İçeriğe geç

L'appel du vide (MinSung)

Bölüm 13 · 5 dk okuma

L'appel du vide (MinSung)

Bölüm 13

{13}

İyi Okumalar 🦋

______________

~jisung~

M: "Hatırladın mı beni?"

Belime sarılan el baskısını artırdığında öylece karşımdaki bedenin gözlerinin içine baktım. O kadar çok ağlamıştım ki görüş açım bulanıklaşmıştı.

Hatırlıyor muydum? Buna evet cevabını veremezdim. Hala bazı parçalar kopuk, anılar yarım yamalaktı. Delirmek üzereydim.

O günü hatırlıyordum. Minho benden her şeyimi almış, benim tek kelime dahi etmeme, ona veda bile etmeme izin vermemişti.

Alt dudağımı ısırarak elimi havaya kaldırdım ve belime sarılan bedenin yanağına sağlam bir tokat indirdim.

Tokat sesi odada yankılanırken başını yan tarafa çevirerek diğer elini yanağına yasladı. Ben hüngür hüngür ağlarken o sırıtıyordu. Hem de ona tokat atmama rağmen.

M: "Güçlenmişsin"

Belimi saran elini tutarak ittim ve ondan uzaklaşarak gözlerinin içine baktım. Elini yüzünden çekerek gülümsemesini indirmeden baktı gözlerime.

J: "Nasıl yaparsın bunu bana? Bize?"

M: "Sadece seni korumak istedim"

Başımı geriye atarak çok komik bir şaka duymuş gibi kahkaha atarak derin bir nefes aldım ve tekrar bakışlarımı Minho'ya çevirdim.

Bir saniye bile beklemeden karşımda dikilen bedenin karnına sert bir tekme indirdim ve vücudunun geriye doğru yalpalanmasına neden oldum.

O kollarını karnına sarıp acı dolu bir şekilde inlediğinde benim kalbim hala soğumamıştı. Onu parçalara ayırana kadar dövmek istiyordum.

Benden o güzel anıları almaya hakkı yoktu. Benden sevgilimi almaya kesinlikle hakkı yoktu.

Ellerimi yakasına sararak onu elimden geldiğince sarstım ve bana bakmasını sağladım. Ellerini karnından çekerek bana baktı. Hala gülümsüyordu.

Bakışlarım kıvrılan dudaklarına kaydığında tüm sinirim uçup gitmişti. Geri dönen şey sadece anılar değildi, özlem duygusu yılların inadına çıkıp gelmişti.

O gece sarhoşken onun dudaklarına uzandığımda aslında bunu bilinçaltımdan gelen içgüdüyle yapmıştım. Çünkü o dudaklar bana aitti.

Ellerimi kıyafetinin yakasına sıkıca sardım ve onu kendime doğru çekerek dudaklarımızı sert bir şekilde birbirine bastırdım.

Sıcak elleri belime sarıldığında eriyip bitmiştim. Tüm hırsım ve gücüm kaybolurken ellerim yakasından uzaklaşarak yavaşça boynuna dolandı.

Sabırsız bir şekilde dudaklarımı aralayarak üst dudağını ağzıma aldım ve yıllar önce sevgilisine veda edemeyen Jisung'un inadın bolca öptüm onu.

Sıcak dudakları benim dudaklarımı ezerken çoktan ona teslim olmuştum. Nefessiz kalsam bile dudaklarımı kıpırdatmayı durdurmayarak devam ettim.

Alt dudağımdan uzaklaşıp, sesli bir şekilde üst dudağımı emmeye başladığında boynuna sarılı olan ellerimi saçlarına daldırdım ve sıkıca tutundum siyah tutamlara.

Dudaklarımı son kez emerek uzaklaştığında kaşlarımı çatarak başını elimle kendime doğru çektim ve dudaklarımızı tekrar buluşturdum.

M: "Nefessiz kaldın güzelim. Kaçmıyorum buradayım"

Dudaklarını, dudaklarıma değdirerek konuştuğunda sıkıca kapattığım gözlerimi açmadan başımı hayır anlamında salladım.

Sanki sıcaklığını bir anlığına bırakırsam tekrar gidecekmiş gibi. Dudaklarımız uzaklaşırsa tekrar onu öpemeyecekmişim gibi. Gözlerimi açarsam bu tatlı rüyadan uyanacakmışım gibi.

Benim geri çekilmeyeceğimi anladığında gülümsediği için gerilen dudaklarını dudaklarımın üzerine bastırdı.

Özlemle yanıp tutuşan dudaklarımız birbirinin üzerinde dinlenirken biz de nefeslerimizi düzene sokmaya çalıştık.

...

Başımı göğsünden kaldırarak tekrar yüzüne baktım. Sanki her dakika bakmazsam yok olacakmış gibi.

Başını yana doğru çevirerek yüzüme baktı ve "buradayım hiçbir yere gitmiyorum" dermişçesine gülümsedi.

M: "Buradayım bebeğim"

Başımı tekrar göğsüne yaslayarak kolumu da beline sardım ve daha sıkı sarıldım ona. Konuşacak çok fazla şey vardı ama biz sadece koltukta birbirimize sarılarak oturuyorduk.

Evin her köşesine baktıkça yeni bir anı canlanıyordu beynimde.

J: "Neden yaptın? Neden bıraktın beni?"

Sırtımda gezinen eli başıma çıkıp saçlarımın arasında gezinmeye başladığında kalbim hızlandı. O dokunuşları yıllar sonra tekrar hissetmek güzeldi. Garip, yabancı ama aynı zamanda bir o kadar da güzel.

M: "Bir sonumuz yoktu Jisung. En azından seni korumak istedim"

Başımı göğsünden kaldırarak gözlerine baktım ve elinin saçlarımın arasından uzaklaşmasına neden oldum.

J: "O zaman neden geri döndün?"

M: "Yoruldum"

Bu sefer iki kolunu da belime sararak beni daha çok kendine doğru çekti ve kucağına oturmama neden oldu.

Benim için hiç de yabancı olmayan yere iyice yerleşerek ellerimi omzularına sardım ve gözlerinin içine baktım. Bir şeyleri konuşup halletmemiz gerekiyordu.

M: "Ben çok yoruldum Jisung. Yıllar öncesinde yaptığım hatanın yükünü hala omuzlarımda taşıyorum. Geri dönüşü olmayan bir yoldan dönmeye çalışıyorum. Bu yolda sevgimizin uçurumdan düşüp bir hiç olmasını istemedim. Arkamda hiçbir şey hatırlamayan sen bırakmak zordu. Tüm bu anıları tek başıma kalbimde taşımak zordu. Ben artık bitsin istiyorum. En azından içimizden biri bu aşkı her zaman hatırlasın istiyorum. Ben ikimizin de her şeyi unutmasından korktum"

Ellerimi yanaklarına sararak onun yüzünü okşadım. Tüm bunları yaşamak ne kadar zorsa anlatmak da bir o kadar zordu. Hatta bazen anlatmak en zoruydu.

M: "İlk başta seans almak istemiyorum diyecek ve her şeyi bitirecektim ama yapamadım Jisung. Senin gözlerin çok yabancı bakıyordu bunu kaldıramadım. Tekrar çektim seni bu karanlığın içine. Ama her şeyi halledeceğim. Ben çok yoruldum, bu hayat beni çok yordu"

Öne doğru eğilerek dudaklarına tüy kadar hafif bir öpücük bıraktım ve başımı omzuna yaslayarak burnumun boynuna temas etmesini sağladım. Kokusunu bile özlemiştim.

J: "Kimse bir şeyi unutmayacak. İkimiz de hep birlikte olacağız. Senin bu karanlığın içinden çıkmana yardım edeceğim"

Başını yana doğru eğerek benim başımın üzerine yasladı. Yüzünü göremiyordum ama ikimizin de huzurlu bir şekilde gözlerini kapattığından emindim.

M: "Her şeyi arkada bırakabileceğime emin değilim Ji. Tüm bu olanlara karşı sessiz kalmak zor. Ama benim de artık o insanlardan farkım yok"

Elimi göğsüne yaslayarak parmaklarımı orada gezindirdim ve gerinen vücudunun rahatlaması için boynuna sıcak bir öpücük bıraktım.

J: "Bir seçim yapman gerekiyor"

Derin bir iç çektiğinde göğsünün şişip inmesini izledim. Psikolog olsam bile tüm bunların onun için ne denli ağır olduğunu anlayamazdım.

Ama artık gerçekleri görebilecek kadar büyümüştüm. Eskiden bunun farkına varmıyor olabilirdim ama şimdi farkındaydım.

Aşık olduğum adam çetesiyle birlikte insanlar öldürüyor, toplu cinayet yapıyor ve belki daha fazlasını yapıyordu.

Küçükken bunu kafama takmıyordum. Minho'nun sevgisi benim için yeterdi ama şimdi her şeyin ciddiyetini anlayabilecek kadar büyümüştüm.

Minho, her bir can aldıkça içindeki kendi insanlığını da yavaş yavaş öldürüyordu. Onu, bizi kurtarmam gerekiyordu. Tekrar bir hiç olmamıza izin veremezdim.

Eski neşemi takınarak kocaman gülümsedim ve başımı Minho'nun omzundan kaldırarak gözlerinin içine baktım.

J: "Felix bizi hatırlıyor değil mi? O yüzden seni benim yanıma gönderdi"

Minho da gülümseyerek başını salladığında benim gülümsemem daha da büyüdü. Şimdi hatırlıyordum. Felix o gün yemek sırasında rastgele bir şekilde yanıma gelmemişti.

Minho daha öncesinde ona benden bahsetmişti ve o beni çoktan tanıyordu. O yüzden yanıma gelmişti.

M: "Biliyor ama 3 yıl önce ayrıldığımızı söylemiştim. Bir daha sana yazmamasını ve asla bu konuyu dile getirmemesini söylemiştim."

Dişlerimi sıkarak göğsüne hafif bir şekilde yumruk atmıştım. Resmen onu hatırlamamam için her şeyi detaylı bir şekilde planlamıştı.

Ona karşı sinirim hala geçmemişti. Arada sırada vursam belki kalbim soğurdu.

Gülümseyerek yumruk yaptığım elimi kendi elinin arasına aldı ve dudaklarına götürerek yumuşak bir öpücük bıraktı.

M: "O değil de küçük sincabım baya güçlenmiş"

_________________

O da ne? Olaylar çözüldü mü?

Yoğ yav daha yeni başladık.

Şaka şaka çok bir konu kalmadı. Zaten aslında finale zemin oluşturan bölüm buydu ehe ✨

Bölüm sonu

13 yorum