Moskova, üzerine çöken gri bulutlar ve aralıksız yağan karla adeta bir hayalet şehri andırıyordu. Kuzey ve Baran, şehrin göbeğinde, Volkov’un yüksek korumalı malikanesini doğrudan gören eski, terk edilmiş bir kule dairesine yerleşmişlerdi.
Baran, jeneratörden aldığı elektrikle çalışan üç büyük monitörün karşısında, gözünü bile kırpmadan Volkov'un malikanesinin etrafındaki askeri hareketliliği izliyordu. Telsiz ağlarını dinlerken yüzü gerildi, kulaklığını çıkarıp Kuzey’e döndü: "Kuzey, istasyon patlamasından sonra Volkov tamamen delirmiş. Moskova'daki tüm adamlarını malikaneye yığmış. İçeride adeta küçük bir ordu var. Termal kameralar, hareket sensörleri, her köşe başında bir keskin nişancı... Dümdüz içeri sızmamız imkansız."
Kuzey, görsel 1000020963.png'deki o intikam ateşiyle yanan gözlerini doğrudan Volkov'un malikanesinin pencerelerine dikmişti. Yüzündeki yara izi, odadaki loş ışıkta daha da belirginleşiyordu. Elindeki babasından kalma efsanevi bıçağı masaya sapladı: "Büyük kaleler dışarıdan yıkılmaz Baran, içeriden çökertilir. Volkov’un en büyük gücü ne? Para ve korku. Ama adamları artık ondan daha çok bizden korkuyor. O ordunun içinde elbet bir çatlak bulacağız."
Baran klavyede birkaç hızlı hamle yaptı ve ekrana Volkov'un güvenlik şefi olan "Volkov'un Gölgesi" lakaplı Aleksei'nin profilini getirdi. "Aleksei... 15 yıl önceki o kanlı meydanda babalarımızın etrafını saran adamlardan biriydi. Volkov’a sadık gibi görünüyor ama gizli hesaplarını incelediğimde Volkov’dan gizli milyonlarca euroyu İsviçre bankalarına kaçırdığını fark ettim. Volkov bunu öğrenirse Aleksei’nin derisini yüzer."
Kuzey hafifçe gülümsedi; bu gülüş, babası Eren'in operasyon öncesi o ölümcül gülüşünün aynısıydı. "İşte aradığımız çatlak. Aleksei'ye küçük bir ziyaret düzenleyeceğiz."
Aynı gece, Aleksei malikaneden çıkıp lüks aracıyla Moskova’nın tenha yollarından birinde ilerlerken, Baran uzaktan erişimle aracın tüm elektronik sistemini ve frenlerini kilitledi. Araba büyük bir savrulmayla yol kenarındaki karlık alanda durdu. Aleksei ne olduğunu anlamadan korumaları vuruldu ve kapı hızla açıldı. Karanlığın içinden fırlayan Kuzey, Aleksei'yi yakasından tuttuğu gibi dışarı fırlattı.
Kuzey, adamı karların üzerine yatırıp dizini göğsüne bastırdı. Bıçağının ucunu Aleksei’nin tam gözünün altına yerleştirdi.
"Kimsin sen?!" diye bağırdı Aleksei dondurucu soğukta nefes nefese.
Kuzey, görsel deki o korkusuz ve buz gibi bakışlarını adamın gözlerine dikti: "Ben, 15 yıl önce o çamurlu meydanda sırtından vurulmasına göz yumduğun Eren’in oğlum. Yanımdaki gölge de Bilal’in oğlu. Babalarımızın hesabını sormaya geldik."
Aleksei’nin gözleri korkudan fal taşı gibi açıldı. Karşısında yaşayan iki hayalet duruyordu sanki.
Kuzey bıçağı biraz daha bastırdı: "İsviçre’deki gizli hesaplarının dökümü şu an elimizde. Ya yarın gece Volkov’un malikanesinin arka kapısının güvenlik kodlarını ve kameralarını bize açarsın ya da bu dökümleri doğrudan Volkov’a gönderirim. Sence Volkov seni ne kadar sürede yok eder?"
Aleksei, ölümle burun buruna geldiğini anlayarak titreyen sesiyle fısıldadı: "Tamam... Tamam, ne istiyorsanız yapacağım. Yarın gece saat 02:00'de arka bahçe kapısındaki tüm kameralar 5 dakikalığına kör noktada kalacak. İçeri girmeniz için yolu açacağım."
Kuzey ayağa kalktı, adamı karların ortasında bırakıp Baran’ın beklediği araca doğru yürüdü. Arabaya bindiğinde telsizden Moskova’nın o dondurucu sessizliğine doğru konuştu:
"Baran, kaledeki çatlağı bulduk. Yarın gece o kapıdan içeri girdiğimizde, 15 yıllık bu karanlık hikaye başladığı yerde, o kanlı meydanda son bulacak."