Tatlı tatlı kaçmayı kes seni pis kuzgun!!
Evet şimdi bana soracaksınız niye kanat açıklığı 1,5 metre olan, iri ve uzun gaga yapısına sahip, vücudundaki bütün tüyleri siyah ve yaklaşık boyu 64 cm olan , yerleşik ve gezici bir kuşu neden kovaladığımı merak ediyor olmalısınız.
Size şunu belirteyim bu kuş bir hırsız!!
Ve ağzındaki torbayla nasıl zorlanmadan uçtuğunu ben de bilmiyorum.
Her neyse ben size olayları en baştan anlatayım.
Öncelikle adım Luc Besson.
Ve okuldaki lakabım tuhaf çocuk. (Bu lakabın hakkını veriyorum.)
Ve tabiki de tuhaf olmak aynı beyaz taşların içerisinde bir siyah taş olmak gibidir.
Ben kendimi bildim bileli bu topluma, ve dünyaya ayak uyduramadım. Ve hala uyduramıyorum.
Bunun cabası olarak da tuhaf lakabını hakkıyla alıyorum.
Kimse benim kadar müdür Omiya Ardija ' nın yanına gitmemiştir.
Ve adam benim sayemde emekliliğini heyecanla bekliyordu. Adam artık benden sıkıldı , yakında dilekçeyi verip ücretsiz izne benim sayemde çıkacağı kesin.
Her odasına geldiğimde yine mi sen der gibi bakışlarını atıyor ve belli etmemeye çalışsa da boynundaki damarlar şişiyor ve sol gözü seğiriyor.
Artık benim sayemde Antidepresan ilaçlarına sponsor olduğu belli.
Şimdi bana soracaksınız sen ne haltlar yapıyorsun Luc Besson diye.
Çok şükür ki ne okulun gizli yerlerinde sigara içmem,zorbalık yapmam, ders akışını bozmam, okula geç gelmem,
hatta kavgaya bile nadiren girerim.
Benim sadece çok renkli bir kişiliğim olduğunu söyleyebilirim.
Hatta fazla renkli.
Daha önce müdürün odasına gelme sebeplerim :
- kimya dersinde laboratuvar'da bir patlamaya neden olmam.
- Beden dersinde bir top yüzünden ayağım kayıp yanlışlıkla hocanın pantolonunu çekip. Anladınız ya
- Biyoloji dersinde okula canlı bir hayvan getirip sınıfta bir yaygaranın kopmasına sebep olmam.
- Müzik dersinde yanlışlıkla hocanın üzerine onun termosundaki çayı üzerine dökme.
- Kitap sunumu 'nda.... (Bundan bahsetmek istemiyorum)
- Okul tiyatrosu'nda ölümümü gerçekçi yapmam dip not : herkes çığlık çığlığa kaçtı.
-resim dersinde Arakne heykelciği mi gerçek gibi göstermek için kuzenimin tarantulasını ödünç alma
Kesinlikle kimse korkudan bağırmadı.
Ve bunun gibi bir sürü şey.
Yine müdürün odasındaki o deri sandalyeye oturuyordum. Artık deri sandalyeye bir ad bile vermiştim. Adı conflict por.
Müdürün odası aynıydı bir değişme yoktu.
Duvarlarındaki alçılar dökülmeye başlamıştı, panosunda bütün planlar asılıydı, perdeleri kiremit renginde ışığı geçirmeyecek şekilde tasarlanmıştı
( Bazen vampir olup olmadığından şüphe ediyorum)
Kitaplıkta bir sürü dosya vardı.
Ve o en sevdiği annesinin küllerinin içerisinde bulunan vazo onun masasının üzerindeydi.
Evet şimdiye kadar hiç kırmadım bugünde kırmam umarım.
Ve bugün müdürün odasında özel bir konuğumuz vardı o da annem di.
Evet şimdiden bana iyi dileklerinizi şunun yoksa ayvayı yemek bile bana nasip olmayacak.
Müdür Omiya Ardija söze girdi :
- Luc Besson bugün niye çağırıldığını biliyormusun ? dedi
Doğruyu söylemek gerekirse hiç bir fikrim yok.
Bende : hı hı dedim
Müdür ise
- Bu sorunlarını artık çözmenin zamanı geldi. Dedi
Ben ise o esnada Taylor Swift'in bad Blood şarkısını mırıldanıyordum. Evet otomatik olarak kendimi bu şarkıyı mırıldanırken buldum.
Annem benim gözlerimin içine bakarak Luc her ne kadar kendini ifade etme şeklini sevsekte.
Müdür hayır dercesine kafasını iki yana sallayarak kendi adınıza konuşun dedi. Ve masasındaki antidepresan ilaçlarını gösterdi.
Annem ise onu umursamayacak biraz kendine çeki düzen versen dedi.
Müdür bey ise söze girmeyerek anneme bir kağıt parçası uzattı ve söze girmeden annem broşürü inceliyordu o esnada
Müdür ise ben bir hamamböceğiymişim gibi bakmaya devam ediyordu.
Annem müdürün verdiği şu broşür e bakıyordu ve bu nedir diye sordu.
Müdür ise
- Topluma ayak uyduramayan çocukların gittiği bir yer dedi.
Annem ise
- Ama bu biraz abartı değil mi? Diye sordu sakince.
Müdür
- Bakın hanım efendi sizi de anlıyorum kocanızı kaybettiniz ve ortada iki çocuğunuzla kaldınız. Ve çocuklarınızı üzmek istemiyorsunuz. Bunu anlayabiliyorum ama bu Luc için en iyisi dedi.
Annem bana dönüp oğlum biraz bizi müdür beyle baş başa kalabilir miyiz dedi.
Ve bende odadan çıktığım gibi koridorda ki sandalyeye oturdum.
Yine babamın bahsi geçti. Bu konuda annem çok hasastır.
Ben de zamanın nasıl geçireceğimi düşünürken müdür Omiya Ardija'nın kapısının önünde her giren çıkanı ve herşeyi rapor eden müdür yardımcısı bayan koty bakson bana pis pis bakıyordu ben ise onla göz kırpmama yarışına girmeye karar verdim.
Ve işin kötü tarafı bayan koty bir akbaba gibiydi.
Buruşmuş yaşlı cildine hiç onu açmayan kırmızı renkli bir ruj sürmüş ve kıyafetlerindeki naftalin kokusu burnuma kadar geliyordu. Tıpkı makyaj yapmış bir gulyabani gibi gözüküyordu.
Neyse ki şansıma müdürün kapısı açıldı ve Luc Besson girebilirsin dediler.
Ben de içimden adios gulyabani hanım dedim bayan koty'e.
İçeri girdiğimde ise müdür bu son yaptığını hiç olmamış gibi yapacağım ama bir dahakine bunu göz ardı etmiyeceğim dedi.
Ve pencereyi açmaya gittiğinde sevinçle ayaklarımı sallarken yanlışlıkla müdürün annesinin küllerinin içinde bulunduğu vazoyu kırdım ve annemle müdür o esnada bana baktığında. Güneyden esen rüzgar müdürün annesini alıp dışarıya savurdu ve müdür Omiya Ardija annesini kaybetmiş bir çocuk edasıyla Anne!! Diye bağırdı.
Ve ben o esnada tanrının şaka anlayışını içimden çok güzel şeyler söylerken buldum kendimi.
Part 2 en kısa zamanda gelecektir. Herkese iyi okumalar. Ve yorum yapmayı unutmayın. 😸










