İçeriğe geç

lanetin mirası

Bölüm 1 · 3 dk okuma

lanetin mirası

Bölüm 1

BÖLÜM 1

BÖLÜM 1

Elimi yıllanmış pervazın üzerine dayayıp pencereden dışarı eğildim. Ay, her zamanki gibi sert ve sık ağaçların arasından yeryüzünü aydınlatıyor, kutsal görevini yerine getiriyordu. Kaynağı belirsiz ürkütücü sesler etrafa dağılıyor, uzaktaki köydeki taverna’dan ışıklar seçiliyordu. Ben... ben her zamanki gibi dışlanmış ve atalarımdan kalan suçla birlikte bu şatoya tıkılmıştım. Dışlanmışlar. Bize böyle derlerdi. Köylerden uzak bir ormanın içinde yaşamaya zorlanmıştık. Bizden korkar, adımızı saçma efsanelerine konu ederlerdi. Adımız anıldığında tanrılarına sığınır, tahtaya vururlardı. Bu orman evimizdi.

Gözlerimi daha yakına çektim ve bize ait kılınan topraklarda gezdirdim. Eski bir kulübenin önünde bir grup Dikenli çocukları vardı. Aramızdaki en zararsız ve korkutucu olmayan grup olabilirlerdi Dikenliler. Genellikle ya bahçıvan ya da çiftçilik yaparlardı. Büyük bir çoğunluğumuzun aksine öldürmeyi ve kanı sevmezler, lanetlerlerdi. Bitkilerle iletişim kurar, büyütür ve meyve vermesini sağlarlardı ama eğer bir Dikenlinin kanı toprağa değerse bu onun için felaket olurdu. Toprak verimsizleşir, Dikenlinin ruhu çekilirdi adeta. Buna Toprak Ana’nın Laneti derlerdi. Küçük elleriyle çiçek yetiştirip buket yapmaya çalışan çocuklara bakıp gülümsedim ve etrafa bakmaya devam ettim.

İleride, bizden uzak olan orman açıklığında, bir çadırın köşesinde 2 tane Kül Doğumlu vardı. Bizden bile uzak dururlardı. Ateşe karşı doğuştan gelen bir bağışıklıkları olurdu. Ama ateşlerini kontrol edemezlerse onlar dışındaki herkesi yakar ve acı getirirdi. Eğer ateşi kontrol eden bir Kül Doğumlu dikkatli olmaz ve duygularını kontrol edemezse yakınındaki eşyalara, bazen de Dışlanmışlara zarar verirdi. Bundan dolayı kendilerini toplumdan izole etmişlerdi.

Gözlerimi onlardan çektim. Eski şatomun yanındaki, belki de en sevdiklerim olan Gölge Doğumlulara baktım. Onlarsa karanlığı kontrol ederlerdi. Onu bir çocuk oyuncağı gibi kullanır, büyü ile harmanlayıp bir çeşit silah haline getirirlerdi. Savunma ve savaşta bu büyülenmiş silah gayet işe yarardı. Olası bir kavgada en işe yarayacak gruplardandı Gölge Doğumlular.

Ama elbette onların da bir kusuru vardı, aydınlık. Aydınlık ve güneş ışığı altında kalmayı sevmezlerdi. Bir keresinde bir Gölge Doğumluyu gün ışığı altında görmüştüm. Yavaşça bacakları üstüne düşmüş, ellerinin işlevini kaybetmişti. O esmer ten rengi önce beyaz, sonra sarı olmuştu. Gözleri o güzel mavi enginliğini kaybetmişti. Nefesi yavaşlamış, sonra tamamen kesilmişti. O gün güneşten nefret etmiştim. O gün kaybetmekten nefret etmiştim.

Gözlerimin dolduğunu fark edince geçmişi düşünmeyi kestim. Bense... ben bir Dhampirdim. Yarı insan, yarı vampir gibiyim. Soyağacım çok eskilere, Dışlanmışların dışlanmış olmadığı zamanlara kadar uzanırdı. O zamanlar insanlar bizi onlardan biri gibi görürlerdi. Şimdi ise sadece bir hataydık. Yasak aşkın meyvesi. Ne insanların arasına ne de Dışlanmışların arasına aittim. Bazı Dışlanmışlar bile bizi Dışlanmış kabul etmezlerdi.

Zaten sayımız azalmıştı. Yanılmıyorsam benimle birlikte toplamda 10 Dhampir vardı. Dışarıdan bir insandan farkımız yoktu. Ama çoğu klasik kabul görmüş vampir standartlarına uymazdık. En büyük farkımız güneşe çıkabilmemizdi. İnsan atalarımız bize bu özelliği miras bırakmıştı. Her ne kadar ben çıkamasam bile.

Elime bulaşan tuzları çırpıp pencereyi kapattım. Ay ışığı hâlâ odama sızıyor ve yer yer aydınlatıyordu. Saç fırçamı almak için aynanın önüne yürüdüm. Kendime bakmayı sevmezdim. Aynada olduğum kişiden nefret ederdim. Böyle doğduğum için nefret ederdim. Tanrı bizi bunları yaşamaya mahkûm bıraktığı için kendimizi ve atalarımızı suçlardım.

Eski çağlardan kalmış bir antika gibi görünen çekmeceyi açtım ve tarağı aldım ama elime bir şey çarptı. Kaşlarımı çatıp eğildim ve çekmecenin en köşesindeki eski, siyah deri kaplama gibi duran defteri elime aldım. Üzerinde bir resim veyahut yazı yoktu, sadece eski olduğunu belli eden çizgileri vardı. Bu hiç tanıdık gelmemişti. Yazı yazmayı seven biri değildim. Günlük tutmak bana göre değildi. Geçmiş geçmişte bırakılmalıydı.

Derin bir nefes aldım ve defterin ilk sayfasını açtım, okumaya başladım.

11 Kasım 1347

Kapım bugün tekrardan dün geceki gibi çalındı. 3 kez. Dışarıda yine kimse yoktu.

İlk sayfada sadece bunlar yazılıydı ve bu benim el yazımdı. Tuhaf olanlar bununla kalmıyordu. Yazıldığı tarih bundan 30 yıl öncesiydi. Ve o zamanlar ben hayatta bile değildim.

Gözlerim korkuyla aralandı ve diğer sayfaları aceleyle kontrol ettim. Yine benim el yazımla yazılmış günler vardı. Kapı çalıyor ve açıldığında kimse olmuyordu. Bazı sayfalar bile bile boş bırakılmıştı. Boş kalan sayfalardan birinin tarihi yarındı.

Diğer sayfaya bakamadan kapım çalındı.

3 kez...

Bölüm sonu

6 yorum

  • YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB Y

    1Yanıt