İçeriğe geç

Kuzgunun Laneti

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Kuzgunun Laneti

Bölüm 5

5

Gece yarısı odamdaki o gri sise bakarak yatağımda uzanıyordum. Bethany hala Chloe'yle kalıyodu. O yüzden odada yalnızdım. Ravenwood’un o boğucu sessizliği çökmüşken, yastığımın altından gelen hafif bir titreşimle irkildim. İstanbul’dan getirdiğim ve odada gizlice sakladığım telefonumun ekranında bilinmeyen bir numara parıldıyordu.

Telefonu kulağıma götürüp fısıltıyla "Efendim?" dedim.

"Uyumadığını tahmin etmiştim, Sara." Ses, o pürüzsüz ve mesafeli Alman aksanıyla Konrad’a aitti. Gece yarısı onun sesini duymak içimde tuhaf, heyecanlı bir kıpırtıya sebep oldu. "Sadece sesini duymak ve dünkü o cesur tavrın için tekrar teşekkür etmek istedim. Victor'un yüzünün aldığı o hali uzun süre unutamayacağım."

Hafifçe gülümsedim, yatakta doğruldum. "Victor sadece kendi egolarıyla savaşıyor, Konrad. Beni ilgilendirmiyor."

"O zaman yarın okulda egoları bir kenara bırakıp sadece benimle ilgilenmeye ne dersin? Seni daha yakından tanımak istiyorum," dedi, sesindeki o asil ve etkileyici tonu gizlemeden. O gece telefonda, okuldaki klanların o sıkıcı aristokrasisinden ve buradaki yalnızlığından konuştuk. Konrad’ın o mesafeli ama bana karşı açık ara nazik olan tavrını gerçekten beğenmiştim.

Ertesi sabah, koridorlardaki fısıltılara inat Konrad ile okul bahçesinde buluştuk. Yan yana, ağır adımlarla binaya doğru yürürken herkes bize bakıyordu. Konrad, o asil ve mesafeli duruşunu bozmadan bana eşlik ediyor, dün geceden kalan o tatlı sohbeti devam ettiriyordu. Onunla takılmak, Ravenwood’un o kasvetli havasını bir anlığına da olsa unutturmuştu.

Zil çalıp tarih sınıfına girdiğimizde, Konrad hiç tereddüt etmeden en arkadaki boş sıraya doğru yöneldi ve centilmence benim için sandalyeyi çekti. "Yanına oturabilir miyim?" diye sordu, o buz mavisi gözleriyle doğrudan bana bakarak.

"Tabii ki," diyerek yanıma oturdu.

Biz yan yana yerleştiğimiz an, sınıfın kapısından giren Victor’un adımları bıçak gibi kesildi. Gözleri en arkaya, Konrad ile birbirimize gülümseyerek konuştuğumuz o sıraya kilitlendi. O an Victor'un o gevşek, fırlama ifadesi yüzünden tamamen silindi. Kahverengi gözlerinde çakan o ani öfke dalgasını tüm sınıf hissedebilirdi.

Victor, dişlerini sıkarak kendi sırasına doğru adımlarken, onun hemen önünde oturan Chloe arkaya doğru sinsi bir bakış fırlattı. Chloe, o feci geceden sonra üzerime oynayamamıştı ama Victor'un bu halini görmek onun için bulunmaz bir nimetti.

Chloe, Victor’un sırasına doğru hafifçe eğildi ve sesindeki o zehirli tınıyla fısıldadı: "Gördün mü Victor? Bana inat olsun diye baloya çağırdığın, o çok güvendiğin taze kan seni saniyede sattı. Tercih ettiğin kıza, yanındaki o lanetli Alman’a bir bak bence. Resmen seninle dalga geçiyorlar."

Victor, Chloe’nin bu kışkırtıcı sözlerine karşılık tek bir kelime bile etmedi ama sıranın altındaki ellerini o kadar sert sıktı ki, eklem kemiklerinin beyazladığını görebiliyordum. Bakışlarını tahtaya dikmişti ama tüm dikkatinin arkada, bizim üzerimizde olduğunun farkındaydım.

Ders çıkışı, kitaplarımı dolabıma koymak için ıssız koridora çıktığımda arkamdan gelen o sert rüzgarla dolabımın kapağı büyük bir gürültüyle kapandı.

Karşımda Victor dikiliyordu. Yüzüne o gıcık, pervasız gülüşünü zorla da olsa yerleştirmişti ama gözleri hala alev alevdi. Aramızdaki mesafeyi tamamen kapatıp üzerime doğru eğildi.

"Bakıyorum da yeni Alman oyuncağınla çok çabuk kaynaşmışsınız taze kan," dedi, o ukala Fransız aksanını bastırarak. "Ama sınıf köşelerinde flörtleşmek seni kurtarmaz. Boynundaki o kolyenin sırrını hala öğrenmek istiyorsan, ilk bedeli ödeme vaktin geldi."

Ona meydan okuyan gözlerle baktım. "Seni dinliyorum, Victor. Ne istiyorsun?"

Victor sinsi bir gülüşle cebinden eski, yırtık bir parşömen parçası çıkardı. "Kütüphanenin en alt katındaki yasaklı klan arşivinde, benim soyuma ait eski bir harita var. Bu gece oraya gizlice girecek ve o haritayı bana getireceksin. Eğer yakalanırsan müdürün seni bu okuldan atacağını ikimiz de biliyoruz. Ama o haritayı bana getirirsen... boynundaki o yüzüğün ne anlama geldiğine dair ilk büyük ipucunu alırsın. Tercih senin, taze kan."

Arkasına bile bakmadan o sinir bozucu adımlarla koridorda uzaklaşırken, elimi boynumdaki kolyeye götürdüm. Victor beni feci bir şantajla köşeye sıkıştırmıştı. Ya okuldan atılma riskini alıp o tekinsiz arşive inecektim ya da ailemin sırrından mahrum kalacaktım.

...

Gece yarısı, Ravenwood’un devasa kütüphanesinin en alt katına inen taş merdivenleri parmaklarımın ucunda basarak indim. Kalbim adeta göğsümden fırlayacak gibi çarpıyordu. Müdürün o sert uyarısı kulaklarımda çınlıyordu; eğer burada, o yasaklı klan arşivinde yakalanırsam bu okuldan kalıcı olarak atılacaktım.

Elimdeki küçük fenerin zayıf ışığını tozlu, asırlık rafların üzerinde gezdirdim. Hava buz gibiydi ve burası küf kokuyordu. Victor’un o sinir bozucu, fırlama gülüşüyle benden istediği o parşömeni bulmak için eski klan dosyalarını, deri kaplı kalın kitapları tek tek karıştırdım. Sonunda, köşedeki kırık bir ahşap sandığın en altından, üzerinde Victor’un ailesine ait o eski mühür olan sararmış haritayı bulup çıkardım.

"Sonunda..." diye fısıldadım, haritayı hızla çantama atarak.

Tam arkamı dönüp çıkışa doğru adımlayacaktım ki, kütüphanenin üst katındaki demir kapının gıcırtıyla açıldığını duydum. Ardından, taş zeminde yankılanan o ağır, otoriter adım sesleri ve alt kata doğru süzülen güçlü bir el fenerinin ışığı belirdi.

Müdür buradaydı.

Nefesim boğazımda düğümlendi, ayaklarım yere çakıldı. Kaçacak hiçbir yer yoktu. Merdivenlerin olduğu tek çıkış yönüne doğru ışık hızla yaklaşıyordu ve eğer beni burada bu haritayla yakalarsa her şey bitecekti. Kapana kısılmıştım.

Tam ışık benim olduğum koridora döneceği ve her şeyin mahvolacağı o son salisede, karanlığın içinden rüzgar gibi hızlı, çok güçlü bir el uzandı. Sertçe bileğimi kavradı ve beni büyük bir hızla arkadaki iki antik, devasa meşe dolabın arasındaki daracık, kör karanlık boşluğa doğru çekti.

Neyle karşılaştığımı şaşırıp çığlık atacağım sırada buz gibi, pürüzsüz bir avuç içi hızla ağzımı kapattı.

Sırtım duvara sertçe yaslanırken, o daracık alanda üzerime kapaklanan gövdenin ve burnuma dolan o tekinsiz, yırtıcı kokunun sahibini saniyeler içinde tanıdım.

Victor’du.

"Şşşt... Sessiz ol taze kan," diye fısıldadı tam kulağımın dibinden. Sesi o kadar derinden ve kısıktı ki, nefesi boynumu sıyırıp geçti.

Dolapların arasındaki o klostrofobik, dar alanda birbirimize kelimenin tam anlamıyla yapışmış durumdaydık. Müdürün el fenerinin güçlü ışığı, tam önümüzdeki dolapların kapağına vurup koridoru tararken nefesimi tamamen tuttum. Victor’un buz gibi tenini, göğsünün benimkine çarpan sertliğini o kadar yakından hissediyordum ki içimde bir yerlerin feci bir elektriklenmeyle titrediğini hissettim. Gözlerim karanlığa alışırken, kahverengi gözlerinin tam karşımda, mesafeleri yok eden bir yakınlıkta bana baktığını gördüm. Aramızdaki o bitmek bilmeyen nefret, inat ve didişme, yerini bir anlığına havadaki o ağır, boğucu ve tehlikeli çekime bırakmıştı.

Müdürün adım sesleri yavaş yavaş uzaklaşıp, üst katın demir kapısı tekrar kapanana kadar ikimiz de milim kıpırdamadık. Tehlike tamamen geçtiğinde bile Victor o üzerimdeki baskısını hemen azaltmadı. Ağzımı kapatan elini yavaşça indirdi ama parmak uçları bir anlığına dudağımın kenarında asılı kaldı.

O her zamanki gevşek, ukala maskesini bu kez yüzüne hemen takamamıştı. Bakışları karanlıkta, o daracık alanda yavaşça aşağıya, dudaklarıma ve ardından boynumda parıldayan o antik yüzük kolyeye kaydı. Nefes alışverişi normalden biraz daha derindi.

"Yakalanmana izin veremezdim," diye mırıldandı, sesi bu kez her zamankinden çok daha kısık ve ciddiyete yakındı. "Eğer seni bu okuldan atsalardı, oyunum çok erken biterdi."

Aramızdaki o yoğun elektriğin yarattığı sersemlikten hızla sıyrılıp göğsüne elimi koydum ve onu hafifçe geriye ittim. Dolapların arasından koridora çıkarken sesimin titrememesine özen gösterdim. "Sadece oyunun bozulmasın diye beni kurtardığına inanmamı bekleme, Victor. Ama haritan burada."

Çantamdan çıkardığım sararmış parşömeni onun göğsüne doğru sertçe bastırdım. "Şimdi söyle bana... Bu kolyenin anlamı ne?"

Victor elimdeki sararmış parşömeni aldı, parmaklarının arasında hafifçe çevirdi. Kütüphanenin o loş karanlığında tam yüzüğüme dair asıl gerçeği söyleyeceğini düşünerek nefesimi tutmuştum ki, dudaklarının kenarında o nefret ettiğim sinsi, pervasız gülüş belirdi.

"Bu harita sadece ilk adımdı taze kan," dedi, o ukala Fransız aksanıyla fısıldayarak. "Öyle tek bir ayak işiyle asırlık sırları kucağına bırakacağımı sanıyorsan çok yanılıyorsun. Peşimden biraz daha sürünmen gerekecek."

Öfkeden gözlerim kısıldı, dişlerimi sıktım. "Sen tam bir pisliksin Victor! Beni resmen kullandın!"

Victor bir adım geri çekilip karanlığa karışmadan önce hafifçe öne doğru eğildi, gözlerindeki o tekinsiz pırıltıyla havada kalan gizemli bir cümle bıraktı: "Sadece şunu bil; o boynundaki şey sandığın gibi basit bir aile hatırası değil. O, buradaki herkesin peşinde olduğu safkan bir kilidin ilk parçası." Arkasını dönüp o sinir bozucu, rahat adımlarla kütüphanenin derinliklerinde kaybolurken arkasından öfkeyle baka kaldım. Beni süründürmek istiyordu ama ona bu zevki kolay kolay tattırmayacaktım.

Odama döndüğümde oda arkadaşım Bethany’nin nihayet yatağına geri döndüğünü ve derin bir uykuya daldığını gördüm. Odada artık sesli konuşmak imkansızdı. Yatağıma geçip çarşafı üzerime çektim, telefonumu yastığımın altından çıkardım. Ekran aydınlanır aydınlanmaz Konrad’dan gelen bir mesaj düştü.

Konrad: "Bugün harikaydı, Sara. Umarım günün geri kalanı senin için güzel geçmiştir ve iyice dinlenebiliyorsundur."

Mesajı okurken içimde engel olamadığım tatlı bir kıpırtı belirdi.

Sara: "Dinleniyorum, her şey yolunda. Ve evet, bugün senin yanında olmak bana gerçekten iyi geldi."

Çok geçmeden ekranımda yeni bir mesaj belirdi.

Konrad: "Bunu duymak güzel. Yarın sabah ders başlamadan önce bahçedeki taş avluda olacağım. Sana güzel bir sabah kahvesi borcum olsun. Sadece ikimiz."

Konrad’ın bu telefondaki mesafeli ama bir o kadar da ince, flörtöz tavrı içten içe çok hoşuma gitmişti. Victor’un o kaba, bencil ve ne yapacağı belirsiz gaddar hallerinin yanında, Konrad tam anlamıyla asil, ne istediğini bilen ve beni gerçekten önemseyen etkileyici bir adamdı. Mesajına gülümseyerek cevap verdim ve telefonu kapatıp gözlerimi yumdum.

Ertesi sabah Ravenwood’un o sisli, kasvetli bahçesine çıktığımda Konrad’ı tam söz verdiği gibi taş avlunun kenarında beni beklerken buldum. Elinde iki karton bardak vardı. Beni görür görmez o buz mavisi gözleri parıldadı, yüzüne sadece bana özel olduğunu hissettiren o samimi gülüşünü yerleştirdi.

"Günaydın Sara," diyerek kahvelerden birini bana uzattı.

"Günaydın," dedim kahveyi alırken.

Bahçedeki devasa çınar ağaçlarının altında, taş duvarın üzerine yan yana oturduk. Bunu sırf Victor’a inat olsun diye falan yapmıyordum; Konrad’ın o sarışın, kusursuz asaletini, benimle konuşurken gösterdiği o kibar özeni gerçekten çok beğenmiştim. Okuldaki o diğer çiğ klan çocuklarına hiç benzemiyordu. İstanbul’dan, buradaki sıkıcı kurallardan ve sevdiğimiz şeylerden konuşurken aramızda çok doğal, sıcak bir çekim oluşmuştu. Konrad’ın anlattığı bir şeye gülümseyerek başımı salladığım sırada gözlerim istemsizce yukarıya, okul binasının devasa camlarına kaydı.

Üst kattaki gotik kavisli pencerenin önünde Victor dikiliyordu. Elindeki kadehi hafifçe sallayarak, gözlerini milim ayırmadan doğrudan bizim üzerimize dikmişti.

Ama bu sefer her zamanki gibi tek başına değildi. Hemen arkasında, Ravenwood’un en gaddar, en asil ve tehlikeli vampirlerinden oluşan o sadık çetesi dizilmişti. Çetesindeki çocukların sert, simsiyah gözleri de tamamen bize kilitlenmişti; Victor'un tek bir el hareketiyle bahçeyi ateşe vermeye hazırdılar.

Victor’un uzaktan bile hissedilen o feci öfkesini, kasılan çenesini görebiliyordum. Benim sırf onun emirlerine uymayıp, üstelik Konrad gibi ezeli bir düşmanını gerçekten beğenerek onunla bu kadar samimi takılmam, Victor’un o aşılmaz egosunu feci şekilde sarsmış, onu delirtmişti. Elindeki kadehi o kadar sert sıktı ki, camın üzerindeki çatlama sesini neredeyse buraya kadar duyacaktım.

Konrad’a doğru hafifçe dönüp gülümsememi daha da derinleştirdim. Victor yukarda çetesiyle birlikte sinirden köpürebilirdi; ama ben artık onun kurallarına göre oynamayacaktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.