İçeriğe geç

Kuzey Yıldızı

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Kuzey Yıldızı

Bölüm 1

Yeni Başlangıçlar

Kuzey yıldızı olamayıp da, kuzey yıldızını arayanlara… Başkalarına yol gösterecekken kendi yolunu kaybedenlere… Hiç bir zaman ölmeyen âşıklara… Işığı sönmüş olan tüm kuzey yıldızlarına… BÖLÜM 1 “Kuzey yıldızı… Yol gösteren. Kaybolduğun zaman ona bakıp yolunu bulurdun. Peki, kuzey yıldızı kendini kaybetse ne olurdu? O kendini nasıl bulurdu? Işığı söner, bir daha hiç kimseye yol gösteremezdi. Bu hikâyedeki kuzey yıldızı benim… Başkalarına yol gösterirken kendimi kaybettim. Ve ışığım söndü sonra. Kimseye yol gösteremez oldum… Şimdi kendi kuzey yıldızımı bekliyorum. Bir gün gelir belki…” Evet, bu satırlar birkaç saat öncesine ait. Tumblr’da 1.000 beğeniyi geçmeden öncesine ait satırlar bunlar. Ve şu an şaşkınlıkla binin üzerinde olan o yazıma bakıyorum. Yorumlar da bini geçmiş. Sonra bir mesaj alıyorum en sevdiğim yayınevinin sahibinden. Hâyâli yayınevinin kurucusu Metin Aksoy’dan bir yeni mesaj. Hâyâli yayınevinin kurucusu Metin Aksoy’dan bir yeni mesaj! Ne! Gerçek miydi bu? Hemen bildirimin üzerine tıkladım. Mesajı okumaya başladım. “Selam düşlerinde kaybolan, ben Hâyâli yayınevinin kurucusu Metin Aksoy. Tumblr’da yazınla karşılaştım. Şunu söylemek isterim ki, şu ana kadar gördüğüm en etkileyici yazı buydu. Sen de izin verirsen, anlaşalım, böyle sözlerini bir kitapta toplayalım ve bir kitap çıkaralım. İster misin?” Ne yazacağımı bilemedim. Ama birkaç dakika sonra toparlanıp yazmaya başladım. “Selam Metin Bey, öncelikle sizden bu mesajı aldığım için çok mutlu olduğumu belirtmek isterim. İsteğinizi düşüneceğim. Teşekkürler…” Gönderiliyor… Gönderildi! Evet, gönderildi! Gördüklerime inanamıyordum. O sırada annemin adımı seslendiğini duydum. “Eflaz, yemek hazır!” Evet, ben Eflaz. Bu sene sınav senem. Ve merak ertmeyin, tembel biri değilim. Veya tek derdim oramı buramı açmak olan. Ben tek derdi akademik başarısı olan o kızlardanım. “Geliyorum anne!” Anneme biraz geç olsa da cevap verdim. Mutfağa indim ve yemeklere baktım. Biber kızartması, kızartılmış köfte, kızarmış patates… Masada bir ben yokum diyebilirdim. Tamam, biraz abarttım. Ben masaya otururken annem de içecekleri masaya ekliyordu. Sonrasında o da oturdu. “Bir an bana duyuldu atacaksın sandım!” dedi kahkaha atarak. Ben de kahkaha attım. Ben, diyorum çünkü babam bizi işi sebebiyle terk etti. Ne kadar saçma değil mi? Yemeğimizi yedikten sonra dersimin başına oturdum. Aralar verip gecelere kadar ders çalıştım. En son saat gece 00.00’dı. Tam pijamlarımı giymiş yatacakken Tumblr’dan bir mesaj bildirimi aldım. İlk baş sadece sesini duyduğum için yayınevinin sahibi sandım. Ama telefonumu açıp bakınca bu mesajın başkasından olduğunu anladım. “Selam, kuzey yıldızı…” Anlam veremeyerek mağmur gözlerle ekrana bakakaldım. “Bu kim be?” Sesimdeki yorgunluk ne kadar ders çalıştığını açık ediyordu. “Kimsin?” yazdım. Çünkü hayatımda çoğu insan benimle tanışmayı bana teklif etmişti ve hepsi tarafından ihanete uğramıştım. Şu an tek beni ihanete uğratmayan üç insan var. Kerim, Merve ve Ela. Çok bekletmeden cevap geldi. “Kim olduğum önemli mi?” “Önemli tabii ki. Şaka mısın sen?” “Hop. Sinirlenme. Kötü bir niyetim yok. Ben Emre. 18 yaşındayım. Rize’de yaşıyorum. Aslen Rizeli’yim yani… Şimdilik bunları bilsen yeter. Sen kendini tanıtmak ister misin?” “Hayır…” Sonra aklıma bir soru takıldı ve ona sordum. “Peki, Emre. Neden bana yazdın? Ve neden bana kuzey yıldızı diyorsun?” “Birincisi, yazdıkların çok güzeldi, bizzat yazanla tanışmak istedim. İkincisi ise sen kendi kuzey yıldızın olmadan bile parlıyorsun. Işık saçıyorsun. Ama farkında değilsin. Hayatın boyunca hep sevilmeye çalışmışsın ama hepsinden bir darbe almışsın ve aşka tövbe etmişsin. Sen asıl kuzey yıldızısın. İnan bana, kendi kuzey yıldızını bulamasan da sen hep parlayacaksın” Gözlerim ekrana takılı kaldı. Bunlar gerçekten yaşanıyor olabilir miydi? Emre denen bu çocuk bir insan sarrafı olabilir miydi? Kimdi bu Emre. Kimin nesiydi bilmiyordum ama bana çok iyi geleceğini biliyordum. “Teşekkür ederim. Ne diyeceğimi bilmiyorum.” “Bir şey demene gerek yok. Ruhunu dinliyorum…” Kalbimin aşırı derecede hızlı attığını hissettim o an. “Ne oluyor?” dedim. “Kim bu çocuk?” Mesajına bakıp çıktım. Ben de çıktım. Sonra yatağıma yattım ama bir türlü uyuyamadım. Aklım daha yeni tanıştığım, benden kaç kilometre uzakta olduğunu bilmediğim başka bir şehirdeydi. Bense İzmir’de yaşıyordum. Yatakta dönüp durana kadar saat 2 oldu. Bir ara uyuyakalmıştım. Sonrasında okula yarım saat kala uyandım. 12’ler serbest gidebildiği için üzerime siyah T-shirt’ümü giyip altıma taytımı giydim ve çantamı alıp evden çıktım. Annem uyuyor diye rahatsız etmemiştim bu yüzden mesaj yazdım. Mesajı gönderip Whatsapp’tan çıktım ve yürümeye devam ettim. Ben kaldırıma geçtiğimde telefonumun çalmaya başladığını duydum. Ve isme baktım. Deccal ex Gözlerimi devirdim ve telefonu sessize alıp yürümeye devam ettim. Sonunda okula vardığımda üçüncü kata çıktım ve sınıfıma girdim. O sırada beni Kerim ve Merve karşıladı. Merve saçlarını bu sene mora boyatmıştı. Kerim de esmerdi, uzun boyluydu. “Size anlatmam gereken bir şey var…” dedim. “Neymiş o?” dedi Merve kaşlarını çatarak. Onları kenara çektim ve son aramaları gösterdim. “Has…” dedi Merve. O sırada Kerim’in yüz kaslarının gerildiğini gördüm. Dişlerini sanki kıracakmışçasına güçlü sıktı. “Bu aptal yine seni mi arıyor?” dedi Kerim. “Onunla işimizin bittiğini sanmıştım.” Kerim geçen sene benden ayrılan eski sevgilim Oğuz’u hastanelik edecek kadar dövmüştü. Sebebi ise Oğuz’un bana onca şeyi yaptıktan sonra benimle tekrardan olmak istemesiydi. Kerim kafamı karıştırmıyor değildi. Ama kim kız arkadaşı için böyle bir şey yapmazdı ki? “He bir de…” dedim. “Bir de?” dedi Kerim. “Bana biri yazdı…” Kerim’in kaşları çatıldı. Kıvırcık saçlarını karıştırdı. “Kim yazdı?” dedi Merve. “Tumblr’dan Emre diye biri.” “Kimmiş bu Emre?” diye sordu Kerim. “Bilmiyorum ki. Bana da selam, kuzey yıldızı, dedi.” dedim. “Bu sorunlular neden hep seni buluyor?” “Bir beklesene, belki gerçekte öyle biri değildir. Nereden biliyorsun?” dedi Merve. Biz biraz kantine çıktık ve ben bir şeyler içtim, Kerim’le Merve de bir şeyler yediler. Öyle böyle diyerek ders saati geldi. İlk ders coğrafyaydı. Hocası güzel olmasa çekilmeyecek bir dersti. Ama coğrafya öğretmenimiz Şenay Hoca bu dersi eğlenceli hâle getiriyordu. Kapıdan girdiğim gibi hoca bana baktı ve “Kız sen neredeydin? Yine Tumblr’da bir şeyler mi yazıyordun yoksa?” dedi. Hep birlikte güldük. Sonra sıralarımıza oturduk üçümüz de. Birkaç dakika sonra kapı çaldı. İçeri Mert girdi. O benim herm sıra arkadaşım hem de en yakın erkek arkadaşımdı. O da geldi ve yanıma oturdu. “Bir an hiç gelmeyeceksin sandım.” dedim gülerek. “Abartma kız.” dedi ve ardından göz kırptı. Evet, Mert’le aramızda böyle bir dostluk vardı. Mert kıvırcık saçlı, daire gözlükleri olan bir çocuktu. Ders bitti. Diğer tüm dersleri de işledikten sonra evlerimize geri döndük. Eve geri döndüğümde annemin yanağına bir öpücük kondurdum ve odama kapandım. Ona selam vermeyi de unutmamıştım tabii. Dersimin başına oturmadan önce nedense Emre’yi merak ettim. Ama yine de kendimi tutacaktım. Çok istiyorsa o bana yazsın öyle değilmi? Ve evet, Tumblr’dan bir yeni mesaj… “Tekrar selam. Kuzey yıldızı…” Nedense içim mutltuluk ve umutla dolmuştu. “Selam Emre.” “Nasılsın?” “İyi, sen?” “Ben de iyi.” “Biliyor musun? Bazı kaplumbağalar kıçlarından nefes alabiliyormuş.” Ufak bir kahkaha patlattım. Bu çocuk bana gerçekten iyi geliyordu. “Hahahshahshahsh” yazdım hemen. O da randomuma karşılık verdi. “Konuşacak başka konu yok muydu gerçekten?” yazdım kahkahalarımın arkasından. “Bilmiyorum. Ben buna Emre Style diyorum.” Hafifçe güldüm. “Nelerden hoşlanırsın?” dedi sonra bana. “Ben… Şarkı söylemeyi çok seviyorum. Yazmayı da öyle. Bir de voleybol oynamayı. Peki, sen?” “Ben de piyano çalmayı seviyorum. Seninle güzel işler çıkartacağız gibime geliyor.” “Kim bilir? Belki bir gün…” Ardından Tumblr’dan çıktım. Dersime çalıştıktan sonra yemeğimi yedim, biraz kitap okudum ve sonra dişlerimi fırçalayıp, pijamalarımı giyip yatağıma kuruldum. O an yatarken aklıma Emre’nin söylediği sözler geldi. “Bir şey söylemene gerek yok, ruhunu dinliyorum…” Bir insan nasıl bir insanı görmeden, sadece yazdıklarıyla bu kadar tanıyabilirdi. Peki, ben. Neden kendimi sanki onunla daha önce tanışmış gibi hissediyordum ki? Bunları düşünerek uyuyakaldım. Selam, kuzey yıldızım. Ben biricik yazarın Zeynep Şeber. Bu satırlar sana... Hani o gökteki en parlak, en göz alıcı yıldıza. Parlaması için kimseye gerek duymayan o yıldıza. İşte o sensin… Kendini tanı. Şimdi, yanında ayna varsa aynaya bak, yüzünü elle, gözlerine dokun. Dudaklarınla en sevdiğin şarkıyı mırıldan. Aslında bir şeyi değerli kılan bizlerizdir. Bir şarkı başka dudaklarda hayat bulduğunda anlam kazanır. Yazılan bir roman okundukça daha değerli olur. Çünkü onları okuyan, o şarkıları dinleyen değerlidir. Ve sen… Sen çok değerlisin. Bunu hiçbir zaman unutma. Sen bir bataklıkta doğmuş lotus çiçeği gibisin. İyi ki bu satırları sen okuyorsun. Bu satırlar seninle anlam kazanacak. Bunu hiçbir zaman unutma… Şimdi, bu hikayeye devam et.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.