İçeriğe geç

LAÇİN

Bölüm 37 · 9 dk okuma

LAÇİN

Bölüm 37

36| beraberiz |final

Son bölüm :) ama belki son olmaz kimse bilemezzz

¤

Barbaros sabahın erken saatlerinde mutfakta sessizce dolanıyordu. Masaya birkaç şey bırakıp tekrar buzdolabını açtı. Kahvaltıyı hazırlamaya başlamadan önce sıkıp koyduğu portakal suyunu eline alıp masaya taşımıştı onu da. Sonra kısa bir süre durdu ve Zülal’e bakmak için yatak odasına yöneldi.

Kapıyı aralık bırakmıştı. İçeriden gelen hafif nefes alışlarını duyunca gülümsedi. Yatağın bir ucuna sinmiş, battaniyeyi kollarının arasına almış halde uyuyordu karısı. Yüzündeki huzurlu ifadeyi izlerken, az sonra onu uyandırması gerektiğini de düşünüyordu ama.

“Zülal,” diye seslendi yumuşakça, ama cevap gelmedi. Birkaç adım daha yaklaşıp yatağın kenarına oturdu. Eğilerek saçlarının yanından, kulağına yakın bir yerden tekrar fısıldadı. “Kahvaltı hazır karıcığım, hadi uyan.”

Zülal’in kaşları hafifçe oynadı, ama gözleri açılmadı. Sanki inadına uykusunu sürdürmek istiyordu. Barbaros onun bu haline gülerken hafifçe omzuna dokundu. “Hadi ama, kahvaltıyı soğutmadan...” eğilip omzuna bir öpücük bıraktı. Laçin hafifçe gülümseyip mırıldanmış ve sırt üstü dönerek Barbaros’a bakmıştı. “Kahvaltı mı hazırladın?”

“Hıhım,” diye mırıldandı Barbaros. “Hazırladım ama biraz daha uyumaya devam edersen onlar yerine seni yiyeceğim.” Yeniden eğilip bu sefer dudaklarına bir öpücük bıraktı. “Hadi bakalım yeni gelin, doğru lavaboya.”

Tam bir ay geçmişti o olayın üzerine. Bir ay sonra düğün yapmak istemediklerinden sade bir nikah kıyıp tatile kaçmışlardı. Bugün ise balayılarının ilk günüydü. Ankara`ya yakın olmaları açısından olası bir durumda hemen gidebilmeleri için Antalya’yı tercih etmişlerdi. Çünkü biliyorlardı ki görev emri her an gelebilirdi. Alanya havaalanına epey yakındılar.

Zülal genişçe gülümsedi. “Yeni gelin mi?” Yatağın içinde doğrulduğunda fark ettiği detayla utanmıştı birden. Dün gece aklına geldiğinde gözlerini kaçırdı.

Barbaros “hey hey... bir bak bakayım sen bana,” diyerek çenesinden tuttu ve yüzünü kendine çevirdi. Hafif kızarmış yanakları, utangaç bir ifadeyle karşısındaki adama baktı genç kadın.

Barbaros yüzündeki muzip gülümsemeyi gizlemeye bile çalışmadı. “Benden utanıyor olamazsın.”

Kocasının yüzündeki ifadeye gıcık olmuştu. Yanında duran yastığı eline alıp ona savursa da Barbaros ani refleksleriyle tuttu onu. “Kes şu gülmeyi.” ellerini yüzüne kapatıp mırıldandı. “Allah’ım yar şu yeri de içine gireyim.”

Elindeki yastığı kenara koyup biraz ona yaklaştı. Elleri Zülal’in ellerine uzandı ve nazikçe yüzünden uzaklaştırdı. “Neyden utanıyorsun gerçekten?”

“Dün gece olanlardan sonra!” Yanaklarındaki kızarıklık daha da belirginleşmişti.

Barbaros başını hafifçe yana eğip gözlerine bakmaya çalıştı. “Ne olmuş ki dün gece? Gayet güzeldi bence.”

Zülal derin bir nefes alıp gözlerini devirdi. “Barbaros lütfen bu konuyu kapatabilir miyiz?”

Onun bu tatlı utangaçlığını daha fazla zorlamak istemediğinden sustu. Barbaros elini onun yanağına koyup başparmağıyla hafifçe okşadı. “Seninle her an o kadar huzurlu hissediyorum ki. Utanılacak hiçbir şey yok Zülal. Birlikteyiz ve bu, başıma gelen en güzel şey.”

Barbaros o günden sonra Laçin’e daha da bağlanmıştı. Bütün kötü olayları birlikte aşıp yine sırt sırta savaştılar. Bu yüzden birbirlerine bu kadar bağlıydılar. Bu yüzden hastalıkta sağlıkta diye söz verirken tereddüt etmemişlerdi.

Zülal sıkıca eşine sarıldı. “İyi ki Barbaros.”

Barbaros sıkıca sardı bedenini. “İyi ki sen," dedi ve saçlarının arasına bir öpücük kondurdu.

Zülal itekledi sonra Barbaros’u. “Tamam kahvaltı yapalım çok acıktım. Kahvaltıyı beğenmezsem seni de yerim haberin olsun.”

Barbaros göz kırptı. “Dün geceki gibi mi?”

Zülal’in bakışları kararmıştı bir anda. “Ya bak,” derken yerdeki terliğe doğru eğildi bir anda. Barbaros gelecek olan silleyi fark eder etmez kapıya koşturmuştu. “Sen nasıl istersen karıcığım,” diye bağırmayı da ihmal etmedi.

Zülal arkasından “terbiyesiz ya,” diye mırıldansa da gülüyordu. Kendisi de kalktı yatağından. Sabahlığını giyer giymez salona doğru ilerledi. Çünkü Barbaros salona hazırladım diye bağırmıştı içeriden.

İçeri giren karısını süzdü alıcı gözüyle. İki renkli gözlerine kadar her şeyiyle kusursuz geliyordu ona. Çok seviyordu çok...

Karısı için sandalyeyi hafifçe çekti ve oturmasına yardımcı oldu.

Laçin “her şey çok lezzetli görünüyor.”

Hafifçe gülerken yanındaki sandalyede yerini aldı. Bir dilim yumurtalı ekmeğe uzanmıştı. Karısının en sevdiği kahvaltılığın bu olduğunu bildiğinden yaptığı dilimlelrden birini onun tabağına bıraktı. “Ye bakalım beğenecek misin.”

Bir ısırık alırken Barbaros ikisinin de tabağını dolduruyordu. “Fena değilmiş,” dese de herkes biliyordu ki kötü olmasının ihtimali yoktu.

Barbaros bu sefer kahkaha atmıştı. “Öyle mi hanımefendi?”

Uzatmak istememişti. Zaten Barbaros’a karşı berbat bir yalancıydı. “Tamam tamam, ellerine sağlık çok güzel olmuş her şey. Yalnız ben buna alışırsam hep sana yaptırırım.”

Barbaros “sen yeter ki iste güzelim. Sen hayatımın en değerli parçasısın. Asla gocunmam bundan.”

Laçin kocasının sözleriyle gülümsemişti. “İlk günden böyle şımartılıyorsam devamı da böyle gelir inşallah.”

Barbaros çiğnediği lokmasını yutup bir öpücük kondurdu yanağına. “Bu daha başlangıç.”

Kahvaltıya tatlı bir neşe yayılmıştı. İkilinin yüzlerindeki mutluluk yeni başladıkları bu hayat için hoş bir heyecandı. Neşeyle devam ediyorlardı ta ki Laçin’in telefonu çalana kadar.

Barbaros kısık bir sesle “hayır ya,” diye söylense de o aramanın ne için olduğunu ikisi de çok iyi biliyordu.

Laçin telefonu kulağına dayadı hemen. “Üsteğmen Zülal Laçin Dinçer.”

İlk kez kullandığı soyisim içine garip bir huzuru yaymıştı. Barbaros kendi soyismini onun ağzından duyunca gülümsedi.

Arayan karargahtan albaydı. “Üsteğmenim, tatildesiniz ancak acilen Ankara’ya dönmeniz gerek. Yarım saat içinde uçak sizi alıp getirecek buraya. Detayları gelince konuşuruz.”

Zülal bir an için derin bir nefes aldı, ardından gözlerini Barbaros’a çevirdi. “Emredersiniz komutanım,” dedi ve telefonu kapattı.

Barbaros, onun yüzündeki ifadeyi görür görmez durumun ciddi olduğunu anlamıştı. “Ne oldu?” diye sordu, çatalını bırakırken.

“Ankara’ya dönmemiz gerekiyor,” dedi Zülal. Sesi ciddileşmişti. “Hemen hazırlanmamız lazım. Karargahta detaylı bilgi verecekler.”

Portakal suyunu fondip yaptı Laçin ayaklanırken. “Görev var muhtemelen.”

Laçin gülmüştü bu duruma. “Evliliğimizin ilk günü baş başa bir görev... mis.”

Barbaros Zülal’in bu sözlerine hafif gülümseyerek arkasından ilerledi. “İtiraf et, görevi tatile tercih edersin.”

Zülal “tatil yapmak pek bize göre değil sanki? Bugün SAR56’yı almak istiyorum hasret giderelim birlikte.”

O gün ikisi de hızlıca hazırlanıp otelin önünde bekleyen askeri araca binip havaalanına gitmişti. Acil dönüş yapmak zorunda kalsalar da yüzlerinde bir memnuniyetsizlik yoktu. Hiçbir zaman da olmamıştı. Çünkü ne zaman bir özel gün olsa o gün hep görev çıktığından bir süre sonra alışmak zorunda kalmışlardı. Görev emri gelmediğinde garipsiyorlardı hatta.

Laçin hatırladığı geçmişin tozlu anılarıyla bir kez daha derin bir nefes alıp verdi. Geçmişinin her bir detayını en ince ayrıntısına kadar hatırlarken aynı zamanda o ayrıntılarla yeğenine de anlatabilmişti. Yaşlılık ondan hiçbir şey götürmemişti bu zamana kadar. Hala yürüyebiliyor, hala rahat bir nefes alabiliyordu emekli general. Yaşlılık ondan hiçbir şey götürmemişti ama hala büyük bir sadakat ve aşkla bağlı olduğu eşi hakkında bu kadar iyi konuşamıyordu kimse. Kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırılmadan bir süre önce hafızası da gidip gelmeye başlamıştı Gazi Tuğgeneral Barbaros Dinçer’in.

Ama bugün diğer günlerden farklı olarak kalbi ağrıyordu. Sol koluna da atan bir ağrısı vardı yaşlı kadının.

Laçin, yeğeninin gözlerinde parlayan merak ışığını fark ettiğinde bir kez daha derin bir nefes aldı. Yılların yorgunluğunu omuzlarında hissetse de anılarını anlatmanın verdiği hafiflikle biraz rahatladı. “Barbaros, hayatımın en büyük sınavıydı,” dedi sakin bir sesle. “Ve en büyük ödülü...”

Hastanenin kafeteryasında oturuyorlardı hala. Kendisini büyük bir ilgi ile dinleyen Ahu ile birlikteydi. Gelen giden yoktu. Zaten kimseleri de kalmadı ailesinden, yeğenleri dışında. Aile büyüklerini yaşlılıktan kaybetse de abisi Kartal’ı savaşta, terör örgütünün hain saldırısıyla kaybettiğinde henüz yeni albay olmuştu. Yeğeni Ahu babasız kaldığında Turhal ailesine büyük bir yıkım getirmişti. Tek kişi Baran abisiydi. Doğuya doktor olarak atanıp gitmiş başarılı bir doktor. Ali abisi ise... onu bir trafik kazasında kaybettiklerinde henüz 34 yaşındaydı. Çok erken kaybettiklerinde Laçin ve Barbaros almışlardı kızı Yağmur’u yanına.

Ahu “hala onu bu kadar seviyor olman... inanılmaz bir şey,” dedi alçak bir sesle. “O kadar hoşuma gidiyor ki hiç bıkmadan dinleyebilirim.”

Laçin hafifçe gülümsedi. “Sevgi insanın yüreğine bir kez kök saldı mı zamanın söküp atması mümkün değil. Sevgi bitmez,” dedi. “Barbaros ile her şey bir mücadeleydi. Aşkla, inatla, bazen gözyaşlarıyla ama her zaman bir şekilde yan yana, omuz omuzaydık.”

Ahu “hafızası gidip geldiği günlerde peki?”

Laçin “beni unuttuğu günlerde bile gözlerinden o bakış gitmedi hiç. Bir şey vardı... sanki gözleriyle değil kalbiyle bakıyordu bana.”

Yeğeninin gözleri dolmuştu. “Birbirinizin yoldaşıydınız,” dedi fısıldar gibi.

Laçin hafifçe başını salladı. “Evet, yoldaştık...” sesi titremişti. “Bribirimizin eksikliklerini tamamlıyorduk. Sevgiyle.”

Ahu “ne kadar güçlü bir bağ..”

Laçin “neler yaşadığımızı elli kere anlatmışımdır belki. Hatta bazılarını da birinci gözden gördün. Hiçbir şey kolay olmadı. Ahu, hayat sınavlardan ibarettir. Hayatın gerçeği ise kiminle, nasıl atlattığındır bir yerde. Hayat seni savurup duracak. Sen bir yere kök salmayı unutma.”

Yeğeni halasının anlattıkları içinde derin düşüncelere dalmıştı. Öyle ki onun kalkıp kafeteryadan çıktığını bile görmemişti.

Laçin eşinin bulunduğu kata ilerlemeye başladı. Ayakları sanki kendi kendine hareket ediyordu. İçinden bir ses yönlendirmişti zaten onu Barbaros’un yanına. Kalbinde tanıdık bir ağırlık vardı ama bu his ona ne bir korku ne de bir endişe veriyordu. Daha çok, bir çağrı gibiydi. Hemen varmalıydı eşinin yanına.

Barbaros’un bulunduğu kata çıktığında adımları yavaşladı. Koridorda sessizlik hakimdi. Kapının önünde kimse yoktu. Bu, hastanenin genellikle hareketli atmosferine alışkın olan Laçin için garip bir durumdu. Kimsenin olmayışından faydalanıp kapıya uzandı ve yavaşça itti. İçeriden gelen monitör sesleri kulağını doldurdu.

Barbaros`un yanına doğru adımladı. Hareketsiz yatan eşinin yüzündeki çizgilerde göz gezdirdi. Aynıları kendinde de vardı. Yılların birikimiydi en nihayetinde. Yanına ilerledi ve sessizce yatağın kenarına oturdu. Ellerinden birini nazikçe tuttu ve yüzüne uzun uzun baktı. “Hala o kadar güçlü duruyorsun ki...” diye mırıldanmaktan alıkoyamadı kendini.

Yanına uzandı sakince. “İçimden bir ses beni buraya getirdi biliyor musun?” dedi alçak sesle. “Hep böyleydin... Beni yönlendiren, beni sakinleştiren... yattığın yerden bile böyle olman...”

Gözleri aralandı eşinin. “Laçin?” dedi güçsüz sesiyle. “Sen mi geldin?” ara ara hatırlıyordu geçmişi. Ama çok da uzun sürmüyordu bu hatırlaması.

Laçin`in gözünden bir damla yaş süzülmüştü. “Hıhım... ben geldim. Seni seviyorum.”

Barbaros’un yüzünde huzurlu bir ifade belirdi. Gözlerini biraz daha aralayıp eşine baktı. “Ben de seni seviyorum...”

Laçin onun elini sıkıca kavradı, başını usulca göğsüne yasladı. Gözlerinden dökülen yaşlar, sevdiği adamın kalp atışlarını hissederken durulmuştu. O an her şey durmuş gibiydi. Ne zamanın ne de mekanın bir önemi vardı. Yalnızca ikisi ve paylaştıkları hayatın ağırlığını hafifleten o derin bağ kalmıştı geriye.

Barbaros yutkundu zorlukla. “Hep böyle olsun isterdim... Seninle. Yan yana, omuz omuza,” diye fısıldadı. Sesi gittikçe zayıflıyordu.

Laçin göğsündeki adamın nefesinin yavaşladığını hissetti. “Beraberiz,” dedi sessizce. “Hep beraber olacağız Barbaros... Hep...” Barbaros’un elinin hafifçe gevşediğini fark ettiğinde, içini garip bir sakinlik kapladı. Gözlerini kapadı, kalbindeki sevgiyi derin bir nefesle dışarı saldı.

Hayat onlara meydan okumuş, acımasız olmuştu belki, ama her zaman beraber kalmayı başarmışlardı. Şimdi, bu son anda bile, yan yanaydılar. Laçin’in kalbi Barbaros’un kalbiyle aynı ritmi paylaşarak durdu.

Sessizlik, odayı bir tül gibi sardı. İkisi de hayata aynı anda, huzur içinde veda etmişti. Birbirlerini buldukları o ilk an gibi, aynı sıcaklıkla sonsuzluğa karıştılar. O gün, 25 Ocak tarihinde saat 17.00’de hayata gözlerini yumdular. Geriye bir tek monitörden yükselen tiz ses kaldı.

MUTLU SONSUZ

Ay valla bitti kız. Nasıldı?

Oldukça içime sinen bir final oldu. Aslında mutsuz son yazacaktım hikayeye başlarken öyle kurgulamıştım ama sonra o ikisinin mutluluğu hak ettiğini düşündüm. Bölüm ortasından beri başlarda gördüğünüz büyümüş Laçin ve yeğeni Ahu konuşmalarını okumuştuk. Aslında final için zemin hazırlıyordu bana. Daha fazla uzun bölüm yazmam büyüsünü kaçıracağı için en doğru yerde bıraktım. Kısa da olmadı zaten.

Cevaplamanızı istediğim çok önemli bir soru var. Bu son bölüme kadar cevaplanmamış üzerinden geçip gidilmiş bir konu var mıydı? Merak ettiğiniz bir mevzu? Yaşlanıp nasıl öldüklerini de biliyoruz ama geçmişte çözülmeuen bir konu varsa final hiç olur biliyorsunuz...

Bekliyor muydunuz böyle bir final? Birlikte gözlerini yumdular hayata :( ne tatlı aşık olmuşlardır kim bilir.

Şu zamana kadar desteklerini esirgemeyen herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Özel olarak isim saymam mümkün değil ama onlar zaten bu kısmı okuduğunda üzerine alınacaktır. Size ayrı teşekkür ederim.

Birde, instagram hesabımı takibe alır mısınız rica etsem? meysyaziyor aynı buradaki kullanıcı adımla. henüz oldukça yeni ve paylaşım yapmaya da başlamadım. duyurular, alıntılar paylaşırım ondan sonracığıma Laçin ve Barbaros için özel alıntılar yazıp paylaşırım...

Bölüm sonu

1 yorum

  • Ay duygulandım ühü 😭 yalnız final benim içime sindi çok güzeldi başarılarının devamını dilerim 🤗💙

    1Yanıt