İçeriğe geç

Lanet

Bölüm 13 · 28 dk okuma

Lanet

Bölüm 13

Soğuk eller

“Her şey onun isteklerine göre ilerlemişti o istemeseydi belki de bunlar

yaşanmazdı ”

Efsun’un evinde 2 gün kalmıştım pazar günü eve gittiğimde annem

saçlarıma hiçbir şey demişti. Ki saçlarıma çok değer verdiğimi biliyordu

ama ağzını bile açmadı. Odama geçtim ve günlerdir yaşadığım şeyleri

düşündüm. Baran benim için yanlış kişi miydi acaba?

“Evet yanlış kişi hemen ayrıl bence” Diana’ya artık alışmış olsam da

birden gelince korkuyordum.

“Hani Liam’ın reankarnesiydi noldu şimdi” onun anlattığı Liam en

beyefendi insandı benim sevgilimse eski sevgilisi beni döverken

ifadesizce izleyen bir hayvandı. Telefondan gelen bildirimle ikimizde

kafamızı telefona çevirdik.

“Baran mesaj attıysa bakma bence ayrıca o çocuk çok kötü biti buna

karar verdim. “ sonunda karar verebildin ya ben bu kadar şey yaşadıktan

sonra. Telefonu elime alıp mesaja baktım. Baş belası hödüktü dün

Efsun’a bu çocuğu anlatmıştım ve engelini açmamı istemişti. Ben de

kırmayıp açmıştım ama yine bırakmıyordu peşimi.

Baş Belası Hödük: anla artık o çocuk seni sevmiyor seni seveni gör

biraz da şu hayatta seni en çok seven kişi benim ama sen beni

görmüyorsun bile dayak yerken öylece baktı sana umursamadı seni

gerçekten sevse kızı üzerinden atar seni ayağa kaldırırdı. Ama bu

söylediklerim de boş değil mi senin için çünkü söz de o senin gerçek

aşkın bense senin için telefon sapığınım tek ricam biraz büyük düşün

etrafına bir bak şöyle kim beni gerçekten önemsiyor diye sadece aşk

hayatın için de değil bu arkadaşlarını bi gözden geçir bu sen değilsin

anla artık bunları çekmene ne gerek vardı Işık söyle bana defterle

dövülmene o çok sevdiğin uzun sarı saçlarının kesilmesine ne gerek

vardı. Önceden benim tanıdığım Işık düşünürdü. Düşünmeden hareket

etmez bir şeye karar verirken duygularını katmazdı. Şimdi ne değişti

Baran la sevgili oldun ama her şeyini kaybettin her şeyini eski hayat

enerjin var mı sence o eski neşeli her gün müzik dinleyerek okula gelen

resimlere modaya aşık kıza noldu. Kolyesini çıkartma cesaretini gösteren

kıza ne oldu şimdi ha Günışığım noldu sana.

Okuduklarımla ağzım açık kalmıştı bu kadar şeyi nerden biliyordu bu

çocuk nasıl öğreniyordu en önemlisi kolyemin gerçeğini biliyor muydu?

Kimsin sen kim. Nasıl beni bu kadar iyi tanıyabiliyorsun. Beni Baran’la

gördüğü halde yine de bana karşı duygularında bir değişim olmamıştı

ona göre ben hala onun Günışığıydım cidden nolmuştu bana doğru

söylüyordu ben duygularımla değil mantığımla karar verirdim kendime

gelme zamanım gelmişti ve geçiyordu yeniden eski Işık olmalıydım.

“Yapmayın yalvarırım yanıyor çok yanıyor etim yanıyor “ “hayır nolur

gelmeyin” sıçrayarak uyanmıştım rüyadan sadece sesler duymuştum bir

şey görmemiştim ama kollarım ve bacaklarım yanıyordu ateşim mi var

diye düşündüm ama ateşim de yoktu. Gidip hemen elimi yüzümü

yıkadım gece yatmanın sonuçlarına katlanıyordum ilk derse geç

kalmıştım. Hızlıca formalarımı giydim yüzümdeki çiziklere rağmen

makyaj bile yapmamıştım. Açlıktan da bayılıyordum ama zamanım yoktu.

Dışarı çıktığımda karşımda Baran’ı gördüm motoruna yaslanmış sigara

içiyordu hala ne yüzle kapıma gelebiliyordu. Yüzsüz köpek diye geçirdim

içimden onu takmadan yanından yürüyüp geçecektim ama kolumdan

tutup kendisine çevirdi. Kitap karakteri misin? Kimsin de kolumdan tutup

çeviriyorsun. Öldürecek gibi bakmıştım hem yazma hem arama sonra e

kapımın önüne gel bekle. Aklım başıma gelmişti ama çok geç gelmişti.

Kolumu ondan kurtarırken elimi bilerek savurarak çektim. İstediğimi elde

etmiştim yüzüne gelmişti elim kaşlarını çatıp bana döndü. Sinirlen ben de

çok sinirlendim sana. Elini bana vurmak için kaldırdığında ben onda önce

davrandım ve bu sefer sert bir şekilde vurdum.

“Işık haddini aşma ben bu iki tokatın hesabını sorucam senden şimdi bir

şey yapmıyorum ama gününü göstericem ben sana” umurumda değildi

arkamı döndüm ve koşmaya başladım. Onun yüzünden daha çok geç

kalmıştım. Koşarak okula girdiğimde nefes nefese kalmıştım. Sınıfıma

çıkmak için merdivenlere koştuğumda bir şeye takılıp düştüm yüzümü

merdivenin ilk basamağına vurdum. Neye takıldığımı görmek için

baktığımda Alev’i gördüm. Bana çelme takmıştı o kızıl saçlarından tutup

sürüklemek geldi içimden ama kafam çok acıyordu. Ağlamamak için

kendimi zor tutuyordum bana doğru eğildi.

“İçinden geldiğince ağla daha çok ağlayacaksın ucube” bunları dedikten

sonra ayağa kalktı ve yürümeye başladı. O sırada karşıdan da Baran

geliyordu Alev ona doğru koşup boynuna atladı. İnanamıyordum bu

kadarı da çok fazlaydı beni uyaran herkes haklıydı o tam bir ş*r*s*zdi

hem de en adisi. Ayağa zar zor kalktım kafamı vurduğum için biraz

başım dönüyordu. Efsun yanıma koşarak geldi arkasında da Kubilay

vardı ikisininde çantası takılıydı galiba ufak bir kaçamak yapıp kahvaltıya

gitmişlerdi. Efsun çok zeki bir kızdı olan şeyleri bir anda kafasında

birleştirebiliyordu. Alev’e doğru yürüyecekken onu kolundan tuttum sabah

sabah bu kadar aksiyon fazla geliyordu bana günlük dozumu almıştım.

“Efsun yeter nolur zaten başım dönüyor gel sınıfa gidelim.” Efsun bi

kere daha gitmeye yeltenecek gibi oldu ama vazgeçip beni elimden tutup

çekiştirmeye başladı. Beraber sınıfa girdik sinirden kuduruyordu sırtında

çantayla herkesin ortasında bi ileri gidiyor sonra geri dönüyor başka

tarafa yürüyordu. Kubilay da ben de sadece birazdan bağıracağını

biliyorduk. Kubilay 3 2 1 diye gösterdi eliyle 1 den sonra Efsun anında

bağırmaya başladı.

“Yok böyle olmayacak ben bu kızı gidip en iyisi saçından sürükleyip

merdivenden aşağı atayım çünkü onun istediği bu canı dayak yemek

istiyor e ben de iyi kalpli bir insanım ona istediğini vermeliyim değil mi?

Şeytan diyor git saçlarından tut sürükle sürükle camı da kafasıyla kır

sonra o camdan onu aşağı fırlat. Artık ucubeler diye bağırarak ölür” son

söylediğine hepimiz gülmeye başlamıştık. Hayali bile güzeldi yapabilecek

sinir, güç,hırs her şey vardı istese yapardı ama onu bir şey tutuyordu

buna eminim. Hepimiz Efsun’un sinirine gülüyorduk. Çok tatlı

sinirleniyordu ikimizin de güldüğünü görünce üzerimize yürüyüp bizi

korkutmaya çalıştı. Geri geri giderken karnım guruldayınca bana bakıp

gülmeye başladı.

“Ya sen aç mısın?” Bu sefer de o gülmeye başladı stresten aç olduğumu

bile unutmuştum. Kantine inip çıkmam da 2 dk dan fazlaydı koşarsam

belki gidip gelebilirdim çantamı bıraktığım gibi koşmaya başladım

merdivenleri hızlı hızlı inip kantine indim bu okula geldiğimden beri

favorim açma ve ayran olmuştu ikisini de alıp merdivenden açmamı

yiyerek ve koşarak çıktım. Sınıfın önüne geldiğimde ayranım da açmam

da bitmişti o kadar hızlı yemiştim ki karnımın doymasının sevinciyle

hemen gidip sırama oturdum. Aklım hala Baran’a attığım okkalı

tokattaydı kendi kendime gülünce Tayla bana çok garip bakmıştı canı mı

sıkkındı acaba yüzüme bile bakmıyordu artık doğru düzgün. Hayatımda

çok şey değişmeye başlamıştı. Eski hayatıma dönmek için neler

vermezdim ki şuanda da çok güzel dostlarım vardı ama hiçbir şey

kızlarla birbirimizin üstüne düştüğümüz zamanları oturup resim hakkında

tartıştığımız günleri, Elisa’nın ve Aşkın’ın bana aynı anda tasarımlarını

gösterip birbirleriyle kavga etmelerinin yerini tutamazdı. Ben buraya ait

değildim ait olduğum yer de artık benden çok uzaktaydı. Sanat

okulundan meslek lisesine. Ne güzel ya. Herkesin yüzüne gülen hayat bir

tek benim yüzüme gülmemişti. İkizim İngiltere de okusun bense zorbalık

gördüğüm meslek lisesinde.

Yıllarca bir sanatçının yanında stajyer olmayı beklemiştim. Sonunda o

gün geldiğinde en sevdiğim sanatçı beni seçmişti. Ama ondan da

kopardılar beni tıktılar bir kafese sesimi kimse duymuyordu gün geçtikçe

psikolojimin bozulduğunu kimse anlamıyordu. Ya da ben mi belli

edemiyordum istemiyordum ki anlamlarını. Kimse sevmemişti ki beni

kendimi açamıyordum insanlara zaten Elisa ve Aşkın’a da acımı belli

etmemek için konuşmak istemediğimi söyledim ya zaten. Ne çok

yaşıyordum ben aylardır peki bunu şuan matematik dersinin ortasında

düşünmem ne kadar ikonik değil mi?

Öğle arasına geldiğimizde şükrettim bugün o kadar yavaş geçiyordu ki.

Giray, Kubilay, Efsun ve ben masanın birine geçmiş sohbet edip

gülüşerek yemeğimizi yiyorduk. Dikkatimi Giray bana olan bakışları

çekmişti. Çok farklı bakıyor gibi gelmiştik ona baktığımı görünce kafamı

başka tarafa çevirememiş iki üç saniye bakışmıştık ama bakışmamızı

Tayla omzuma dokunarak bozdu her güzel an bir şeyle bozulur ya zaten

ay ne diyorum ben ne güzel anı aklından neler geçiyor senin Işık.

Kafamdaki düşüncelerimi silmeye çalışarak Tayla’ya döndüm noldu der

gibi baktım.

“Konuşmamız gerekiyor kalk hadi” kolumdan tutup kaldırmaya

çalışıyordu yemeğim bitmemişti ama daha ve ben çok açtım.

“Yemeğimi bitirince gelirim ben yanına”

“Hayır şimdi konuşmamız gerekiyor “ bir şey dönüyordu Efsun ve

Kubilay çok garip bakıyorlardı.

“Peki “ diyerek ayağa kalkınca benle beraber Efsun’da kalktı. Tayla

onun gelmesini hiç istemiyormuş gibi baktı.

“Baş başa konuşacağız kimse gelmesin arkamızdan” Efsun çok sinirli

gözüküyordu kesinlikle gelecekti peşimizden o yüzden gözlerimizle

anlaşıp Tayla’nın arkasından gittim. Bizi spor salonun olduğu yöne doğru

götürüyor gibiydi tam tahmin ettiğim gibi spor salonun oraya gelmiştik.

Kapı hafif ırıktı.

İçeri girdiğim anda biri beni tutup ağzımı kapattı. Kapı kilitleme sesleri

duydum lan spor salonun anahtarını nerden buldunuz. Beni bir

sandalyeye oturtup atlama ipleriyle bağladılar çok karanlıktı ışığı

açtıklarında gözüm kamaşmıştı. Karşımda pis pis gülen insanları bir süre

ayırt edemedim. Görüntü netleştiğinde içime kötü bir his yayıldı. Ayça,

Alev, Alara, Baran ve Tayla duruyordu satmıştı beni bana

yapacaklarından emin olamadım. Alev arkaya doğru gelip bildiğimiz

maşa getirdi saç maşası Allah’ım nolur düşündüğüm şey olmasın.

Kendimi The Glory dizisinin içine düşmüş gibi hissettim hayır tam da

düşündüğüm şeyi yapacaklardı.

“Noldu korktun mu ucube merak etme seni biraz yakacağız sadece”

Alev yanıma yaklaşınca yüzüne tükürüp onu geri püskürtmüştüm.

Burdan kaçmanın bir yolunu aradım ama elim kolum tamamen bağlıydı.

Tayla’nın beni sattığına şaşırmamıştım aslında belliydi bir şeyler

planladığı. Alev yeterince ısınmış maşayı alıp bana yaklaşmaya başladı.

Kaderime razı olmak zorunda kaldım. İstesem de onlara zarar

veremezdim yeteneklerimle boyunlarındaki kolyeler benim kolyemle aynı

işlevdeydi daha gördüğüm anda tanımıştım kolyeleri. Ayça ve Tayla

kolumdan tutup Alev’in maşayı basmasını bekledi. Koluma sıcaklık

yaklaştıkça kalbim daha hızlı atmaya başladı. Vücudumun yandığını

hissettim dayanılmaz acıyla beraber bağırıyordum. Derim alev alev

yanıyordu on, on beş saniye tutup çekti koluma baktığımda pişmiş

gibiydi. Hiç beklemeden diğer koluma da aynı şekilde maşayı bastı çığlık

atıyordum kafamdan ter akıyor gözlerim kayıyordu. Sonra kolumun

üstlerine geçti maşayı basıp hiç beklemeden başka yere geçiyordu

bastığı yerler ve yeni bastığı yerin acısı katlanarak artıyordu. Kolumda

maşa basılmadı yer kalmamıştı. Bacağıma maşa basacağı anda bir ses

duyduk kapıdan bu Efsun’un sesiydi kapıyı zorluyordu. Bağırıyordu ama

kapı kilitliydi. Elinden bir şey gelmezdi ki.

“Hadi çabuk ol biraz bu manyak o sinirle kapıyı kırar hadi bekleme de

maşayı bas” Tayla sana inanamıyorum ya cidden nasıl bir şey çıktın sen

sinsi şeytan. Efsun hala kapıyı kırmayı çalışıyordu. Alev maşayı

bacağıma doğru bastırmaya başladı. Acıdan kafayı yiyordum kanım

çekiliyordu sanki. Çığlıklarımı duyan Efsun kapıya daha hızlı vurmaya

başladı. Kapıyı kıracak korkusuyla Alev tuttuğu yerde sadece birkaç

saniye bekletiyordu. Bacaklarımda yer kalmadığına emindim.

“Gömleğini açın”lan siz nasıl hayvanlar nasıl canilersiniz bacaklarımla

kollarımla bitti de vücudum mu kaldı. Biri gömleğimi hafiften açtı tam

kalbimin üzerine geldi bu sefer maşa bastırmasıyla aynı acıyı

hissedeceğimi düşünmüştüm yanılmışım. Bu acı çok farklıydı biri zorla

ruhumu çekiyor gibiydi çığlıklarımın şiddeti artarken başım geriye düştü

acıdan başım dönüyor kendimi tutamıyordum. En son gördüğüm şey

Efsun’un kapıyı kırıp Giray ve Kubilay içeri girmesiydi.

(Efsun’un Anlatımından)

Saçma sapan rüyalar görerek uyanmıştım bugün. Hissediyordum bir

şeyler olacaktı. Uyanır uyanmaz Kubilay’ı aradım.

“Alo efendim çiçeğim” uykuluyken sesi çok tatlı oluyordu. Çiçeğim

dediğinde yüzüm kızarmıştı. Utandığımı belli etmeden direk konuya

girdim.

“Kötü şeyler olacak gibi hissediyorum beni alıp sonra da Işığı okula

gidene kadar takip edelim mi?” Bana gülmeye başlamıştı nolmuş yani

arkadaşımı merak ediyorsam. Aptal aptal gülüyordu ama çok da tatlıydı

kafamı karıştırıyordu eşşek.

“Ya gülmesene tam sen gelme ben giderim” bozulmuş gibi burnundan

soludu.

“Ben senin benden ayrı soğuksa beklemene izin verir miyim sence hem

şimdi beklerken biri laf falan atar öldürtme bana birini bende gelicem 5

10 dk çıkarım hazırlan hadi sende” kıskançlığını napacaktım ben bunun

ya gücümde yerindeydi yani kim laf atabilirdi bana. Kendine güvenen

gelsin.

“Oldu senden önce ben öldürürüm onu hayırdır ya kim kime laf

atıyormuş. Bi kere yanımda biber gazıyla geziyorum ben gelsin de

görsün gününü.” Gene gülmeye başlamıştı ama ben seni uzun zamandır

dövmüyorum değil mi Kubilay bey en son yediğin dayağı unuttun galiba.

“Ya sen o pamuk ellerinle birini mi dövcen hem de ben yanındayken

“ hala gülmeye devam ediyordu.

“En son yediğin dayağı unuttun galiba sen buraya gelince hatırlat bana

tamam aşkım kapat şimdi.” Hiçbir şey diyememişti kal geldi galiba direk

yüzüne kapattım hazırlanmaya başladım.

Sonunda hazırlandığımda dışarıdan korna sesi duydum. Kardeşlerim

uyuyor kardeşlerim. Bi sinirle balkona çıkıp motora doğru ayağımdaki

kedili terliğimden birini atıp kafasına neye uğradığını şaşırmıştı.

“O terliği bana geri getir diye bağırdım aşağı”motoru kapatıp yerden

terliği aldı.

“Tamam anne” oyuncağı elinden alından küçük çocuklar gibi dudağını

büzerek söylemişti bunu. Kapıyı açıp gelmesini beklemiştim sağolsun

annemi de uyandırmıştı yorgundu zaten kadıncağız. O da benimle

beraber bekliyordu sözde damadını Kubilay’a güvenmeye başladıktan

sonra damadım diyerek sevmeye başlamıştı. Kubilay merdivenlerde

göründüğünde kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Nefes nefes

kalmıştı ve elinde pembe kedili terlik çok komik duruyordu benim de bi

ayağım da terlik vardı diğer ayağım çıplak bir şekilde beyaz atlı

prensimin terliğimi getirmesini bekliyordum. Sonunda kapının önüne

gelip ilk önce anneme selam verdi ondan sonra önümde eğilip terliğimi

giydirdi. Bir kez daha anlamıştım doğru kişiyi seçtiğimi. Annemin de yüzü

gülmüştü.

“Gel oğlum iki dk soluklansana” Kubilay saatine baktı saat Işığın evden

saatine yaklaşıyordu bunu da diyemeyeceği için.

“Ya biz geç kalıyoruz anneciğim sonra başka bir zaman da gelip

otursam” diyip elini öptü annem de bu kibar davranışından dolayı mutlu

olmuştu başıyla tamam diyerek çantamı verdi.

“Bak buna sahip çık birine atlamasın “

“Ya anne Kubilay kime atlayacak Allah için ya “ ikisi de birbirine bakıp

gülmeye başlamıştı.

“Ben onu senin için demiştim ama sen bilirsin Kubilay bak sahip çık

buna yan bakan olursa atlıyor direk üstüne ruh hastası sahip çık tamam

mı oğlum”

“O iş bende merak etmeyin siz” dedi ve ben çekiştirerek merdivenden

aşağı ittim onu.

Işığın evinin yan tarafında yarım saattir bekliyorduk ama hala bi hareket

yoktu acaba erken mi gitti diye düşündük ama öyle olsa bu sefer bizi

arardı nerdesiniz diye uyuya kalmıştı büyük ihtimalle. Zaten son

yaşadıklarından sonra kendini iyi hissetmiyordu psikolojisi de hiç iyiye

gitmiyordu bazen dalıp bir yerleri izlediğini fark ediyordum. Kıza yapılan

zorbalık bana yapılanlardan daha ağırdı. Bana sadece sözleriyle zarar

vermişlerdi ona hem sözleriyle hem de fiziksel olarak zarar veriyorlardı.

Hadi ben psikolojim bozuk diye iyi bir liseye girememiş mecbur buraya

gelmiştim. Senin o iblis annen seni niye bu cehennemin içine atmıştı.

Ben bunları düşünüp sinirlenirken başka bir motor daha yaklaştı evin

önüne Baran’ın motoruydu bu. Ne arıyordu burada motorundan iner

inmez ben yanına gitmiştim Kubilay da beni tutamayınca peşimden

gelmişti. Bizi görünce zaten şaşırmıştı. Ben onu omuzlarından itince

daha çok şaşırdı.

“Ne arıyorsun burada kıza verdiğin zararlar yetmedi mi?” Sinirlenmesi

bile midemi bulandırmıştı arkadaşımın duygularıyla oynuyordu bir de en

son olanlardan sonra hala nasıl buraya gelebiliyordu. Midesiz.

“Sevgilimi almaya gelirken size mi sorucam ben annem misiniz babam

mısınız sizene siz gidip iğrenç aşkınızı yaşasınıza” kaşınıyordu bu çocuk

ama ben insan kaşımaya da bayılırım. Benden önce Kubilay davrandı ve

boğazına yapıştı aferin vahşi sevgilim.

“La bebe bak ilk başta bir şeyleri belli etmedik sen istedin diye kıza

yenge dedim acıdığım halde sen kızı o kadar üzdün planlara katıldın

Alev kızı rezil etti kendi defteriyle dövdü öne çıkıp da ben kızı koruyum

demedin. Şimdi gelip de bize mi laf ediyor düşünemeyen küçük beyninle”

aferin aşkım aferin içimden küçük çocuklar gibi mutlu oluyordum tabii ki

bunu yüzüme yansıtmadım. Kubilay hala Baran’ın boğazını sıkıyordu

çocuk kıpkırmızı olmuştu aşırı zevk alıyordum bu durumdan bırakayım

öldürsün bu köpeği.

“Her şey plandan ibaret ya zaten sizi aptallar ben ucubeyi sever sarılır

mıyım yoksa” hala nasıl pişkin pişkin gülüp konuşabiliyordu bu ya.

Kubilay sinirle elini daha çok sıktı. Baran hala pişkin pişkin gülüyordu.

Şimdi ben öldürecektim onu haberi yoktu.

“Uzak dur Işık’tan artık yeter yeter kıza yaşattıklarınız kız daha ne

yaşayacak sizin yüzünüzden.” Bunları söylememle gülüşü kahkahaya

dönüştü.

“Daha ne yaşadı ki ?” Kubilay sinirle boğazını bırakıp mükemmel bir

tokat attı acısını kendi yüzümde hissetmiştim öyle bir ses çıkmıştı. Baran

sinirlense de çıkarıp bir sigara yaktı çok kötü bir şey planlıyordu kesin

ama biz Işığı korumaya söz vermiştik yapacağı her neyse izin

vermeyecektik. Yanında uzaklaşıp Işığın çıkmasını bekledik. Işık

sonunda binadan koşarak çıktığında karşısında Baran’ı görünce yüzünde

sinirle karışık bir ifade oluşmuştu yanından sadece geçmek için

yürüyecekken Baran kızı kolundan tutmuştu. Işık bilerek mi yaptı

anlamadık ama kolunu kurtarırken Baran’a elinin tersiyle çarptı bir tane.

O sinirle Baran da ona vuracak gibi oldu ama Işık sinirlenip bir tane

okkalı tokadı geçirdi uf işte benim kızım harikasın annecim harikasın.

Orda Baran bir şeyler dese de Işık çok takmadan koşmaya başladı.

Motora binince arkamı dönüp Baran’a gülüp el hareketi çektim

sinirlensede biz çoktan hareket etmiştik. Okula girdiğimizde geç kalmış

olsak da Işığın tokadı da hala kulağımda yankılanıyordu. Tam o sırada

Işığı gördüm merdivenin orda yere düşmüş gibi oturup bir yere

bakıyordu.

Baktığı yerde Alev ve Baran birbirlerine sarılıyorlardı. Önce Işığa doğru

eğildim sonra Alev’e doğru gidecekken kolumdan tutup durdurdu beni.

Sakinleştirse de hala sinirliydim. Sınıflara girdik ve öğle arasına kadar

dersleri zar zor dinledim. Öğle arasının gelişiyle hepimiz sevinçle

yemekhaneye indik. Yemek yerken bir anlık Giray’la birbirlerine

bakakaldılar ah benim salak arkadaşım Baran’ı seçene kadar şu diğer

sarı civcivi seçsen çok mutlu olacaktın ama hatandan dönecek gibisin.

Tam imalı bakışlar atacağım sırada Tayla gelip her şeyi mahvetti ney

Işık’la baş başa konuşacakmış ben inanır mıyım buna sinsi şeytan. Onlar

gittikten sonra saf hiçbir şeyden haberi olmayan masum Giray

konuşmaya başladı.

“Ya arkadaşlar aralarını düzeltecekler ne güzel İşte niye sinirlendin ki

sen” diye bana sordu planladıkları her neyse canımı çok sıkıyordu. Giray

için masa da en on beş dakika falan oturmuştum ama en son kendimi

tutamayıp ayağa kalktım gittikleri yönde sadece spor salonu vardı. Direk

spor salonuna doğru yöneldim. Yaklaşmaya başladığımda kanım

donmuştu içerden çığlık sesleri geliyordu bu sesler Işığa aitti. Sinirle

hemen kapının önüne gelip kapıyı açmaya çalıştım ama kapı kilitliydi

bunlar kapının anahtarını nereden bulmuşlardı. Kapıyı tekmelemeye

başlamıştım her saniye çığlık sesleri yükseliyordu sinirden gözüm

dönmüştü içerde birbirlerine bir şey dediler ama anlamadım. Giray ve

Kubilay’In koşarak geldiğin gördüm. İçerdeki Işığın çığlıklarını onlarda

duyunca Giray beni itip geri geri gitti bir anda kapıya vurup kapıyı tak

diye kırdı içeri girdiğimizde görüntü iğrençti Alev’in de saç maşası

sandalyeye bağlanmış Işık bizi görünce anında bayılmıştı. Alev’in üzerine

atlayıp boğazına yapıştım bu kadarı da çok fazlaydı. Bir o taraftan tokat

atıyordum bir bu taraftan Kubilay da Baran’ı altına almış yumrukluyordu.

Giray direk Işığın yanına koşmuştu. Işık gözünü bile açamıyordu ben

Alev den sonra diğer kızların üstüne tek tek atladım özellikle bize ihanet

eden Tayla’yı bir güzel dövdüm ama hala sinirim geçmemişti. Hala sıcak

olan maşayı elime aldım .

“Maşa yapmayı çok seviyorsunuz galiba “ ayağa kalkıp hepsi kaçmaya

başlamıştı. Gözüm döndüğünden hatırlamıyorum kime denk geldiyse

maşayı değdirdim hepsi tek tek dağıldığına Işığın yanına koştum. Her

yerini yakmışlardı eti çürümüştü kim bilir nasıl acı çekmişti. Giray onu

kucağına alıp revire koşmuştu her yeri yanmıştı ambulans çağırdılar.

Ambulans üçümüzde binip hastaneye gittik. Doktorlar içeri alıp naptılar

bilmiyorum da artık bizi odaya aldıklarında Işığın her yeri sarılıydı.

Aslında annesinide çağırdık ama ne kadar beklesek de gelmedi. Ancak

telefonuna başka aramalar da düştü. Bu onun bize anlattığı küstüğü

arkadaşları olan Elisa ve Aşkın’dı telefonu hemen açıp durumu anlattım.

Neyle ya da nasıl geldiler bilmiyorum ama telefonu kapatalı daha yirmi

dakika bile geçmeden kapıdan girip Işığın yanına geçtiler. Uyuduğunu

görünce oturup sadece ağlamakla yetindiler. Ben de onlarla beraber

ağlamaya başladım. Hep beraber o rahatsız olmasın diye dışarı çıktık.

“Telefonlarımızı bu yüzden mi açmıyordu sırf yaralarını görmeyelim

diye” Pembe saçlı kız bunları söyleyerek hıçkırıklara boğuldu.

“Işık size çok değer veriyordu kimsenin acılarını görmesini istemedi biz

gözümüzle şahit olmasak emin olun biz de bilemezdik”.

“Kim yaptı bunu” saçları çok farklıydı ama çok hoşuma gitmişlerdi.

“Alev adında manyağın teki.” Onu öldürecektim daha durun .

“Ve siz yaptığını görüp müdahale etmediniz mi?” Üzerime doğru

yürümüştü yarısı siyah yarısı beyaz saçlı olan kız acınızı anlıyorum kızlar

ama haşadını çıkardım ben onun.

“Hop hop sakin ben hepsini tek tek dövdüm değdirebildiğim kadar da

maşayı değdirdim bazılarına ama o kadar çok gözüm dönmüştü ki

hangisine denk geldi bilmiyorum artık Kubilay da Baran’ı bir güzel dövdü

içiniz rahat olsun bu kadarla kalmayacağız.” Yüzü gülmeye başlamıştı.

Sanırım söylediklerim hoşuna gitmişti.

“Işığın sizinle niye arkadaş olduğu belli.” Dedi anlamayarak baktım.

“Manyaksınız ve biz manyakları çok severiz manyaklar kulübüne hoş

geldiniz ben Elisa” diyerek elini uzattı bana elini sıktım.

“Biz de manyakları çok severiz hoşbulduk bende Efsun” Adının Aşkın

olduğunu tahmin ettiğim kız da ayağa kalkıp elini uzattı bana.

“Ben de Aşkın” onun da elini sıktım. Işığın cidden çok güzel arkadaşları

vardı. Saatlerce sohbet ederek Işığın başında uyanmasını bekledik.

Aşkın uyandı uyandı diye bağırdığında hepimiz kızın başına toplandık.

(Işığın Anlatımından)

Uyandığımda yanıkların acısını hala hissediyordum. Gözümü açtığım

anda tanıdık bir ses uyandı diye bağırmaya başladı herkes bir anda

başımda toplanmıştı. Sevdiğim tanıdığım herkes buradaydı Elisa ve

Aşkın’da buradaydı dostlarımı görünce ağlamaya başladım ağrılarıma

rağmen ikisine de sarıldım.

“Siz o kadar şeye rağmen yanımdasınız” ağlayarak söylediğim onlarda

ağlamaya başladı bana iki taraftan sarıldılar geri çekilip burunlarını

çektiler ve bana gülümsediler.

“Biz senin her zaman yanındaydık be güzelim de sen izin vermedin ki”

Elisa haklıydı ben izin vermemiştim.

“Hala ağlarken kedi yavrusuna benziyorsun.” Aşkın da hala aynıydı en

kötü zamanlarımda beni hep güldürmüştü yine aynısını yapıyordu. Hep

beraber gülmeye başladık. Efsun’a bakıp gülümsedim kesin o çağırmıştı.

“Siz Efsun’ la tanıştınız mı?”üçü de birbirine bakıp gülmeye başladı.

“Senin uyanınca çernobilden kaçmış gibi göründüğünü öğrenecek

kadar tanıştık merak etme” Elisa ve Aşkın’a sinirle döndüm onlar da

gülmeye devam ettiler. Sinirimin arasında Giray yanıma oturup elimi

tuttu. Yüzüme bi sıcak hava dalgası gelmiş gibi kızarmaya başladım

hepsi bir ağızdan ooooo demeye başladılar.

“İyi misin Günışığı?” Anlamaya başlamıştım aslında birazcık onun

olduğunu tamam azıcık anlamıştım benden hoşlandığını hissediyordum

ama telefon sapığımın o olduğunu bilmiyordum.

“İyiyim baş belası hödük yoksa sana telefon sapığım mı demeliyim ?”

Anında herkes bana dönmüştü.

“Lan Işığa her gün yazan hödük sen miydin?” Diyerek ensesine bir

şaplak attı Elisa . Giray hiç bozuntuya vermedi. Haketmişti.

“Bana vuracağına git arkadaşına vur bildiği halde gözümün önünde

başka bir çocukla iki ay çıktı” yüzüm düşmüştü benim yüzümden kim bilir

neler hissetmişti. Yüzümün düştüğünü görünce gülümsedi.

“Neyse zaten benden hoşlanmadığını bildiğim için kendimi dizginledim

çok da üzülmedim.” Ya senin bu dediğine sevineyim mi üzüleyim mi? “Ya bu aptal yalan söylüyor ilk sizi beraber gördü ağlayarak beni aradı.”

Kubilay’ın söyledikleriyle o da dönüp ona sinirli bi bakış attı. Cidden

benim için ağlamış mıydı?

“Neyse ben en azından niye yaptığını biliyorum “ tek kaşımı kaldırdım

nasıl yani neyi biliyordu. Gülümsedi kulağıma eğilip fısıldadı o gün kimse

ne dediğini anlamadı ama ben anlaşmıştım.

Annem hastaneye gelmemişti iki günün sonunda hastaneden

çıkacaktım. Giray herkesi evine yollamıştı. Gece boyunca elimi tutup baş

ucumda uyumuştu. Efsun’la konuşup onlarda kalmaya zorla ikna

edilmiştim. 2 hafta sonra okulun düzenlediği bahar şenlikleri için

düzenlenen bir parti olacaktı. Biz de Elisa, Aşkın ve ben olmak üzere tek

tek hepimize elbise dikecektik. Partinin ertesi günü 16 Nisan’dı Işıl

İngiltere’den doğum günümüzü kutlamaya gelecektİ ve benden özellikle

ikimiz içim saks mavisi elbiseler dikmemi istemişti. Eve gidip bütün

çizimlerimi dikim eşyalarımı kumaşlarımı alıp Efsun’lara gitmiştim.

Sabahtan akşama kadar tasarımlar için uğraşıyor akşam da Efsun ve

bizim kızlar gelince tasarımları tartışıp kumaş seçiyorduk. İkiz kardeşleri

de kumaşları üzerine tutup modelmiş gibi yürüyorlardı hepimiz gülmekten

çatlıyorduk. Yaralarımsa hala aynıydı günler yatağa yatıyordum ama

acıdan uyuyamıyordum. Uyusam bile kabus görüp geri kalkıyordum.

Diana’da bir şey yapamıyordu. Maşayı dokunduran Alev’de de aynı

kolyeden olduğu için onun da enerjisi geçmişti ne kadar uğraşsak da

ikimizde iyileştiremiyorduk yaraları.

“Bak dün gece de uyumadın günlerdir uyumuyorsun hatta halsizlikten

düşeceksin diye korkuyorum.” Diana beni en çok anlayan kişiydi şuan

ama kimsenin fark etmediği bir şey vardı bu kadar olaydan sonra ölümü

hayal ediyordum. Rüyalarımda sürekli farklı şekillerde kendimi

öldürüyordum. Aklımda sürekli öldüğüm düşüncesi vardı ve bu akıl almaz

bir şekilde bana çok güzel geliyordu.

“Diana ölmek nasıl bir his” düşüncelerimi biliyordu zaten o yüzden

sürekli yanımdaydı. Kendime bir şey yapmamdan korkuyordu.

“Bilmem ben sadece beden olarak öldüm biliyorsun ruhum hala yaşıyor

ayrıca 529 yaşıma giricem” şu an hatırlamıştım onun doğum günü de 16

Nisan’dı.

“Ölürken çok acı çekiyor musun?” Sorumlarımla aklımdaki düşünceleri

daha çok çözüyordu.

“Noldu annenin senden istediğini mi yapacaksın” evet annem de tam

bunu istiyordu.

“Bilmem sadece sorasım geldi merak ediyorum ölüm nasıl bir şey diye”

“Merak etme böyle şeyleri seni bıçaklayacak bir kız kardeşin yok” ama

onun gibi bir annem vardı. Tam ağzımı bir şey söyleyecektim ki kapı

çaldı. Açtığımda karşımda Giray vardı elinde mavi güller vardı resmi

olarak sevgiliydik artık. Elinde daha birçok şey vardı: Market poşetleri,

istediğim renkte kumaşlar…

İçeri girince mavi güllerimi elinden alıp koklamaya başladım ancak

güllerin arasına baktığımda bir çiçek daha vardı orkide. Bana sürekli

orkide dövmesi yaptırmam için yalvarıyordu. Diana çiçeklerin arasındaki

orkideyi görünce duygulanmıştı. Orkideler onun için çok değerliydi.

“E minik kedi tasarımların nasıl gidiyor?” Hastane de bana yavru kedi

gibi ağlıyorsun dediklerinden beri minik kedi ya da yavru kedi diye

sesleniyordu. Mutfağa poşetleri bıraktıktan sonra yanıma geldi cebinden

bir kâğıt çıkardı hayır kâğıt değildi fotoğraftı hem de bizim çocukken

çekindiğimiz fotoğraf. Çocukluk aşkım olduğunu bana da bu fotoğrafla

kanıtlamıştı. Biz tanıştıktan sonra beni çok aramıştı ama bulamamıştı.

Yıllarca her yerde beni aramış en sonunda bulmuştu. Bulduğundaysa

ben başkasıyla sevgiliydim. Kendimi affettirmek için çok uğraşıyordum.

Aslında o bana hiç kızgın değildi ama ben artık hiçbir şeyden emin

değildim o yüzden kendimi affettirmek için uğraşacaktım.

“Aşkın ve Elisa tasarımları tartışmayı bitirebilirlerse iyi gidiyor aslında

kaç tane elbiseyi yeniden diktim tahmin edemezsin. Özellikle doğum

günü elbiselerimiz beni çok zorluyor. Nasıl bir şey istediğimi biliyorum

ama çizemiyorum.” Elimden tutup tasarımları yaptığımız odaya koşturdu

beni. İçeri girip kapıyı kapattı. Yere oturup tasarımlara baktık.

“Eski tasarımları boşver hadi yeni bir sayfa aç” dediğini yapıp yeni bir

sayfa açtım. Anlat der gibi baktı bana. Kalemi eline alıp ben anlattıkça

çizdi çizerken de bakmama asla izin vermiyordu. Ben anlatmayı bitirdim

Giray sa çizimi güzelleştirmeye başladı. Cidden çok iyi resim çiziyordu.

Sonunda resim bittiğinde bana döndürdü elime aldım defteri tam

hayalimdeki gibiydi. Mutluluktan boynuna atlayıp sarıldım. Bir süre

birbirimize sarıldıktan sonra yeniden çizimine baktım. Hayallerimdeki

saks mavisi elbise buydu işte. Arkasında salaş bir kuyruk vardı. Tek

omzu ince askılı diğeri dirseğe gelecek kadar uzundu ama yine omuzu

tamamen açık bırakıyordu. Gidip aldığı kumaşları getirdim. Kumaşlara

baktığımda tam istediğim şekildeydi mavisi. Heyecanlanıp yanağından

öpünce kızarmıştı. Çok utangaçtı aslında ya da sadece bana karşı

öyleydi. Kumaşı elimden aldı masaya bıraktı. Beni dizlerine yatırıp

saçlarımı okşamaya başladı.

“Hadi uyu biraz güzelim günlerdir uyumuyorsun.” Kendime kızdım Baran

gibi bir hayvanı ben nasıl Giray’a tercih etmiştim.

Uyandığımda hava karanlıktı bende hala Giray’ın dizinde uyuyordum.

Ancak odada bizim gruptan herkes başımda bekliyordu. Ben uyandıktan

sonra Efsun telefonu cebine attı kesinlikle resmimi çekmişti. Ayağa kalkıp

kızların üstüne attım. Hepimiz kahkahalarla birbirimizi gıdıkladık.

Efsun’un annesi bir anda gelince hemen ayağa kalktık. Annesi bize

değilde erkeklere döndü.

“Siz ne işe yarıyorsunuz damatlar geçin mutfağa kızlar çalışsın kalkın

kalkın” onların korkuları ve hemen ayağa kalkmaları cidden çok komikti.

Giray ve Kubilay günlerdir biz elbiseler üzerinde çalışıyoruz diye

yapmadıkları iş kalmamıştı. Tabii Efsun’un annesi beni de artık kızı gibi

gördüğü için Giray’a da damadım diyordu. Yazık sevgilim mutfakta

bulaşık yıkarken ben burda elbise dikiyordum.

Tasarımı bizim kızlara da gösterince onlar da çok beğendiler. Hepimiz

çalışmaya başladık. 3. Elbise tamamen hazırdı geriye de 3 elbise

kalmıştı. Onları da birkaç gün içinde hazır edecektik. Partiye yaklaşık 4

günümüz vardı ve hazır olmak zorundaydı. Nerdeyse iki haftadır okula

gitmiyordum ve kimse bana bir şey anlatmıyordu. Tek bildiğim iki grubun

sürekli laf dalaşına girmesiydi. Onun dışında herkes okuldan konu

açılınca konuyu değiştiriyordu.

15 Nisan parti günü

Hepimiz yine Efsun’un evindeydik. Elbiselerimizi giyip birbirimize

makyaj yapıyorduk. Ben Elisa’nın ısrarları üzerine saçlarımı işkence

aletimle yani maşayla yapmıştım. Elbisemi bile izler görünecek şekilde

tasarlamışlardı. Üzerimde ki kırmızı elbise üzerime çok yapışmış gibi

hissetsem de sesimi çıkaramadım. Elisa’ya hayatında ilk defa pembe

elbise giydirmiştik. Saçlarını mor yapmıştı. Cruella değilsin artık diye

sürekli dalga geçiyordum. Mora pembeyi de nasıl seçtiğimizi

sorgulamayın. Çok da güzel duruyor. Kızların hepsi bana destek olmak

içi saçlarını da benim gibi kestirmişti hem de saçlarını Efsun kesti. İlk

defa gerçekten sevildiğimi hissediyordum. Arkadaşlarıma gülümseyerek

baktım onlar bana değer veriyorlardı ailemin bana vermediği değeri yıllar

sonra iliklerime kadar hissediyordum.

Giray ve Kubilay kapının önünde bizi bekliyorlardı. Kubilay kalabalığız

diye arabayı alıp gelmişti. Giray bana doğru geldi bu sefer elinde

tamamen orkidelerden oluşan bir buket vardı. Elimi tutup yumuşak bir

şekilde öptü.

“Parlıyorsun resmen Günışığı” kendimi tutamayıp sarıldım hemen bir

şey demek istemiyordum teşekkür de yeterli gelmiyordu bana.

“Aşk kuşları sarılmanız bittiyse eğer gitsek mi acaba geç kalmadan

zaten bu süslülerin süslenmesini bekledik iki saat” Kubilay biraz fazla

hazırlanmaya zaman harcadık diye bize laf sokuyordu.

“Ya bunu sırf Efsun çıkma teklifini kabul etsin diye yağmurların altında

pencerenin açılmasını bekleyen sen mi söylüyorsun?” Heheyt işte benim

sevgilim gol golll. Kubilay da Efsun da birbirine bakıp gülümsemişlerdi.

“En azından sevdiğim kızın telefon sapığı değildim” diyerek bu sefer lafı

o soktu. Giray da şaşırmıştı bir şey demeden arabaya yürüdük Kubilay’ı

omzundan iterek girdi arabaya anlaşma şekilleri cidden çok komikti.

Yol boyunca şarkı dinleyerek gittik bazen bizde eşlik ediyor

çıldırıyorduk. Sonunda parti alanına geldiğimizde sırayla arabadan indik.

Okuldaki herkes vücudumdaki yanık izlerine bakıyordu. Üzülmek

istemiyordum sırf bu gece eğleneceğiz diye o kadar hazırlık yapmıştık.

Kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak yürüdüm içeri doğru.

Giray beni dansa kaldırmıştı. Dans ederken yine herkes bana

bakıyordu.

Giray herkesin bana baktığını biliyordu ona rağmen benimle dans

ediyordu. Benden hiç utanmıyor muydu acaba? Sonuçta ben herkesin

ucube olarak gördüğü kızdım. Ama yüzünde hiç öyle bir bakış yoktu

aksine aşkla bakıyordu bana. Dans bittiğinde bir şeyler yemeye gittik.

Yemek alırken Alev ve Baran’ın gözleri sürekli bendeydi. Aralarında bir

şeyler konuşup bana bakıyorlardı. Uykusuzluktan başımın döndüğünü

hissettim.

“Ben mi tuvalete gelicem siz eğlencenize bakın”

“Ben de geleyim mi yüzün hiç iyi gözükmüyor “ Efsun a gülümsedim ve

başımı sallayarak hayır dedim. Başımın döndüğünü anlamasınlar diye

düz yürümeye başladım. Tuvalete girdiğimde ayakta zor duruyordum

hiçbir şey net değildi. Kapı sesi duyunca kendimi dikleştirmeye

bizimkilerden birinin geldiğini sanmıştım. Öyle değildi biri kafama topuklu

vurup beni bayılttı zaten ya tava ya da başka bir şeyle bayıltıyorlar ya

beni.

(Efsun’un Anlatımından)

Işık gideli baya olmuştu aslında keşke onunla gitseydim diye düşündüm.

O an Alevlerin gruptan kimsenin burada olmadığını fark ettim. Hayır

dedim nolur düşündüğüm şey olmasın. Bizimkilere telaşla döndüm.

“Işık ortalıkta yok ve Alevler de ortalıkta yok koşun etrafa bakın”

herkesin aklını başına o an getirdim herkes koşturup bir yerlere bakmaya

başladı. Bende tuvalete bakmaya gittiğim de başka kızlar vardı ve

ellerinde bir küpe tutuyorlardı baktığımda bu Işığın küpesiydi. Hemen

ellerinden kaptım küpeyi evet bu ona aitti. Dışarı koşup bizimkileri

aradım. Hepimiz ortada buluştuk. Nolur ona kötü bir şey yapmamış

olsunlar nolur. Giray endişeden kafayı yiyordu.

“Günlerdir uyumuyordu tuvalete acaba başı dönünce mi gitti onun

başının dönmesinden faydalanıp kaçırdılar mı?” Bir ileri bir geri gidip

duruyordu.

“Ben Baran’ın evini biliyorum gelin oraya bakalım.” Dedi akıllı sevgilim

hemen arabaya atlayıp yola çıktık. Ancak evin önüne geldiğimizde hiçbir

odanın ışığı açık değildi. Telefonunu arasak da ulaşılamıyordu.

Güvenliklere sorduk kimse gelmemişti. Hatta Kubilay Baran’ın annesini

aradı annesi de aynı şekilde evde değil diye cevap verdi. Ordan

uzaklaşıp her yeri aradık Işığın evine bile gittik ama hiçbir yerde yoktu.

Aramadığımız yer kalmamıştı ama hala bulamamıştık kızlarla ağlaya

ağlaya gözlerimiz şişmişti. En son bizim eve gidip beklemeye başladık

annemde kardeşlerim de oturup bizimle beklediler. 2 saat geçti hala

haber yok. 4 saat 6 saat derken resmen sabah olmuştu ama hala haber

yoktu.

(Işığın Anlatımından)

16 Nisan sabahı

Sabah uyandığımda ne kendi evimdeydim ne de Efsun’un evinde

tamamen yabancı bir evdeydim. Kalktığımda üstümde kıyafetlerim yoktu

hiçbir şey yoktu yabancı bir yatakta tamamen ç*pl*k yatıyordum.

Karşımdan sesler gelince o tarafa döndüm Baran, Alev, Tayla kimi

ararsanız vardı. Tam karşımda bi kamera vardı hepsi oturmuş telefondan

bir şey izliyordu. Aklıma kendim gelmedim o an Giray dedim Giray ihanet

etmiş gibi kirli hissettim. Üstüme elbise mi geçirip yanlarına gittim.

Ellerinden aldım telefonu yere atıp ezdim ama hepsi gülmeye başladı.

“Kopyası yok mu sence “ Baran bunu öyle bir zevkle söylemişti ki tokat

attım gözlerimden yaşların akmasına engel olamadım. Her şeyi kırdım

odadaki ve öylece çıkıp gittim. Sokakta boş bakışlarımla ve çıplak

ayaklarımla yürüyordum. Doğum günümde ben sadece ölümü

düşlüyordum. Ağlayarak koşmaya başladım yollardan geçerken korna

seslerini bile duymuyordum. Evime koşarak gittim. İçeri girdiğimde daha

ne babam gelmişti ne de kardeşim zamanım vardı annem benim halimi

görünce sormadı bile biliyordu her şeyi kendis ayarlamıştı sırf kardeşim

engel olamasın diye İngiltere’ye yollamıştı. Planı buydu beni delirtip

kendiliğimden ölmemi sağlamak. İstediğini vereceğim anne merak etme.

Bir hışımla yukarı çıktım babamın kütüphanesine girdim. Orda pikniğe

gidince ip çekmece oynadığımız halat vardı. Hep ben ve babam

kazanırdık oyunu. Özür dilerim baba ama o halatı annemin kötü

emellerini gerçekleştirmek için kullanacağım ben halatı alıp kendi odama

geçip kilitledim odamı masaya oturdum önüme kâğıtları alıp tek tek

herkese mektup yazdım. Yazmam bittiğinde ağlıyordum. Bak anne

düşlerin gerçekleşiyor kızın ölecek diyerek kendi kendime güldüm.

Cidden kafayı sıyırmıştım.

Aynanın karşısına geçip bozulan saçlarımı ve makyajımı düzelttim

doğum günüm için diktiğim elbiseyi özenle giydim. Onlara öyle bir travma

bırakacaktım ki. Işıl benim güzel ikizim yıllarca bana destek olmaya

çalışsa hiç gerçekten benim için uğraşmamıştı. Babam da öyleydi. Değer

veriyormuş gibi davrandı ama benden korktuğunu biliyordum. Her şeyi

biliyordum ve daha çok kafayı yiyordum. Her şey hazırdı o almak için

ağlayıp yalvardığım avizeme astım halatı Diana yapma diye yalvarırken

takmadım onu o Giray’a açıklardı. Evet Giray onu görüyordu. Giray asıl

Liam’ın ruhuna sahip olarak doğmuştu. İlk başından beri her şey bilerek

sevmişti beni. Ama ben ona ihanet etmiştim. Susmasını istedim sadece

beynimin. Sandalyeye çıktım ve kendimi ölümün soğuk ellerine bıraktım

ve bütün sesler sustu.

(Işıl’ın Anlatımından)

Aylardır ikizimi görmediğim için çok heyecanlıydım babam da İngiltere

de olduğumu iki ay önce öğrenmişti ama Işığın yaşadıklarını

anlatamamıştım. Havalimanında kol kola gülüşerek yürümeye başladık.

Işığa aldım hediyeyi vermek için sabırsızlanıyordum o yüzden bir an

önce eve gitmek istiyordum.

Akşam beraber elbiselerimizi giyip dans edip gülüp eğlenecektik bunun

düşüncesiyle babama daha hızlı sürmesini söyledim. Müzik dinleyerek

gittik heyecandan yerimde duramıyordum ama bir yandan içimde kötü bir

his vardı onu dinlememeye çalıştım.

Eve gitmeden önce pastaneden ikimizin resmi olduğu bir pasta

yaptırdım baya beklesek de önemli değildi sonuçta evdeki hazırlıklar

bitmemiştir diye düşündüm. Sonunda pastayı verdiklerinde mutluluktan

çıldıracaktım. Çok güzel görünüyordu Işık ve benim çocukluk

fotoğrafımız vardı. Mutlu mutlu arabaya bindim eve de aynı mutlulukta

girdim annemin yüzünde güller açıyordu. Mutfakta akşam için bir şeyler

hazırlıyordu. Biz eve girdikten sonra kapı çaldı. Kapıyı açtığımda nefes

nefese kalmış bir grup gördük. Elisa, Aşkın yanlarında tanımadığım kızıl

çilli bir kız sarışın bir erkek ve yine başka bir çocuk daha vardı

arkalarında gelin dememi beklediler eve koşarak girdiler.

“Siz bize yalan mı söylüyorsunuz acaba Işık hala eve gelmedi mi?”

Elisa bunu söylerken çok kızgındı Işık evde değil miydi?

“Hayır eve geleli saatler oldu odasında şuan” annem bunu çok

söylemişti ben geldim ve Işık odasında mı bu işte bi gariplik vardı.

Sarışın çocuk ezbere biliyormuş gibi yukarı koştu. Arkasından da

diğerleri ve ben. Kapıyı açmaya çalıştığımda kilitliydi seslendim Işık

açmadı sarı saçlı çocuk beni kenara itti ve kapıyı kırmak için geri gitti

sonra omzuyla kapıyı kırdı. İçeri girdiğimde şok olmuştum Işık üstünde

bizim için diktiği elbiseyle avizeden aşağı doğru asılıydı. Masaya

baktığımda mektuplar gördüm. Ağzımdan çıkan tek kelime:

“Işık” dı.

SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.