Volkov'un Moskova meydanındaki o kanlı infazının üzerinden tam altı ay geçmişti. Kuzey ve Baran, Volkov'un şahsi arşivinden çıkardıkları o gizli dosyanın, yani dünyayı perde arkasından yöneten "Konsey"in izini sürmek için Rusya'nın yeraltı dünyasında derinlere inmişti. Artık sadece bir barona karşı değil, doğrudan devletlerin ve devasa finans ağlarının arkasındaki o görünmez devlere karşı savaşıyorlardı.
Moskova'nın çetin kışının yerini puslu, kasvetli bir bahar havasına bıraktığı günlerde, Kuzey ve Baran şehrin sanayi bölgesindeki yeni sığınaklarında Konsey'in Rusya ayağını yöneten "Petrov" isimli bir adamı takibe almıştı.
Baran, sistem üzerinden Petrov'un güvenliğini incelerken bir gariplik fark etti. Kulaklığı düzeltip yan koltukta görsel 'deki o keskin, yara izli bakışlarıyla haritayı inceleyen Kuzey'e döndü: "Kuzey, bir sorunumuz var. Petrov’un koruma ağını hacklemeye çalışıyordum ama sisteme benden önce sızan başka biri var. Hem de çok profesyonelce... Sanki içeriden biri Petrov’u avlamak için zemin hazırlıyor."
Kuzey, elindeki silahın şarjörünü takarken gözlerini ekrana çevirdi. "Bizden başka kimin Petrov’la hesabı olabilir ki? Oraya gidip bizzat görmemiz gerekecek."
Aynı gece Petrov, Moskova nehrinin kenarındaki korunaklı bir depoda adamlarıyla buluştuğunda, Kuzey ve Baran deponun üst katındaki iskelelerde yerlerini almıştı. Ancak tam operasyona başlayacakları sırada, deponun çatısındaki dev camlar büyük bir gürültüyle aşağı indi!
Karanlığın içinden, üzerinde siyah Rus askeri taktik montu olan, genç, yapılı ve gözlerinde en az Kuzey kadar büyük bir öfke barındıran biri fırladı. Bu Dimitri’ydi. Dimitri, çift susturuculu silahıyla Petrov'un adamlarını saniyeler içinde yere sererken, hareketlerindeki o profesyonellik ve intikam hırsı Kuzey’e doğrudan kendi tarzını hatırlattı.
Petrov panikle arka kapıya doğru kaçmaya çalışırken, Dimitri onun önüne kesti ve Rusça feryat etti: "Babam Gregori'yi o konsey masasında harcarken arkana bakmıyordun Petrov! Şimdi o masanın hesabını bana vereceksin!"
Tam o sırada, deponun gizli bölmesinden çıkan 4 ağır silahlı koruma Dimitri’yi arkasından kıstırdı. Dimitri namluların ona döndüğünü fark ettiğinde artık çok geçti.
Ama unuttuğu bir şey vardı: O depoda sadece kendisi yoktu.
GÜM! GÜM!
Kuzey, üst iskeleden aşağıya bir aslan gibi atlayarak Dimitri’yi arkalayan korumaları havada avladı. Baran da deponun elektrik sistemini sabote edip projektörleri kör edici bir flaş moduna alarak kalan adamların görüşünü kapattı. Kuzey ve Dimitri, birbirlerini hiç tanımamalarına rağmen, saniyeler içinde sırt sırta vererek Petrov'un kalan tüm ordusunu deponun zeminine serdiler.
Ortalık sakinleştiğinde, Petrov çoktan bir bota binip nehir üzerinden kaçmıştı.
Dimitri, elindeki silahı yavaşça Kuzey’e doğru doğrulttu. Nefes nefeseydi. Yüzündeki öfke ve görsel 'deki Kuzey'in o intikam ateşiyle parlayan gözleri havada çarpıştı. "Kimsiniz siz? Benim avımın ortasına neden daldınız?" diye sordu sert bir Rus aksanıyla.
Kuzey silahını indirip kapüşonunu arkaya attı. Yüzündeki o meşhur yara izini göstererek sakin ama buz gibi bir sesle konuştu: "Biz Volkov’u o çamurlu meydana gömen adamlarız. Ve senin aradığın o konsey, 15 yıl önce bizim de babalarımızı yok etti."
Dimitri duydukları karşısında şok içinde silahını yavaşça indirdi. Gözlerindeki o yalnız, intikam peşinde koşan çocuğun bakışı yerini bir şaşkınlığa bıraktı. "Eren ve Bilal’in oğulları..." diye mırıldandı. "Babam Gregori, ölmeden önce bana o iki ajanın hikayesini anlatmıştı. Konseyin onları nasıl oyuna getirdiğini..."
Baran yukarıdan bilgisayarıyla inerek ikisinin yanına geldi ve elini Dimitri’nin omzuna koydu: "Görünen o ki yaramız da, düşmanımız da aynı Dimitri. Tek başına o konseyi yıkamazsın. Ama kurt ve aslanın yanına bir Rus ayısı eklenirse... İşte o zaman o konsey masasını başlarına yıkarız."
Dimitri, elini uzatıp Kuzey'in ve Baran'ın elini sıkıca kavradı. Moskova’nın o karanlık nehir kıyısında, iki kardeşin yanına şimdi canını ortaya koyacak, aynı acıyı paylaşan üçüncü bir can dost katılmıştı.
Üç yetim, tek bir yemin... Konsey için kabus asıl şimdi başlıyordu!