İyi Okumalar 🦋
____________
J: "Neredesin!"
Boğazım parçalanacak bir şekilde çığlık atarak etrafıma bakınarak arkama döndüm.
J: "Böyle gidemezsin!"
Gür ve güçlü çıkan sesim her konuşmamda, her bağırmamda giderek titriyor. Zatıflığımı benim sesimden daha gür bir şekilde bağırıyordu.
J: "Söz vermiştin!"
Sanki her an her yerden tehlike çıkabilirmiş gibi durmadan sağa sola dönüp etrafıma bakınıyordum ama hiçbir şey yoktu..
Her yer karanlıktı, hiçbir şey göremiyordum. Ne bir ışık ne de bir umut..
J: "Yapma lütfen..."
Koca bir boşluğun ortasında dizlerimin üzerine çökerek kendimi yere bıraktım. Hep güçlü davranmaya çalışan kişiliğim beni yarıyolda bırakmıştı.
Ellerimi de yere yaslayarak dua edermiş gibi alnımı da zemine bastırdım.
Hiçliğin ortasında olmama rağmen sanki fazlasıyla tanıdık bir yerdeydim. Sanki kendi kafamın içindeki boşluktaydım.
J: "Gitme"
Fısıltılarım karanlığın içine karışarak yok oldu
J: "Bırakma beni"
Sanki bir şey değişecekmiş gibi gözlerimi kapattım ve yorgun düşen vücudumu yere bıraktım. Soğuk.. çok soğuktu.
...
Çenemin titreyerek dişlerimin birbirine çarpasına neden olduğunu hissediyordum. Soğuk bedenim öyle sarmıştı ki sanki tüm benliğim onunmuş gibiydi.
Dudaklarım da titrediğinde kollarımı etrafıma sararak gözlerimi açtım. Yorganı üzerimden attığım için üşüyormuşum..
Hemen yatakta doğrularak ayaklarımın üzerinde duran yorganı üzerime doğru çekiştirdim.
Karnıma kadar çektikten sonra geri yatağa uzanacakken üzerimde olan yorgana kaydı gözlerim.
Islak lekeler vardı ve o lekeler giderek artıyordu. Kucağımda duran beyaz yorgan sanki yağmur taneciklerine maruz kalmış gibi ıslanarak rengini değiştiriyordu.
Şaşırmış bir şekilde ellerimi yüzüme yasladım.. ağlıyordum? Ben gözlerim sellere dönecek kadar şiddetli ağlıyordum ama?
Ellerimi sıkıca gözlerime bastırarak gözlerimi kapattım. Göğsümden derin bir hıçkırık koptuğunda kendimi serbest bıraktım ve rahat bir şekilde ağlamaya devam ettim.
Neye ağladığımı dahi bilmiyordum. Sanırım bir rüya görmüştüm ama hiçbir şey hatırlamıyordum.
Kafayı yiyecektim. Bir rüya gördüğüme emindim, o rüyayı yaşadığıma emindim ama ne gördüğümü hatırlayamıyor muydum?
Sırtımı yatakla buluşturarak burnumu çektim ve gözlerimden akan yaşları sildim. Sanırım kendime de psikologluk yapsam iyi olacaktı.
...
"Her şey için teşekkürler bay Han"
Gülümseyerek gözlerimi izlediğim hırçın dalgalardan çektim ve yanımdaki bedene doğru çevirdim.
Bay Haebom bir yıldan fazla süredir benim hastamdı ve bugün onunla birlikte son seansımızdı. Onunla gurur duyuyordum...
Bunca zaman boyunca ağır depresyon hastası olmuş olsa bile seanslarda gösterdiği azim sayesinde tamamen iyileşmişti. Bir sene size kısa zamanmış gibi gelmeyebilir ama paikolojik bir rahatsızlığın iyileşmesi için kısa bir süreydi.
J: "Ben teşekkür ederim bunca zaman gösterdiğiniz çaba için"
Son seansımızı özellikle nehir kenarında yapmak istemiştim. Temiz hava altında, huzurlu bir yerde onun bu ortama verdiği tepkiyi görmek istemiştim.
Gülümsüyordu.. kocaman bir şekilde. Yeni doğmuş bir bebek gibi masum ve dertsiz tasasızdı gülümsemesi.
"Siz olmadan başaramazdım. Sayenizde hayatıma devam edeceğim"
Sabah görüp de hatırlamadığım rüyanın duygusallığı hala üzerimdeydi sanırım ağlamak üzereydim.
Dolu gözlerimi sıkıca kapatarak kollarımı açtım ve Haebom'a sarıldım. Bu azmi sayesinde parçalanmak üzere olan ailesi de birleşmişti.
Karısı ondan boşanmaktan vazgeçmişti ve bir hafta sonra tatile çıkıyorlardı birlikte. Sırtını pat patladıktan sonra ondan uzaklaştım ve gururlu bir şekilde gözlerine baktım. Umarım gözlerimin yaşlarla dolu olduğu belli olmuyordur..
J: "Son seansımız da bitmiştir. Bana tatilden fotoğraflar göndermeyi unutma"
"Elbette. Oğlum olursa ismini kesinlikle Jisung koyacağım"
Göz kırptığında gülümseyerek başımı salladım. Hastalarıma karşı yakınlık hissetmemeliydim ama onların duygularına derinden hakim olmak istemsizce beni onlara bağlıyordu.
J: "Beni küçük Jisung'la tanıştırmanı sabırsızlıkla bekleyeceğim! Görüşürüz istediğin zaman beni aramakta özgürsün"
Saygılı bir şekilde eğildiğimde beni başıyla onayladıktan sonra o da eğildi.
"Görüşürüz"
Son olarak el sallayarak çok da uzakta olmayan arabama doğru yürüdüm. Şakasız ağlamak üzereydim... Bir dosyayı daha kapatıp arşive kaldırma zamanı gelmişti.
Ama öncesinde akşam yemeği yiyerek enerji toplamalı ve kendimi Minho'nun seansına hazırlamalıydım.
Felix sanki bir şey değişecekmiş gibi her saat başı bana abisini soruyordu. Ona net bir şey söyleyebilmem için en az beş seans yürütmem gerektiğini söylediğimde de bana küsüp bebeğini üzdüm diye trip atıyordu.
Hyunjin onunla nasıl başa çıkıyordu kesinlikle hiçbir fikrim yoktu. Gerçi onların evlenip neden Avustralya'ya da taşındıkları hakkında da bir bilgim yoktu. Oysaki Felix Kore'yi çok seviyordu.
...
"Efendim Bay Minho sizi odada bekliyor"
Daha kliniğe yeni adımımı atmıştım ki sekreterim beni kapıda karşıladı. Yüz ifadesi biraz endişeliydi ama şaşırdığım şey Minho'nun burada olmasıydı.
Ben akşam yemeğimi yiyip gelene kadar hatta sonrasında bile gelmesini beklemiyordum. Saat tam 6 olmuştu ve bu sefer zamanında gelmişti. Bu adam beni yanıltarak şaşırtıyordu. Sanırım onu çözmek sandığımdan daha da zor olacaktı.
J: "Tamamdır geçiyorum hemen. Bize iki kahve getir kütfen"
Başını salladığında yanından geçip gitmek için adımlarımı harekete geçirecektim ki sıkı bir şekilde koluma sarılarak beni durdurdu.
J: "İyi misin Somi?"
Kızın dudakları titriyor, rengi bembeyaz olmuş, gözbebekle büyümüştü. Endişeli bir şekilde elimi bana sarılan elinin üzerine koydum desteklemek için.
"Sizce de onda garip bir şeyler yok mu?"
Duraksadım... Lee Minho sadece bana böyle hissettirmiyor muydu? Bu biraz bozulmama neden olmuştu ama hiçbir şeyi yargılamadan önce dinlemem gerekiyordu.
J: "Biraz açık Konuş lütfen"
Kolumu sıktığının yeni farkına varmış olacak ki şaşkın bir şekilde geri çekildi ve derin bir nefes alarak gözlerime baktı.
Gözleri.. sanki ölümle karşılaşmış gibi bakıyorlardı.
"Efendim gözleri korkunç, korkunç hissettiriyor. Baktığımda ruhumu yakıyor"
Aksine onun gözlerine bakmak beni boşlukta sürüklüyordu sadece. Canımı yakmak mı? Beni korkutmak mı? Asla. Onun gözleri zararsız bir karadelikten farksız değildi benim için.
"Lütfen onunla daha fazla devam etmeyin"
Ne kadar sekreterim için endişelenmiş olmuş olsam da onun düşüncelerini duymak beni daha da hırslandırmıştı. Lee Minho.. kesinlikle onu çözmeden bırakmayacaktım.
J; "Endişelenecek bir şey yok"
Sohbetin daha fazla uzamaması için askılıkta duran önlüğümü alarak üzerime geçirdim ve odama doğru ilerleyerek içeri geçtim. Somi için korkunç olan gözlerin derinlerine bakmak için sabırsızlanıyordum..
Odaya girdiğimde, camın kenarında duran akvaryumu inceleyen bedeni gördüm. Kapıyı sesli bir şekilde açmama rağmen sanki bir şey duymamış gibi akvaryumda yüzen iki japon balığını inceliyordu.
Ofis ortamını ne kadar onlar için uygun bulmuyor olsam da çok sevdiğim bir hastamdan hediye olduğu için orada durmasını seviyordum. Ve gerçi ilk seasnsı olan birçok kişinin de sakinleşmesine yardım ediyorlardı.
Birkaç adım atarak hala sırtı bana dönülü olan bedene doğru adımladım. Yine simsiyah, boğazlı bir kazak giyinmişti ama en azından bu sefer üzerinde maske ve şapka yoktu.
M: "Bana sorarsan balıkların insanlara benzer olan özelliği ne biliyor musun?"
Sonunda konuştuğunda gerginliğimi atacak bir nefes verdim. Gerildiğimi bile anlamamıştım. Onunla aynı ortamda olmak... agora fobi gibiydi. Geniş alanın seni boğacağından korkuyor olmak..
J: "Neymiş?"
Yanında durarak ellerimi arkamda birleştirdim ve yan taraftan yüz hatlarını süzdüm. Çok.. fazlasıyla orantılı yüzü vardı. Yakışıklılığı herkesi kendisine aşık edecek seviyedeydi.
Ve Tanrım.. dar siyah kazağından belli olan kol kasları...
Bana taraf döndüğünde şaşırdığımı belli etmemek için akvaryuma doğru baktım. Saniyelik de olsa gözlerimizin kesişmesi yine bana boşluktaymışım gibi hissettirmişti.
M: "İki varlık da çok çabuk unutuyor.."
______________
Neler oliii???
İlk 7 bölüm falan giriş bölümleri olduğu için bir şeyler anlamamanız normal. Sabırlı olalım ehe










