İyi Okumalar 🦋
______________
~jisung~
Evin kapısı benim için açıldığında ayakkabılarımı çıkararak hemen içeri geçtim ve koşarak salona doğru ilerledim.
Koltukta oturan bedenin bakışları bana doğru kaydığında hemen dizlerinin üzerindeki bilgisayarı kenara bırakmış ve kollarını açarak bana bakmıştı.
Utangaç bir şekilde gülümseyerek ona doğru adımladım ve kucağına oturarak kollarının arasına iyice yerleştim.
Büyümüştüm ama hala onun bebeğiydim. Bana bebekmişim gibi davranıyordu ve bu fazlasıyla hoşuma gidiyordu. Ben büyümeyi seven birisi değildim.
J: "Sonunda klinik psikolojisi dersini geçtim Minho! Mezun olabileceğim"
Heyecanlı ses tonumla gözlerinin içine bakarak konuştum ve tekrar sevinçle kollarımı boynuna sararak ona sarıldım.
Sıcak parmakları sırtımda şefkatli bir şekilde gezinmeye başladığında içimde bir yerlerde bir şeylerin kırıldığını hissettim.
M: "Aferin güzelime"
Boynuna sıkıca sardığım kollarım yavaşça düştü ve omzularından tutunarak tekrar sabitledim kendimi.
Geri çekilip gözlerinin içine baktığımda sırtımda gezinen elinden tekini saçlarıma çıkardı ve gözümün üzerine gelen tutamları hafifçe itti.
Bir şeyler eksikti, gözlerinde bana olan bakışları garipti sanki. Bunu kabullenmek istemiyormuşçasına dudaklarına doğru uzandım ve kendi dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım.
Tekrardan iki eli de belimi sardığında dudaklarımı aralayarak alt dudağını ağzıma aldım. Beni.. yavaşça öpüyordu. Sanki öpücüğün sonsuza kadar uzamasını istermiş gibi.
Minho beni hiç böyle öpmezdi. Daha hırçın, aceleci bir şekilde. Daha derinden öperdi.
Gözlerimden akan yaşlar dudaklarımızın üzerine aktığında tuzlu bir tat karıştı ağzıma. Ellerimi Minho'nun köğsüne yaslayarak geri çekildim ve dudaklarımızın sesli bir şekilde ayrılmasını sağladım.
Ne olduğunu, ne olacağını dahi bilmeden başımı iki yana sallıyordum hayır anlamında.
J: "Düzgün öpsene"
Göğsüne yasladığım ellerimi yumruk yaparak göğsüne birkaç darbe indirdim. Benim ona her vuruşumda o daha da şevkatle okşuyordu sırtımı.
Tek elini uzaklaştırarak yanağıma yasladı ve gözlerimden akan yaşları sildikten sonra beni kendisine doğru çekip dudaklarımızı birbirine bastırdı.
Öylece, dakikalarca dudaklarımızın birbirine baskı yapmasına izin verdi. Sırtını sıvazlayan tek elinin sıcaklığı kaybolduğunda dudaklarımın arasından hıçkırık koptu.
M: "Ağlama güzelim"
J: "Sevmiyor musun beni? Neden öpmüyorsun?"
Buruk bir şekilde gülümseyerek yanağımı okşayan elinin de sıcaklığını aldı benden. Tüm vücudum onun dokunuşları olmadan tam bir hiçmiş gibi hissettiriyordu.
M: "Çok seviyorum seni"
Göğsüne yasladığım yumruklarımı kaldırarak ikisini de sert bir şekilde göğsüne indirdim. Gözlerimden akan yaşları durduramıyordum. Neredeyse 4 yıldır sevgiliydik ve ben onun her hareketini biliyordum.
Sadece nefes alış şeklinden bile moralinin nasıl olduğunu, yüz ifadelerinden ne düşündüğünü anlıyordum. Minho benim diğer yarımdı.
J: "Hep çok sev, asla bırakma"
M: "Ömrümün sonuna kadar değil, sonsuza kadar Jisung, seni her evrende, tüm hayatlarımda, her koşulda seveceğim"
Ellerimi göğsünden uzaklaştırarak yüzümü boyun girintisine gizledim ve gözyaşlarımın, boynunu ıslatmasına izin verdim.
M: "Ama sen beni sevme Jisung"
J: "Sus"
M: "Gitmem gerekiyor"
J: "Sus dedim!"
M: "Hayatından tamamen çıkmam gerekiyor Jisung, çok büyük bir işin altına girdim ve bu işin sonunda sevdiklerime zarar gelsin istemiyorum"
J: "Sana sus dedim anlamıyor musun?!"
Başımı kaldırarak, ağlamaktan kızaran yüzümü saklama girişiminde bulunmadan gözlerinin içine baktım ve dişlerimi sıkarak konuştum.
Gözleri dolu doluydu.. onu ilk defa böyle görüyordum. O, bakışlarda hep güç görmeye alışmıştım. İlk defa gözleri onun zayıflığını bağırıyordu.
M: "Felix'i de Hyunjin ile Avustralya'ya göndereceğim Jisung. Onunla tüm bağlarımı kesmem gerekiyor. Aynı zamanda seninle de"
Başımı hayır anlamında sallayarak ellerimi kulaklarıma yasladım ve başımı iki elimin arasında olabildiğince sıkıştırarak duymamı engelledim. Ne yazık ki hala duyuyordum..
M: "En başından bunu yapmamalıydım. Seni hayatıma almamlıydım. Yapmam gereken çok tehlikeli bir görev var ve ben düşmanlarımın beni zayıf noktamdan vurmasını istemiyorum"
Kulaklarımı tıkamak için kullandığım ellerimi kendimden uzaklaştırarak elimi Minho'nun ağzına bastırdım ve diğer elimi de onun üzerine bastırarak konuşmasına izin vermedim.
Benim tüm hayatım Minho olmuştu. Beni böylece bırakıp gidemezdi. Dört yılın ardından, bunu bitiremezdik. Bu ikimizi de mahvederdi. İkmiz de hala seviyorduk..
J: "Sen beni bıraktığın an, benden uzaklaştığın an öldürürüm kendimi. Beni en iyi sen tanıyorsun Minho. Ben artık çocuk değilim. Sensizliğe asla dayanamam. Gözümü dahi kırpmadan alırım canımı! Duydun mu beni!"
Gözlerini kırptığında sol gözünden akan küçük bir damlaya baktım. Ne kadar zordu seviyorken gitmek..
J: "Hangi görevi yapıyorsan umrumda değil Minho. Ben öleceksem eğer, öldürüleceksem bile seni severek olmek istiyorum. Hiç üzülmem, hiç canım yanmaz, yeter ki senin sevgilin olarak öleyim. Lütfen Minho.."
Sıcak elleri tekrar belime dolandığında dudaklarımın arasından bir hıçkırık daha kaçtı. Yumuşak dudaklarının baskısını elimin içinde hissettim ve gözlerimi huzurlu bir şekilde kapattım. Onun dokunuşlarına fazlasıyla muhtaçtım.
Ellerimi yavaşça dudaklarından çektim ve titrek bir şekilde iç çekerek başımı göğsüne yasladım. Her zaman yaptığı gibi parmaklarıyla saçımı okşamasına çok ihtiyacım vardı...
Şefkatli dokunuşlarını başımın arkasında hissettiğimde gülümseyerek huzurlu bir şekilde kapattım gözlerimi.
Ama sonrasında hissettiğim şey saçlarımda gezinen yumuşak dokunuşları değildi, boynumun arkasındaki sızıydı. Tüm sızı ayak parmaklarıma kadar vücudumu uyuştururken başımı kıpırdatamayayım diye beni sıkıca göğsüne bastırdı.
Vücudum her geçen saniye daha da taşlaşıyordu. Gözlerimi dahi kırpamayacak duruma geldiğimde ağırlaşmış vücudumu öylece Minho'nun kucağına bıraktım.
Kollarını bana sararak koltuktan kalktı ve beni sırtüstü bir şekilde koltuğa bırakarak elini alnıma yaslayıp saç tutamlarımı okşadı.
Kıpırdayamıyor, tepki veremiyordum. O, vücuduma son kez dokunurken ben onu hissedemiyordum. Sadece kısılmış gözlerimle onu izliyordum.
M: "Biz birbirimize çok yakın düşmanlardık aslında küçüğüm, kaç benden, çünkü biz birlikte en kötüsüyüz. Ama hala sesimi arıyorsan, unut beni"
Çığlık atarak ona cevap vermek istiyordum ama vücut fonksiyonlarım yarım yamalak duyma ve görmeden ibaretti.
Başımıza toplanan beyaz önlüklü adamlar sivri uçlu demirleri derime geçirdiğinde, alnımın her yerine sapladığında dahi bir şeh söyleyemedim. Sadece baktım.
Lee Minho, ona veda etmeme dahi izin vermeden çıkmıştı hayatımdan...
Ona dair tüm anılarımı da kendisiyle alarak beni koca bir hiçliğin ortasında bırkamıştı. Çünkü biliyordu. Ben onsuz asla kalamazdım, kendimi öldürürdüm.
O ise tüm bunca seneyi tek kalemde silip atmayı seçmişti.
Başımı sıkmaya başlayan demir parçaları yerine oturduğunda karnımın üzerine düşen elimi kendi elinin içine aldı ve küçük bir öpücük bıraktı.
Ne son kez elinin sıcaklığını hissedebilmiştim, ne de bana bıraktığı son öpücüğü.
M: "Kader bizi bir kere bir araya getirdi Jisung, tekrar getirirse lütfen hatırla beni"
Seni asla unutmayacağım, dokunuşlarını, gülüşünü, yüzünü, sesini, seninle geçirdiğim günleri, anıları asla unutmayacaktım diye bağırmak istiyordum.
Ama ben iyi ki bağıramamışım.. çünkü onu unutmuştum. Bizi unutmuştum..
Şefkatli bir şekilde tuttuğu elimi karnımın üzerine yerleştirerek doğruldu ve yüzüme doğru eğilerek gözlerimden akan yaşları temizledi.
Benim gözlerimden akan tüm yaşları sildiğini sandığında başını çevirerek doktorlara baktı ve son kez yüzüme dahi bakmadan benden uzaklaştı.
M: "Başlayalım"
Tüm göz yaşlarımı sildiğini sanıyordu ama dudağımın kenarına düşen kendi göz yaşı hala orada duruyordu. Tek hissettiğim şey tüm kalbimi yakan küçücük damlanın orada oluşuydu.
_________________
Sonunda..
Alayım yorumları. Size çok basit bir konu olduğunu söylemiştim. O kadar da kafa yormaya gerek yokmuş değil mi?
(Hala resim yüklenmiyor)









