağa kalktım ve "Evet hocam." dedim.
"Dışarıda ilgini çeken bir şey mi var? Geldiğimden beri orayı izliyordun." dedi hoca gülümseyerek. Tam cevap verecekken benden önce biri davrandı. Bir kız alayla "Bizim okulun yakışıklı erkeklerini kesiyordur hocam." dedi.
Ona yapmacık bir şekilde gülümseyerek "Beni kendinle karıştırma tatlım. Sen dışarıya bakınca erkek görebilirsin ama ben senin kafanın basamayacağı kadar değerli olan bir şeyi görürüm." dediğimde sınıfa sessizlik çöktü. Kız ise kızgın bir şekilde bana bakmaya başladı.
Hoca "Pekala, ismin nedir?" dediğinde biraz duraksayarak "Linda Carter." dedim. Hoca tekrar gülümsemesini takınarak "Linda sınıfımıza hoş geldin. Ben edebiyat öğretmenin Briana Haven. Umarım edebiyatın iyidir." dedi.
Kafa sallayarak "Evet iyi hocam." dedim. Çok fazla kitap okurdum. Klasik olsun, roman olsun her tür okuyabiliyordum.
Briana tekrar gülümseyerek "Peki madem seni derste görelim." dediğinde kitabı açarak derse başladı. Konu kitaplar ile ilgiliydi herhalde çünkü hep yazarlar ve eserleri ile ilgili konuşuyorduk. Bu benim uzmanlık alanım olduğu için hocanın sorduğu soruları hep ben cevaplıyordum.
Ders bittiğinde Biriana hoca sınıftan çıkmadan önce derse katıldığım için bana teşekkür edip gitmişti.
Bana sataşmaya çalışan kız tekrar arkaya dönüp "Bak sen şu yeni kıza. Kendisi inek çıktı." diyerek arkadaşlarıyla birlikte gülmeye başladı. Yapmacık sırıtmayla "Senin gibi, birine laf sokmaya çalışarak havalı olacağımı düşünmektense inek olmayı yeğelerim." dedim ve bu sefer sınıftan kısık bir şekilde 'ooo' sesleri çıktı.
Kız sinirle ayağa kalkarak "Kızım bak beni sinirlendirme yoksa-" dediğinde merakla lafını kestim. "Yoksa ne? Ne yaparsın Okulda kendini bir bok sanan bir kız anca bu tehditlerle lavaboda beni kıstırıp döver. Değil mi?" dedim.
Jordan araya girerek "Tamam Mia yeter. Linda yeni arkadaşımız. Kasabaya ise yeni geldi." dedi kızı uyararak. Demek kızın adı Mia.
Mia yapmacık bir şekilde gülerek sırama elini koyarak üstüme eğildi. "Demek kasabada da yeni. O zaman sen daha hiç bir şey görmemişsin Linda Carter." dedi ve orta sıraların en öndeki sırasına oturdu. Hiçbir şey görmemiş miyim? Bu ne demek oluyor?
Jordan yanıma gelerek "Boşver sen Miayı, o hep yenilere karşı böyle." dedi tekrar Mia'ya bakarak. Omuz silkerek "Sorun değil Mia gibiler ile çok kez uğraştım. Artık bağışıklığım var." dedim.
Jordan gülerek "Cesur kızmışsın yalnız. Normalde Miaya karşılık verecek çok az kişi var." dedi. Göz devirip "Ne güzel." dedim sadece. Biraz daha yanımda durup "Ben sırama geçiyim. Öğle arasında biz dışarıdaki masalarda oluruz istersen gelirsin." dedi ve sırasına geçti. O gidince tekrar bakışlarımı dışarıya çevirdim. Yağmur yağıyordu.
Ders Coğrafyaydı ve ben coğrafyadan nefret ederim. Hoca geldiğinde tekrar bir tanışma faslı gerçekleştikten sonra hoca tahtayı açıp dersi işlemeye başladı. Ben ise kafamı hala yağmaya devam eden yağmura çevirdim. Yağmurun cama çarpıp aşağı doğru süzülüşü nedense çok rahatlatıcıydı. En azından bana öyle geliyordu.
Öğle arasına kadar full yağmuru izlemiştim ve bir saatlik araya yeni girmiştik. Ben de dışarıya çıkmış yağmurun altında sakince yürüyordum. Koca bahçe bomboştu. Muhtemelen okuldakiler yağmuru sevmediği için çıkmamışlardı.
Adımlarımı izlerken kafamı bir bedene çarpmam ile geriye gitmeye çalıştım. Söylenerek "Hadi ama! Tamam ben önüme bakmıyorum sen niye bakmıyorsun." dedim. Kafam acımıştı. Artık nasıl bir bedeni varsa. Beton kadar sert mübarek.
Kafamı kaldırdığımda görmeyi beklemediğim gözler ile karşılaştım. Bu Jordan gilin yan sırasında oturup sabahtan beri beni izleyen çocuktu.
"Bende önüme bakmıyordum." dedi düz sesiyle. Mırıldanarak "Demek sen de yağmuru seviyorsun." dedim. Duymadığını emin olduğum için rahattım. Birden "Evet yağmuru severim." dedi. Duymuş olduğuna şaşırarak yüzüne baktım. Dudağının sadece bir kenarı havaya kalkarak suratıma baktı ve yanımdan geçip gitti. Nasıl duydu onu ya?
Boşvererek masaların olduğu üstü kapalı yere geçtim. Baya ıslanmıştım ama pek umurumda değildi. Yuvarlak masaların birine geçtiğimde saçımdaki ıslaklığı geçirmeye çalıştım. Üstümdeki kot ceketi çıkartıp yanıma bıraktım. iyi ki önümü kapatmışım önüm ıslanmamıştı.
Masaya birilerinin oturmasıyla kafamı kaldırıp oturan kişilere baktım. Alex ile çetesiydi. Homurdanarak "Harika Mia bir sen iki." dediğimde beni duymamış gibi yaparak "Naber küçük?" dedi. O küçüğü alıp bir yerine sokacağım ama!
"Naber ergen?" onun gibi. Yüz ifadesi değişerek masaya eğildi. Sanki onu hiç kızdıramamışım gibi "Bu gün sınıfta Miaya iyi laf sokup durdun." dedi. Düz bir şekilde bakarak "Ne o yoksa canın mı çekti?" dedim.
Ben bu mal ile aynı sınıfta olduğunu yeni öğreniyordum. Tabi hep pencereden dışarı bakarsam sınıftaki kişileri göremem.
Alex "Küçük seninle arkadaş olarak normal bir şekilde sohbet etmek istiyorum." dedi sakince. Göz devirerek "Bana hala küçük derken o biraz zor." dedim bende aynı onun gibi sakince.
Alex bıkkın bir şekilde nefes vererek "Peki Linda. Oldu mu?" dedi.
"Oldu." dedim bende.
Alex'in yanındaki arkadaşlarından biri "Sen dün Alexi nasıl duvara yasladın hala aklım almıyor. Yani futboll takımının en iyi oyuncularından biri olan Alex senin gibi bir kız tarafından dövülüyordu neredeyse. " dedi. Tek kaşımı kaldırarak "Benim gibi bir kız?" dedim sorarcasına.
Çocuk gerilerek elini ensesine attı. "Yani senin gibi bir kız derken şunu demek istedim. Biraz fazla zayıf ve bizden fazlasıyla kısa bir kızsın." dedi. Masaya doğru eğilerek "Sende ister misin?" dedim. Çocuk hızla kafasını iki yana sallayarak "Hayır. Hiç gerek yok." dedi. Omuz silkip "Pekala sen bilirsin." dedim.
Ayağa kalkıp kot ceketimi elime aldım. Alex gile göz gezdirdiğimde "Ben sınıfa çıkıyorum." diyerek oradan ayrıldım. Masaların olduğu bölümden çıkacakken Zoe'nin "Hey Linda bizimle otursana." dediğini duydum.
Onların masasına baktığımda bardaki grup tam kadro orada durup bana bakıyorlardı. Oliver denen çocuk da oradaydı. İsteksiz olan adımlarım Zoe gilin olduğu masaya ilerledi.
Zoe ayağa kalkıp direk bana sarıldı. Endişeli bir şekilde "Dün geceyi pek hatırlamıyorum ama sen gitmişsin. Bir sorun yok değil mi?" dedi. Konuyu bildiğine emindim. Bıkkın bir şekilde "Hadi ama Zoe konuyu bilmiyormuş gibi davranma. Emma ve Olivia sana anlatmıştır." dedim.
Benden ayrılıp üzgünce suratıma baktı. "Üzgünüm. Hem Oliverı takma kafana o yeni kişilere karşı hep öyledir." dedi. Zorla gülümseyerek "Sorun değil." dedim. Zoe sevinçle zıplayıp beni hemen Jordanın yanına oturtup kendisi de eski yerine yani Olivianın yanına geçti.
Jordan kulağıma eğilerek "Yağmurun altında seni gördüm. Kardeşimle konuşuyordun." dedi. Hemen kafamı ona çevirip "Ne yani o çocuk senin kardeşin mi?" dedim şaşkın bir şekilde. Hiç benzemiyorlardı.
Gülerek kafasını sallayarak, "Evet, ikiz kardeşim Kelvin Rayn." dedi. Şaşırmış suratım ile ona bakarken sanki hissetmişim gibi onun koyu mavi gözleriyle karşılaştım.
Sırıtıyordu. Öğrendiğimi tahmin etmiş olabilir mi, yoksa Jordan buradan oraya söylediğine dair bir mesaj mı vermişti?
Ne o koyu mavi gözlerini gözlerimden çekiyordu ne de ben. İkimizde pes etmiyorduk. Zaten onu yağmurun altında gördüğümde benim gibi ruhunu kaybetmiş bir şekilde davranıyordu.
Olivia "Üstündekine bayıldım Linda! Nereden aldın?" diyene kadar gözümü koyu mavilerden çekmemiştim ama maalesef Oliviaya dönmek zorunda kaldım.
Zorla gülümseyerek "Önceden kaldığım yetimhanenin yanında küçük bir dükkan vardı oradan almıştım." dedim. Yetimhanede yaşadığımı öğrenmeleri umurumda değildi.
Emma merakla "Yetimhane mi? Yetimhanede mi büyüdün?" dedi. Kafamı sallayarak onu onayladım. Zoe üzgünce "Özür dileriz bilmiyorduk." dedi.
"Sorun değil." dedim önemli bir şey değilmiş gibi. Çünkü öyleydi, ben önemsemiyordum. Zaten oraya daha üç günlükken bırakılmışım. On dört yaşıma gelene kadar hep ailemi beklemiştim belki gelirler diye. Hani küçük çocuklar annelerinin ya da babalarının gelmelerini bekler ya öyle. Bende masum ve sessizce onları beklemiştim. Ama sonra kabullenip vazgeçmeyi öğrenmiştim.
Oliver "Ben özür dilerim Linda. Dün fazla çıkıştım sana." dedi. Sonra bana bakmadan devam etti "Bu kasabaya çok kişi geliyor ve en az onundan ikisi bizim düşmanlarımızdan biri tarafından gönderilen adamlar olur." dedi.
"Daha on sekiz yaşındasınız ne düşmanı?" dedim sanki benim peşimde olan kişiler yok muş gibi.
Oliver bu sefer bana dönerek, "Evet ama babam gilin işi yüzünden bize de bulaşıyorlar." dedi. Jordan masada gözlerini gezdirerek "Ben hariç herkes on sekiz yaşında evet. Ben ise yirmi yaşındayım. Babamın işlerinden dolayı iki yıl okulu bırakıp tekrar başladık kardeşim ile." dedi.
Ne yani Jordan ve Kelvin yirmi yaşında mı? Bu günkü şaşırma kotamı aşmış bulunmaktayım bence.
Emma yüzünü buruşturup, "Sakın o kardeşin olacak manyağı benim yanımda konuşma." dedi. Gözlerini devirerek devam etti. "O ve Andre tam bir şerefsiz." dedi ve Jordan'a dönüp "Kusura bakma." diyerek kollarını göğsünde bağladı.
Gözlerim koyu mavileri aradığında onun ve yanındaki arkadaşının güldüğünü gördüm. Aramızda nerden baksan üç masa mesafe var ve bizi duymaları imkansız. Nasıl duydular ya da duydular mı?
Çatılmış kaşlarım ile onlara bakarken birden gözleri bana döndü. Onu izlerken yakalanmıştım ama pek umurumda değildi. Böyle şeylerden pek utanan biri değildim.
Zoe "İki hafta sonra beyaz krinzantem çiçeği partisi var." dedi ellerini çırparak. Şaşkın bir şekilde Zoeye baktım. Beyaz krinzantem partisi mi? O da ne?
Olivia yüzümdeki şaşkınlığa bakıp gülerek karşılık verdi. "Beyaz krinzantem partisinde eğer bir kişiye platoniksen beyaz giymek zorundasın." dedi. Merakla "Neden?" diye sorduğumda bu merakıma gülümsedi.
Jordan "Krinzantem çiçeği karşılıksız sevgi yani platonik aşk anlamına geliyor. Niye beyaz dersen beyaz saf ve güzeldir, aşkın saf ve güzel olduğunu simgelemesi için." dediğinde yüzümde bir gülümseme oldu. Bu parti çok güzelmiş.
Emma "Eee Linda seni seven ya da platonik aşkın var mı?" diye sorduğunda ona döndüm. Düşünür gibi kaşlarımı çattım. "Bu kasabaya yeni taşındım ama yetimhanedeyken benim yaşlarımdan bir çocuk bana aşıktı. Kibarca sevgili istemediğimi dile getirdiğimde peşimi bırakmıştı." dediğimde Emma anladım dercesine kafasını sallamıştı. Bu benim hikayemin küçük bir kısmı sadece...
Oliver, Jordan'a dönüp "Bu gün toplantı varmış. Baban söyledi mi?" dedi kaşlarını çatarak. Jordan kafa sallayarak "Evet söyledi. Önemliymiş." dedi. Sanki biz burada değilmişiz gibi konuşuyorlardı. İşleriyle ilgili bir toplantı sanırım.
Boşverek telefonumu elime alarak öylesine gezinmeye başladım. "Linda Carter." duyduğum ses ile oturduğum yere çakılırken telefona bakan parmaklarım durmuştu.