İyi Okumalar 🦋
____________
Islak saçlarımın nemini havluyla alarak aynanın önüne geçtim. Üzerimde tarif edemeyeceğim bir ağırlık hissi vardı.
Fazlasıyla yorgundum. O kadar yorgundum ki sanki uyumak istesem yorgunluktan uyuyamayacak gibiydim.
Saçımı kuruttuğum havluyu yatağın üzerine fırlatarak dolaptan nemlendiriciyi alarak elime sıktım ve yüzümün her yerine dağıttım hızlıca.
Hemen yatağa girmek, hiçbir şey düşünmeden sadece uyumak istiyordum.
Kollarımı hareket ettirdiğim için üzerimdeki bornozun yakası hafif açılmıştı. Bakışlarım beyaz tenime kaydığında boğazıma bir yumrunun oturduğunu hissettim.
Yutkunsam da gitmiyordu...
Ellerimi yüzümden çekerek sıcak duştan çıktığım için üşüyen, soğuk parmaklarımı sol göğsümün üzerindeki kompas dövmesinin üzerinde gezindirdim.
Sanki parmaklarım buz gibi değil de alev gibi sıcakmışçasına tenimi yakıyordu. Öylece elimi nasıl yaptırdığımı dahi bilemediğim dövmemin üzerinde gezindirdim..
Gözümün önünden hala gitmiyordu. En ince detayına, boyutlarına kadar aynıydı. Minho'nun boynundaki dövmeyle aynıydı.
Dövme yıllardır benimleydi ve ben onu sevmediğim taktirde sildirmeye veya başka dövmeye çevirmeye çalışmamıştım bile. Bu aklımın ucundan dahi geçmemişti. Sanırsam vücudumun bir parçasıydı ve her zaman orada olmalıydı..
Sanki daha fazla onu görmeye katlanamayacakmışım gibi avuç içimi dövmenin üzerine bastırdım. Canım yanıyordu, gözlerim doluyordu. Beynim yine bana bir tür oyun oynuyordu. Kurallarının ne olduğunu dahi bilmediğim bir oyun.
"Bir gün kaybolursak, birbirimizi kaybedersek sevgilim bu kompas sana yönünü gösterecek, seni bana getirecek"
Beynimde yankılanan sözcüklerle yanan gözlerimi kırpıştırdım ve daha fazla oyalanmadan pijamalarımı giyinerek kendimi sıcacık yatağıma bıraktım.
Bir şeyleri anlamlandıramamak beni yoruyordu. İçimde bir benlik daha vardı, tüm bunlara anlam kazandırmak için çırpınıyordu.. ama işte ben yapamıyordum...
...
Gece çok geç uykuya dalabilmiştim. Beynimdeki düşünceler susmadığı için bir türlü uyuyamamıştım. Göğsümdeki acı bir türlü dinmemişti.
Şimdi ise arabayı aceleyle park etmiş, koşarak kliniğe gidiyordum. Hayatım boyunca hiç geç kalmamış, alarmı kapatıp uyumamıştım. Bana bir şeyler oluyordu.
Ya iyi bir tatile ihtiyacım vardı, ya da iyi bir alkole.
Nefes nefese kliniğe vardığımda Somi benim için kapıyı açmıştı. O, olmasaydı bunca karışıklığın arasından nasıl çıkardım hiç bilmiyordum.
Üniversite yıllarından beri arkadaştık ve bu kliniği açtığım ilk günden beri yanımda olmuştu. İşlerimi düzenli yürütebiliyorsam büyük teşekkürü hak eden kişi oydu.
J: "Teşekkürler Somi, yine kurtardın beni"
Gülümseyerek içeri girdiğimde benim aksime o gülümsemiyordu. Aksine yüzü yine solgun gözüküyordu.
"Lee Minho geldi erkenden"
Kolumdaki saati kontrol ederek derin bir nefes aldım. Bu sefer geciken taraf bendim. Hemen üzerimdeki montu çıkararak beyaz önlüğü üzerime geçirdim ve odama doğru adımladım.
Onu zorla ikna edip, mesai saatleri içine almıştım seansımızı ve şimdi geç kalan taraf bendim. Sonunda o da bir kere geç kalmıştı. Bence ödeşmiş olduk.
Odamın kapısını aceleci bir şekilde açtığımda karşılaştığım manzara yüzünden aynı şekilde kapatmak yerine sessizce kapattım.
İstemsizce gülümsemiştim.. koltukta oturmuş, başını arkaya, koltuğun başlığına yaslamış masum bir şekilde uyuyordu.
Böyle bir manzaraya karşı tutumlu olmalı, onu uyandırmalıydım ama.. bilemiyordum işte benden bir açıklama yapmamı beklemeyin.
Hiç de yabancı gelmiyordu bu manzara bana. Sessiz bir şekilde koltuğuma geçerek, çantamı masama bıraktım.
Seans'a başlamamız gerekiyordu ama ben onu hiç uyandırmak istemiyordum. Olabildiğince yavaş bir şekilde masama yerleştirdikten sonra eşyalarımı, daha fazla zaman harcamak için balıklara yem verdim.
Başka oyalanacak bir şey bulamadığımda üzgün bir şekilde yanaklarımı şişirerek koltukta uyuyan bedene yaklaştım.
Öyle huzurlu bir şekilde uyuyordu ki, sanki gece hiç uyumamıştı. Gözlerim uzun kirpiklerine kaydı. Çok güzel ve şekilli duruyorlardı. Bence asıl mesleği mankenlik yapmaktı.
Tamamen önünde dikildiğimde kaşlarım çatıldı. Sağ kaşının altında çizik vardı ve üzerinde kurumuş kandan yeni olduğu ortadaydı.
Endişeli bir şekilde kaşlarımı çatarak biraz daha yaklaştım yüzüne ve kaşındaki yaraya baktım. Çok büyük değil, minicik bir çizik gözüküyordu ama yine de derin kesilmişti.
Masama uzanıp, üzerinde duran kolonyalı mendilden bir tane aldım ve tekrar Minho'ya yaklaşarak yüzüne doğru eğildim. Üzerindeki kirli kanı temizlesem iyi olacaktı.
Elimde tuttuğum mendile baktığımda içten içe kendimi sorguluyordum. Bunu yapmak zorunda değildim. Ya da o kolunu yaktığında ona merhem sürmek, ama ona bir şey olduğunda canım yanıyordu işte.
Biraz daha yüzüne doğru eğilerek elimdeki mendili yavaşça yarasının üzerine bastırdım.
Ben daha doğru düzgün yaraya temas edemezken bileğime sarılan el, beni acıyla inletmişti. Daha ben bileğimin acısını düşünürken bir anda sırtımın duvara baskısı yüzünden gözlerimi sonuna kadar açtım.
Bakışlarımı bileğimden çekip, beni tüm gücüyle duvara bastıran bedene baktım. Göz bebekleri irileşmişti. Korktuğu her halinden belliydi ama bunu sadece gözleri haykırıyordu.
Gözlerim, beni duvara bastıran bedenin hızla inip kalkan göğsüne indi. Nefes, nefese kalmıştı. Sanırsam dakikalardır suyun altında oksijensiz bırakılmıştı.
Tekrar bakışlarım gözülerine çıktığında kendisine gelmiş olmalıydı ki göz bebekleri normale dönmüştü.
M: "Jisung?"
Sanki deminden beri hala uyuyordu ve daha yeni gözlerini açmış ve uyanmıştı. Şaşkın bir şekilde ismimi sayıkladığında hala gözlerine bakıyordum.
Neden bu kadar korktuğunu, küçücük temasımdan bu kadar gerildiğini anlamak istercesine gözlerine bakıyordum. Ama gözlerindeki korku yerini endişeye bırakmıştı.
J: "İyi misin?"
Göğsüme baskı yapan kolu benden uzaklaştığında anca o zaman hissetmiştim boynuma dayanan soğukluğu.
Kolunu yavaşça benden uzaklaştırdığında, boynumdan uzaklaşan soğukluğa çevirdim gözlerimi. Boynuma baskı yapan silahı daha yeni farkediyordum.
Benden uzaklaştırmak için geri çektiği silahla bakıştığımda çığlık atmak için dudaklarımı aralayacaktım ki bileğime sarılı olan eli ağzımı sıkıca kapatmış ve çığlıklarımı dudaklarıma hapsetmişti.
M: "Sakin ol. Sana zarar vermeyeceğim"
Sessiz ses tonuyla konuşarak, elini ağzımdan çekmeden silahını beline doğru uzattı ve üzerindeki deri ceketi kaldırarak onun altında gizledi.
Gözlerimi sonuna kadar açmış bir şekilde az önce silah tutan eline bakıyordum. Buraya o şeyle girmişti ve belki de onunla ilk gelişi değildi.
M: "Tanrım bana o gözlerle bakma Jisung, sen olduğunu bilmediğim için silah çektim. Bir daha asla çıkarmayacağım oradan korkma"
Eli, hala ağzımı sıkıca kapatıyorken başımı hayır anlamında salladım. Kesinlikle o aletle aynı yerde duramazdım. Özellikle de bir psikoterapi kliniğinde. Hastaların nasıl, ne zaman, ne yapacağını bilemezsin. Aynı az önce olduğu gibi.
M: "Elimi çekeceğim ve çığlık atmana gerek yok. Dediğim gibi sana zarar vermem"
Başımı tekrar hayır anlamında salladığımda derin bir off çekerek elini yavaşça dudaklarımda uzaklaştırdı.
Tabi ki çığlık atacak ve yardım isteyecek, sonra polis çağırıp, o silahın ruhsatlı olup olmadığını kontrol ettirecek sonra da bu kliniğe acil bir güvenlik görevlisi işe alacaktım.
Eli tamamen dudaklarımdan uzaklaştığında ağzımı açarak derin bir nefes çektim içime ve çığlık atmak için tüm gücümü boğazıma topladım.
Ben daha çığlığımı atamamışken odamın kapısı alacaklı gibi açılmıştı. İkimiz de bakışlarımızı kapıya taraf çevirdiğimizde kaskatı donup kalmıştık.
İçeri giren üç tane polis, kimliklerini açarak bana doğru yaklaşıyorlardı. Tamam onları zaten çağıracaktım ama ben çağırmadan gelmeleri normal değildi.
Bakışlarımı Minho'ya çevirdiğimde o da bana bakıyordu. İkimiz de durumdan habersizdikse onları kim çağırmıştı?
Polisler bana taraf uzattıkları kimliklerini kapatarak ceplerine sokmuş ve Minho'yu pas geçerek benim önümde dikilmişlerdi.
"Han Jisung bizimle karakola kadar geleceksiniz"
_____________
Gelelim.
Arkadaşlar kitap yavaş ilerlemiyor. Daha 5. Bölümdeyiz ne olsun istiyorsunuz her şey ortaya mı çıksın amk? Biraz sabırlı olun götünü siktiklerim








