İçeriğe geç

L'appel du vide (MinSung)

Bölüm 8 · 5 dk okuma

L'appel du vide (MinSung)

Bölüm 8

{8}

İyi Okumalar 🦋

____________

~Jisung~

J: "Annem ağzıma sıçacak"

Elimdeki telefondan tekrar haritayı kontrol ettim. Otobüsle gelirken bu yol hiç bu kadar uzak değildi. Neden şimdi yürürken kısalmak yerine uzuyordu ki.

J: "Annem beni kesecek. Babam birleştirir sonra tekrar keser herhalde"

Telefonumu sessize alıp kütüphanede ders çalışmaya başlamıştım ve yemin ederim ki gece olduğundan haberim bile yoktu. Kütüphane 7/24 açık olduğu için kimse de beni uyarmamıştı.

Annemle babam bugün nöbetteydi ve anneme yalandan evdeyim uyuyacağım mesajı atmıştım. Ama bu yol bitmezse ve ben eve varamazsam, yolda yürümekten ölürsem, annemler beni evde bulamayıp, ölümü diriltir sonra tekrar öldürürlerdi.

Hava buz gibiydi ama o kadar çok gerilmiştim ki sıcaktan üzerimdeki montu çıkarasım vardı.

Kesinlikle ben suçlu değildim ya.. üniversite sınavıma sadece 51 gün kalmıştı. İstediğim bölümü tutturmak için çok çalışıyordum. Derslere dalıp gitmek benim suçum değildi ki.

Başımı telefondan kaldırarak etrafıma bakındım ve sıkıntılı bir şekilde şişirdim yanaklarımı. Kesinlikle bu harita bana evin yolunu göstermiyordu.

J: "Ya hala düz ilerle diyor ya! Önümde duvar var duvarın içinden mi geçeyim!"

Sinirden bağırarak telefonumu kapattım ve cebime attım. Evi koklayarak bulmaya çalışırsam daha kolay olurdu. Keşke en başından kısa yolu bulmaya çalışmak yerine otobüs güzergahı ile ilerleseydim.

Yerdeki küçük taşlara tekme atarak ellerimi montumun cebine soktum ve geldiğim yolu geri dönme kararı aldım. En azından ana yola çıkarsam taksi bulabilir veya otobüs güzergahı ile bildiğim yoldan gidebilirdim.

Bir daha böyle bir dalgınlık yapmayacağımı kendime söz vererek yarım saattir geldiğim yolu geri yürüdüm.

Zemin zaten küçük taşlarla dolu olduğu için yürürken fazla hışırtılı ses çıkıyordu ama sanki ses giderek daha da artıyordu.

Tüylerim diken diken olduğunda, adımlarımı yavaşlattım sesleri duymak adına. Arkama dönemeyecek kadar korkuyordum ama arkadan birisinin geldiğine emindim.

Sesleri dinlemeye çalışırken yanlışlıkla adımlarımı durdurdum ve başımın arkasına temas eden sert bir şey yüzünden sesli bir şekilde yutkundum.

"Kimin adamısın? Kim gönderdi seni?"

Başımın arkasına bastırılan şeyden duyduğum "çıt" sesiyle silah okduğunu anlamış ve gözlerimi sonuna kadar açarak ellerimi havaya kaldırmıştım.

Bu emri bana kimse vermemişti ama ne bileyim silah denilince bile ellerimi havaya kaldırasım geliyordu.

J: "A-anlamadım"

"Konuş!"

Silahı daha sert başıma bastırdığında sessiz bir inleme döküldü dudaklarımdan. Arkama dönmeye korkuyordum.

Herkesin evde uyuduğu saatte nerede olduğumu dahi bilmiyordum. Etraf neredeyse tamamen karanlıktı. Beni burda öldürürlerse kimsenin haberi olmayacaktı.

Zaten telefona güvenip böyle bir sokağa neden girer ki bir insan? Üstelik bu saatte?

Boğazım yanmaya başladığında gözlerim de dolmuştu. Çığlık çığlığa ağlasam bile bu bir kaçış yolu değildi. Bana sorulan soruların cevabını bilmiyordum. Ki ağzımı açarsam konuşabileceğimden bile şüpheliydim.

Ben de arkamdaki kişi de olduğumuz yeri koruyorduk ama bir süre önce duran hışırtı sesleri tekrar duyulmaya başladı. Adım sesleri giderek yaklaşıyordu.

Kalp atışlarım daha da hızlandığında havaya kaldırdığım ellerimi azıcık indirdim ve önüme eğdiğim başımı kaldırdım.

Adım sesleri karşıdan geliyordu ve bana yaklaşan kişiyi gördüğümde rahat bir nefes aldım. Sonunda burada benden başka birisi daha vardı. Sonunda yalnız ölmeyecektim. Ya kurtluacaktım ya da cinayet sayısı ikiye çıkacaktı.

Başıma baskı yapan silahtan saniyesinde uzaklaşarak hızlı bir şekilde bana yaklaşan bedene taraf koştum ve aramızdaki kısa mesafeyi kapatarak hızla kollarımı beline sardım.

J: "Bayım lütfen yardım edin bana. Öldürecekler beni"

Kollarımı daha da sıkılaştırarak kütük gibi duran adama baktım alttan. Şu an ağladığıma, korkudan kızardığıma emindim ama onun gözlerinde gram endişe hissi görmemiştim.

"Özür dilerim bay Lee ben de hemen şimdi onun işini hallediyordum"

Gözlerim öylece siyah gözlerde takılı kalmışken arkadaki adam da bize yaklaşmış ve silahının namlusunu tekrar bana doğru çevirmişti.

Koşup, yardım isteyip, sarıldığım kişi de onlardandı. Zaten bu saatte böyle bir yerde normal insan bulmayı düşünmek benim aptallığımdı.

M: "Şüpheli mi?"

Duyduğum ses hızla atan kalbimi sakinleştirmiş, korkudan sessizce akan gözyaşlarımı dindirmişti. Sesi.. huzurluydu. Asla unutamayacağım, tekrar duyduğum zaman hemen hatırlayacağım kadar huzurlu ve etkileyiciydi

"Efendim az önce burada buldum. Sorularıma cevap vermedi"

Şok etkisiyle hala sarılıyor olduğum adam başını indirerek gözlerimin derinlerine baktı. Daha arkamı dönüp yüzünü dahi görmediğim kişi beni korkutuyorken, şu an bakıştığım, bu kadar sert yüz hatlarına sahip birisi beni neden zerre korkutmuyordu. Aksine sıkışan kalbimi sakinleştiriyordu.

M: "Şüpheli birisine benzemiyor"

Arkasında birleştirdiği ellerini açarak uzun parmaklarını çeneme sardı ve başımı daha da yukarı kaldırarak yüzümün sağına ve soluna bakındı.

M: "Adın ne?"

Kollarımı hemen onun bedeninden uzaklaştırarak asker gibi dimdik önünde durdum.

J: "Jisung. Adım Han Jisung Seoul erkek lisesi son sınıf öğrencisiyim. 18 yaşında. Annemin adı Mina, babamın adı Jaehyon, Annem hastanede doğum uzmanı, babam cerrah. Çok meşgul oldukları için bir tek beni yapmaya zamanları oldu. Ben de 51 gün 6 saat 52 saniye sonra üniversite sınavına gireceğim. Psikolog olmak istiyorum"

Tek nefeste tüm bilgilerimi adama aktararak soluklandım ve onun yüzüne baktım. Arkamdaki adamın silahı indirdiğini hissetmiştim. İşte psikolog olmak böyle bir şey, hemen etkim altına aldım onları.

Benden uzun olan beden hafif bir şekilde gülümseyerek başını salladı ve ellerini saçlarıma daldırarak sıcak parmaklarını kafa derimde gezindirdi.

M: "Tamamdır Han Jisung. Şimdi gidebilirsin ama unutma gözüm üzerinde olacak! Tek şüpheli hareketinde bitersin!"

Başımı hemen onaylar anlamda sallayarak elimi havaya kaldırdım ve ona el sallayarak koşarak karanlık yerden uzaklaştım. Hala bana bakıp gülümsediğini hissedebiliyordum.

Ben de gülümsüyordum... az önce kafama silah dayanmasına rağmen sırıtıyordum. Başımı okşamıştı ve hala parmaklarının sıcaklığını hissedebiliyordum.

Lee.. demek soy ismi Lee. Acaba ismini de öğrenebilir miydim? Ama tekrar nasıl karşılaşacaktık.

Bana gözünün üzerimde olduğunu söyledi. Sanırım onun dikkatini çekebilmek için şüpheli davranmam gerekecekti.

Şimdiden aklımda kurduğum garip planları onayımdan geçirerek sırıttım ve ana yola çıktıktan sonra koşmayı durdurup ellerimi dizlerime yaslayarak nefeslendim.

Aynı az önce onun yaptığı gibi parmaklarımı saçlarımın arasına daldırdım ve onun dokunuşlarını hissetmeye çalıştım.

İlk bakışta korkutucu bir havası vardı ama sonradan güvende hissettirmişti. Sesi.. sesini duymak çok güzeldi.

Sanki rüyada duyduğum bir ses gibiydi. Gerçek olamayacak kadar güzel ses tonu vardı. Böyle bir ses tonuna sahip yeryüzünde başka bir insan daha olamazdı bence.

Kısa süre nefeslendikten sonra ellerimi dizlerimden çekerek doğruldım ve yola bakındım. Çok fazla araba yoktu ama şansıma uzaktan bir taksi gözüküyordu.

Hemen elimi havaya kaldırarak karşıdan gelen taksiyi durdurdum ve arka koltuğa geçerek telefonumun haritasının saatlerce bulamadığı konumu şoföre gösterdim.

Beni takip eden arabadan habersiz bir şekilde evime vararak sıcak yatağımda gülümsememi soldurmadan uyudum o gece.

O Jisung'un ne hayatının aşkıyla tanıştığından, ne de yıllar boyunca gençliğini harcayacağı kişiyle tanıştığından haberi yoktu.

O geceki Jisung'un, bir gün o sesi unutacağından dahi haberi yoktu...

__________________

7.5 sene öncesine küçük bir bakış attık. Şimdi günümüze dönelim bakalım ehhheeh

Nasıl ilerliyor kitap sizce?

Bölüm sonu

12 yorum