Okul.
Okul benim için her zaman bir zorunluluktu. Eğer okula gitmezsen gelişemezdim. Kariyerik bir kalitem olmazdı ve bu hayatta önemli bir yer taşıyordu.
En azından liseyi bitirmeliydim.
En azından duvarları yumruklamadan liseyi bitirmeye çalışıyordum.
Beden dersiydi. Ve bizim beden derslerimiz genellikle boş geçerdi.
Bu yüzden bir köşede oturur, müzik dinler ve kitap okurdum.
Genellikle gerilim ve korku türü okurdum. Cinayetler falan. Dehşet verici gelmiyordu.
Alışkındım.
Yine öyle bir zamanda aklıma parkta müzik dinleyip sigara içtiğim zamanlar geldi.
Fena değildi
"Beden dersinde müzik dinleyip, kitap mı okuyorsun?" Duymazdan geldiğim sesin sahibi çok anlaşılırdı.
Almila...
Okulun ilk zamanlarından beri anlaşamazdık. Beni herkesin içinde rencide etmeye çalışırdı.
Ucube, salak, gerizekalı gibi tabirlerle beni aklıca aşağılardı.
Onu her zaman görmezden gelirdim. Bu halleri zaten alışıktı.
Ona tepki göstermemeye özen gösteriyordum. Eğer ona tepki gösterseydim, muhtemelen iyi şeyler olmazdı.
Çünkü Dört yıldır size psikolojik tepki gösteren birinin kafatası kemiğini kırmayı istememek olanaksızdı.
En azından benim için. Benim yerimde o olsaydı çoktan kavga çıkarmıştı.
"Cemre. Sana diyorum, mal mısın?" Bunu gerçekten sormuş olması bende gülme isteği uyandırıyordu.
Kulaklığımı çıkarttım ve yavaşça ona baktım.
Yapmamalıydım. Görmezden gelmeliydim ama başımda dikilip durması sinir bozucuydu. Zaten onun amacı da benim sinirlerimi bozmaktı.
"Ne bakıyorsun öyle dik dik. Seninle de konuşulmuyor. Salak ya of." Sinir bozucu sesini kesmek, ses tellerini kopartıp eline vermek ve gözlerindeki korkuyu görmek istiyordum.
Nefes aldım.
Nefes verdim.
Sanırım okulun arka tarafına gitsem iyi olurdu. Son iki saat bedendi ve sadece kendi halimde takılmak istiyordum.
Son saat sadece biraz sessizlik istiyordum.
Yürümeye başladım ağır ağır. Görmezden geldim. Dört yıldır yaptığım gibi.
"Nereye?" Diye arkamdan bağırsa da dinlemedim. Hergün sinir bozucuydu. Buna alışmıştım ve bundan nefret ediyordum.
Nihayetinde okul zamanı bittiğinde derin bir nefes aldım. Biraz dinlensem iyi olacaktı.
Okuldan çıktığım gibi parka gittim. Annem zaten işte olmalıydı.
Parkın köşesinde, lambanın yanında sekerek dolaşan minik serçelere baktım.
Oturdum.
Müziği açtım ve bir sigara yaktım. Şimdi daha iyiydim. Parkta çocuk yoktu. Sadece üç tane amca vardı, onlarda ilerideki banklarda oturuyor, kendi kendilerine sohbet ediyorlardı.
Düşünmemeye çalıştım. Ama bunu yaparken bile bunu düşünüyordum.
Sigaramdan derin bir iç çektim. Sezen ile bir ara görüşsek iyi olacaktı.
İkimize de iyi gelecekti.
Ne zaman kapattığımı anlamadığım gözlerimi açtım. Serçelere tekrar baktım.
Lambanın ucunda onlar için bir su kabı vardı ve hepsi oraya toplanmıştı.
Onları izlemeyi severdim. Sanattan önce var olmuş bir görüntü gibiydi.
Şimdi ise hepsi küçük, tek tük olan ağaçlara konmuş, üstünde ucuyorlardı.
Güzeldi. Çok güzel.
Parkta benden başka olan insanların da gittiğini o zaman fark ettim.
Daha iyiydi.
"Merhaba." Birden duyduğum ses ile başım ağırca oraya döndü.
Ateş?
"Merhaba Ateş." Dedim.
"Yanına oturabilir miyim?" Dedi küçük heyecanlı bir tını ile
Bu çocuk nedense tatlıydı.
Ama tatlılığının ardındaki adamlığ ve cazibeyi görüyordum.
Yakışıklıydı şerefsiz.
Elimle gelmesi için yanıma doğru hafifçe vurdum. Hemen yanıma oturdu.
"Nasıl gidiyor?" Diye sordu enerjik bir şekilde. Şu enerjilere hayrandım.
"İdare eder. Sen nasılsın?" Dedim düz bir şekilde.
"Aynı." Dedi sadece. Bir şey demek ister gibiydi.
"Biraz sıkkın gibisin. Özel değilse öğrenebilir miyim?" Dedi meraklı bir şekilde.
"İyiyim. Sadece sinirlerim biraz bozuk." Benim sinirlerim hep bozuktu.
Anlayışla başını salladı.
"İnsanları elinde olmadan takmak ne demek biliyorum. Onları görmezden gelmek yetenek gibi." Dedi sanki sıkıntımı biliyormuş gibi.
Kim bilir? Belki de biliyordu.
Saçmalık.
"Öyle. Ama yapacak bir şey yok. Hayatın her yerinde insanlar var." Dedim. Beni onaylayan bir mırıltı çıkardı.
Birden eli cebine gitti. Ve küçük bir paket çikolata çıkardı.
Sonra bana uzattı. Bir şey dememe müsade etmeden konuştu: "Çikolatayı severim ve yanımda fazladan var. Sana da vermek istiyorum." Dedi hızlı bir şekilde.
Bu kadar detaylı açıklama yapması, kendini açıklama ve yanlış anlaşılma korkusundan mıydı?
Çikolatayı çok severdim. Sigaradan sonra ki bağımlılığımdı. Belki sigardan önce.
Küçükken de çok yerdim. Ve bu annemi kızdırırdı.
Çikolatayı aldım ve yavaşça paketini açtım.
İkimiz de çikolataları yedik.
"Teşekkür ederim." Dedim sadece.
Başını tekrar salladı.
Bir süre konuştuk ve ona almila olayını anlattım.
"Sadece seni üzmeye çalışıyor. Eğer böyle yaparsa içindeki hırsı atacak. Bu herhangi bir hırs olabilir. Ona pas verme. Ama kendini tutmak zorunda da degilsin. İstersen onu parçala." İlk defa bu kadar açık konuşuyordu.
Onunla bir süre daha konuşmak bana gerçekten iyi gelmişti.
Nedense onunla konuşmak bana iyi geliyordu.
Eve artık daha keyifli bir şekilde döndüm.
Annem işten yorgun gelecekti. Ateş keyfimi yerine getirdiğine göre, anneme sevdiği bir yemeği yapacak kadar enerjim vardı.
Bir değişiklik ile köfte yapmaya karar verdim. Ve işe koyuldum.
Annem ile güzel bir akşam yemeği bana iyi gelecekti.
Ateş nedense enerji veriyordu ve onun bu huyunu nedense sevmeye başlıyordum.
Yeni şeyler olacakmış gibi hissediyordum.