BU KİTAP WATTPAD ADLI PLATFORMDA AYNI İSİMLE YAYIMLANMAKTADIR!
İlk bölümler baya acemice, mantıksız ve saçmadır. Demedi demeyin.
Wattpad platformunda sarsaramix ismi ile beni bulabilirsiniz tabi artık Wattpad kalırsa ಠ︵ಠ
Bölümleri tek tek düzenleyerek atıyorum, iyi okumalar piyade tüfekleriiii trong>
╾━╤デ╦︻
"Çekil oradan asker!" Diye bağırsam da duymayan askere içimden en yaratıcı küfürlerimi ederek saklandığım binanın arkasından çıkıp çatışmanın içine girdim.
Aklımda hâlâ DNA testinin sonuçları varken dikkatim dağılıyordu. Ama yine de bütün itleri temizlemeyi başardım.
Tabi sol omzumdan bir kere vurulmuştum. Bir şey olmaz. Sıyırdı geçti zaten.
"Komutanım, iyi misiniz?!" Diye telaşla bana koşan askere öfkeyle baktım.
"Sen sağır mısın asker!" Asker korkarak yutkunduğunda telefonuma bildirim geldi.
Ani gelişen bir görev olduğu için hazırlıksız yakalanmıştım. Dün görevden geldikten sonra ailemin mezarına gitmiştim. Oradan da telefonuma gelen bildirimle DNA testi için hastaneye. Sonuçların bugün açıklanacağını söylemişlerdi. Son bir saat kala albaydan telefon almış ve evinde saldırıya uğramış bir askere yardım için görevlendirilmiştim. Ve işim bitmişti.
Telefonu elime alarak bildirime baktım. Sonuçların açıklandığı yazıyordu. Askere bir şey demeden sokağın sonundaki, ailemden bana hatıra kalan 1960 model klasik arabama doğru ilerledim. Arabaya bindiğim gibi direksiyonunu okşayarak gidebildiğim kadar hızlı gittim hastaneye. Yaram karıncalanıyordu ama umursamadan dün gittiğim odaya girdim.
Herkes çoktan gelmişti. Beş dakika gecikmiştim. Gecikmekten nefret eden biriyimdir, saniyesini bile geçirmemeye çalışırım. Karşıdaki aile de benim gibi dakik olsa gerek buradaydı. Dünün aksine üç adam daha gelmişti. İçlerinden sadece doktor olanı biliyordum. O da dün benden kan alan kişi olduğu için. Dün sadece anne, baba ve kızları vardı. Bir de doktor. Ancak onu işi bu olduğu için saymıyorum.
"Evet, Akay hanım da geldiğine göre test sonuçlarını artık açıklayabiliriz." Elindeki beyaz zarfı dikkatle açarken ben çoktan aileden en uzak köşeye oturmuştum. Doktor zarfı açıp içinde sonuçların yazdığı kağıdı okudu. Durdu, yutkundu ve göz bebekleri titredi. Bunu birilerinin fark etmesi imkansızdı ancak benim işim imkansızı oldurmaktı.
"Akay Gürgen %99.94 Alkan Dinçer'in kızıdır." Bana bakma gereksinimi duyan olmadı. Herkes yanlarındaki ağlamak üzere olan kıza baktı. Hastaneyi şikayet etme tehtidleri, kıza onların yanında kalmaya devam edeceği hakkında nutuk atmaları havada uçuştu.
Ben ise odadaki fazlalıktan ibarettim. Hiçbir şey olmamış gibi kalktım, onlara bakma zahmetine girmeden odadan çıktım.
İnsanlara çarpa çarpa dışarı çıkıp arabama bindim. Gazı kökleyip kendimi Hakkari'nin en ıssız yerine attım. Burası bütün şehri görebileceğim, ancak bağırsam da kimsenin beni duyamayacağı bir yerdi. Arabayı gidebileceği yere kadar götürdükten sonra indim. Nefes alamıyordum.
Ben Gürgen kızıyım! Başka bir aileden değilim!
Dudaklarımda tuzlu bir tat hissedene kadar ağladığımı anlamamıştım. Göğsümden bir hıçkırık kaçtı, titremeye başladım. Titreyerek ve ağlayarak çıktım tepeye. Tam tepede iki mezar vardı. Anne ve babamın mezarı. Karaca Gürgen ve Kuzey Gürgen.
"Değilmişim!" Diye inledim yüksek sesle. "Sizin öz kızınız değilmişim! Canım sizin, ama kanım başkasınınmış!" Avazım çıktığı kadar bağırıyordum.
Kurşun yediğim kolum kanıyordu. Ve hatta kolumdan elime, elimden damlayan kan yere akıyor, ufak bir birikinti oluşturuyordu. Fazla kan kaybetmemiştim. Ancak aldığım haber devrelerimi yakmıştı. Artık gözlerim kararıyordu. Ağlamaktan bitkin düşmüştüm.
"Bu şehre hiç gelmemeliydim..." Hakkari lanetliydi. Benden ailemi almıştı, şimdi ise tekrar ailemi alıyordu. Buraya gelmem hataydı. Bu şehir benden daima aile almış, hiçlik vermişti.
Söylediğim son şey buydu. En son hatırladığım yere düşmem ve bana doğru birinin koşmasıydı.
╾━╤デ╦︻
Kıvanç Tanyeli
"Komutanım ne kadar kaldı?" Diye soran kişi timin yardımcı komutanı, istihbaratçımız Nefes'di. Tim olarak Hakkariye tayinimiz çıkmıştı. Daha doğrusu Beşir albay bizi kendinden ayırmamak için kendi tayini çıkan yere bizi de sürüklemişti. Tim önden gitmişti. Ben ise onlardan iki saat sonra çıkmıştım. Klasik aile işleriydi.
"Bir saat kadar orada olurum." Dedim.
"Peki komutanım." Telefonu kapattım.
Hakkari sınırları içine girdiğim zaman karşıdan gelen eski amerikan tarzda araba dikkatimi çekti. Süren kişi her kimse acelesi vardı. Araba zikzak çizerek, fazla hızlı gidiyordu. Çok şüpheli hareketleri vardı. Hemen toprak yolda U dönüşü yaparak arabayı takip ettim. Bir süre sonra araba bir tepenin eşiğinde durdu. İçinden en fazla 25 gösteren bir kadın indi.
Kadının kahverengi saçları dağılmıştı. Titriyordu, kendini kasıyordu. Yüzünü göremiyordum çünkü arkası dönüktü. Gözlerim sol koluna gitti. Kanıyordu. Parmak uçlarından damlayan kan yere düşüyordu.
Kadın tepeyi çıktı, ben de çıktım. Tepede sadece birkaç ağaç ve iki mezar vardı. Ağaçlardan birinin arkasına saklandım. Kız mezarların karşısına geçti.
"Değilmişim!" Diye haykırdı. Ne olmuştu, bu kadını bu hale getiren şey neydi? Mezardakiler kimdi?
"Sizin öz kızınız değilmişim! Canım sizin, ama kanım başkasınınmış!" Diye devam etti bağırmaya. Hıçkırık seslerini duydum. Sarsıla sarsıla ağlıyordu. Parmak uçlarından damlayan kan ufak pıt pıt sesleri çıkarıyordu.
"Bu şehre hiç gelmemeliydim..." Diye fısıldadı.
Kadın daha da fazla titredi. Yavaş yavaş yere çöktü ve ben daha ne olduğunu anlayamadan yere düştü. Kafa karışıklığımı bırakarak kadına koştum. Nihayet yüzü bana dönüktü. Gözleri kapanmadan önce gözlerini de görmüş oldum. Kehribar rengindeydi.
Aynen, Kıvanç. Kız orada ölsün sen göz rengine bak. Bravo.
"Beni duyuyor musun?" Diyerek kadını sarstım hafiften. Fazla kan kaybetmemişti. Nasıl oldu da bayıldı? Hemen kucağıma aldığımda yakınlık nedeniyle kokusunu da almıştım. Bu koku barut kokusuydu. Anlam veremedim. Ancak aklıma bir şüphe düştüğünde kasıldım. Ya teröristse?
Bunları düşünmeyi sonraya bırakıp kucağımdaki kadın ile birlikte arabama koştum. Kadını arabanın arka koltuğuna yatırıp sürücü koltuğuna geçtim. Aracı çalıştırdıktan sonra son hız yola çıktım. Aracın tabletinden Nefes'i aradım. İlk çalışta açtı.
"Emredin komutanım?"
"Bana en yakın hastahane nerede?" Birkaç ses ardından onunki duyuldu. Araçta çip vardı. Konumumu görebilirdi. Şimdi iki saat navigasyonla arayamazdım. Çok zaman kaybederim.
Herkes navigasyon kullanmayı başarmak zorunda değil.
"Çıkan ilk kavşaktan sola dönün. Karşınıza çıkar." Neredeyse 20 dakika boyunca düz ilerledim ve ilk ayrımdan sola döndüm. Şehre yaklaşmıştım. Ve karşımda sonunda hastane gördüm. Arabayı tam kapının önünde durdurup indim.
"Sedye getirin!" Diye seslendiğimde hemşirenin biri bana baktı, ardından da biryerlere koştu. Ben de o sırada kadını dikkat ederek kucağıma almıştım. Burnuma tekrar barut kokusu doldu. Ve kan. Bir miktar da tütün.
Kadını getirdikleri sedyeye yatırıp sağlıkçıları takip ettim. Onu ameliyat odasına aldıklarında kapının yanındaki koltuklardan birine oturdum. İçeri birileri girip çıkıyordu. Ben de o sırada Nefes'i arayıp kadının arabasını bulunduğum yere getirmesini söyledim. Neredeyse bir saat sonra Nefes yanıma geldi. Bana ve üstümdeki kana baktı.
"İyi misiniz, komutanım?" Olumlu yönde başımı salladım.
"Kadının biri şüpheli bir şekilde biryere gidiyordu, ne olur ne olmazdan takip ettim. Bir tepede ağlama krizine girdi. Zaten nasıl olmuşsa sol kolu kan akıtıyordu. Kan kaybından bayıldı diyemem aslında. Neyse işte ben de buraya getirdim." Kafasındaki tüm soruları cevaplamıştım yoksa beni rahat bırakmazdı. Nefes benim kız kardeşim gibiydi. Timde en yakın olduğum kişiydi. En çok ona güvenirdim. O da beni bazen abisi, bazen babası, bazen de çocuğu gibi görürdü. Kendisine saygım ve sevgim sonsuzdu. Aynı şekilde timin yardımcı komutanıydı. Yüzbaşıydı. Tek akrabası babası olan Beşir albaydı. Açıkçası Nefes ile iletişimimiz çok tuhaftı. Komutan ve asker gibi konuşurduk ancak kardeş gibi davranırdık.
"İsterseniz kim olduğunu öğrenmek için kimliğini sorgulatayım. Ailesine de haber vermeliyiz." Başımı tekrar aşağı yukarı salladım. O da omzumu pat patlayıp gitti.
Onun gitmesinin ardından hemşirenin biri ameliyathaneden çıktı. Gözleri etrafını tarayıp bende durdu.
"Hanımefendinin yakını mısınız?" Diye sordu.
"Hayır, sadece buraya getirdim. Kim olduğunu bilmiyorum." Başını salladı. Gözleri hafifçe kısıldı ancak yine de durumunu anlattı.
"Sol kolunu kurşun sıyırmış. Fazla kan kaybı yok ancak damardaki tıkanmadan ötürü bilincini kaybetmiş. Fazla olmasa da kan kaybettiği için kan verdik. Birazdan normal odaya alınacaktır. Geçmiş olsun." Kadın başka bir yere gittiğinde Nefes elinde genellikle erkeklerin kullandığı deri cüzdanlardan birisiyle karşımda durdu.
Lan bu kadın niye erkekten bozma. Tutun kokusu, erkek cüzdanı. Röntgenci dayılar gibi hissettiriyor şuan.
"Adı Akay Gürgen'miş. Cüzdanında askeri kimlik buldum. Rütbesi binbaşı. Görev yeri Bingöl. Albay biraz soruşturdu. Birazdan dosya atacaktır." Dediği gibi telefonuna bildirim geldi.
İyi insan lafının üstüne gelir.
"Belgeyi size gönderiyorum komutanım." Ayağa kalkarak kolumu boynuna dolayıp saçlarını karıştırdım. Karnıma dirsek attığında gülerek geri çekildim.
Ameliyathanenin kapısı açıldı. Kadını sedyeyle çıkardılar, bir odaya götürdüler. Ben ve Nefes de odaya girdik. Uyanana kadar ona refakat edecektim. Nefes de beni yanlız bırakmak istemedi.
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!
Bir sonraki bölümü de düzenleyip atıyorum.


