Şehrin surlarının önünde duran Rowan, artık tanınamaz hale gelmişti. Kanatları geceyi yırtan bir girdap gibi açılmış, üzerindeki binlerce göz şehirdeki her bir yüreğin korkusunu okuyordu. Lys ve Darian onun arkasında, altın kemiklerden inşa edilmiş tahtın gölgesinde duruyorlardı. Havada, yağmur kokusuyla karışık elektrik çarpmış gibi bir koku vardı; lanetin nefesi her yeri sarmıştı.
Rowan'ın sesi, rüzgârın uğultusuyla birleşerek surlara çarpıyordu: "Bakın! İnsanlarınız sizi bekliyor. Korkunun gölgesi her kapının eşiğine düşmüş. Onlara gerçek kudreti göstermenin zamanı geldi." Lys, kararan yarasının acısıyla diz çöktü. "Rowan, lütfen," diye fısıldadı. "Bunu yapma. Onlar masum." Ama Rowan'ın gözleri artık insan değildi; içlerinde dönen altın halkalar, kadim bir karanlığın işaretiydi.
Surların üzerinde meşaleler yanmaya başladı. İnsanlar, korku ve öfkeyle silahlanmış haldeydiler. Ellerinde mızraklar, baltalar ve en eski zamanlardan kalma büyülü muskalar vardı. Yaşlı bir adam, öne doğru adım attı. Sakalları karla kaplıydı ve gözlerinde derin bir hüzün taşıyordu. "Rowan," diye seslendi. "Seni çocukken kollarımda taşıdım. Annen bana emanet etmişti seni. Lütfen, bu karanlığa kendini kaptırma."
Rowan'ın yüzü bir an için yumuşadı. Annesinin hayali, gözlerinin önüne geldi; onu ninnilerle uyutan, saçlarını okşayan kadın. Ama bu an, bir dalga gibi gelip geçti. Kanatlarındaki gözler kısıldı ve yaşlı adam yere yığıldı; kalbi, Rowan'ın acısıyla paralel atmaya başlamıştı. "Artık benim için merhamet yok," diye gürledi Rowan. "Sadece itaat."
İsyan, bir kıvılcım gibi patlak verdi. İnsanlar surlardan aşağı atladılar, ellerindeki silahları yeni kuzgun krala doğru savurdular. Ama Rowan'ın gücü o kadar büyüktü ki, her saldırıyı havada eritiyordu. Mızraklar buhara dönüşüyor, baltalar toz oluyordu. Lys, Darian'a döndü. Gözleri doluydu. "Onu durdurmanın tek yolu benim," dedi. "Yaramdaki karanlık, onun kalbine bağlı. Eğer ben ölürsem, o da insanlığını bir an için hissedebilir."
Darian, Lys'in ellerini tuttu. "Hayır, bunu yapamam. Seni kaybedemem." Ama Lys çoktan kararını vermişti. Göğsündeki kararan yaraya bir hançer sapladı. Kan, altın ve siyah bir nehir gibi aktı. Çığlığı, herkesi dondurdu. Rowan, aniden dizlerinin üstüne çöktü. Kalbinde bir sızı hissetti; Lys'in acısı, onunkine bağlanmıştı. "Lys!" diye haykırdı. Sesindeki insanlık, bir an için geri dönmüştü.
Lys yere yığıldı. Nefesi ağırlaşmıştı. "Rowan," diye fısıldadı. "Beni hatırla. Seni seviyorum." Son nefesini verdiğinde, bedeni ışığa dönüştü ve rüzgârla karıştı. Rowan'ın kanatlarındaki gözlerden yaşlar akmaya başladı; her biri, Lys'in anılarıyla doluydu. İnsanlar, bu değişimi hayretle izliyorlardı. Rowan'ın etrafındaki karanlık, dağılmaya başlamıştı.
Ama bu zafer kısa sürdü. Lys'in ölümü, Rowan'ın kalbindeki boşluğu doldurmak yerine, onu daha da derinleştirdi. Acısı, öfkeye dönüştü. Kanatları, daha da karanlık bir güçle genişledi. "Gördünüz mü?" diye gürledi. "Sevgi bile beni durduramadı. Artık ebedi gece başlıyor." Ellerini gökyüzüne kaldırdı. Güneş, siyah bir örtüyle kaplandı. Yıldızlar söndü. Ay, kan kırmızısına döndü.
Şehir, tamamen karanlığa gömüldü. İnsanlar, birbirlerini bile zorlukla görebiliyorlardı. Rowan, surların üzerinde yükseldi. Kanatları, geceyi yırtarcasına açıldı. "İtaat edin," diye emretti. "Ya da yok olun." İnsanlar, korkuyla boyun eğdiler. Ama içlerinde bir umut kıvılcımı hâlâ yanıyordu; Lys'in fedakârlığı, onlara ilham vermişti.
Darian, Lys'in bedeninin yok olduğu yerde duruyordu. Gözyaşları, yanaklarından süzülüyordu. "Bunu düzelteceğim," diye ant içti. "Senin için, Lys." Sonra, karanlığın içinde kayboldu. Rowan ise, yalnız başına tahtına döndü. Ebedi gece, onun krallığının başlangıcı olmuştu. Ama kalbinde, Lys'in son bakışı asla sönmeyecek bir ateş gibi yanıyordu.