Gümüş ışık birkaç saniye daha etrafımda döndü.
Sonra...
Söndü.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Ne olduğunu anlayamıyordum.
Az önce üzerime saldıran yaratık, salonun diğer ucunda hareketsiz yatıyordu. Gövdesinin çevresinde ince dumanlar yükseliyordu.
Profesör Darius yaratığın yanına gitti.
Asasını kaldırdı.
Yaratığa dokunmadan önce bir an durdu.
"Kimse yaklaşmasın."
Sesi normalden çok daha sertti.
Öğrenciler geri çekildi.
Ben hâlâ yerdeydim.
Kael yanıma geldi.
"İyi misin?"
Başımı kaldırdım.
"Ne yaptım ben?"
Cevap vermedi.
Bakışları boynumdaki kolyeye kaydı.
Kolye artık siyah değildi.
Taşın içinde ince gümüş damarlar oluşmuştu.
Kael'in yüzü gerildi.
"Vera..."
"Ne?"
"Bunu daha önce hiç yapmadın mı?"
"Ben büyü bile yapamıyorum."
"Az önce yaptığın şey büyü değildi."
"Öyleyse neydi?"
Kael cevap vermedi.
Tam o sırada yaratık tekrar hareket etti.
Herkes geri sıçradı.
Yaratığın başı yavaşça yukarı kalktı.
Kırmızı gözleri doğrudan bana çevrildi.
Ağzı olmamasına rağmen bir ses çıktı.
Tek bir kelime.
"Arden..."
Salon buz kesti.
Yaratık tekrar üzerime atılmak istedi.
Profesör Darius asasını kaldırdı.
Bu kez mavi bir ışık değil, neredeyse siyaha yakın bir enerji yaratığın gövdesini sardı.
Yaratık yere çakıldı.
Hareketsiz kaldı.
Darius bana baktı.
"Sen."
Parmağıyla beni işaret etti.
"Buraya gel."
Kael hemen araya girdi.
"Profesör..."
"Kael Morgen."
Darius'un sesi keskinleşti.
"Bir adım daha atarsan seni de dışarı gönderirim."
Kael sustu.
Ben yavaşça ayağa kalktım.
Darius'un yanına yürüdüm.
Yaratığın yanında durduğum anda kolyem tekrar ısındı.
Darius bunu fark etti.
Gözleri büyüdü.
"Demek gerçekten..."
Cümlesini tamamlamadı.
"Ne demek gerçekten?"
Darius cevap vermedi.
Müdür Alaric merdivenlerden aşağı indi.
Kalabalık iki yana açıldı.
Müdür yaratığa baktı.
Sonra bana.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
"Vera Arden."
"Efendim?"
"Bu gece odandan çıkmayacaksın."
"Ben..."
"Sözümü bitirmedim."
Sesi bütün salonu susturdu.
"Bu okulda gördüğün hiçbir şeyi kimseye anlatmayacaksın."
"Ya anlatırsam?"
Müdürün yüzündeki ifade değişti.
"Anlatırsan yalnızca kendini değil, burada bulunan herkesi tehlikeye atarsın."
İçimde bir öfke yükseldi.
"Ben hiçbir şey bilmiyorum!"
Sesim salonda yankılandı.
"Kim olduğumu bilmiyorum. Burada neden olduğumu bilmiyorum. Ormandaki şeylerin beni neden tanıdığını bilmiyorum. Herkes benden bir şey saklıyor ve sonra bana susmam gerektiğini söylüyor!"
Kimse konuşmadı.
Müdürün gözlerinde ilk kez kararsızlık gördüm.
Darius ona baktı.
İkisi arasında sessiz bir konuşma geçti sanki.
Sonunda Müdür Alaric başını eğdi.
"Henüz zamanı değil."
"Ne zaman olacak?"
"Uyandığında."
"Ne uyanacak?"
Müdür cevap vermedi.
Arkasını dönüp yürüdü.
Ben ise olduğu yerde kalakaldım.
Uyandığında.
Neyden bahsediyordu?
O gece yatakhaneye götürüldüğümde bütün okul benim hakkımda konuşuyordu.
Koridordan geçerken fısıltıları duyabiliyordum.
"Onu gördün mü?"
"Yaratığı tek başına durdurdu."
"Bir büyücü bile değildi."
"Belki de..."
Cümleler ben yaklaştığımda kesiliyordu.
Odamın kapısını açtığımda Mira ve Elin beni bekliyordu.
İkisinin de yüzünde aynı ifade vardı.
Korku.
Mira ayağa kalktı.
"Vera."
"İyiyim."
"Hayır."
Elin başını salladı.
"İyi değilsin."
Yatağın kenarına oturdum.
Ellerime baktım.
Hiçbir şey olmamış gibi görünüyordu.
"Ben ne olduğumu bilmiyorum."
Elin yanıma oturdu.
"Biz de bilmiyoruz."
"Yalan söyleme."
Elin sustu.
Mira pencereye doğru yürüdü.
Perdeyi kapattı.
Sonra sesini alçalttı.
"Bugün olan şey..."
"Onu daha önce gördüm."
İkisi de bana döndü.
"Ne?"
"Bir kitapta."
Elin dolabından eski, kalın bir kitap çıkardı.
Kapağında akademinin sembolü vardı.
Kitabı açtı.
Sayfaları hızlıca çevirdi.
Sonunda durdu.
Sayfada üç türün sembolü bulunuyordu.
Vampir.
Cadı.
Kurt adam.
Fakat onların altında...
Boş bırakılmış bir dördüncü sembol vardı.
Ortasında gümüş bir ay bulunan siyah bir halka.
Elin parmağını sembolün üzerine koydu.
"Bu sembolü biliyor musun?"
Başımı salladım.
"Hayır."
"Bu akademinin eski kayıtlarından."
"Ne yazıyor?"
Elin sayfanın altındaki yazıyı okudu.
"Kanı büyüyle değil, büyüyü kanıyla taşıyan soy."
Kalbim hızlandı.
"Ne demek bu?"
Elin gözlerini kaldırdı.
"Burada isim yazmıyor."
"Neden?"
"Çünkü..."
Sayfanın devamı yırtılmıştı.
"Birileri bunu bilerek çıkarmış."
O anda dışarıdan bir ses geldi.
Tık.
Üçümüz de sustuk.
Tık.
Bu kez daha netti.
Pencereden geliyordu.
Mira yavaşça perdeye yaklaştı.
"Kim var?"
Cevap yoktu.
Perdeyi bir anda açtı.
Pencerenin önünde...
Bir kuzgun duruyordu.
Ama sıradan bir kuzgun değildi.
Gözleri gümüş rengindeydi.
Pençesinde küçük bir kâğıt vardı.
Mira pencereyi açtı.
Kuzgun doğrudan bana baktı.
Sonra kâğıdı yere bıraktı.
Ve uçup gitti.
Kâğıdı açtım.
Tek bir cümle vardı.
"Onu durdurdun. Şimdi seni bulacaklar."
Altında ise bir sembol bulunuyordu.
Az önce kitapta gördüğümüz sembol.
Gümüş ay.
Siyah halka.
Ve tam ortasında...
Benim kolyemdeki taşın şekli.
Elin fısıldadı.
"Vera..."
"Ne?"
"Bu sembolün ne olduğunu biliyorum."
"Ne?"
Elin kitabı kapattı.
"Eski dilde buna İlkkan Mührü deniyor."
O anda kapının dışından ayak sesleri duyuldu.
Üçümüz de birbirimize baktık.
Ses yaklaşıyordu.
Bir...
İki...
Üç adım.
Sonra durdu.
Kapının altından ince bir gölge geçti.
Mira sessizce geri çekildi.
Elin elini kaldırdı.
Parmaklarının ucunda küçük bir ışık oluştu.
Kapı üç kez tıklatıldı.
Tak.
Tak.
Tak.
Sonra bir erkek sesi duyuldu.
"Vera."
Kael'di.
Kapıyı açtım.
Kael koridorda tek başına duruyordu.
Yüzü her zamankinden daha ciddiydi.
"Ne oldu?"
"Seninle konuşmam gerekiyor."
"Şimdi mi?"
"Evet."
"Neden?"
Kael koridorun sonuna baktı.
"Çünkü az önce Müdür'ün odasından çıktım."
"Ne öğrendin?"
Bir an sustu.
Sonra bana baktı.
"Lucien kaybolmadı."
İçim buz kesti.
"Ne?"
"Kaçırılmadı."
"Öyleyse nerede?"
Kael'in cevabı kısa oldu.
"Ormanda."
"Nasıl biliyorsun?"
"Çünkü..."
Cebinden küçük, kırmızı lekelerle kaplı bir kumaş parçası çıkardı.
Üzerinde bir arma vardı.
Blackwood ailesinin arması.
"Bu kumaşı ormanın girişindeki mühürde bulmuşlar."
"Lucien ormana mı girdi?"
Kael başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Öyleyse?"
"Birisi onu oraya götürdü."
"Kim?"
Kael'in bakışları üzerimde sabitlendi.
"Onu götüren şey..."
Bir an sustu.
"...senin bugün durdurduğun yaratıklarla aynı."
Koridorda soğuk bir rüzgâr esti.
Kael yaklaşarak sesini daha da alçalttı.
"Ve Vera..."
"Ne?"
"Lucien'ın odasında senin soyadın yazılıymış."
Kalbim duracak gibi oldu.
"Arden."
Kael ilk kez bana farklı bir şekilde baktı.
"Birisi senin peşinde."
"Kim?"
"Henüz bilmiyorum."
"Bulacağız."
Kael başını salladı.
"Hayır."
"Ne?"
"Ben bulacağım."
"Kael..."
"Sen bu gece odanda kal."
"Hayır."
Kael kaşlarını çattı.
"Vera."
"Bu benim hayatım."
Bir süre birbirimize baktık.
Sonunda Kael geri çekildi.
"Tamam."
"Tamam mı?"
"Tamam."
Sonra arkasını döndü.
Birkaç adım attıktan sonra durdu.
Başını hafifçe çevirdi.
"Ve Vera..."
"Evet?"
"Bu gece pencereyi açma."
"Neden?"
Kael'in yüzündeki ifade sertleşti.
"Çünkü ormandaki şeyler artık seni görebiliyor."
Koridorda yalnız kaldım.
Pencerenin dışından ise tek bir kuzgun sesi yükseldi.
Kraa...
Ve boynumdaki siyah taş yeniden parladı.
Bu kez...
İçinden bir ses geldi.
Fısıltı kadar hafifti.
Ama duyduğum kelime çok netti.
"Uyan."
_________________________________________
Evet burda bırakıyorum maalesef yazmaya tekrar başladığımda size duyurucamm öpüldünüz🫧🫰🏻