İçeriğe geç

Labirent'in Kalbi

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Labirent'in Kalbi

Bölüm 3

3. Bölüm

Bir bilinmezliğin adıydı Labirent. Başlangıcı ve sonu belli olmayan çıkışının ise bir çift yaradan ibaret olan yer.

Kocaman yemek masasının önündeki ihtişamlı elmas süslemeleri olan saatten bakışlarımı yanımdaki krala çevirdim. Uzun masanın en başındaki sandalyesine oturmuş tabağındaki yemekleri yiyordu. Ben ise hemen solundaki sandalyede etrafıma anlamaz gözlerle bakıyordum. Yemeğime dokunmamıştım.

Yaklaşık üç saatin sonunda beni yalnız ve sorularla bıraktığı odada bir kadın tarafından yemek masasına davet edildiğimi öğrenmiştim. Kadın da tıpkı burda gördüğüm diğer insanlar gibi gri göz rengine sahipti. Hepsinin göz renkleri aynıydı, krallarının ise onlardan farklı olarak biraz daha koyu. Gözlemlediğim bir başka şey ise kral dışında kimse gözlerime bakmıyordu. Beni hem yemeğe davet eden hem de bana kıyafet getiren kadından öğrendiğim kadarıyla diğer krallıktan olanların gözlerinin içine bakılmazmış. Yoksa kıyamet olurmuş. Oysa kralları gözlerimin en derinlerine bakar gibiydi.

Üzerimde siyah dar kesim işlemeleri olan bir elbise vardı. Kendi kıyafetlerim artık giyilecek durumda değildi, istemesem de bunları giymek zorundaydım. Bana ait olan tek şey ise beyaz converselerimdi. Komik bir görüntü oluştursam da şu an ilgileneceğim en son şey buydu.

"Yemeği sevmediğinizi düşüneceğim." Boran'ın sesi yine nedenini bilmediğim bir uğultuyu beraberinde getirmişti. Daldığım okyanuslardan çıkıp gözlerimi gözlerine çevirdim. Ben buralı değildim ve ben göz teması severdim. Kurallar benim için önemli değildi.

"Sevmedim." dedim sertçe. Yemeğin tadına bile bakmamıştım. Boran'ın gözlerinde ışıltılı bir parlama geçti.

"Oysa bunları sizin için özel olarak hazırlatmıştım."

Daha fazla konuşmasını istemediğim ve gerçekten aç olduğum için bir göz devirme hateketiyle tabağımdaki yemeği yemeye başladım.

İlk defa denediğim bu yemeği beğendiğim gözlerimden okunmuş olacak ki kral keyifle gülmüştü.

"Niye bana böyle davranıyorsun?" diye sordum aklımı kemiren düşünceleri ortaya dökerken. Bir kral olduğunu söylüyor ve ülkesine düşen yabancı biriyle özel olarak ilgileniyordu. Bu akıl ve mantık dışı olarak geliyordu. Gerçi buraya düşmem de pek akıl alır gibi değildi.

Boran, sorumla birlikte tabağını öne itti. Dirseklerini masaya yaslayarak ellerini çenesinin altına koydu.

Gözlerindeki sis öyle fazlaydı ki bakarken kaybolduğumu hissediyordum. Sanki benim gözlerim gökyüzü o ise gökyüzümü çevrelemiş sisti.

"Kibar birisi olduğumu söylerler." dedi sinir bozucu bir sesle. Masanın altındaki elimi yumruk haline getirdim.

Kalbimdeki sızı yerli yerindeydi. Uğultu o konuştukça çoğalıyordu.

"Benim de kaba birisi olduğumu söylerler. Senin kral olman sana sövmemem için bir neden dahi olamaz. Şimdi bana gerçek nedeni söyle, benimle oynama!" diye tısladım, ona doğru eğilerek.

Bu sırada odama gelen kadın şarap dolu iki bardağı önümüze bırakmıştı. Boran yüzünden gitmeyen bir gülümseme eşliğinde kemikli elleriyle bardağı kavradı. Bana doğru hafifçe havaya kaldırdı.

"Kibar birisi olmama."

Şarap bardağını tutan elinde gördüğüm yüzük ile sessizliğe gömüldüm.

Aynı his.

Aynı göz yaşı.

Yanımdaki bankta oturan kadının gözlerinin içine baktım. Moi-même yüzüğü havaya kaldırmış vaziyette duruyordu hala.

"Neler oluyor?" diye fısıldadım korkuyla. Az önce bir yemek masasındaydım. Şimdi ise saatler önceki ana dönmüştüm.

Yaşlı kadın yüzüğü avuçlarımın içine bıraktı. Yüzünde buruk bir tebessüm vardı.

"Sen hep oraya aittin Lena. Burada cezanı çektin ve şimdi ait olduğun yerdesin." dedi, eli elimin üstündeydi.

"Açık konuş Moi-même. Ben hiçbir şey anlamıyorum. Kafayı yiyeceğim." dedim öfkeyle.

"Beni iyi dinle Lena. Sana hikayeni anlatacağım." sözleri belki başlangıcımın belki de sonumun habercisiydi ama asla normal şeyler olmayacaktı.

"Sen Labirent'e aitsin. Senin hikayen orada, senin ailen orada."

Senin hikayen orada, senin ailen orada.

Nefes dahi almadan onu dinledim.

"Yanlış duymadın Lena. Sen kimsesiz değilsin. Senin ailen orada. Sen Labirent'in aydınlık tarafının kraliyet ailesindensin. Senin baban oranın kralı. Annen, ablan ve abin var senin." bir şeyler diyordu ama kalbim o kadar hızlı atıyordu ki anlayamıyordum. Sol yanağıma biri dokunur gibi oldu. İrkildim.

"Hatırlamıyorsun çünkü bu sana verilen bir cezaydı. Sen öldün Lena. Seni orada öldürdüler ve buna sen sebep oldun." öldün diyordu ama yaşıyordum ben. Kalbim atıyordu. Ben kimsesizdim.

"Aşk seni öldürdü Lena." elimin üzerinden elini çekip sol göğsümün üstündeki doğum lekeme dokundu.

"Sevgi seni kör etti Lena." eli yavaşça boynumun arkasındaki doğum lekesinin oraya gitti.

"Sen öldün. Kurallar çiğnendi. Labirent senin öldüğün güne kadar defalarca tekerrür etti. Sadece katiller unutmadı, katiller sonu bilerek aynı anları defalarca yaşadı. Sana verilen ceza ise kuklacı tarafından oldu. Başka bir evrende seni öldüren yaralarından

tekrar doğdun. Ve Lena bu senin hikayen." ben ölmüştüm, benim ailem vardı.

"Benim hikâyem." diye fısıldadım. Yaşlı kadının mavi gözleri buğulandı, başını salladı beni onaylarcasına.

"Labirent iki gün önce tekrar senin ölümüne şahitlik etti. Unutma Lena, yazılan şeyleri onlar değiştiremez. Sadece dışardan gelen biri bunu yapabilir. Ve sen Lena, sen kendini bu çıkmazdan kurtaracak olansın." içinde zümrüt yeşilini tuttuğum ellerimi elleri arasına aldı. Moi-même artık ağlıyordu. Onu ilk defa böyle görüyordum.

"Kapat gözlerini Lena. Gözlerinin ardını aydınlat, karanlığa hapsolma. Hikayeni yeniden yaz." sesi titriyordu, elimi tutan elleri de ağlamasının şiddetiyle titriyordu. Tekrar baktım benimle aynı renk gözlerine.

"Bu yüzüğün hikayesi ne? Onun yüzüğü ile bağlantısı ne? Neden bana bunları hissettiriyor?" sorularımın üzerine son kez bana baktı, elini gözlerime kapattı. Bu sefer yaşlı kadın sebep oldu gözlerimi kapatmama.

Karanlığın içindeki o el uzandı. Tekrar açıp sorularımı soramadım çünkü Moi-même buna müsade etmedi.

El beni çekti karanlığa.

"Yüzük." dedi Moi-même. "Bana ihtiyacın olduğu zaman yüzüğü tak."

Kırmızı sıvının dolu olduğu bardak gözlerimin önündeydi. Yanımda Moi-même yerine kral oturuyordu. Zaman kavramı benim için ölüyordu. Gerçekler acı bir sıvı olmuş vücudumda geziniyordu. Hayatımda hiç bu kadar korkmuş hissetmemiştim. Hoş, zaten ben hayatımı bilmiyormuşum bile.

Burası Labirent'ti. Benim ülkem, bana ait olan. Ailem bulunduğum yerin diğer kutbundaydı. Kanımdan olan insanlar orada nefes alıyorlardı. Bunca yıldır sevgi diye dilenen ben önceki hayatımda sevginin kurbanı olmuştum.

Aşkın tanımını daha o zaman yazmıştım sözlüğüme.

Sevgiyi dilemiştim yeniden.

Bu yemek masasında belki de geçmişimde tanıdığım yabancıyla yemek yiyordum.

Katillerim ile aynı yerde nefes alıyordum.

Benim geçmişim Labirent'te saklı kalmıştı.

"Daldın?" tok sesin sahibine baktım uzunca. Bardağındaki şarabı bitirmişti.

"Sorularımı kendim cevapladım Kral Boran. Şimdi izninle ait olduğum yere gitmek istiyorum."

Kral bana uzunca baktıktan sonra sağ elini havaya kaldırıp arkasındaki adamlarına işaret yaptı. Büyük salonda yalnız değildik, kapının hemen yanında iki adam bekliyordu. Burası güvenlik açısından oldukça korunaklı bir yerdi.

Kralın emriyle kapıyı ittirip dışarı çıktı biri. Konuya hakimdiler.

Ben ne konuya hakimdim ne de kralın emirlerine. Sandalyemi geriye itip ayağa kalktım. Öğrendiklerim öyle şeylerdi ki artık karşılaşacağım insanlara karşı nasıl bir tavır takınmam gerektiğini bilmiyordum.

Bildiğim ve bana öğütlenen tek şey, sevginin güçsüzlük olduğuydu.

Ne kadar zor olabilirdi? Sevgiyi tatmadığım gibi sevgiyi dileyebilir miydim?

Kralın bakışları hala bendeydi. Kapının kapanma sesiyle adamın geldiğini anlamıştım ama ben de bakışlarımı kraldan çekmedim.

Elimde kendimi koruyacağım saçma bir gece lambası yoktu, artık geçmişim vardı.

Geçmiş tabağın hemen yanındaki bıçağa keskinlik kattı. Kralın gözlerinin içine baka baka bıçağı ona doğru tuttum. Geri çekilmedi ya da şaşırmadı.

Sadece bakıyordu. Adamları bana doğru adım atmıştı ki aynı el hareketiyle onları durdurdu.

"Ve ben hislerimle hareket ederim Boran." dedim sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla.

"Sen beni çok iyi tanıyorsun gerçi." grilerinde bir şaşkınlık emareleri geçti. Gülümsedim.

"Ben Lena. Oluşturduğun bu karanlığın içinde ne haltlar dönüyorsa aydınlığa çıkarırım." hisler yalan söylemezdi ve gerçekler bazen göz önünde saklanırdı. Ülkede iki krallığın olduğunu söylüyorlardı, eminimki krallıklar birbirini gayet iyi tanıyordu. Ben ise diğer kraliyet ailesindendim. Kral beni tanıyordu.

"Asıl şimdi kibarlığımıza!" bıçağı masaya bırakıp kadehimden büyük bir yudum aldım.

"Tanıştığımıza memnun oldum Lena."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.