********
Benim hikayem, yıllar yıllar öncesinde yıkık dökük bir yetimhaneye bırakıldığım gün başlamıştı. Doğurup, bir paçavra gibi Allahın verdiğini yine Allaha emanet ederek cami avlusuna bırakmışlardı. Sabaha karşı ezan okumak için camiye gelen imam bulmuş, soğuktan donmak üzereydin derdi bana. Götürmüş evine, tir tir titreyen bedenimi ısıtmışlar önce. Aç karnımı da doyurmuşlar Allah razı olsun. Sonra bırakmışlar ait olduğum yetimhaneye.
Ve o yıkık dökük, içinde neler yaşandığını bir orada yaşayanların bir de Allahın bildiği cehennem de başlamıştı benim hikayem...
On sekizine değenin kıçına tekmeyi basarlardı burada, lâkin ne ben ne de kardeşlerim o günler gelmeden kaçmıştık o cehennemden. El kadar çocuktuk, günlerce bir kuru ekmekle idare ede ede gelmiştik kuzguncuk'a. Bu mahalle işte o an bize aile olmuştu, ana baba olmuştu, kuzguncuk bize herşey olmuştu.
Benim asıl hikayem işte orada başlamıştı.
Ben aşkı da sevdayı da dostluğu da en önemlisi aileyi de burada öğrenmiştim. Aşkın yalan olduğunu, sevdanın can yaktığını, bir dostluğun gerçek olduğunu orada öğrenmiştim.
Üç tane, öz olsa ancak o kadar seveceğim kendileri güzel, yürekleri kendilerinden de güzel kardeş bulmuştum kendime. Yeri gelmiş beraber ağlamış, yeri gelmiş beraber gülmüştük. Ama bir gün bile ihanet etmemiştik birbirimize. Çünkü Ankaranın dostlukları harbi olurdu, Ankarada dostlar birbirine ihanet etmezdi. Ben bunu da orada öğrenmiştim.
Bedenim de yara almıştı yüreğim de, ikisinin sonunda da ölmemiştim ama yüreğim aldığı yaradan sonra atmayı bırakmıştı sanki.
Sonra hayatıma biri girmişti, yüreğimin tekrar attığını hissetmiştim ismi gibi Deniz gözlerine baktıkça. Gülmeyi öğrenmiştim, gülen yüzüne baktıkça. Deniz görmemiş bana, Denizleri ezberletmişti. İnsan görmediği bir şeye aşık olur muydu? Ben olmuştum, ben Deniz sayesinde Denizlere aşık olmuştum.
Ama o Denizdi ben ise Ankara.
Kavuşması mahşere kalan o iki sevdalı.
********