İyi Okumalar 🦋
______________
"Han Jisung bizimle karakola kadar geleceksiniz"
Şokta olduğum için ellerim titriyordu. Hiçbir suç işlememiştim. Beni öylece karakola götüremezlerdi ama şu an konuşup haklarımı savunacak kadar da cesaretli değildim. Konuşmaya çalışırsam sesimin titreyeceğine emindim.
M: "Birini karakola götürecekseniz bunun nedenini de söylemek zorundasınız"
Yanımdaki beden benim aksime rahat bir şekilde konuştuğunda bakışlarımı ona doğru çevirdim. Az önce boğazıma silah dayamıştı. Tutuklanması gereken kişi oydu. Ya da şu an hemen onu şikayet etmem gerekirdi ama..
"Han Jisung, Min Haebom cinayetten tutuklandı. Dosyasıyla birlikte karakola kadar gelip ifade vermeniz gerekiyor"
Duyduklarım yüzünden gözlerimi sonuna kadar açarak bakışlarımı Minho'dan çektim ve polislere baktım. Bir yanlış anlaşılmalı olmalıydı.
Bay Haebom'un dosyası tamamen kapanmıştı. Hastane onaylı iyileşmiş, ilaçlarını bırakmıştı. Birkaç gün önce bana sarılıp her şey için teşekkür etmişti. Bu mümkün olamazdı.
J: "Bir yanlış anlaşılma ol-"
"İfadenizi bize değil Savcı'ya vereceksiniz"
Başımı usulca sallayarak onları onayladım ve dolaba ilerleyerek titreyen ellerimle dosyaları karıştırdım.
Daha birkaç gün önce kapattığım hasta dosyasını bulur bulmaz elime aldım. Gözlerim doluydu. Emindim onun böyle bir şey yapmayacağına. Birkaç günde hastalığı tekrar ortaya çıkmış veya ilerlemiş olamazdı.
Kliniği kapatması için Somi'ye emanet ederek polis arabasına binerek uzaklaştım oradan. O kadar dalgın ve endişeliydim ki Minho'yu unutmuştum bile.
Onun, polis arabasını takip ettiğini farketmemiştim bile..
...
Saatlerce süren işlemler sonrası gizli hasta dosyasını imzalayarak savcıya teslim ettim ve beni boğan odadan çıkarak kenardaki bekleme sandalyesine oturdum.
Haebom ile ne kadar görüşmek istesem de izin verilmedi. Çünkü suçunu itiraf edip cezaevine sevkedilmişti.
Bir yıllık dosyayı her ince detayına kadar Savcıya anlatmıştım. O da hastanın iyileştiğini görmüş olacak ki bana birkaç bilgi vermişti.. altından kalkamayacağın ağır bilgiler.
Haebom kendi karısını öldürmüştü. Daha birkaç gün önce tatile çıkma planları, çocuk sahibi olma planları yaptığı, sırf onun için uzun bir süre tedavi alıp iyileştiği karısını öldürmüştü.
Nasıl ve neden yaptığını öğrenmek istesem de bu bilgiyi şu an verememişlerdi. Ama mahkemeye katılabileceğimi belirtmişti. Onu kaldırabilir miydim emin değildim. Öğrendiklerimden sonra onunla gözgöze gelebilir miydim emin değildim.
Elimin tersiyle gözlerimden akmak üzere olan yaşları sildim ve ayağa kalkarak yorgun adımlarla çıkışa doğru ilerledim. O kadar uzun süredir boğunuk sorgu odasındaydım ki ben dışarı çıktığımda güneş batmıştı.
Soğuk hava yüzüme çarptığında derin bir nefes aldım. O kadar aceleyle ve kafam dağınık bir şekilde çıkmıştım ki klinikten ne montumu alabilmiştim ne de arabamın anahtarını. Ki alsaydım da arabam burada olmayacaktı.
Daha fazla soğukta bekleyip üşütmemek için karakolun merdivenlerini inerek elimi cebime attım. Taksi çağırıp kliniğe kadar gitsem iyi olacaktı.
Telefonumu çıkararak başımı önüme doğru eğdim ve uygulamayı açarak yakın çevredeki taksileri kontrol ettim.
İki dakikalık mesafede olan en yakın arabaya tıklayacaktım ki omzuma çöken ağırlık yüzünden duraksadım. Soğuk rüzgarın altında kalan vücudum artık titremiyordu.
Başımı usulca kaldırarak omuzlarıma bıraktığı montu düzeltmeye çalışan Minho'ya baktım. Saatlerdir burada mıydı?
Onunla gözlerimiz kesiştiğinde aklıma dolan ilk şey sabah yaşadıklarımız değildi.. sadece rahatlama hissiydi. Sanki o yanımdaydı ve her şey geçmişti.
M: "Hasta olursan seanslarım aksamak zorunda kalır"
Söylediği şey yüzünden gülüşümü tutamadığım için elimi ağzıma bastırdım. Seanslarını sikine bile takmadığına o kadar emindim ki.
J: "Anlıyorum"
Güldüğümü anladığında o da sırıtarak ellerini omzumdan çekti ve karakolun önüne parkettiği arabasını işaret etti.
M: "Seni eve bırakayım"
J: "Bir şeyler içelim mi?"
Hiç tereddüt etmeden başını onaylar anlamda sallayarak gülümsedi. Arabaya geçtiğimizde verdiğim kararla gurur duyuyordum.
Bu gece olanlardan sonra uyuyabileceğimi sanmıyordum. Bu yüzden en iyisi bayılana kadar vücudumu alkolle doldurmaktı.
J: "Tamamen iyileştiğine emindim. Neden böyle bir şey yapsın ki?"
Amacım arabayı kullanan Minho'dan cevap beklemek değildi. Sadece kafam o kadar karışıktı ki beynimdeki düşünceleri seslendirmezsem başım patlayacakmış gibi hissediyordum.
M: "İyileştiğine emin misin?"
Ondan cevap aldığımda bakışlarımı ışıklarla süslenen yoldan çektim ve dikkatli bir şekilde araba kullanan bedene baktım. Yan profili çok etkileyiciydi. Özellikle yola odaklandığı için çok seksi gözüküyordu.
J: "Emindim. Emin olmazsam seansları bitirmezdim. Ama karısını gerçekten seviyordu. İnsan sevdiğine zarar verir mi?"
Minho, yola odaklandığı için rahat bir şekilde yüz hatlarını izleyebiliyordum. Ama aniden bana taraf döndüğünde gözlerimi nereye kaçıracağımı bilemedim.
Neyse ki bana olan bakışları kısa sürmüştü. Tekrardan yola taraf döndüğünde sessiz bir şekilde rahat nefes verdim. Gözleri bana bir şeyler anlatmak için çırpınıyor, haykırıyordu.
M: "Verir"
Ben daha dudaklarımı aralayıp konuşamadan o, kendi cümlesine devam etmişti. Anlaşılan Lee Minho'nun seansları dört duvar arasında işe yaramıyordu. Onun seanslarının klinik dışında yapmayı bir kenara not ettim ve dediklerini dinledim.
M: "İnsan en çok sevdiğine zarar verir"
J: "Yanılıyorsun. İnsan sevdiğine zarar veremez. Veriyorsa sevmiyordur"
Araba durduğunda bakışlarımı etrafta gezindirdim. Deniz kenarında küçük bir ızgaracıya gelmiştik. Ama arabadan inmek için çok erkendi..
Ellerini direksiyondan çekerek sırtını koltuktan uzaklaştırdı ve bana taraf dönerek biraz yüzlerimizi yaklaştırdı.
M: "Peki ya birisi canından bile çok sevdiğine zarar veriyorsa ve bunu daha fazla zarar görmemesi için yapıyorsa? Ya o zaman? Hala sevmiyor mudur? Yoksa ondan vazgeçecek kadar çok mu seviyordur?"
Söylediklerini daha sonra dosyaya not etmek için ezberimde tutmaya çalıştım. Canını yakan bir konu vardı ve bu onu fazlasıyla etkiliyordu. Cevabım zaten hazırdı çok da düşünmeme gerek yoktu.
J: "İkisi de değil. O kişi sadece aptaldır. Seviyorsan kaybedecek kadar çok seveceksin, vazgeçecek kadar değil. Her şeye rağmen gitmekten vazgeçip sevmen gerekir. O kişi tüm zorlukları kabullenip hala seni seviyorsa, senin ondan vazgeçmen sadece aptallıktır. Aşk her koşulda sevmektir. Bu kriteri kaşılamıyorsa aşk değildir"
Histerik bir şekilde gülümseyerek arkasına geri yaslandı ve boş yolu izledi bir süre. Bu bakışları iyi biliyordum. Yaptıklarını veya yapacaklarını tartıyordu. Kabbullenmese bile söylediklerimden ders çıkarmaya, daha önceki yanlışlarını düşünmeye dalmıştı.
Lee Minho.. onu bu denli düşündüren yanlışını bilmek istiyordum. Onu bu denli sarsan olayı öğrenmek istiyordum. Belki özel hayatı haddime değildi ama her şeyden çok istiyordum onun geçmişini öğrenmeyi.
M: "Peki ya bu aptallığıyla geri döndüyse aşkına? Hem de dönmemesi gerekirken. O zaman ne yapılmalı doktor? Affedilir mi o aptal, yoksa her koşulda sevemediği için elenir mi?"
Hala karşıdaki camdan dışarıya bakıyordu. Şu an gözlerime bakmasını çok isterdim. Bunu sorarkenki hislerini görmek istiyordum.
J: "Affedilir"
Tekrar bana taraf döndüğünde gözlerinin parladığına emindim. Yaşlarla doluydu. Bir şeyin pişmanlığını taşıyan yaşlarla.
M: "Her şeye rağmen mi?"
Başımı sallayarak onu onayladım ve elimi arabanın kapısını açmak için yan tarafa uzattım. Biraz daha onun doku gözlerine bakarsam ağlayacaktım.
Onu böyle görmek kalbimin sıkışmasına neden oluyordu. Sanki kalbim ona aitmiş gibi..
J: "Her şeye rağmen affeder insan sevdiğini. Hatta affedebilmek için küçük bir neden arar. Dönmen bile onun için bir ışıktır"
___________________
GELECEK BÖLÜME HAZIR MISINIZ?? AAAAA BAYILACAĞIMM HEYECANDAN











