İyi Okumalar 🦋
_____________
~jisung~
Elimdeki kalemi masaya bırakarak dirseklerimi masama yasladım ve kafamı iki elimin arasına sıkıştırdım.
Delirmek üzereydim.. 2 haftadır Minho'ya ulaşamıyordum. Sanki öyle biris yoktu. Hiç var olmamış gibiydi.
Arıyordum açmıyordu, mesaj atıyordum ulaşmıyordu. Bilgi olarak ne bir adres vardı ne de başka numara.
Tek çarem Felix'e yazmaktı ama onun hamile olması beni durduruyordu. Eğer onun da abisinden haberi yoksa telaşlandırmak istemiyordum.
Sırtımı sandalyeme yaslayarak başımı geriye doğru attım ve derin bir nefes aldım. Ya ben o geceyi çok net hatırlıyordum, ya da alkol yüzünden hayal kuruyordum.
Beni evime götürmüştü. Ona adres falan söylemediğim taktirde beni evimin önüne kadar götürmüştü.
Artık hiçbir konuyu geçiştirmeyecektim. Ortada bir şeyler olduğu belliydi. Ben.. ben artık içimdeki boşluğu anlamlandırıyordum. O boşluk Minho'ydu. Bir şeyler eksikti beynimde..
O, beni çok iyi tanıyordu ama bende ona dair hiçbir şey yoktu.
O gece ona sarılırken kendimi yeniden doğmuş gibi hissetmiştim. O dudaklara uzanırken hiç tereddüt etmemiştim. Çünkü Minho benim evimdi. Ben sadece evime dönmüştüm ama o ev bomboştu.
Tüm bu boşlukları doldurmak için ona ihtiyacım vardı ama o da ortalarda yoktu. Günlerdir doğru düzgün uyuyamıyordum düşünmekten.
Elimle gözlerimi ovaladıktan sonra bir hışımla oturduğum sandalyeden kalktım ve üzerimdeki önlüğü sandalyeye fırlatarak odadan çıktım.
İş saati çoktan bitmişti, Somi eve gitmişti bile. Ama ben burada tıkalı kalıyordum. Sanki o, dönerse buraya gelecekti ve o geldiğinde burada olmalıydım.
Montumu ve arabamın anahtarını alarak ışıkları kapatıp, kliniği kilitledim ve arabama doğru ilerledim.
Gidebileceğim tek bir yer vardı... boşluğun ortasındaki tek konum.. Felix'in evi.
Üniversite yıllarında Felix'le takılmak için çok sık da olmasa onlara gidiyordum. Garip olan tarafı da buydu işte. Minho'yu orada gördüğümü hatırlamıyordum.
...
Sanki onca boşluğun ardında sadece zihnimde burası kalmış gibi hissettiren evin önünde durduğumda arabamdan indim ve öylece kocaman malikaneye baktım.
Felix'le burada yaptığımız pijama partilerini, sınav hazırlıklarını, yemek pişirme çabalarını çok iyi hatırlıyordum. Ama.. bir şeyler hala eksik gibiydi.
Başıma giren ağrıyı aldırmadan evin kocaman demir kapısının önüne geldiğimde ezbere bildiğim zile bastım. Normalde hep Felix önceden kapıyı açar ve beni beklerdi. Biraz garip hissetmiştim. Sanki.. bunu daha önce yaşamışım gibi.
Çok fazla beklememe gerek kalmadan büyük olan kapı değil de ona birleşik küçük siyah kapı açılmış ve siyah giyinimli birisi kaşlarını çatarak yüzüme bakmıştı. Hava karanlık olduğu için algılamak zor geliyordu ama.. buradaki her şey neden bu kadar tanıdıktı..
"Bay Jisung?"
Adam sanki yüzümü daha şimdi görmüş bir şekilde şaşkınca adımı söylemişti, hatta bir nevi çığlık atmıştı.
Beni nereden tanıyorsunuz diye sormak istiyordum ama sanki sormama gerek yokmuş gibi tanıyordum onu.
"Efendim çok uzun zaman oldu. Sonunda sizi görmek çok güzel"
Gözlerimde hissettiğim ıslaklık beni ele vermesin diye gözlerimi kırpıştırarak yüzümü ellerimle hızlıca sildim. Kalbimdeki ağırlık beni ağlamak için zorluyordu.
Başımı saran küt ağrı olmazsa rüyada olduğumu sanacaktım.
"Buyurun efendim"
Eliyle nazik bir şekilde beni içeri davet ettiğinde başımı sallayarak kapıdan geçtim ve kocaman bahçeye bakındım. Tanrım gerçeklik hiç bu kadar rüya gibi hissettirmemişti daha önce.
Gözlerimden şarıl şarıl akan yaşları durdurma girişiminde buşunmadan karanlık olmasına, rağmen içimde aydınlık olan bahçeye bakındım.
"Kaçma gel buraya"
"Minho hayır dur lütfen. Dur bayılacağım koşmaktan"
"Seni yakalayıp bayıltana kadar gıdıklayacağım küçük sincap"
Beynimde yankılanan sesler yüzünden refleks olarak iki elimi de kulaklarıma bastırdım. Sanki beynimdeki şeyleri duymaya hazır değildim.
Az önce beni kapıda karşılayan adam durmadan bir şeyler söylüyordu ama onu algılayamıyordum. Susması için tek elimi kaldırarak dur işareti yapmış ve neredeyse koşar adımlarla eve doğru yaklaşmıştım.
Tek bir saniye.. tek bir saniye bile benim için fazlasıyla önemliymişçesine zaman kaybetmeden nefes nefese eve ulaştım ve kapıyı açarak kendimi evin içine attım.
"Minho kırıldı bu. En sevdiğim çerçeveydi ya ama off"
"Sıkma canını güzelim alırım ben aynısını"
"Ama içine koymak için yeni foto çekinelim tamam mı?"
"Yeter ki sen iste bebeğim"
Evin her köşesinde gözümü gezindirdiğimde aklıma yeni bir anı doluyor, kulaklarımda sesler çınlıyordu. Kalbim.. o kadar ağır ve güçsüz hissediyordu ki. Hala çözmüş değildim...
Merdivenlere doğru ilerleyerek bakış açımı bulanıklaştıran gözlerimi sildim ellerimin tersiyle.
"Çok sakarsın Ji"
"Sakarım diye sevme beni zaten"
"Güzelim onu demiyorum ki ben. Nasıl düşersin merdivenden. Bebek misin sen. Gerçi benim küçük bebeğimsin o ayrı."
Yanaklarım sıkılaştığında istemsizce gülümsediğimi anlamıştım. Tanrım.. her şey yavaş yavaş yerine oturuyordu. Ben.. ben nasıl unuturdum...
Dudaklarımdan çıkan hıçkırıkları bastırmaya çalışarak dikkatli bir şekilde merdivenlerden düşmemeye özen göstererek üst kata çıktım ve uzun salonda gezdirdim gözlerimi.
"Seni Seviyorum Jisung, seni çok seviyorum"
"Ben de seni seviyorum Minho. Senin beni sevdiğinden bile çoook"
O ses, o gözler, o sıcak dokunuşlar. Ben ben hayatımın aşkını nasıl unuturdum. Böyle bir şey mümkün değildi.
Sendeleyerek duvara tutundum düşmemek için. Duvardan destek alarak bacaklarımın çok iyi bildiği yolda ilerleyerek aradığım odanın kapısını açtım ve içeri doğru boylandım.
"Canın yandığında söyle"
"Canım yanmıyor Minho sadece seni hissetmek istiyorum"
Dudaklarım arasından firar eden sesli hıçkırık sessiz olan evin her bir köşesinde yankılanmış ve kendi kulaklarıma ulaşmıştı.
O kadar ağırdı ki tüm bu duygular. Sanki yıllardır komada kalmışım ve yeni uyanmışım gibi. Zihnime çok eskiden olan olaylar doldukça ben bulunduğum yıl ve zaman dilimini bile karıştırıyordum. Delirmek üzereydim.
Boğazım öyle düğümlenmişti ki aldığım nefesler kalbime ulaşmıyordu. Ben Minho'yu sevmiştim, hala seviyordum. Ben ona aittim. Tüm bu hissettiğim şey boşluk değilmiş, kalbime gömülü olan anıların sessiz çığlığıymış.
Beynimde koca bir enkaz vardı ve o enkazın altında kurtarılmayı bekleyen anılar vardı. Teker teker gün ışığına kavuşan detaylar beni daha da sarsıyordu.
İlk gördüğümde, sesini ilk duyduğumda onun sadece bir kişiden ibaret olmadığını, onda farklı bir şeyler olduğunu anlamıştım. O.. benim sevgilimdi.
Sesli ağlamalarım vücudumu sarsarken zorlukla odanın içinde adımlayarak masanın üzerindeki fotoğrafa baktım.
Arka fon karanlık olduğu için nerede olduğumuz belli değildi ama Minho ve ben vardık...
"Hava soğuk hasta olacaksın hadi içeri geçelim"
"Ömce bir fotoğraf çekinelim lütfen~"
Destek almak için bu sefer ellerimi masaya yasladım. Burnumdan aldığım nefesler bana yetmiyordu. Ağzımı açarak derin bir nefe aldım.
Başım çatlayacakmış gibi hissediyordum. Sanki yapmamam gereken bir şeyi yaparak her şeyi hatırladığım için vücudum beni çezalandırıyordu.
Bakışlarım masanın üzerinde duran iki tane çerçevesi portakal'a benzeyen gözlüklere baktım.
"Ben bunu takmam güzelim"
"Hadi ama Minho çift gözlüğü bunlar"
"Bana ne yaptığına bakar mısın küçük sincap"
"Bir şey yapmadım ki, sadece sevdim"
"Hem de çok güzel sevdin"
Gözlerimden akan küçük damlalar teker teker masaya damlayarak sessiz odada yankılanıyordu. Titreyen elimi zar zor kaldırarak gözlüğü elime aldım.
Ağlıyor muydum yoksa gülüyor muydum farkında değildim. Mutluydum ama bu mutluluk şimdiki bana değil, o boşluğun içinde kalmış ve daha yeni kurtarılmış olan Jisung'a aitti.
M: "Evine hoş geldin"
Omzumda hissettiğim sıcak nefes ve kulağıma dolan ses beni irkitmişti. O kadar dalmıştım ki eski ama yeni olan anılara.
Korkuyla çığlık atarak elimdeki gözlüğü masaya fırlattım ve arkama dönerek ona baktım. Tüm bu anıların baş rolü olan adama.
M: "Korkma"
Buruk bir şekilde gülümseyerek elini belime sardı ve masanın üzerine yığılmak üzere olan bedenimi kendisine doğru çekerek yüzlerimizi birbirine yaklaştırdı.
M: "Hatırladın mı beni?"
_______________
Ağlıyorum 😭😭
Bu kitap niye bu kadar güzel oldukine 😭












