
Lacey, on altı yaşında, neşeli ama bir o kadar da karmaşık bir genç kızdı. Zaman zaman içindeki karanlık düşüncelerle boğuşuyor, bazen de hayatın neşesiyle gülümsemeyi başarıyordu. Bugün, pikniğe gidecek olmanın heyecanıyla doluydu. Ancak bir şey onu rahatsız ediyordu: Ne giyecekti? “Merhabaaaa! Ben Lacey, bana yardım eder misin?” diye fısıldadı kendine, ayna karşısında. “Pikniğe gideceğim ama ne giyeceğimi bilmiyorum. Çiçekli bir crop mı yoksa uzun kollu mu?” Kendisine yanıt verirken, ayna karşısındaki yansıması ona kıkırdadı. “Bence crop! Etekle harika olur.” Hızla dolabını karıştırmaya başladı. Sandalet mi, yoksa ayakkabı mı? “Sandalet uyar tabi ki!” diye düşündü, bir kurdele takmayı da ihmal etmedi. Saçlarını da uzun bırakmayı tercih etti. “Tamam, hazırım!” dedi, içindeki heyecanı bastıramayarak. Tam dışarı çıkacakken bir an duraksadı. “Bir dakika! Şu çalılıklarda biri var sanki...” Gözlerini kısarak baktı, ama kimseyi göremedi. “Ah, sanırım şizofren oldum!” diyerek gülmeye başladı. Telefonu çaldı. “Lacey, seni bekliyorum. Bu gece buluşacağız...” Ses, tanıdık ama rahatsız edici bir tınıdaydı. Kalbi hızla atmaya başladı. “Hadi avmye gidelim,” dedi kendine. Alışveriş merkezinde dolaşırken, içindeki heyecan bir tuhaflıkla birleşti. Bir dükkanda onu gördü. Gözleri parladı ama birden kapı sertçe çaldı. “Aç kapıyı!” diyen rahatsız edici sesler yankılandı. “Hayır, dışarı çıkarma!” diye haykırdı Lacey. Ama sesler öyle bir baskı yapıyordu ki, kapıyı açmak zorunda kaldı. Dışarıda ne olduğunu göremeden, korkunç bir kargaşa yaşandı ve Lacey, bir anda kendini karanlık bir boşlukta buldu. Tekrar pikniğe dönmek istedi, ama hiçbir şey normal değildi. Giyindiği kıyafetler, ona bir anda farklı gözle bakmaya başladı. “Tanıyamazlar,” diye düşündü. Yeni kıyafetler ve saçlar, onu yeniden hayata döndürdü. “Hediye isterim!” dedi. Ama hediyeler, beklenmedik bir misafirle birlikte geldi. Evde, karanlık bir figür belirdi. Yine bir ölüm, yine bir korku. Lacey, bu sefer reddetmeye karar verdi. “Kafeye gideyim,” diye düşündü ama zamanla yarışı kaybetti. Kırmızı bir partiye geç kalmıştı. Hızla giyinmeye çalıştı ama kapı kırılmak üzereyken, ölüm onu yine buldu. Her şey tekrar başlıyordu. Lacey, bu sefer siyah bir elbise giyip cenazeye hazırlanmaya çalıştı. “Erken geldik, arkadaşımızı güzel yapmalıyız,” dedi. Ama cesedi giydirirken, ailesinin gözlerindeki dehşeti gördü. “Bu, doğru değil,” diye düşündü. Eve döndüğünde, bir ateşle karşılaştı. Artık her şey bir döngü haline gelmişti. Korkunun esiri olmuştu. Tekrar pikniğe gidecekti ama bu sefer bir şey farklı olmalıydı. “Bunu sonlandırmalıyım,” diye yemin etti. Ancak, hayatının her anı, onu bekleyen karanlık bir sırla doluydu. Bakalım Lacey, bu kısır döngüden kurtulmayı başarabilecek miydi? Ya da korkunun pençesindeki hayatı sonsuza dek sürecek miydi?

