İyi Okumalar 🦋
_____________
~jisung~
Bıkkın bir şekilde offlayarak yatakta bir tur daha döndükten sonra elimdeki "sürü psikolojisi" kitabını kenara bırakarak yatakta oturdum.
Panda gibi yuvarlanarak kitap okumaya çalıştığım için saçlarım elektriklenerek havaya uçuşuyordu.
Minho öğlen gelecekti ama uçağı rötar yaptığı için gecikmişti. Bir haftadır onu göremediğim için baygınlık geçiresim vardı. Yaşama hevesim ona bağlıydı. O olmadığında ders bile çalışmak istemiyordum.
Kapının açılma sesini duyduğumda bir saniye bile beklemeden hemen yataktan fırlayarak ayağa kalktım ve koşarak odadan çıktım. Onu çok özlemiştim.
J: "Minhooo~~"
Tatlı bir şekilde ona seslenerek merdivenleri indiğimde sesini duymam beni anlık olarak durdurmuştu. Çok özlemiştim onu.
M: "Güzelimm"
Dolu gözlerimi kırpıştırarak daha da hızlı indim basamakları. Son basamaklara vardığımda bakışlarım yüzüne kaymıştı. O da beni çok özlemişti.
Son iki basamak kala onun gözlerine dalıp gittiğim için ayağımı merdiven yerine boşluğa atmış ve dizlerimin üzerinde yere düşmüştüm.
M: "Jisung"
Hemen yanıma gelerek ellerini yanağıma yasladı ve yumuşak bir şekilde dolgun yanaklarımı okşadı. Dizlerim yanıyordu.
Hem ona olan özlemim yüzünden hem de acıyan dizlerim yüzünden ağlamaya başladığımda yüzümü kendi yüzüne yaklaştırarak burnuma küçük bir öpücük bıraktı.
M: "Çok sakarsın Ji"
J; "Sakarım diye sevme beni zaten"
M: "Güzelim onu demiyorum ki ben. Nasıl düşersin merdivenden. Bebek misin sen. Gerçi benim küçük bebeğimsin o ayrı."
Dudaklarımı büzerek omzularımı silktim umursamaz bir şekilde. Evet bebeğiydim ve onu çok fazla özlediğim için düşmüştüm işte.
M: "Bir şeyin var mı? Çok yanıyor mu canın"
Dizlerimin üzerinde durmayı keserek kalçamın üzerine, zemine oturdum ve dizlerimi kendime doğru çekerek derisi soyulmuş cildime baktım.
J: "Baksana derim soyulmuş"
Gülümseyerek şort giyindiğim için açıkta kalan dizlerime öpücük bıraktı ve kollarını belime sararak beni kucağına aldı.
M: "Kıyamam bebeğime. Şimdi iyileştireceğim seni ben"
"Pardon şey gelebilir miyim?"
Birisi bana seslendiğinde başımı iki yana sallayarak gülümsememi durdurdum ve hemen ciddileşerek ayağa kalktım sandalyemden.
H: "Tabi buyurun bay Kim"
"Demiden beridir kapınızı çalıyorum ama duymadınız sanırım"
Bu seans için hastam içeri girdiğinde nazik bir şekilde gülümsemeye çalıştım. Duymadım değil de daha çok duyamadım.
Her geçen gün kafamdaki anılar daha da netleşiyordu. Ve ben bir kez daha anlıyordum. Bizim sevgimiz çok güzeldi.
Minho yıllar öncesinde kendi hayatı ne kadar zor olsa da bir kere bile bana şikayet etmemiş, canının yandığını söylememişti. Hep benim küçük dertlerime odaklanmıştı.
Sorun da buydu ya.. canınız yanıyorsa ve yardıma ihtiyacınız varsa bunu duyurmaktan çekinmemelisiniz. Birisinden yardım almak sizin gururunuzu kırmamamlı.
Her şeyi içinize atıp "ben bunu tek başıma da hallederim" dememelisiniz. Tek başına halledebiliyor olsan bile her zaman acılarını anlatmaya çalış. Ne kadar anlatırsan o kadar çok hafiflersin.
Ama Minho anlatmamıştı.. ve şimdi onun için tüm bu acılar daha da ağırdı.
Neyse ki ben yanındaydım.. artık yanındaydım. Onu iyileştirmek için elimden gelen her şeyi yapacaktım.
Nasıl zamanında o beni mutlu etmek için kendi acılarını görmezden gelmişti şimdi de ben kendi benliğimi görmezden gelecektim. Gerekirse onun için canımı feda edecektim.
"Bunlar sizin için"
Masama bırakılan papatya buketine baktığımda tekrar düşüncelere daldığımı anlamıştım. Minho beni ne hale getirmişti.. seanslarımı bile düzgün yürütemiyordım.
J: "Ah çok teşekkürler"
"Geçen seansı hasta olduğunuz için ertelemiştiniz. Umarım iyileşmişsinizdir"
Aslında hasta olduğum için değil de sabaha kadar Minho ile seviştiğim içindi o. Yalan söylemenin verdiği pişmanlık yüzünden gergin bir şekilde gülümseyerek çiçek buketini elime aldım ve kokladım.
Birkaç saatliğine beynimden Minho'yu atıp, seanslara odaklanmam gerekiyordu. Yoksa dünyanın en kötü psikoloğu ödülünü alacaktım.
...
Elimdeki çiçekle birlikte odadan çıkarak lobide oturan Somi'e baktım. Çiçekler gerçekten çok güzel kokuyordu.
Gülümseyerek elimdeki çiçekleri ona uzattım ve üzerimdeki önlüğü çıkararak girişteki dolaba astım.
J: "Çiçekleri suya koymayı unutma lütfen. Ben çıkıyorum sen de çık"
"En sevdiğim şey işi erken bitirmen"
J: "Biliyorum"
İkimiz de gülüştüğümüzde o çiçekleri alarak lavaboya geçti, ben de montumu askılıktan alarak klinikten çıktım.
Son günlerde işlerimi erken bitiriyordum. Çünkü her günümü Minho ile geçiriyordum. Her sabah onunla birlikte uyanıp kahvaltı yapmak, akşam mutfakta birlikte yemek hazırlamak..
Mükemmeldi. Minho tarafından sevilmek çok güzeldi. Aşk zordu ama doğru kişiyleyken her zorluk bile güzeldi.
Artık neredeyse her şeyi hatırlıyordum. Aklımda kopuk kopuk bilgiler yoktu hepsi tamdı. Ve giderek Minho hakkında detayları hatırlamak beni daha da mutlu ediyordu.
Bugün hatılradığım şey ise beni mutluluktan havalara uçurmuştu. Arabama binerek çalıştırdım ve en iyi bildiğim Japon atıştırmalıkları satılan dükkana doğru yola çıktım.
Tüm yolu sırıtarak gittikten sonra arabayı kenara çekerek hala kapanmamış olan dükkana girdim ve puding reyonuna geçerek orada gözümü gezdirdim.
Japon pudingini çok seviyordu. Ona baktığında hiç puding sevecek bir yüz ifadesi veya kişiliği yoktu ama tek oturuşta 3 kutu yiyebilirdi.
Her zaman aldığı pudinglerden bulduğumda heyecanlı bir şekilde bir koli alarak kasaya geçtim ve ödemeyi yaparak çıktım.
Pudingleri ön koltuğa bırakıp, direksiyonun başına geçtim. Bugün Minho'nun evine gidecektim. Gece de orada kalırdım büyük ihtimal. Orayı seviyordum, sıcacık hissettiriyordu.
Çünkü tüm anılarımın yuvası orasıydı. İçimdeki boşluğun cevabını orada bulmuştum.
Tam arabayı çalıştıracakken gözüm alkol mağazasında kalmıştı. Akşam içmemiz için şarap alsam hiç de fena olmazdı değil mi?
Kendi fikrimi kafamda onaylayarak arabadan indim ve hemen Japon atıştırmalıklarının yanındaki mağazaya girerek vitrindeki şarapları inceledim.
Çok ağır bir şey değil de tadı güzel bir şey arıyordum.
"O çok güzel. Çok çarpmıyor ve yemeğin yanına çok yakışıyor"
Arkamda duyduğum ses beni hafif irkmişti. Elimde tuttuğum şaraptan gözlerimi çekerek arkama döndüm.
Birçok kişide şu özellik vardır "birinin yüzüne baktığında onun kötü birisi, senin için iyi birisi olmadığını" anlardın ve ben bu konuda mükemmeldim.
Yüzü hiç güven vermiyor, mimikleri ve daha yeni tanıdığı yabancı birisiyle konuşma tarzı fazla rahattı.
Gülümsemeden sadece başımı onaylar anlamda salladım ve daha fazla zaman kaybetmemek için kasaya doğru ilerledim. Bir an önce eve varıp sevgilime sarılmak istiyordum.
Şarabı da ön koltuğa iyice yerleştirdim ve arabayı kullanırken düşmeyeceğinden emin olduktan sonra ön koltuğa geçerek arabayı çalıştırdım.
Bu sefer doğruca eve gidecektim, yolda bir şeyin dikkatimi dağıtmasına izin vermemeliydim.
Açtığım şarkının ritmiyle birlikte başımı sallayarak dikkatli bir şekilde kullanıyordum arabayı.
Gözlerim yoldan ayrılmasa da beynim her köşede geziniyordu. Aklıma dolan taze anılar beni daha da gülümsetiyor, Minho'ya çabucak kavuşmam için içimde yanan ateşi körüklüyordu.
Yanlışlıkla elim sağa dönüş sinyaline kaydığında hemen sinyali kapatarak düz ilerledim. Dalgın olduğum için sinyali yanlış açmıştım.
Aynadan arkama bakarak bunun hiçbir araba için sorun olmadığını teyit etmek istemiştim ama arkamdaki araba da aynı benim gibi sağ sinyalini açmış ve ben kapattığımda geri kapatmıştı.
Kaşlarımı çatarak yola devam ettim. Düz gitmem gerekiyordu ama bu sefer sol sinyali yaktım ve yine sola dönmeden dönüşü pas geçtim.
Bu yaptığım trafiği bozabilirdi ama arkamdaki kişi de aynısını yapmıştı. Sinyali yakmış ama benim dönmediğimi farkettiğinde o da dönmemişti.
Takip ediliyordum...
_______________
Şimdi boku yemedik mi?







